Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 10 (2 Kayıtlı ve 8 Misafir) bulunmaktadır.
yalankoli.jpgBaşlığa bakıp da aldanmayın. Başlıktaki önermeden, etiğin ahlakla uzaktan yakından alakası olmadığı sonucu çıkmaz. Ya da bu demek değil ki kitaplardaki etik, ahlaken gözardı edilebilir. Çok ifade edilen şekliyle etik, bildiğimiz ahlaki ölçülerden kendini yalıtmaya çalışan, işine gelmediği için toplumun ahlaki normlarından soyutlanan insani kişiliklerin sığındığı mezbeleliktir. Ama aslen ve özü itibariyle etik de ahlaki bir değer ifade eder.
Aslında konumuz bu değil. Ama başlıktaki ifadeyi yazıya serlevha yaptıktan sonra bu açıklamayı yapmadan geçemedim.
Evet, benim asıl değinmek istediğim konu, yazmak, söylemek ve fakat yapmamak üzerine. Yani kadim ve vazgeçilmez huy olan yalan ve riyakarlık...
Aldatmak ve aldatılmak bugün de dün olduğu gibi çok tartışılır. Can yakıcı vasfı nedeniyle unutulmaz. Pek çok insanın yalandan ve riyadan çekmişliği vardır. Hatta yalandan ve riyadan usanmasına, kendisi de çok çekmiş olmasına rağmen, başkalarına ve çevresine de çektirmeye devam edenlerimiz vardır, insanoğlu tayfası olarak.
İnsan yalandan hangi sebeple vazgeçmez?
Şöyle bir durup düşününce birkaç sebep geliyor aklımıza. Kitabi olmamasına özen göstererek (!) bu birkaç maddeyi sıralayalım isterseniz.
YALAN;
- gerçeği açıklamaktan kolaydır. (Gerçek iki taraf için de, açıklayan ve açıklanan, yakıcıdır.)
- ortaya çıkmadığı sürece gururu okşar. (Hayal dünyandaki gibi bir 'sen' - ego oluşturabilir, karşındakini hayrete düşürebilirsin.
- sayesinde karşındakini oyalayabilir, ulaşmak istediğin zımni ve menfi sonuç için zaman kazanabilirsin.
Yalan, tabii ki ve herşeyden önce çıkarlarımıza hizmet eder. Çıkarımız her ne ise o uğurda emrimize amade olur. Sonucunu düşünmeden attığımız her adımın arkasından bir yalan dikilir karşımıza: "Ben seninim" der.
İşte burada Hz. Mevlana:
"Şunu bil ki, ağızdan, dilden ansızın çıkan söz, yaydan fırlamış ok gibidir. Ey oğul, o ok bir daha geri dönmez; suyu baştan kesmek gerek. Selin başlangıçta başı bağlanmaz, önü çevrilmezse, bütün dünyayı tutar; birçok yerleri yıkarsa buna şaşılmaz"¹ diyor.
Ne güzel söylüyor. Yalan dünyayı sarmadı mı? Herkes birbirine yalan söylemiyor mu? Bu yalanlardan herkesin bir çıkarı yok mu? Ne kadar iyi ve kaliteli yalan söyler, ne kadar nitelikli riyakarlık yaparsan, merteben o kadar fazla yükselmiyor mu? Her yalan söyleyen nefsine cila çekmiyor mu, gururunu okşamıyor mu?
Ne kadar da gafiliz, biz insanoğlu tayfası!
Hep başkalarına söyleriz de kendi nefsimize sırtımızı döneriz.
Bizim dışımızdakiler hep yalancıdır, riyakardır da bizim ağzımızdan bir kere bile yalan çıkmamıştır.
Öyle değil mi?
Biz hiç yalan söyler miyiz!
Ne demezsiniz...
Belki de en büyük yalancı biziz. (bildiklerimizi dikkate alırsak)
Öyle demiyor mu Efendimiz (sav) "İnsanlar helak olur, ancak bilenler kurtulur. Bilenler de helak olur, ancak bildiklerini yaşayanlar kurtulur. Bildiklerini yaşayanlar da helak olur, ancak ihlaslı olanlar kurtulur. İhlaslı olanlar da her an onu kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar."² "Konuşan yalnız hakikattir."³
Düşünelim ve bilelim ki, keser döner sap döner; gün gelir hesap döner. Biz ne söylersek söyleyelim, ne yaparsak yapalım, Allah'ın da bir hesabı mutlaka vardır.
"Ayna ile terazi, birisi incinecek yahut utanacak diye doğru söylemekten sakınır mı? Susar mı? Ayna ile terazi, öyle kadri yüce ve doğru mihenk yerleridir ki, sen onlara iki yüz sene hizmet etsen, sonra aynaya desen ki: 'Ben sana bu kadar sene hizmet ettim, hatırım için beni çirkin gösterme.'; teraziye de desen ki, 'Yalvarırım sana; fazla tart, eksiğimi açığa vurma.' Onlar sana cevap verir de derler ki: 'Zavallı, herkesi kendine güldürme, alemi kendine maskara etme.' Ayna ile terazi hile bilmezler, yalan söylemezler. Doğruluktan ayrılmayan ayna ile terazi derler ki: 'Allah, gerçeklerin bizim vasıtamızla tanınması, anlaşılabilmesi için kadrimizi yüceltti, bizi bu işte görevlendirdi. Bu doğruluğumuz olmasaydı, gerçeği olduğu gibi ortaya koymasaydık bizim ne değerimiz kalırdı? İyilerin, güzellerin yüzlerini nasıl görür, nasıl gösterebilirdik?'"4
¹Mesnevi Tercümesi 1-2, Şefik Can, Ötüken ² İhlas Risaleleri, Bediüzzaman Said Nursi, YeniAsya Neşriyat ³ Lemalar, Bediüzzaman Said Nursi
[size="1"]4 age
__________________
Kendini Bil
Konu ferman23 tarafından (13.11.2007 Saat 09:22 ) değiştirilmiştir..