| Edeb Ve Cihad (Kadir Mısıroğlu, “Hayat Felsefesi yahud Yaşamak Sanatı”, Sebil Yayınevi, İstanbul, 2005, sh: 187-189)
“Özü itibariyle İslâm, iki kelime ile özetlenebilir:
Bunlar “âdâb” ve “cihad”dır.
Bizim tarihimiz, bu iki mefhûmun en zirvede yaşandığı bir tarihtir.
Bu anlayışı bir mühtedînin ağzından vaktiyle şu sûretle duymuştum:
1965 yılında konferanslar vermek üzere Almanya’ya gitmiştim.
O sene Ramazan Bayramı’nda oradaydım.
Aachen şehrinde teknik üniversite bitişiğine inşa edilmiş olan Bilâl Câmi-i Şerifi’nde, bayram namazını kıldıktan sonra bu câmiin lokanta hâline getirilmiş olan alt katında bir kısım Türk işçisiyle çay içiyor ve sohbet ediyorduk.
Şuradan buradan konuşmaya başlamadan önce masamdaki herkese nereli olduklarını sormuştum.
Kimi Sivaslı, kimi Konyalı olduğunu söylemelerine mukabil, gayet fasih Türkçe konuşan bir diğeri: “-Ben Almanım. İsmim Ahmed Schimide!..” deyince doğrusu hayret edip sormuştum: “-Aşk olsun, ne kadar güzel Türkçe konuşuyorsunuz. Siz söylememiş olsaydınız, ben sizin Türkçe’yi sonradan öğrenmiş olduğunuza asla ihtimal veremezdim!..” deyince muhatabım kulağıma eğilerek: “-Kadir Bey! Ben, Türk gibi müslümanım!” demişti.
Bu sözü kulağıma söylemesinin sebebi, etrafımızda pek çok Arap talebenin mevcut olmasıydı.
Hayretim bir kat daha artmıştı: “-Bu ne demek? Türk gibi müslüman olmanın alâmet-i fârikası ne?” diye sorunca: “-Edeb ve cihad; yani edepli ve cesur olmaktır!” demiş ve sonra da babasının Çanakkale muhârebelerinde bizimle beraber dövüşmüş bir insan olduğunu, İslâmiyet’i ve Türklerin müslümanlık anlayışını O’ndan öğrendiğini, çocuk yaşında müslüman olduğunu, 1950’li yıllarda Türkiye’ye geldiğini, Nazif Çelebi’nin Süleymaniye’deki konağında o zaman meşhur olan toplantılara katıldığını ve beni de o zamandan tanımakta olduğunu hikâye etmişti.
Ahmed Schimide, Âzerî Türkçesi üzerine çalışmış bir edebiyat âlimidir ve bugün Berlin’de mahkemelerde resmî Türkçe tercümanlığı yapmaktadır.
Onunla aramızda geçen şu mükâleme, târihî hakîkatlere tamamen mutâbıktı. Osmanlı tarihi, baştan başa tetkik edildiği zaman onun “edeb” ve “cihad” gibi iki kelimeyle özetlenebileceğini görürüz.
Bu iki kelimeyi de teke indirmek istersek diyebiliriz ki, o “âdâb”dır. Âdâb, yani edebler, bütün İslâmî gerçekleri içine alabilecek derecede zengin bir mefhumdur. Böyleyken biz bugün bunun -tatbikat itibariyle- kahir ekseriyetini kaybetmiş bulunmaktayız.” |