7 Cemaziye'l-Evvel 1429
12 Mayıs 2008, Pazartesi
7 Cemaziye'l-Evvel 1429
12 Mayıs 2008, Pazartesi
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 45,56%
yaz: 17,78%
sonbahar: 25,56%
kış: 11,11%
Katılımcı sayısı: 90. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 5 (2 Kayıtlı ve 3 Misafir) bulunmaktadır.

Online  acizbiryolcu83, DuaLar


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

İncİler Maİl Grubu





Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Ahlak » Kul hakkına verilen ehemmiyet
Cevapla
 
Seçenekler
adıdeğmez
 
hafsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 1.203


 
Teşekkür etti: 8.141
Teşekkür aldı: 1.122 konuda 3.706 kere
Kul hakkına verilen ehemmiyet

Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem'in kul hakkına verdiği ehemmiyet



“Kıyâmet günü kişi kardeşinden,
anasından, babasından, hanım
ve çocuklarından kaçar.”


Abese 80/34-36


Kul hakkını ihlâl, Allâh Teâlâ'nın, engin af ve merhametinin hudutları dışına çıkardığı büyük günâhlardan biridir. Cenab-ı Hak, kul hakkını bağışlayıp bağışlamamayı, haksızlığa uğrayan kuluna bırakmıştır. Her hâliyle beşeriyete numûne olan Kâinâtın Efendisi, Allâh Teâlâ'nın huzûruna kul hakkıyla çıkmamak için, fevkalâde titizlik göstermiş ve pek güzel örnek davranışlar sergilemiştir. Bunlardan birisini Ebû Zür'a -radıyallâhu anh- şöyle anlatır:

“Seyyidü'l-Mürselîn Efendimiz, Tâif seferi sırasında, Karn-ı Menâzil'den ayrılırken hayvanına binmek istediği zaman devesi Kasvâ'yı hazırladım. Kasvâ'nın yularını elimde tuttum, üzerine binince de kendisine verdim ve terkisine bindim. Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- yürütmek için devenin arkasına kamçı ile vuruyor, her vuruşunda kamçı bana da değiyordu. Sonra bana dönüp:

«– Yoksa kamçı sana da mı değiyor?» diye sordu.

– Evet, anam babam sana fedâ olsun! dedim.

Ci'raneye inince bir köşede davarlar bulunuyordu. Ganîmet mallarının başındaki memûrdan onlar hakkında bir şeyler sordu. Memûr da sorulan şeyler hakkında bilgi verdi. Bundan sonra Rasûlullâh:

«– Ebû Zür'a nerede?» diye seslendi.

– İşte buradayım! dedim.

«– Şu davarları al! Akşamleyin sana değen kamçılara karşılık!» buyurdu.
Saydığımda, o davarların yüz yirmi tâne olduğunu gördüm. Benim edindiğim ve en çok faydalandığım malım bunlardı.” (Vâkıdî, III, 939)

Bu hâdisede Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in kul hakkı husûsunda sergilediği hakşinaslık, çağları aydınlatacak bir mâhiyet arzetmektedir. İnsanların bu hassâsiyetle birbirine davrandığı bir dünyânın, nasıl bir cennet köşesi hâline geleceği tasavvur edilmelidir.


Üsve-i Hasene - Doc. Dr. Ömer Çelik - Dr. Mustafa Öztürk
eski 01.05.2008, 08:52 hafsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #1
hafsa isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
adıdeğmez
(Konuyu Başlatan)
 
hafsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 1.203


 
Teşekkür etti: 8.141
Teşekkür aldı: 1.122 konuda 3.706 kere
Harb bin Süreyc, ismini vermediği bir zattan, kul hakkının âhiretteki ağır mes'ûliyetini en güzel şekilde ortaya koyan şu ibretli hâdiseyi nakleder:

Medine'ye varıp vâdinin civârında konakladım. İki kişi, aralarında iri bir keçinin pazarlığını yapıyorlardı. Müşteri satıcıya:

– İkramda bulun, diyordu. O sırada karşıdan gelen bir kimse gördüm. Kendi kendime; “Acaba bu Haşimoğullarından halkı saptıran o adam mı?” dedim. Baktım yakışıklı, alnı geniş, ince burunlu, kalem kaşlı, göğsü boğazından göbeğine kadar bir ip gibi siyah kıllarla örtülü, üzerinde iki parçadan ibâret eski elbisesi olan bir insandı. Bize doğru yaklaşıp selâm verdi. Biz de selâmına mukâbelede bulunduk. Kısa bir müddet sonra müşteri onu çağırarak:

– Ya Rasûlallah, ona söyle de bana ikramda bulunsun, dedi. Allâh Rasûlu elini uzattı ve şöyle buyurdu:

“– Mallarınıza siz mâlik bulunuyorsunuz. İsterim ki kıyâmet günü Allâh'a kavuştuğum zaman sizden hiçbir kimse malına, canına ve ırzına haksız yere tecâvüz ettiğim iddiasıyla karşıma çıkmasın. Allah Teâlâ satarken, alırken, tutarken, verirken, hükmederken ve birisi ile muhâkeme olurken kolaylık gösterene rahmet etsin...

Daha sonra, olayı nakleden bu zât, Sevgili Peygamberimiz'in sözlerinden etkilenerek kendisini tâkib etmiş, İslâm hakkında sorular sorarak nihâyetinde “Dâvet ettiğin şeyler ne güzel!” diyerek Müslüman olmuş ve şöyle demekten de kendisini alamamıştır:

“Şimdiye kadar yer yüzünde ondan daha çok nefret ettiğim hiç kimse yokken, şimdi o bana evlâdımdan, anamdan, babamdan ve bütün insanlardan daha sevimli hâle geldi.” (Heysemi, IX, 18)

İnsanların haksız yere haklarına tecâvüz ederek âhlarını almamak lâzımdır. Zîra mazlûmun duâsı ile Allâh arasında hiçbir perde yoktur. M. Raif Bey bunu şöyle dile getirir:

Sen âh deyip de geçme öyle,

Bir âh'dadır Celâl-i Zâtı
Bir âh semâyı, arşı sarsar
Bir âh yıkar bu kâinâtı
eski 01.05.2008, 09:13 hafsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #2
hafsa isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
adıdeğmez
(Konuyu Başlatan)
 
hafsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 1.203


 
Teşekkür etti: 8.141
Teşekkür aldı: 1.122 konuda 3.706 kere
Kul hakkı üzerinde titzlikle duran Rasûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, kişinin bu fâni dünyâdan göçmeden evvel, üzerinde bulunan hakları ödemesi gerektiğini bildirerek şöyle bildirir:

Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyâmet günü gelmeden önce, o kimseyle helâlleşsin. Aksi takdirde, sâlih amelleri varsa, yaptığı zulüm mikdarınca sevaplarından alınır (hak sâhibine verilir.) Şâyet iyilikleri yoksa, zulüm yaptığı kardeşinin günâhlarından alınarak onun üzerine yüklenir.(Buhârî, Mezâlim, 10)

Kul hakkına giren kimselerin kıyamet günü gelmeden zulmettikleri kimselerle helâlleşmeleri, sonra da tövbeye yönelmeleri gerekir. Zîrâ kıyamet günü, altın ve gümüşün geçerli olmayacağı bir hesaplaşma günüdür. Gerçek zarar ve ziyan, hakiki iflâs hadis-i şerîfte haber verilen durumdur. Bu bakımdan namaz, oruç, zekât gibi emredilen ibâdet ve taatlara devamla birlikte dinin harâm kıldığı şeylerden sakınılması icâb etmektedir. Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem-:

Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların zarar görmediği kimsedir ...(Buhârî, Îmân, 4-5) buyurarak kul hakkına ehemmiyet verilmesi gerektiğini veciz bir şekilde vurgulamaktadır. Zîrâ Sevgili Peygamberimiz, ne suretle olursa olsun, kul hakkına tecavüz edenleri cehennem azabıyla uyarmaktadır.
Bir defâsında Rasûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz :

Yemin ederek bir Müslümanın hakkını alan kimseye, Allâh cehennemi vâcip, cenneti de harâm kılar.” buyurunca bir adam:

– Yâ Rasûlallah! Şâyet o küçük ve değersiz bir şey ise de mi? dedi.
Bunun üzerine Efendimiz:

– Misvak ağacından bir dal bile olsa, böyledir.” buyurdu . (Müslim, Îmân, 218)
eski 01.05.2008, 09:18 hafsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #3
hafsa isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
adıdeğmez
(Konuyu Başlatan)
 
hafsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 1.203


 
Teşekkür etti: 8.141
Teşekkür aldı: 1.122 konuda 3.706 kere
Doc. Dr. Ömer Çelik - Dr. Mustafa Öztürk Üsve-i Hasene eserinden alıntıdır..

sohbette okuduk, paylaşmak istedim..

devamı sonra inşaAllah...

