| | Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan | 1 | 2 | > | |  |
| | محمد ديار بكري
Üyelik tarihi: 20.08.2007
Mesajlar: 1,786
Yarışma Puanı: 290 Teşekkür etti: 3,992
Teşekkür aldı: 1,627 konuda 6,527 kere
| Eshâb-ı kirâmın fazileti ve Hazret-i Mu’âviye Eshâb-ı kirâmın fazileti ve Hazret-i Mu’âviye
İmam-ı Kastalanî hazretleri diyor ki:
"Resulullah aleyhisselamın yüceliği, risalet makamının yüksekliği, nübüvvetinin nuru, öyle bir mertebede idi ki, şerefli bakışıyla baktığı kimse bir ahmak arabî de olsa, Allah'ın hikmetiyle söylemeye başlardı." (Mevahib, c.1, s.509)
Birgivî Vasiyetnamesi Şerhi'nde şöyle yazılı:
"Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek meclisinde az bir zaman kalan bir Müslüman köylü, hikmet söylemeye başlardı." (s.147)
Hindistan'da yetişmiş büyük alimlerden Muhammed Senâüllah-i Osmânî Dehlevî, İrşâd-üt-tâlibîn adındaki kitabında buyuruyor ki:
"Eshâb-ı kirâmın her birinin, Eshâb olmıyan müslümanların hepsinden daha üstün oldukları sözbirliği ile bildirilmişdir. Hâlbuki, kıyâmete kadar gelecek olan islâm âlimleri arasında ilimleri ve amelleri, Eshâb-ı kirâmın bazılarının ilm ve amelleri kadar olanları çok vardır: Bundan başka, hadîs-i şerîfde, (Başkaları Allah rızası için Uhud dağı kadar altın sadaka verseler, Eshâbımın Allah yolunda verdiği yarım Sâ’ arpanın sevâbına kavuşamazlar) buyuruldu. Eshâb-ı kirâmın ibâdetlerinin böyle kıymetli olması, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” sohbetinde bulunmakla, kalblerinde hâsıl olan (Bâtınî kemâl)lerinden dolayıdır. Onların bâtınları ya’nî kalbleri, Resûlullahın mubârek bâtınından nûr aldı. Bâtınları nûrlandı."
Büyük alim Kadı İyaz hazretleri diyor ki:
"Bir adam, Muafa b. İmran'a, Ömer b. Abdülaziz'in yanında Muaviye nerede kalır (diyerek, Ömer b. Abdülaziz hazretlerini üstün görünce), ona öfkelenerek şöyle der: Peygamber aleyhisselamın ashabına kimse kıyas edilemez. Muaviye, Peygamber aleyhisselamın ashabından, ailesinin akrabasıdır (zevcelerinden Ümmü Habibe'nin kardeşidir). Katib-i umumîsi, bilhassa vahiy katibidir." (Şifa-i Şerif, Resulullahın ashabına hürmet ve tazim kısmı, s.440)
İmam-ı Gazalî (rahmetullahi aleyh) hazretleri de buyuruyor ki:
"Allahü teâlâ ve Resulü (sallallahü aleyhi ve sellem) onları [bütün sahabeyi] övmüştür. Hazret-i Muaviye (radıyallahü teâlâ anh) ve Hazret-i Ali (radıyallahü teâlâ anh) arasında geçenler, imamlığı elde etmek için değil, ictihad üzerinedir." (İhya, c.1, s.297)
İmam-ı Şaranî hazretleri de şu mealdeki hadis-i şerifi yazıyor:
(Sahabelerim arasında fitne bulunacaktır. Allahü teâlâ onların benimle arkadaşlık etmeleri dolayısıyla kendilerini mağfiret eder. Sonra onların ardından bir topluluk bu fitne yoluna uyacaklar da fitne sebebiyle cehenneme girecekler.)
