Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 68 (14 Kayıtlı ve 54 Misafir) bulunmaktadır.
Bu husûsta Server-i Âlem Efendimiz'in gösterdiği titzlik, şu hâdisede de açıkça görülmektedir:
Müslümanların Hayber'e gitmek üzere hazırlanmaları, Peygamberimiz'le anlaşmalı bulunan Medine yahûdilerini çok kaygılandırdı ve harekete geçirdi. Bunlar Efendimiz'in Kaynuka, Nadîr ve Kurayza yahûdilerini mağlûb ettiği gibi, Hayber yahûdilerini de tesirsiz hâle getireceğini anladılar. Bu arada Müslümanlarda az çok alacağı olup da onların yakasına sarılmayan hiçbir yahûdi kalmadı.
Yahûdi Ebû Şahm'ın, Abdullah bin Ebi Hadred'de beş dirhem alacağı vardı. Abdullâh âilesi için bu yahûdiden arpa satın almıştı. Ebû Şahm yakasına sarılınca o:
– Bana biraz mühlet ver. İnşaallâh borcumu ödeyeceğim. Çünkü yüce Allah, Peygamberine Hayber ganîmetini va'detti. Ey Ebû Şahm! Biz Hicaz'ın yiyecek ve servetçe en zengin şehrine gidiyoruz, dedi. Ebû Şahm'ın kıskançlığı ve azgınlığı kabardı:
– Sen Hayber yahûdilerini önceden savaştığınız Araplar gibi mi sanıyorsun? Tevrat üzerine yemin ederim ki orada savaşçı on bin kişi vardır, dedi. Abdullah:
– Ey Allah'ın düşmanı! Sen bizim himâyemiz altında bulunuyorsun. Vallâhi, seni Rasûlullâh'ın huzûruna çıkaracağım, dedi ve onu tutup Efendimiz 'in huzûruna getirdi:
– Ya Rasûlallâh! Bu yahûdi ne söylüyor dinle! diyerek Ebû Şahm'ın söylediklerini haber verdi. Rasûlullâh Efendimiz sustu, hiçbir şey söylemedi. Yalnız dudaklarının kımıldadığı görüldü. Fakat ne söylediği işitilemedi. Yahûdi:
– Ey Ebu'l-Kâsım! Bu bana haksızlık etti, borcunu ödemedi, dedi. Allah Rasûlü Abdullah'a:
“– Ver şunun hakkını!” buyurdu. Abdullah:
– Seni hak peygamber olarak gönderen Allâh'a yemin ederim ki onu ödeyecek güçte değilim! dedi. Peygamberimiz tekrar:
“– Ver şunun hakkını!” buyurdu. Abdullah:
– Varlığım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, onu ödeyecek güçte değilim. Senin bizi Hayber'e götüreceğini, bize Hayber ganîmetinden bir şeyler düşeceğini umduğumu ve dönünce borcumu ödeyeceğimi kendisine söyledim! dedi. Efendimiz üçüncü kez :
“– Ver şunun hakkını!” buyurdu. Bunun üzerine Abdullah kalkıp çarşıya gitti. Sırtındaki ridâsını çıkardı, sarığına büründü ve yahûdiye:
– Şu elbisemi benden satın al! dedi. Yahûdi onu dört dirheme satın aldı. Abdullah kalan borcunu da bulup ödedi . (İbn-i Hanbel, III, 423; Vâkıdî, II, 634-635)
Hayâtının her safhasında bu titizlik ve adâleti gösteren Rasûl-i Ekrem Efendimiz, vefatına yakın zamanlarda da ashâbına son tavsiyelerini yaparken önemine binâen yine bu noktaya temas etmiştir:
“Nihâyet ben de bir insanım! Aranızdan bâzı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir. Ben kimin malından bir şey almışsam, işte malım gelsin alsın! İyi biliniz ki, benim katımda en sevimli olanınız, varsa hakkını benden alan veya hakkını bana helâl eden kişidir. Zîrâ Rabbime, ancak bu sâyede helâlleşmiş olarak ve gönül rahatlığı ile kavuşmam mümkün olacaktır!
Hiç kimse «Resûlullâh'ın kin ve düşmanlık beslemesinden korkarım!» diyemez! İyi biliniz ki, kin ve düşmanlık beslemek asla benim huyum değildir! Ben aranızda durup bu sözümü tekrarlamaktan kendimi müstağni görmüyorum!” buyurduktan sonra sözlerini tekrarladı. Bunun üzerine bir adam ayağa kalkıp:
– Senden bir kimse istekte bulununca, ona üç dirhem vermemi emretmiştin, ben de vermiştim, dedi. Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
“ – Doğru söylüyorsundur! Ey Fadl bin Abbas, buna üç dirhem ver!” buyurdu. Sonra şöyle devam etti:
“Allâhım! Ben ancak bir insanım! Müslümanlardan kime ağır bir söz söylemiş veya bir kamçı vurmuşsam, sen bunu onun hakkında temizliğe, ecre ve rahmete vesile kıl!” (İbn-i Hanbel, III, 400)
“Allâh'ım! Ben hangi mü'mine ağır bir söz söylemişsem, o sözümü kıyâmet gününde kendisi için, sana yakınlık vesilesi kıl!” diye duâ etti. (Buhârî, Deavât, 34) Sonra da:
“Ey insanlar! Kimin üzerine geçmiş bir hak varsa, onu hemen ödesin, dünyâda rüsvâ olurum demesin! İyi biliniz ki dünyâ rüsvâlığı âhiret rüsvâlığından çok hafiftir” buyurdu. (İbn-i Sa'd, II, 255; Taberi, Tarih, III, 191)
Üsve-i hasene olan Fahr-i Kâinât Efendimiz'e itaat ve ittibâ ile memûr olan her Müslümanın, kul hakkına riâyet husûsunda dikkatli olması ve kıyâmet günü “Onlar senden sonra ne günâhlar işlediler!” denilerek, Kevser havuzunun başında, Habîb-i Ekrem'in yakınlığından mahrum kalmamak için gayret etmesi zarûrîdir. Buna muvaffak olmak için de, eldeki imkân ve fırsatları iyi değerlendirmek lâzımdır.
__________________
...Allâhumme eınnî alâ zikrike ve şukrike ve husni ibâdetik...