Konu hafsa tarafından (01.05.2008 Saat 09:34 ) değiştirilmiştir..
eski 01.05.2008, 09:27 hafsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #4
hafsa isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
adıdeğmez
(Konuyu Başlatan)
 
hafsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 1.203


 
Teşekkür etti: 8.141
Teşekkür aldı: 1.122 konuda 3.706 kere
Kul haklarına tecavüzün bir diğer çeşidi de, âmmenin ortak hakkı olan devlet mallarını haksız bir şekilde gasbetmek ve uygunsuz olarak kullanmaktır. Özellikle kamuyu ilgilendiren yerlerde çalışan kişilerin, bu bakımdan çok duyarlı olmaları gerekmektedir. Allâh Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem-, bu konuda da ümmetine son derece ciddi uyarılarda bulunmuştur. Bu uyarılardan birini ihtivâ eden hâdise şöyledir:

Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Ezd kabilesine mensup İbn-i Lütbiye denilen bir adamı zekât toplamak üzere görevlendirmişti. Bu zât, vazifesini yapıp Rasûlullâh'ın huzûruna gelince:

– Şu mallar sizin, bunlar da bana hediye edilenler, dedi. Bunun üzerine Efendimiz minbere çıktı ve Allâh'a hamd ü senâdan sonra şöyle buyurdu:

Allâh Teâlâ'nın benim idâreme verdiği işlerden birine, sizlerden birini tayin ediyorum, sonra da o kişi dönüp geliyor ve bana; «Şunlar size ait olanlar; bunlar da bana hediye edilenler.» diyor. Eğer o kişi sözünde doğru ise, babasının veya anasının evinde otursaydı da kendisine hediyesi gelseydi ya! Allâh'a yemin ederim ki, sizden biriniz haksız olarak bir şey alırsa, kıyamet gününde o aldığı şeyi yüklenmiş vaziyette Allâh'ın huzûruna çıkar. Bu, böğüren bir deve veya bağıran bir inek yahut da meleyen bir koyun olabilir.

Sonra Rasûlullâh, ellerini iyice yukarıya kaldırıp:

Allâhım! Tebliğ ettim mi?” buyurdu. (Müslim, İmâre, 26; Buhârî, Zekât, 3)

Burada devlet hizmetinde bulunanların zekât-hediye ayrımını doğru yapmaları gerektiği, devlet görevlilerinin hediye olarak aldıkları şeyin aslında kendi hakları olmadığı vurgulanmaktadır. Dolayısıyla bu görevler yapılırken, son derece dikkatli ve dürüst olmak gereklidir. Bunlar, âmmeye ait mallar olduğu için, en küçük bir haksızlık bile büyük günâhtır.
eski 09.05.2008, 08:04 hafsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #5
hafsa isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
adıdeğmez
(Konuyu Başlatan)
 
hafsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 1.203


 
Teşekkür etti: 8.141
Teşekkür aldı: 1.122 konuda 3.706 kere
Tarih sayfalarında yerini almış olan şu hâdise, ecdâdımızın bu nebevî îkâzlar istikâmetinde yaşamayı nasıl düstûr hâline getirdiklerini göstermesi açısından, oldukça ibretlidir. Sultan Vahîdeddin İstanbul'dan çıkmadan evvel, Hazîne-i Hümâyûndan makbuz mukâbilinde Kıyâmetnâme adlı kitabı yanına getirtmişti. Vatanını terk etmek mecbûriyetinde bırakıldığı zaman, o dönemde minyatürleri iki milyon değerinde olan bu eseri, makbuzunu getirterek tekrar Hazineye iâde etti. Yakınları kendisine:

Padişahım! Hazine-i Hümâyûnunuzdaki bütün eşya ecdâdınıza ve hânedânınıza, hükümdarlar tarafından hediye edilen şeylerdir. Bunlar sizin öz malınızdır! Bâhusûs iâde buyurmak istediğiniz kitabın iki, belki üç milyon altına alıcısı hazırdır. Hiç olmazsa bunu bir ihtiyat olarak nezd-i şâhânenizde alıkoymak doğru değil midir? dediklerinde Sultan Vahîdeddin, Rasûl-i Ekrem Efendimiz'in hâdîs-i şerîfi istikâmetinde şu cevâbı vermiştir:

– Haklısınız, bunlar hesâbını kimseye vermekle mükellef olmadığımız şahsî malımızdır. Fakat ecdâdım bu milletin hükümdarları olmasaydılar, onlara kim bu hediyeleri verirdi? Binâenaleyh bu kıymet biçilmez eşyâ ve evânîde (kaplarda), benim kadar milletimin de hakkı vardır. Ben bu ihân eti kabul edemem!1

Bu târihî hakîkat, bütün bir insanlık âlemi için üsve-i hasene olan Rasûl-i Ekrem Efendimiz'in sünnet-i seniyyesinin asırlar boyunca canlı bir şekilde yaşanarak muhâfaza edildiğinin ve her şeyden aziz tutulduğunun en bâriz bir tezâhürüdür.


1. Kadir Mısıroğlu, Lozan Zafer mi Hezîmet mi?, III, 150. ( Refii Cevad Ulunay, Bu Gözler Neler Gördü? ... Tercüman Gazetesi, 18 Kasım 1969 tarihli nüsha'dan naklen)
eski 09.05.2008, 08:13 hafsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #6
hafsa isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
adıdeğmez
(Konuyu Başlatan)
 
hafsa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 1.203


 
Teşekkür etti: 8.141
Teşekkür aldı: 1.122 konuda 3.706 kere
Ömer bin Hattâb radıyallâhu anh şöyle anlatır:

Hayber Gazvesi günü idi. Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem'in ashâbından bir grup geldi ve:

– Falanca şehit, falanca da şehit, dediler. Sonra bir adamın yanından geçerken:

– Falanca kimse de şehit olmuş, dediler. Efendimiz :

“ – Hayır, ben onu, ganîmet mallarından haksız yere aldığı bir hırka içinde cehennemde gördüm” buyurdu. (Müslim, Îmân, 182)

Şehitlik, kişinin bir çok günâhına keffâret olduğu halde, âmmenin malına hıyâneti ve kul haklarını ortadan kaldırmaz. Bu sebeple Peygamber Efendimiz, şehid olduğu haber verilen bir kişinin, ganîmet malları henüz paylaşılmadan onlardan aldığı bir hırkadan dolayı, cehennemde olduğunu bildirmiş, âmme malına ihânetin ve kul hakkının affedilmeyeceğini ümmetine öğretmiştir.


Peygamberimiz'in hizmetini gören Mid'am isminde zenci bir kölesi vardı. Onu Rifâa bin Zeyd el-Cüzâmî hediye etmişti. Efendimiz'in yükünü indirdiği sırada, nereden geldiği belli olmayan bir ok isâbet edip ölümüne sebep oldu. Müslümanlar:

– Ey Mid'am! Cennet sana mübârek olsun! Ya Rasûlallâh, hizmetçine şehitlik mübârek olsun! diyerek gıpta ve tehassürlerini ifâde ettiklerinde Allâh Rasûlü:

– Hayır, öyle değildir. Varlığım kudret elinde bulunan Allâh'a yemin ederim ki, Hayber günü ganîmet malları paylaşılmadan önce aldığı bir kilim, şu anda onun üzerinde alev alev yanmaktadır!” buyurdu.

Bunu işiten Müslümanlar çok korktular. Bir adam Peygamberimiz'e bir veya iki ayakkabı bağı getirdi:

Ya Rasûlallâh! Ben de ganîmet malları bölüşülmeden ayakkabılarım için bu bağları almıştım, dedi. Peygamberimiz:

“ – Sana da cehennem ateşinden bir veya iki bağ (yani bunlardan dolayı azap) var.” buyurdu. (Buhârî, Eymân, 33; Müslim, Îmân, 183)

Bir insan, sahâbî de olsa, hatta Peygamber'in hizmetinde de bulunsa, günâhlarına karşılık cehenneme girmesine hiçbir şey mâni olamaz. Onun cehennemde oluşunun sebebi, ganîmetten, yani devlet hazinesinden haksız olarak bir mal almış olmasıdır. Çünkü bu davranış, büyük günâhlardandır. Böyle durumlar karşısında dikkatli olunması gerektiğini bildirmek üzere Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem; “Bir kısım insanlar Allâh'ın mülkünden haksız bir surette mal elde etmeye girişirler. Halbuki bu, kıyamet günü onlara bir ateştir, başka bir şey değil.” buyururlardı. (Buhârî, Humus, 7)
eski Bugün, 06:11 hafsa isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #7
hafsa isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Cevapla

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:51 .