İmam-ı Şaranî sonra şunları söylüyor:
"Bu hadis-i şerif sahabelerin birbirleriyle olan harplerinin affedilmiş olduğuna delildir. Çünkü bu harp doğru bir yorumla olmuştur." (Muhtasaru Tezkireti'l Kurtubî, 6. Kısım)
Büyük İslam alimi İmam-ı Kastalanî de şöyle buyuruyor:
"Birçok ayet ve hadislerle sahabe-i kiramın adaletleri sabittir. Hiçbirini kınamak caiz değildir. Fitneye uğramış olsun veya olmasın onlara iyi niyet beslemek vaciptir. Fitneye uğrayanlar, görüş ve düşünceleri sebebiyle uğradılar. Nefislerinin arzu ve heveslerine uyarak değildi....Onların gösterdikleri fazilet ve kerametler önceki toplumlarda asla görülmemiştir ve onlardan sonra gelenlerin hiçbiri onların mertebesine ulaşmamıştır. Bütün bu mutluluğa erişmeleri Rasulullahın (aleyhisselam) mübarek bakışının etkisi ve bereketi sayesinde idi." (Mevahibü Ledüniyye, 1. cild, 5. bölüm)
Büyük alimlerden Muhammed Hadimî hazretleri "Onları hayırla yadederiz" başlığı altında diyor ki:
"İşte bu gibi ihtilaflar ictihaddaki hata üzerine dayandırılır. İctihadda hata eden ise muahaze olunmaz. Bilakis isabet edenin yarısı kadarıyla sevap kazanır." (Berika, c.2. s.95)
"Cumhur dedi ki: Onlardan birisine söven tazir olunur. Ebü'ssuud fetvalarında Hz. Muaviye'ye (radıyallahü anh) sövülmesi ve ona ta'n olunması hakkında fetva soran kimseye: Şiddetli bir vuruş ile ve kurtuluş alameti ve sadık tevbe zahir oluncaya kadar ebedi olmak üzere hapsedilir, diye cevap verdi." (Berika, c.2, s. 161)
İmam-ı Malik radıyallahü anh diyor ki:
"Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem Eshabından birine, mesela Ebû Bekr'e veya Ömer'e veya Osman'a veya Mu’âviye'ye veya Amr ibni Âs'a radıyallahü anhüm söven ve onları kötüleyen bir kimse, eğer yoldan çıkdılar, kâfir oldular dedi ise, bu kimseyi öldürmelidir. Yok eğer başka bir ayıb ve kusur ile kötüledi ise, şiddetli dövmelidir." (Kadı Iyaz, Şifa-i Şerif)
Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi isimli eserde şu yazılar mevcuttur:
“Saîd İbnu'l-Müseyyeb, Hz. Ömer (radıyallahu anh)'tan naklediliyor: "Demişti ki: "Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim, buyurmuştu ki: "Ben, Rabbimden Ashabımın benden sonra düşeceği ihtilaf hakkında sordum. Bunun üzerine şöyle vahyetti: "Ey Muhammed! Senin Ashabın benim nezdimde, gökteki yıldızlar gibidir. Bazıları diğerlerinden daha kavidirler. Her biri için bir nûr vardır. Öyleyse, kim onların ihtilaf ettikleri meselelerden birini alırsa, o kimse benim nazarımda hidayet üzeredir."Hz. Ömer der ki: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (devamla) ilave etti:"Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz." [Rezîn tahriç etmiştir. (Hadisin birinci kısmını Câmi'u'us-Sağîr'de Suyutî kaydeder (Feyzu-Kadîr 4, 76). İkinci kısmı da İbnu Abdi'l-Berr, Câmi'u'l-İlm'de kaydetmiştir (2, 91).]
AÇIKLAMA: Münâvî şu açıklamayı sunar: "Ashabın ihtilafı rahmettir. Zira onların (ihtilaf ve) kavgaları dünya için değil, din içindir. Onlar dünya açısından ayrılmış olsalar da tevhîd meselesinde tek bir ruh gibidirler. Hepsi de dine ve din ehline yardımcı oldular. Şirke ve onun temeline darbe indirdiler, pek çok diyarları İslâm adına fethettiler. Küffârı kovup fâcirleri dize getirdiler, takva kelimesine davet ettiler. Din onları kaynaştırdı, dünya ise ayırdı. Allah da onlara, kesbettikleri (sebebiyle), kendi şiddetlerini tattırdı." İslâm ülemâsı bu hadisin mefhumuyla âmel etmiştir. Hadis, siyasi meselelerdeki ihtilafın sahabelere bir ta'n vesîlesi olmayacağını bildiriyor. Onlar, görüşlerinde dinin menfaatini arıyorlardı. İyi niyetli yaptıkları içtihad, ihtilafa sebep olmuştur. Niyetleri hâlis olduğu ve müçtehid oldukları için onlar bu ihtilaf sebebiyle ta'n edilemezler.” (Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 12/418)
Ahmed Davudoğlu hoca da Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi’nde (Eshabımdan kimseye sövmeyin! Çünkü biriniz Uhud (dağı) kadar altın infak etse, onların bir ölçeğine veya yarısına erişemez.) mealindeki hadis-i şerifi takiben İmam-ı Nevevi’nin şu sözlerini bildiriyor:
“Nevevî diyor ki: (Fitnelere karışmış olsun olmasın eshab-ı kirama sövmek haramdır; haram kılınan kötülüklerdendir. Çünkü onlar müctehiddirler. Sahebenin faziletleri bahsinde izah ettiğimiz gibi, onlar bu harbler hususunda tevilcidirler.)” (Sönmez Yayınevi, 1983; c.10, Bab:54, s.465)
Yine Sahih-i Müslim Tercüme ve Şerhi’nde şunlar yazılı:
