Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 56 (4 Kayıtlı ve 52 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Bana kusurlarımı söyleyen kimseye Allah rahmet etsin...
Hazret-i Ömer (r.a.): 'Bana kusurlarımı söyleyen kimseye Allah rahmet etsin.' derdi...
Ve bizzat kendisi Selmân'a, kendi kusurlarından sorardı. Bir def'a huzûruna geldiğinde:
- Söyle bakayım, aleyhimde neler duydun? diye sordu. Selmân:
- Öyle şey olur mu? diye özür diledi. Fakat Ömer ısrâr edince, Selmân:
- Evet, sofrada iki çeşit yemek bulundurduğun ve birini gece, diğerini gündüz yediğin, üstelik iki kat elbisenizin olduğu dedikodusu vardır, dedi. Hz. Ömer:
- Onları terk ettim, başka birşey duydun mu? diye sordu. Selmân:
- Hayır, başka birşey duymadım, dedi.
Yine Hz. Ömer (r.a.) Huzeyfe'ye:
- Sen münâfıkar hakkında Resûl-i Ekrem'in sırdaşı idin, bende nifak alâmetlerinden (belirtilerinden) birşey var mı? diye sordu.
O, bütün azamet, celâdet ve yüksek mevki'i karşısında kendini böyle töhmet altında bulundururdu. Allah Ondan râzı olsun. Aklı daha çok ve mevki'i daha üstün olan herkes kendini daha az beğenir ve daha çok hor görür.
Ne yazık ki, böyle bir adam bulmak da güçleşmiştir. Dalkavukluğu terkedip, kusurları olduğu gibi haber veren, cekememezlikten kurtulupta mübalâğa etmeyen kimse pek az bulunur. Gördüğün dostların ya hasûddur, çekemezler veyâ bir garazları var; kusûr olmayan şeyi kusur göstermeğe çalışırlar, yâhud dalkavukluk yapar ve senin bir çok kusurlarını gizlerler. Bunun için, yâni gerçek dost bulamadığı için Dâvûd-ı Tâî uzleti tercih etmişti. Kendisine, niçin insanlar arasına katılmadığı sorulduğunda;
- Kusurlarımı benden gizleyen insanlar arasında ne işim var? derdi...
__________________ Elbet birgün bende gireceğim o karanlık odaya..
Başkalarının ikâzı ile kusurlarından vazgeçmek, dindarların en büyük arzûlarındandır. Nihâyet iş, bizim gibilerin derekesine düştü de bizim en büyük düşmânımız, bize kusurlarımızı söyleyip bizlere nasîhatte bulunan kimseler oldu. Korkarım ki, bu hâl, iman zayıflığından meydâna gelmiştir. Zirâ kötü huylar, zehirleyici yılan ve akrepler gibidir.
Biri paltomuzda akrep olduğunu bize haber verse, doğru mu söylüyor, yalan mı söylüyor bakmadan ve akrebin nerede olduğunu araştırmadan, akrebin tehlikesinden kurtulmak için, hemen paltoyu sıyırır, adama teşekkür eder ve ondan sonra öldürmek için akrebi aramaya koyuluruz.
Halbuki akrebin zararı bedene sirâyet eder ve nihâyet birkaç gün devâm eder. Kötü ahlâkın zararı ise kalbe ve rûhadır. Bu da öldükten sonra devâm edip gider. Ya uzun yıllar devâm eder, veyâ acı ve sancısının hiç ardı arası gelmez. Vaziyet bu merkezde iken kötü hâllerimizi bize haber verdiler diye sevinmeyiz, haber verene teşekkür etmeyiz, kötü huyların izâlesi ile uğraşmayız. Belki bizde karşılıklı olarak adama nasîhat etmeğe kalkışırız ve deriz ki;
- Sen de şöyle böyle yapıp durduğun hâlde bize öğüt mü veriyorsun?
Onun nasîhatinden istifâde edecek yerde adama husûmet göstermeğe başarız. Bu hâl, çok günahların neticesi olarak kalb katılığından meydâna geldiğinden şüphe yoktur. Daha doğrusu iman zayıflığından meydâna gelir.
Kaynak: İhyâ-u Ulûmi'd-dîn - İmam-ı Gazâlî
__________________ Elbet birgün bende gireceğim o karanlık odaya..
Biri paltomuzda akrep olduğunu bize haber verse, doğru mu söylüyor, yalan mı söylüyor bakmadan ve akrebin nerede olduğunu araştırmadan, akrebin tehlikesinden kurtulmak için, hemen paltoyu sıyırır, adama teşekkür eder ve ondan sonra öldürmek için akrebi aramaya koyuluruz.
Halbuki akrebin zararı bedene sirâyet eder ve nihâyet birkaç gün devâm eder.
Kötü ahlâkın zararı ise kalbe ve rûhadır.
Bu da öldükten sonra devâm edip gider.
Ya uzun yıllar devâm eder, veyâ acı ve sancısının hiç ardı arası gelmez.
Böyledir evet ama işte insan o olgunlukta olamıyor her zaman..
Bazen de söylemesini bilmiyor belki karşıdaki..İhlaslı söyleyemiyor..Yoksa kim istemez daim mustaqim olmayı