Hased, hırs, kin beslemek, riya, nifak, cimrilik, ayıp araştırmak gibi kalbdeki fena huylar toplumun samimiyetini bozar. Bunlardan sakınmakla sevinin, bir ana ve babadan kardeş gibi olunuz. Kardeş kardeşinin, malını namusunu, ırzını, haysiyet ve şerefini korumak mecburiyetindedir. Mademki müminler bir tek vücut gibi birbirine kardeştir, o halde “ Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulm edemez, onu yardımsız bırakıp zelil de edemez, tahkir edemez.” Musibet, darlık, yoksulluk, hizmet anlarında ona yardım eder. Gaybında da şeref ve haysiyetini korur. Hatta tüm dualarında ve hayırlarında kardeşini ortak yapar, dünyadaki borcunu verir yahut ona zekatını verir, davasına koşar, hülasa her ihtiyacını görmeye çalışır. Müslüman müslümanın şeref ve haysiyetiyle oynayamaz ve ona hıyanet de edemez. Sonra Nebiyi Muhterem parmaklarını göğsüne döndürürp “ takva buradadır” diye üç kere bu cümleyi tekrar ettilert. Takva; bilfiil azaları haramdan sakındırmak ve emirleri yerine getirmekte kullanmaktır. Ancak, takvanın başlangıcı kalbden olur. Bütün fenalıkların düşünülmesi takvaya engel olur. Klab fena hastalıkların düşüncesinden temizlenirse beden kendiliğinden takva sahibi olur.
Bugünde Müslümanları tefrikaya düşüren, yukarıdaki hadisi şerifte belirtilen ve yasak edilen fena huyların kıvılcımlarıdır. Çünkü kalb kapalı bir kavanoz ise, el, göz, kulak gibi diğer azalar da o kavanozun musluklarıdır. Açıldığında şerbet akarsa, kavanoz gibi kalbde fena huyları yoktur demektir. Şarab akarsa, kalbim temizdir şeklindeki iddia yine o şarabın sarhoşluğundadır. “Bir müslümanın her şeyi, malı, ırzı, namusu, kanı haramdır.” Bunlar heder edilemez.
Sadreddinî Konevî; sabah ve akşamlanırken kalbi Allah Teâlâ’nın emri dışında başka bir şeyle uğraştırmamak takvanın özüdür. Binaenaleyh dışdaki azalardan daha fazla kalbi zabtetmek gerekir, demiştir.
Molla Cami (Kuddise sirruh): Ey Sıddıkiye sâlikleri! İnsanı takva şerefinden düşüren altı haslettir. Bunları terk etmekle insan takva minaresinin şerefiyesine çıkar.
a)Hırs ve hased,
b)Kibir ve ucub,
c)Riya ve riyaset,
Bunlar şöhret arzularını da kalbe getirir, ameli iptal eder, imanı zayıflatır,
d)Gıybet ve haber dolaştırmak,
e)Haseb ve neseble iftahar etmek ve bu arzulardan dolayı,
f)Tecessüs ve buğuzlaşmaktır, buyurmuştur.
Sukut, kanaat, şerri sarfı nazar etmek,halkın ayıplarını araştırmamak, daha doğrusu fıkıh ilmini tatbik etmek, kalbi tedavi ettikten sonra yüzünü Allah Teâlâ’nın tecelliyesine çevirir. Bilnetice kalbi ölünceye kadar tasfiye olunmayan, olmadı ise sekaretta, olmadı ise kabirde, olmadı ise haşirde, olmadı ise Cehennem ateşi ile tasfiye olunacak ondan sonra imanlılar tertemiz olarak Cennete girecektir. Şu halde henüz daha dünyada iken fırsatı kaçırmadan kalbimizi tasfıye etmeyiz.
EDEBLE VARIŞ LÜTUFLA DÖNÜŞ, syf:98
DiLARA YAYINLARI