“Nevevî diyor ki: Olup biten harplere gelince: Bu harpler sebebiyle her taifede bir şüphe hâsıl olmuştu ki, bu şüphe sebebiyle her taife kendinin doğru hareket ettiğine inanıyordu. Ashabın hepsi âdildirler. Allah-onlardan razı olsun. Harblerinde ve sâirede ise tevilcidirler. Bu te'vilcilik onlardan hiç birini adaletten çıkarmamıştır. Çünkü onlar müctehiddirler. İctihadi bir takım meselelerde ihtilâf etmişlerdir. Nitekim onlardan sonra gelen müctehidler de kan ve sâire meselelerinde ihtilâf etmişlerdir. Bundan, onlardan herhangi birinin eksik taraflı olması lâzım gelmez. Bilmiş ol ki, bu harblerin sebebi, dâvaların şiddetle birbirine benzer olmasıdır. Bundan dolayı ashabın ictihadları muhtelif olmuş, kendileri üç kısma ayrılmışlardır. Bir kısma göre ictihad sayesinde hakkın bu tarafda olduğu, muhalifinin âsî sayıldığı anlaşılmıştır. Bunların itikadına göre âsî ve bâği olan muhalifle harbetmek vâcibdir. Onlar da bunu yapmıştır. İkinci kısım birincilerin tam aksinedir. Onlar da ictihad sayesinde hakkın karşı tarafda olduğunu anlamışlardır. Binâenaleyh o tarafa yardım etmek vâcibdir. Üçüncü kısım hiç bir tarafı tercih edemeyip hayrette kalanlar ve ne hüküm vereceğini bilemeyenlerdir. Bunlar her iki fırkadan uzak kalmışlardır. Bu hareket onlar hakkında vâcibdir. Çünkü: Bir müslümanın ölümü hakettiği anlaşılmadıkça üzerine hücum etmek helâl değildir. Bunlar iki tarafdan birinin tercih edileceğini ve hakkın onunla olduğunu anlasalar yardımdan geri kalmaları caiz olmazdı. Binâenaleyh hepsi mazurdurlar, Allah kendilerinden razı olsun. Bundan dolayıdır ki, Ehl-i Hak ve icmâına îtimad olunan ulemâ bu zevatın şahitliklerinin ve rivayetlerinin kabulüne, adaletlerinin kemâline ittifak etmişlerdir.” (Sönmez Yayınevi, 1983; c.10, Bab:1, s.207)
Hafız İbni Hacer diyor ki:
Hadis ravisi Müslim'in en yüce şeyhlerinden, asrının imamı olan Ebu Züra er-Razi demiş ki: "Birisi, Resulullah'ın (aleyhisselam) eshabından birisini noksanlıkla ayıplarsa, gerçekten o kimsenin zındık olduğunu bil. Çünkü Resulullahın (aleyhisselam) peygamberliği doğrudur. Kur'an-ı kerim de doğru bir kitapdır ve Peygamber'in (aleyhisselam) getirdiği din de hakdır. Bunların hepsinin hak, doğru oldukları itikadı bize sahabeden gelmiştir. Onları (sahabeleri) cerh eden, ayıplayan kimse, ancak Allah'ın kitabını, Resulü'nün sünnetini iptal etmek ister. Öyle ise cerh edilmek o kimseye daha yakışır ve zındıklık, sapıklık, yalan söylemek, fasıklık nitelikleriyle nitelenmeye o kimse herkesden daha layıktır." (Es-Savaiku'l-Muhrika)
Gümüşhanevî hazretleri de şöyle buyuruyor:
"Ehl-i sünnet ve'l-cemaat mezhebine göre, bütün sahabeler, Resulullah'ın (aleyhisselam) övdüğü gibi tezkiye edilir ve övülürler. Hz. Ali ve Hz. Muaviye arasında meydana gelenler bir ictihad meselesidir. Bunun aksini iddia edenler doğru yoldan sapmış olurlar." (Ehl-i Sünnet İtikadı, Bedir Yayınevi, 7. Baskı, s.84, 73 nolu dipnot)
Hafız İbni Hacer-i Mekkî hazretleri de şu hadisleri yazıyor: (Allah'ım, onu [Muaviye’yi] hâdi ve muhdi eyle) (Yani, Onu doğru yola ulaştır ve doğru yola ulaştırıcı eyle!) (Allah'ım, Muaviye’ye kitabet ve hesap öğret ve onu azaptan koru.)
Sonra diyor ki:
"Hiç şüphe yok ki, Hz. Peygamber aleyhisselamın duası müstecaptır (kabul olunur)." (Es-Savaikul-Muhrika, 11. Bölüm. s.486)
Kadı İyaz hazretleri de, "Resulullahın bütün duaları kabul edilirdi" başlığı altında "Muaviye'ye dua etmiştir ve onun duası sayesinde halife olmuştur" diyor (Şifa-i Şerif, s.326).
İmâm-ı Rabbânî 1. cild, 251. mektupda diyor ki: Peygamberimizin “sallallahü aleyhi ve sellem”, Eshâbının hepsi “radıyallahü anhüm” büyükdür. Her birini büyük bilmek ve söylemek lâzımdır. Enes bin Mâlik “radıyallahü anh” buyuruyor ki, Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Allahü teâlâ, bütün insanlar arasından beni seçdi, ayırdı. İnsanların en iyisini bana Eshâb olarak seçdi. Bunların arasından da bana akrabâ ve yardımcı olarak en üstünlerini ayırdı. Bir kimse, Beni sevdiği için, bunlara hurmet ederse, Allahü teâlâ, onu her tehlükeden korur. Onlara hakâret ederek, Beni incitenleri de incitir). Abdüllah ibni Abbâs buyuruyor ki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Eshâbıma dil uzatanlara, onları söğenlere, Allah la’net eylesin. Bütün meleklerin ve insanların la’netleri onların üzerine olsun!) Âişe-i Sıddîka “radıyallahü anhâ” buyuruyor ki, Resûl “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Ümmetimin en kötüsü, Eshâbıma dil uzatmağa cesâret edenlerdir).
Eshâb-ı kirâm “aleyhimürrıdvân” arasında olan muhârebeleri iyi sebeblerden, güzel düşüncelerden ileri geldi bilmek, dünyâlık için, menfe’at için bilmemek lâzımdır. Çünki, onların ayrılığı ictihâd ve te’vîl ayrılığı idi. Hevâ ve hevesden doğan ayrılık değildi. Ehl-i sünnet âlimleri hep böyle söylüyor. Şu kadar var ki, hazret-i Emîr ile muhârebe edenler, hatâ etdi. Hak, hazret-i Emîr “radıyallahü anh” tarafında idi. Fekat hatâları, ictihâd hatâsı olduğundan, birşey denemez ve dil uzatılamaz. (Şerh-ı mevâkıf) kitâbına göre, Âmidî diyor ki, (Cemel ve Sıffîn vak’aları ictihâd yüzünden idi). Ebû Şekûr-i Sülemî, (Temhîd) kitâbında diyor ki, (Ehl-i sünnet vel-cemâ’ate göre hazret-i Mu’âviye ve Onunla berâber olanlar “radıyallahü anhüm” hatâ etmişlerdi. Fekat hatâları, ictihâd hatâsı idi). İbni Hacer-i Mekkî (Savâ’ık) kitâbında diyor ki: (Hazret-i Mu’âviyenin hazret-i Emîr ile “radıyallahü anhümâ” muhârebesi, ictihâd sebebi ile idi. Ehl-i sünnet âlimleri böyle biliyor)... Büyüklerin kitâbları hep ictihâdda hatâ olduğunu bildirmekdedirler. İmâm-ı Gazâlî ve kâdî Ebû Bekr ve diğer imâmlar “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” bunlar arasındadır. O hâlde Hazret-i Emîr “radıyallahü anh” ile muhârebe edenlere fâsık, yoldan çıkmış gibi şeyler söylemek câiz değildir.
İmâm-ı Rabbânî ve yolundakileri anlatan Berekât isimli kitap m. 1627 yılında Hindistan'da yazılmış. Kitabın orijinali Farsça. Aşağıdaki yazılar bunun tercümesinin 5. baskısının 272. sayfasında mevcuttur. Kitabın yazarı Muhammed Hâşim diyor ki: Seyyidlerden bir genç, medresede talebe arkadaşım idi. Birgün soluk soluğa geldi. Başından geçen, şaşılacak bir şeyi anlatdı. Ahmed Fârûkî hazretlerinin büyük bir hârikasını görmüşdü. Dedi ki: Hazret-i Alîye karşı savaşanları ve hele hazret-i Mu’âviyeyi sevmezdim. Bir gece, senin üstâdının [ya’nî İmâm-ı Rabbânînin] Mektûbâtını okuyordum. Buyuruluyor ki, (İmâm-ı Enes bin Mâlik buyurdu ki, hazret-i Mu’âviyeyi sevmemek, Onu kötülemek, hazret-i Ebû Bekri ve hazret-i Ömeri sevmemek ve bunları kötülemek gibidir. Ona söğene, bunlara söğene verilen cezâyı vermek lâzımdır). Bunu okuyunca canım sıkıldı ve hiç yerinde olmıyan bir yazıyı buraya yazmış, dedim. Mektûbâtı yere atdım. Yatağıma uzandım, uyudum. Rü’yâda gördüm ki, senin o yüce şeyhin öfkeli olarak yanıma geldi. İki mubârek elleri ile kulaklarımı çekdi ve ey câhil çocuk! Sen bizim yazdığımızı beğenmiyorsun ve kitâbımızı yere atıyorsun. Benim yazımı okuyunca, şaşaladın ve inanmadın. Ama, gel seni bir zâta götüreyim de gör! Onun arkadaşları olan, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Eshâbını sevmediğin için aldandığını, Ondan işit, buyurdu. Beni çekerek, bir bağçeye götürdü. Beni bağçenin kapısında bırakıp, kendisi yalnızca ilerledi. Uzakda görünen büyük bir odaya girdi. Odada nûr yüzlü, büyük bir zât oturuyordu. Çekinerek ve saygı ile, o zâta selâm verdi. O da, gülerek karşıladı. Önünde edeb ile diz çöküp oturdu. Ona birşeyler söylüyor. Beni gösteriyordu. Uzakdan bana bakışlarından, beni söylediği anlaşılıyordu. Biraz sonra, senin o yüce şeyhin kalkdı. Beni çağırdı. Bu oturan zât, hazret-i Alî “radıyallahü anh”dır. İyi dinle! Bak ne buyuruyor, dedi. İçeri girdik. Selâm verdim, (Sakın, sakın! Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” Eshâbına karşı, kalbinde hiçbir dargınlık bulundurma! O büyüklerden hiçbirini, hiç kötüleme! Aramızda muhârebe şeklinde görünen işlerimizin, hangi iyi niyyetlerle yapıldığını, biz ve O kardeşlerimiz biliriz) dedi. Senin O yüce şeyhinin şerefli adını söyliyerek, (Bunun yazılarına da, sakın karşı gelme!) buyurdu. Bu nasîhatı dinledikden sonra, kalbimi yokladım. O, harb edenlere karşı bulunan soğukluğun, düşmanlığın, kalbimden çıkmadığını gördüm. Bu hâlimi hemen anladı. Öfkelendi. Senin yüce şeyhine bakarak (Bunun gönlü dahâ temizlenmedi. Suratına bir tokat indir!) dedi. Şeyh hazretleri, yüzüme kuvvetli bir tokat indirdi. Tokadı yiyince, kendi kendime dedim ki, bunu sevdiğim için, Onlara düşmanlık etmişdim. Hâlbuki kendisi, Onlara düşmanlığımdan bu kadar çok incinmekdedir. Bu hâlden vazgeçmemi istemekdedir. Artık ben de, bu düşmanlıkdan vazgeçmeliyim! Kalbimi yokladım. Düşmanlık, kırgınlık kalmamış, tertemiz buldum. O anda uyandım. Şimdi de kalbim, o kinden temizlenmişdir. O rü’yânın, o sözlerin tadı, beni başka şekle sokdu. Kalbimde, Allahdan başka hiçbirşeyin sevgisi kalmadı. Senin yüce şeyhine ve Onun yazılarındaki ma’rifetlere inancım katkat artdı. Hazırlayan: Murat Yazıcı | 
29.12.2007, 23:25
|
diyarbekrî isimli üye'ye teşekkür eden 13 üye:
BEYAZ, Dagistan, dilara92, dilerim, edeb, garib_yolcu, hafsa, Hak-dilaram, HighTechMuslim, iklimya, mesutizm, monaroza, Ummu Seleme | | | Kıtmir
Üyelik tarihi: 19.01.2008
Mesajlar: 51
Teşekkür etti: 53
Teşekkür aldı: 48 konuda 130 kere
| "Rabbim Teala Sizi Dünya Ve Ahrette Sevgili Muaviyenizle,biz Günahkarlari Da Ehli Beyt Ile Haşri Ve Neşri Buyursun Amin:seyyidilmürseline"
Ey Eden Hakdan ümidi Iltifat
Ehlibeyte Hürmeti Et Itiyat | 
21.01.2008, 06:27
| |
ranon isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | Mukallid
Üyelik tarihi: 15.12.2007
Mesajlar: 1,355
Yarışma Puanı: 900 Teşekkür etti: 4,485
Teşekkür aldı: 1,299 konuda 5,757 kere
| Allahu teala razı olsun diyarbekri kardeşim. Çok faideli bir yazıydı. İstifade etmemize vesile olandanda, istifade edenden de Allahu teala razı olsun... | 
21.01.2008, 09:44
| |
Dagistan isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | Mukallid
Üyelik tarihi: 15.12.2007
Mesajlar: 1,355
Yarışma Puanı: 900 Teşekkür etti: 4,485
Teşekkür aldı: 1,299 konuda 5,757 kere
| Ve küllen vaadallahü Hüsna” âyeti
Fitne ve fesat çıkararak bölücülük yapan ehli bid’at ve ehli dalalet, Eshab-ı kirama dört koldan saldırıyorlar. İbni Sebeciler, rafiziler, vehhabiler, mezhepsizler, özellikle üç halifeye insafsızca saldırıyorlar. (Hakkı bildiği halde susanlara lanet olsun) hadis-i şerifi gereğince bu yazıları yazmak zorunda kaldık.
Âyet ve hadislerde, Eshab-ı kiramın tamamı Cennetlik olarak bildirilmektedir. Bir âyet meali: (Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlar, daha sonra harcayıp savaşanlarla eşit değildir. Onların derecesi, sonradan Allah yolunda harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı [Cenneti] vaad etmiştir. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.) [Hadid 10]
Âyet-i kerimede fetihten öncekilere Hüsna [Cennet] vaad edildiği gibi, fetihten sonrakiler, o dereceye kavuşmasa bile, onlara da Hüsna söz verilmiştir. Dört halife de fetihten önce, Allah yolunda infakta bulunmuş ve savaşmıştır. Bu âyeti inkâr edip üç halifeye zalim, kâfir gibi sözler söyleyenin kendisi kâfirdir. Piyasada birçok meal vardır. Hepsi de Ve küllen vaadallahü Hüsna âyetini birkaç kelime farkı ile aynısını bildirmiştir. Küllen kelimesini kimisi, hepsi diye, kimi de her biri diye tercüme etmiş. Her biri Cennetlik demek de, istisnasız hepsi Cennetlik demektir. Şimdi meallere bakalım: Diyanetin mealindeki ifade aynen şöyledir: (Allah, hepsine Cenneti vaad etmiştir.)
Ömer Nasuhi Bilmen’in mealindeki ifade: (Allah hepsine de pek güzel mükafat vaad etmiştir.)
Süleyman Ateş’in mealindeki ifade: (Allah hepsine de en güzel sonucu vaad etmiştir.)
Vehhabilerin dağıttığı mealdeki ifade: (Allah hepsine de en güzel olanı vaad etmiştir.)
Hasan Basri Çantay’ın mealindeki ifade: (Allah her birine en güzel olanı (Cenneti) vaad etti.)
Tibyan tefsirindeki ifade: (Allah her birine Hüsna’yı (Cenneti) vaad etti.)
A. Fikri Yavuz’un mealindeki ifade: (Allah hepsine Hüsna’yı=Cenneti vaad buyurdu.)
Hazret-i Osman’a dil uzatan S. Kutub’un ifadesi: (Hepsine de Allah en güzel olanı vaad etmiştir.)
Eshaba saldıran Mevdudi’nin ifadesi: (Allah her birine en güzel olanı vaad etmiştir.)
Elmalılı Hamdi Yazır, Konyalı M. Vehbi, Ali Arslan ve Celal Yıldırım’ın tefsirinde, M. Ali Sabuni Safvetüt Tefasirde ve piyasadaki diğer tefsir ve meallerde de aynı ifadeler geçmektedir.
Aynı ifade, şu âyette de geçiyor ve oturan Eshab-ı kirama bile Cennetlik deniyor:
(Oturan müminler ile mal ve canları ile Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, mal ve canları ile cihad edenleri, oturanlardan üstün kıldı. Bununla beraber Allah hepsine de Hüsna’yı [Cenneti] vaad etti.) [Nisa 95]
Eshabın izinden gidenler de Cennetliktir. İşte bir âyet meali: (İslam’a girişte, iyilik yarışında öncelik kazanan Muhacirler ve Ensar ile, onların yolunda gidenlerden Allah razı olup, bunlar için, altından ırmaklar akan, içinde sonsuz kalacakları Cennetler hazırladı.) [Tevbe 100] (Muhacir; Hicret eden eshab, Ensar; Muhacirlere yardım eden Eshabdır.) Allah’ın hepsinden razı olduğu insanlar
Yukarıda, üç halifeye kâfir diyen Rafizilere, Hurufilere, İbni Sebecilere, sahabenin tamamının Cennetlik olduğunu bildiren âyetlerin birkaçını bildirmiş, Ve küllen vaadallahü Hüsna = Allah hepsine de, Hüsna’yı [Cenneti] vaad etmiş olduğunu piyasadaki birçok Türkçe mealden de örnekler vererek yazmıştık. Rafiziler, Hurufiler, İbni Sebeciler âyet ve hadisi kabul etmez. Hazret-i Ali’den önce halife oldular diye ilk üç halifeye, Hazret-i Ali ile savaşan Hazret-i Âişe ve diğer sahabeye hâşâ kâfir diyorlar. Halbuki Kur’an-ı kerimde Eshab-ı kiramın tamamının Cennetlik olduğu yukarıdaki yazımızda bir kere daha ispat edilmişti. Savaşmanın, adam öldürmenin küfür olmadığı Kur’an-ı kerimde açıkça yazılıdır. Ayrıca, şirkten başka, bütün günahları Allah’ın affedeceği de, Hazret-i Vahşi gibi sonradan Müslüman olan kimselerin günahlarının sevaba çevrileceği de bildiriliyor. Onun için Eshab-ı kiramdan herhangi birisini kötülemek âyetleri inkâr etmek olur. Peygamber efendimiz de, (Eshabımın kusurları, yanlış hareketleri olacaktır. Ancak Allahü teâlâ, benim hatırım için onların kusurlarını affedecektir) ve (Eshabımın kusurlarını söylemeyin! Kalbleriniz onlara karşı değişir) buyuruyor.
Adam öldürmek, zina, içki, hırsızlık çok büyük günah iseler de kâfirlik değildir. Çünkü Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah, dilediğinin; şirkten [küfürden] gayri günahlarını affeder.) [Nisa 48, 116] (Müminlerden iki taife birbiriyle çarpışırlarsa, aralarını bulun, müminler, elbette kardeştir, kardeşlerinizin arasını bulun.) [Hucurat 9-10]
Mekke’nin fethinden sonra Müslüman olan Hazret-i Vahşi ve diğerleri, tertemiz birer müslüman, Cennetlik bir sahabi olup, eski günahları da sevaba çevrilmişti. Çünkü Kur’an-ı kerimde açıkça buyuruluyor ki: (Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevaplara çeviririm.) [Furkan 70)
Bu husus kâfir iken Müslüman olan herkes için geçerlidir. Hangi günah olursa olsun, şirk yani kâfirlik dahil, tevbe edilince Allahü teâlâ onu affeder. Bu husus, kıyamete kadar böyledir.
Resulullah efendimiz, hısımlarına dil uzatanlar için buyuruyor ki: (Allahü teâlâ benim için en iyi insanları sahabi, bazılarını da eshar [zevce tarafından hısım] olarak ayırdı. Onlara dil uzatanlara lanet olsun!) [Hakim] (Rabbim söz verdi ki, kızını aldığım ve kızımı verdiğim aileler, Cennette benimledir.) [Deylemi]
Allahü teâlânın zatı gibi sıfatları da sonsuzdur. Razı olması da sonsuzdur. Allah, Eshabdan birkaç sene razı oldu sonra vazgeçti denilemez. Allahü teâlâ, hicret eden ve muhacirlere kucak açan Ensar ile ağaç altında sözleşme yapılan Eshabdan da, razı olmuştur. İşte iki âyet meali: (Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah razıdır.) [Fetih 18] (Muhacir ve Ensar ile onların yolunda gidenlerden Allah razıdır.) [Tevbe 100] (Ağaç altında benimle sözleşenlerden hiçbiri Cehenneme girmez.) [Müslim, Ebu Davud, Tirmizi] [Bu sözleşmeye, Biat-ür-rıdvan denir. 1400 kişi idiler. Bu 1400 kişi arasında Hazret-i Ali ile savaşan Eshab da var idi.]
Allahü teâlâ, sadece cihad eden eshabın değil, evlerinde oturanların da Cennetlik olduğunu bildirmiştir. İşte âyet meali:
(Müminlerden, oturanlarla mal ve canları ile cihad edenler bir olmaz. Ama Allah hepsine de Hüsna’yı [Cenneti] vaad etti.) [Nisa 95] www.dinimizislam.com | 
21.01.2008, 09:56
| |
Dagistan isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
| | | İki dikenden biri
Üyelik tarihi: 12.12.2007
Mesajlar: 289
Yarışma Puanı: 180 Teşekkür etti: 1,928
Teşekkür aldı: 281 konuda 1,255 kere
| Allah razı olsun kardeşler. Okudukça Ashab efendilerimizin kıymetini daha iyi anlıyoruz. Aleyhimurrıdvan.
Bir de şöyle bir soru soruluyor. Ashab'dan bazı kişiler için mürted oldu diyorlar. Mesela Mahlem bin Cesame.
Ashab'dan mürted nasıl olur?
Bu konuda da bir yazı aktarabilirseniz çok güzel olur...
diyarbekri? dagistan?
Konu garib_yolcu tarafından (21.01.2008 Saat 16:53 ) değiştirilmiştir..
| 
21.01.2008, 12:25
| |
garib_yolcu isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
| | | .........
Üyelik tarihi: 24.09.2006
Mesajlar: 2,163
Yarışma Puanı: 800 Teşekkür etti: 3,522
Teşekkür aldı: 1,571 konuda 5,035 kere
| Çok faydalandık diyarbekri Allah cc. razı olsun...
__________________ Canını sıkma zorluğun arkası kolaylıktır Herşeyin bir vakti ve takdiri vardır Takdir sahibi halimizi biliyor Bizim tedbirimizin üstünde Allah'ın(cc)tedbiri vardır... | 
21.01.2008, 13:19
| |
iklimya isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| | | Mukallid
Üyelik tarihi: 15.12.2007
Mesajlar: 1,355
Yarışma Puanı: 900 Teşekkür etti: 4,485
Teşekkür aldı: 1,299 konuda 5,757 kere
| Sual:
Şevahid-ün-nübüvve kitabında şu menkıbe anlatılıyor:
(Hicretin 7. yılında, Mahlem bin Cesame, Amir Eşcaiyi iman ettikten sonra öldürdü. Resulullah, Mahlem bin Cesame’yi azarlayarak, (Kelime-i şehadet getiren bir Müslümanı niçin öldürdün?) buyurdu. Mahlem bin Cesame; (O, ölümden korktuğu için kelime-i şehadeti söyledi) dedi. Resulullah efendimiz, (Sen onun kalbini yarıp da baktın mı? Korkudan söylediğini nereden bildin? Dil kalbin tercümanıdır) buyurup ona beddua etti. [Kalbini yarsam ne görecektim diye edepsizce cevap verdiği rivayeti de vardır.]
Bir hafta sonra Mahlem bin Cesame öldü. Defnettiler. Yer cesedini kabul etmeyip, dışarı attı. Beş defa defnettiler, yine yer kabul etmedi. Sonunda tenha bir yere bıraktılar. Bu durum Resulullaha haber verilince, (Yer ondan daha kötülerini kabul eder. Bu hâl size Kelime-i şehadetin şerefini bildirmek için vuku buldu) buyurdu.)
Menkıbeden bu kişinin mürted olarak öldüğü anlaşılıyor. Mahlem bin Cesame sahabeden değil miydi? Sahabe mürted olmayacağına göre bu olayın açıklaması nedir?
CEVAP
Bu kişinin münafık olduğu anlaşılmaktadır. Müslümanların camisine gelen kimseye Müslüman denir, hem onlarla beraber cihad ettiğine göre Müslüman kabul ediliyordu, ama Allah rızası için cihad etmediğini ve münafıklığını bu olay göstermiştir. Peygamber efendimiz, mucize ile onun münafık olduğunu anlayıp beddua etmiştir.
Salebe’nin de, zekat vermeyince münafık olduğu meydana çıkmıştı.
Aralarındaki bir anlaşmazlıktan dolayı, bir Müslüman, bir Yahudi ile gelip, Resulullahtan Yahudi ile kendisi arasında hakem olmasını istiyor. Resulullah efendimiz de Yahudi lehine karar verince, Müslüman bilinen kimse kabul etmiyor, bir de, Ömer’e gidelim diyor. Hazret-i Ömer, Yahudi ile gelen kimsenin münafık olduğunu anlayınca, (Resulullahın hükmüne razı olmayanın hakkı kılıçtır) diyerek boynunu vuruyor. Bu olaydan sonra, hakkı bâtıldan ayıran anlamına (Faruk) unvanını alıyor.
Bu olaylar onların münafıklığını ortaya çıkarmıştır. Yoksa Eshab-ı kiramdan hiç biri mürted olmaz. | 
21.01.2008, 15:30
| |
Dagistan isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | Kayıp Yolcunun Şehri:)
Üyelik tarihi: 10.08.2007
Mesajlar: 629
Yarışma Puanı: 300 Teşekkür etti: 41
Teşekkür aldı: 533 konuda 1,838 kere
| Bismillah...
Bir zamanlar bir başke yerde yazılmasına vesile olduğumuz yazıdır:
Muhallim bin Cessame...
Birçoğumuz belki bu ismi ilk defa duyuyoruz...Oysaki büyük bir dersin aktörüdür.
Huneyn'den sonra Gatafan kabilesinin lideri Uyeyne bin Hısn ve Akra bin Habis Rasulullah'ın huzuruna gelirler. Haksız yere öldürülen Amir bin Azbat'ın kanını dava ediyordu Uyeyne bin Hısn. Akra bin Habis ise katili müdafa ediyordu. İşte bu katilin adı Muhallim Bin Cessamedir.
Allah Rasulu, Uyeyne'ye kısas yerine kan bedeli almasını tavsiye eder. Efendimizin ikna etmesi ile 100 deve kan bedeline razı olur. Sorun kan davasına dönmeden çözülür.
Lakin Muhallimin durumu nedir? Müslümanlar kendisine, Allah Rasulune gitmesini ve Rasulullahın Allahtan kendisi için af talebinde bulunmasını istemesini tavsiye ederler.Muhallim mahcup bir şekilde Rasulullaha gelir;
-Ya Rasulullah...Pişmanım...Tevbe ediyorum...Allah'tan benim için mağfiret dile.
-Kimsin sen?
-Muhallim bin Cessame
-Demek sen Amir'e Allah'ın emanı ile eman verdin sonra da onu vurup öldürdün öyle mi_
Muhallim başını öne eğer ve susar.Rasulullah ellerini kaldırır:
-Allah'ım Muhallimi affetme..
Muhallim uğrayacağı akıbeti düşünerek titremeye başlar.
-Ya Rasulullah pişmanım...Allaha tevbe ediyorum..Ne olur benim için af dileyin.
Allah Rasulu:
-Allah'ım muhallimi affetme.
diyerek bedduasını tekrarlıyor ve Muhallim huzurdan kovuluyordu.
Bu bedduanın üzüntüsü ile bir hafta kadar yaşadı Muhallim. Ölünce kabilesi onu gömer. Ne var ki toprak kabul etmemiştir.Defalarca gömdükleri halde toprak yine dışarı atıyordu.
Durum Efendimize intikal edince;
-Vallahi toprak ondan çok daha kötülerin üzerini örtmüştür. Fakat Allah aranızdaki yasağı(haksız yere adam öldürmek) hakkında size gösterdiği bu hadise ile öğüt ve ibret vermek istemiştir.
Müşrik dahi olsa haksız yere öldürülemez. Haksız yere adam öldürmenin ne demek olduğu ümid ederiz bu hadiseden anlaşılabilir. Sözüm ona islam adına Yahudi,Hristiyan veya başka dinlerden herkesin kanını mubah sayan cehl-i mürekkebler ümid ederiz yaptıklarının farkına varırlar.
Nerede bu ölçü ve islam nerede terorizm???
Sonra inşaallah devam edilcektir.
vesselam | 
21.01.2008, 15:57
| |
Ninja Kedi isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
| | | Kıtmir
Üyelik tarihi: 19.01.2008
Mesajlar: 51
Teşekkür etti: 53
Teşekkür aldı: 48 konuda 130 kere
| MODERATOR NOTU:
forumumuzda hiçbir sahabe hakkında aleyhte fikir beyan edemezsiniz.
bildiririm. DiNi KONULAR FORUMU KAiDELERi 9- Hak-dilaram Forum'da Mezhep adına hiç bir Sahabe'ye dil uzatılamaz, hiç bir Sahabe tenkid edilemez. Belgeli dahi olsa, Fedek vakâsı gibi Sahabeler arasında ihtilâfı içeren bahisleri, Ehl-i Sünnetin ittifâkla tartışmaktan kaçındığı konuları yazanlar uyarılır. | 
21.01.2008, 15:59
| | | Kıtmir
Üyelik tarihi: 19.01.2008
Mesajlar: 51
Teşekkür etti: 53
Teşekkür aldı: 48 konuda 130 kere
| Allah(c.c.) başka keder vermesin... Yani ben şimdi buraya Buhari-Müslim- Tirmizi- Teberani-Mesabih-Camiussagir ve daha pek çok kaynaktan Muaviye ile ilgili Hadis-i Şerifleri yazsam onlarda mı yasak.Sonuçta ben bunları kafamdan yazmıyorum.Ama sizi de zor durumda bırakmak istemem.Ben sadece safımı belli ettim.Madem biz bu forum kurallarının altına imzamızı attık,buna uyucaz.
Mesele tamamdır.Yollarımız ayrıdır vesselam...Ben yine birkaç kaynak ekleyeyim olay benden çıksın.Hesab günü zorlanmayalım.
Minen-i Kebir-İmam Şarani
Mısır Tarihi-Suyuti
Kitabülmaarif
Ravzatülebrar
Kamil ve Ebulfeda Tarihleri
Kasası Enbiya
Hacı zihni Efendinin Elhakaik'i
T.B.M.M. Zabıtları
__________________ İnsanın topraktan,sudan yapılmış olan kısmı değişmez amma ma'nası,siyreti değişebilir.
Tezhib-i ahlak insan içün mümkündür.Olmasaydı mükellef tutulmazdı... | 
21.01.2008, 19:18
| |
ranon isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
| |  | | Sayfa 1 Toplam 2 Sayfadan | 1 | 2 | > | | Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlı. Şuanki Zaman: 02:29.
Powered by vBulletin® Version 3.7.2 Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |