Bayrak
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
3 Recep 1429
06 Temmuz 2008, Pazar
Ayet
Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
hadis
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 50 (4 Kayıtlı ve 46 Misafir) bulunmaktadır.

Online  azadeyim, HAvF & ReCa, muhakematçı, mutasyon


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Sünnet-i Nebevi ve Siyer » Ashab-ı Güzin » Hz. HÜSEYİN


Cevapla
 
Seçenekler
GüzellikGöreninGözündedir
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.983


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.145
Teşekkür aldı: 1.875 konuda 5.288 kere
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Hz. HÜSEYİN

Cennet gençlerinin seyyidi:
Hz. HÜSEYİN



Ümm-i Hâris hazretleri anlatır:
Birgün Resulullahın huzuruna varıp, bir rüya gördüğümü ve çok korktuğumu arzettiğim zaman, buyurdular ki:

- Ne gördün?

- Sizin vücudunuzdan bir parça kestiler, benim yanıma eklediler.

- İyi görmüşsün, Fatıma'nın bir oğlu olacak ve senin yanında kalacaktır.

Beraber mescidden çıktılar

Bir müddet sonra, Hz. Hüseyin dünyaya geldi. Resulullah her sabah namazını kıldıktan sonra, mübarek yüzünü eshab-ı kirama çevirirlerdi. Üzüntülü kimseler yüzünü görseler, mesrur olurlardı. O gün sabah namazından sonra, yüzlerini döndürmeden, Hz. Ali'yi çağırdılar. Beraber mescidden çıktılar. Eshab-ı kiram nereye, niçin gittiklerini anlayamadılar. Tekrar dönerler diye oturdular. İkisi Hz. Fatıma'nın evine gittiler.

Peygamberimiz Hz. Ali'ye, kapıda durup, kimseyi içeri sokmamasını emretmişlerdi. Hz. Hüseyin doğmuş, melekler tebrik etmek için gelmişlerdi. Hz. Ebu Bekir duramayıp, Hz. Ali'nin evine gitti. Sonra Hz. Ömer, sonra Hz. Osman ve bütün eshab-ı kiram Hz. Ali'nin evine gittiler.

Hz. Ebu Bekir, Hz. Ali'den, Resulullahın nerede olduğunu sordu. Hz. Ali, içerde olduklarını bildirince, Hz. Ebu Bekir buyurdu ki:

- İzin verirsen, ben de gireyim.

- Allahın Resulü meşguldür.

- Benim içeri girmememi sana emretti mi?

- Hayır, yalnız dörtyüzyirmidörtbin melek geldi.

Hz. Ebu Bekir hayret edip, durdu.

Bir müddet sonra, Resulullah dışarı çıkıp, herkesin içeri girmesini emrettiler. Eshab-ı kiram içeri girdiler. Hz. Ali'nin meleklerin sayısındaki sözü söylendi. Resulullah efendimiz Hz. Ali'ye sordular:

- Meleklerin sayısını nasıl bildin?

- Melekler grup grup geliyorlardı. Herbiri bir dil ile konuşurlardı ve sayılarını bildirirlerdi.

Bunun üzerine Resulullah efendimiz buyurdu ki:

- Allah aklını ziyade etsin ya Ali!

Cennet gençlerinin efendisi

Resulullah efendimiz Hz. Hüseyin doğduğu zaman, kulağına, (O, cennet gençlerinin efendisi, seyyididir) diye seslenmişlerdi.

Hz. Üsame bin Zeyd, bir gece Peygamber aleyhisselamı gördüğünü ve Onun, (Bunlar benim oğullarımdır, kızımın oğullarıdır. Allahım ben onları seviyorum, sen de onları sev ve onları sevenleri de sev) buyurduğunu rivayet etmektedir.

Bir defasında da, (Hüseyin benden, ben Hüseyin'denim, Allahü teâlâ Hüseyin'i seveni sever) buyurmuştu.

Allahü teâlâ Kur'an-ı kerimde, ehl-i beyte, mealen buyuruyor ki:

(Allahü teâlâ, sizlerden ricsi, yani her kusur ve kirleri gidermek istiyor ve sizi tam bir taharet ile temizlemek irade ediyor.)

Bu ayet-i kerime gelince, eshab-ı kiram sordular.

- Ya Resulallah! Ehl-i beyt kimlerdir?

Benim ehl-i beytim

O esnada, Hz. Ali geldi. Mübarek hırkasının altına aldılar. Fatıma-tüz-Zehra da geldi. Onu da yanına aldılar. İmam-ı Hasan geldi. Onu da bir yanına, sonra gelen İmam-ı Hüseyin'i de öbür tarafına alarak buyurdular ki:

- İşte bunlar, benim ehl-i beytimdir.

Bu ayet-i kerime ve ilgili hadis-i şerifler, Resulullahın iki mübarek torununu sevmenin şart olduğunu belirtmektedir.

Hz. Hüseyin buyurdu ki:

Birgün yüksek dedemin huzuruna varmıştım. Übey bin Kâb da orada idi. Bana, "Merhaba, ey Ebu Abdullah, ey göklerin ve yerin süsü" diye hitap ettiler. Übey bin Kâb hazretleri dedi ki:

- Ya Resulallah! Gökler ve yer için, senden başka süs var mıdır?

Resulullah bunun üzerine buyurdular ki:

- Beni insanlara Peygamber olarak gönderen Allahü teâlânın hakkı için, Hüseyin bin Ali, yeryüzünün merkezinin süsüdür. Ondan ziyade süs, göklerin tabakalarıdır.

Birgün Hz. Hüseyin, Resulullah efendimizin yanında idi. Annesine gitmek istiyordu. Hava yağmurlu idi. Resulullah efendimiz duâ buyurdu. Hz. Hüseyin eve gidinceye kadar, yağmur ara verdi.

Birgün Resulullah efendimiz, Hz. Hüseyin'i sağ dizine, oğlu İbrahim'i sol dizine aldı. Cebrail aleyhisselam gelip dedi ki:

- Hak teâlâ, bu ikisinden birini alacaktır. Sen birini seç!

Resulullah efendimiz buyurdu ki:

- Eğer Hüseyin vefat ederse, benim canım yandığı gibi, Ali'nin ve Fatıma'nın da canları yanar. Eğer İbrahim giderse, en çok ben üzülürüm. Benim üzüntümü, onların üzüntüsüne tercih ediyorum.

Üç gün sonra oğulları İbrahim vefat etti.

Resulullah efendimiz, Hz. Hüseyin yanına her gelişinde, onu öper ve buyururdu ki:

- Selamet ve saadet o kimseye ki, oğlum İbrahim'i ona feda ettim.

Hz. Hüseyin'in ilk çocukluğu Resulullah efendimizin derin sevgi ve şefkati içinde geçti. Ancak bu hâl, çok sürmedi. Zira Peygamber efendimiz vefat ettiler. Hz. Hüseyin, bundan sonra ilmini ve edebini babasının yanında tamamladı.

Etrafını aydınlatırdı

Hz. Hüseyin'in yüzü, karanlık gecede etrafını aydınlatırdı. Yaya olarak yirmibeş defa hacca gitti. Beraberindekiler bineklere binse de, kendisi binmezdi. Çok cömert idi. Buyurdular ki:

- Cömert, efendi olur; cimri, hor olur. Bu âlemde bir mümin kardeşinin iyiliğini, kendinden önce düşünen, öbür âlemde daha iyisini bulur.

Eshab-ı kiramdan Hz. Dıhye, devamlı ticaret için sefere gider gelirdi. Çok güzel yüzlü idi. Cebrail aleyhisselam çok defa Resulullahın huzuruna Dıhye şeklinde gelirdi. Birgün Cebrail aleyhisselam Fahr-i âlem hazretlerinin huzurunda bulunuyordu.

Dıhye, dedemizin yanında

O zaman henüz küçük olan Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'den biri, Cebrail aleyhisselamı gördü. Hemen kardeşinin yanına koşarak dedi ki:

- Dıhye, dedemizin yanında oturuyor, haydi gidelim.

Koşup mescide girdiler.

Cebrail aleyhisselamın dizlerine oturdular. Ellerini Cebrail aleyhisselamın koynuna soktular. Resulullah efendimiz, torunlarının bu hareketini görünce hicâb edip, mâni olmak istedi. Cebrail aleyhisselam, Resulullahın mahcup olduğunu görünce, dedi ki:

- Ya Resulallah! Niçin sıkılıyorsunuz? Fatıma teheccüd namazını kılarken, Hak teâlâ beni gönderir, bunların beşiklerini sallardım. Böylece Hz. Fatıma rahatça namazını kılardı. Bazan da bunların anneleri namazdan sonra uyurken, bunlar ağlardı. Hak teâlâ yine beni gönderir, anneleri uyanmasın diye, beşiklerini sallardım, ağlamazlardı. Çocukların bu hareketini bana karşı edepsizlik saymayın. Bunların yanıma gelip, ellerini koynuma sokmalarında bir mahzur yoktur.

Resulullah efendimiz buyurdu ki:

- Ey kardeşim Cebrail! Şimdi bir şey yapmadılar. Daha ileri giderler endişesiyle mâni oldum. Çünkü, eshabımdan Dıhye isminde birisi vardır. Çok kere sefere çıkar. Her dönüşünde bunlara hediye getirir. Sizi Dıhye zannedip, ellerini koynunuza soktular.

Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam, “Ya Rabbi! Beni Habibinin yanında utandırma” diye duâ etti.

Oturduğu yerden ellerini cennete uzattı. Bir yeşil salkım üzüm, bir kırmızı nar eline geldi. Hz. Hasan üzümü, Hz. Hüseyin de narı aldı. Bunları yerlerken, bir dilenci gelip dedi ki:

- Ey ehl-i beyt! O üzüm ve nardan bana da verir misiniz?

Resulullahın yüksek yaratılışlı torunları, dilenciye vermek istediklerinde, Cebrail aleyhisselam mâni olarak dedi ki:

- Ya Resulallah! O dilenci şeytandır. Cennet meyveleri ona haram iken, hile ile ondan yemek istedi.

Kerbela'da şehit oldu

Hz. Hüseyin hep babasının yanında idi. Babası şehit olunca, Medine'ye geldi. Yezîd'e biat etmedi. Kufeliler kendisini çağırıp halife yapmak istedi. Kardeşi Muhammed bin Hanefiyye, İbni Ömer, İbni Abbas ve daha nice eshab-ı kiram mâni oldular ise de, kabul etmeyip yetmişiki kişi ile Mekke'den Irak'a yola çıktı.

Irak valisi Ubeydullah bin Ziyad, Ömer bin Sâd kumandasında bir ordu gönderdi. Ömer, geri dönmesini bildirdi ise de, İmam kabul etmeyip harp etti. 681 yılında Muharremin onuncu günü Kerbela'da şehit oldu. Yezîd bunu duyunca, çok üzüldü. “Allah İbni Mercane'ye (ibni Ziyad'a) lanet eylesin! Hüseyin'in isteklerini kabul etmeyip de onu şehit ettirdi. Böylece beni kötü tanıttı” dedi. Hz. Hüseyin'in mübarek oğlu Zeynelabidin küçük olduğu için öldürülmedi. Kadınlar ve İmamın mübarek başı ile Şam'a gönderildi. Mübarek başı, Mısır'da Karafe kabristanında medfundur.
__________________
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit..


جزاك الله خيرا
eski 17.01.2008, 02:03 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
Kıtmir
 
ranon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19.01.2008
Mesajlar: 51


 
 
Teşekkür etti: 53
Teşekkür aldı: 48 konuda 130 kere
Ümmü Seleme´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Irak valisi Ubeydullah bin Ziyad, Ömer bin Sâd kumandasında bir ordu gönderdi. Ömer, geri dönmesini bildirdi ise de, İmam kabul etmeyip harp etti. 681 yılında Muharremin onuncu günü Kerbela'da şehit oldu. Yezîd bunu duyunca, çok üzüldü. “Allah İbni Mercane'ye (ibni Ziyad'a) lanet eylesin! Hüseyin'in isteklerini kabul etmeyip de onu şehit ettirdi. Böylece beni kötü tanıttı” dedi.
Ne denir bu duruma bilmem ki.Şimdi buraya birşeyler yazsak ihtilaflı konu denecek.Yazık!
__________________
İnsanın topraktan,sudan yapılmış olan kısmı değişmez amma ma'nası,siyreti değişebilir.
Tezhib-i ahlak insan içün mümkündür.Olmasaydı mükellef tutulmazdı...
eski 23.01.2008, 06:36 ranon isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
ranon isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Kıtmir
 
ranon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 19.01.2008
Mesajlar: 51


 
 
Teşekkür etti: 53
Teşekkür aldı: 48 konuda 130 kere
İMAM-I HÜSEYİN’İN ŞEHİD EDİLDİĞİ GÜN



Ey Müslümanlar!



İçinde yaşadığımız bu günler Muharrem ayıdır ve Muharrem Ayı Müslümanların sene başısıdır.



Aynı zamanda bu günler: Hazret-i Peygamberin; öperek, severek, koklayarak omzunda gezdirdiği torunu Cenab-ı Hüseyin’in “Kerbü bela” denilen mevkide para mukabilinde şehit edildiği günlerdir.



Binanen’aleyh her sene başı; aynı zamanda Müslümanların matemlerinin tazelendiği günlerdir.



Hadise şöyle olmuştur:



İmam-ı Hüseyin’e: ( Yezid kasdedilerek ) “Bizi zalimin elinden kurtar” diye binlerce mektup yazılmıştı.

Bu noktada bazı kimseler derler ki: “Kendisine nasihat edildi, gitme dendi, niye gitti?”

Şunu iyi bilmek lazımdır ki :Ehli Beyt-i Nübüvvet, Al-i Aba, akılları ile değil, şuhudları ile iş görürler. Levh-i mahfuz: Kitabları, kalem-i a’la: Hadimleridir.

Nitekim: Çağrıldığı yere gitmek üzere atına bindiği vakit: Muhterem kerimeleri Sükeyne, hemşiresi Hazret-i Zeyneb:

“Dedemize yapılanı biliyorsun, amcamıza yapılanı da biliyorsun, bizim boynumuzu mu büktüreceksin? Nereye gidiyorsun?” diye önüne geçmek istediklerinde Hazret-i Hüseyin, hızla atından indi, ikisini de kollarının arasına alıp: “İleriye bakın!” dediği zaman, Kudret filmin çevirdi. Hazret-i Sükeyne: “Baba! Filmin çevrildi seni parçalıyorlar” diye heyecanlanınca Hazret-i Hüseyin: “Ben bunu görerek gidiyorum” diye cevap verdi.

Nihayet Cenab-ı Hüseyin davet edildiği “Kerbela” mevkiine geldi fakat kendisine o mektupları yazıp davet edenlerin hepsi kaçmışlardı. Ufacık bir hizip olan Ehl-i Beytiyle meydanda kaldı. Çocuklar su diyor güller gibi soluyorlardı.



“Cihanın sahibinden bir içim su kıskanılmış aah!..

Fırat ağlar, Murad ağlar, zemin ü asüman ağlar…

Ayak bastı o mel’un kalb-i gah-ı sırr-ı Kur’na’a

Aliyy ü Fatıma, Peygamber-i ahir zaman ağlar,”



Ok atılmazdan evvel İmam-ı Hüseyin. Mini mini yavrusu kucağında olduğu halde:

“Beni siz çağırmadınız mı? Davet etmediniz mi? İçinizde hiç hacib yok mu? Beni tanımıyor musunuz? Ben kimim? Hazret-i Fatıma’nın oğlu, peygamberinizin torunu değil miyim? Birinize bir tokat vurdum da intikamını mı almak istiyorsunuz?” dedi.

Cevap: Evvela kucağındaki yavrusuna ok atarak düşürme oldu. Bunun üzerine İmam-ı Hüseyin de mukabeleye başladı, önüne geleni seriyordu. Bu esnada kendisinin sırrına şöyle bir hitab-ı izze sadır oldu: “Ey sevdiğimin sevgilisi! Ben senden şehadet bekliyorum, sen şecaat gösteriyorsun…”

Bu tecelli-i ma’na kapşısında bir darbe ile yere düştü yere…



“Düştü Hüseyin atından sahra-yı Kerbela’ya,

Cibril git haber ver Sultan-ı Enbiyaya.”



Hazret-i Hüseyin’in vücud-i seadetinde yetmişüç darbe izi bulunmuştu… Hazret-i Hüseyin’i vurmaya gelenler “Müslümanız” iddiasıyla yaşıyorlar namazda kılıyorlardı.

Hadise esnasında birbirlerine : “Acele edin, öğle namazı kazaya kalacak” diyorlardı.

Ah şu madde yok mu? Şu cah… İnsanı çok şaşırtır…

Bu hadise, biz Müslümanlar için çok büyük bir karadır. Allah kaldırsın.

Hristiyanlar, Hz. İsa’nın bindiği zannedilen beyaz katırın nalını mücevher sanduka içinde saklarlar. Biz ise Resulüllah’ın çocuklarını otuzbeş sene sonra parçaladık.



Bugün de husisiyetle bu hadiseyi arzetmekten maksat şudur. Günü gelince gönüllerimizin mahzun olması bizim için vesileyi şefaat olabilir.

İslam da matem yok denir. Mahzun olmaktamı yok. Kazık gibi bir dinmidir bu din.



Haşa…



Komşunun birine bir felaket gelecek olsa ayıp der radyoyu kısarız. Ya peygamberin kucağında taşıdığı bol bol öptüğü hakkında Tahsin edici bir çok cümleler söylediği daha ötesi varmı.



Dedesi Ücretsiz, külfetsiz, minnetsiz, beşeriyeti zulmetten nura çıkaran “Hz. Muhammed (S.A.V.) babası İmam Ali, Annesi Hz. Fatıma olan o büyük zatın kerbela denilen mevkide yakınlara beni bırakın aranan benim siz hepiniz gecenin karanlığından istafade ederek çekilin gidin. Dediği kısa bir müddet sonra cami şehadeti nuş ettiği dakikalara tekabül eden anlarda biz de bu hadiseyi hatırlar müteesir olur bir nebzede olsa nefsane arzularımızdan, feragat edersek şefaat olunmaklığımıza bir bahane olmazmı acaba.



Nasıl olmaz ?



İşte bu hadisi şerif bu şefaatin bir delilidir. Yarın hepimizin şah da olsak geda da olsak müsavat ile toplanacağımız bir yer var. İşte orada toplandığımız zaman arşın verasında oranın memuru olan bir münadi şöyle nida edecek.



“Ey ehli mevkıf ! Ey toplan kumandası ile toplananlar! Gözlerinizi kapayın bakalım Hz. Muhammedin kızı Hz. Fatıma geçecek



Filhakika Hz. Fatıma İmam Hüseyin ile kanlı elbiselerini giymiş bir vaziyette geçecek. Arşta kendisine tahsis edilen makamı mahsusuna oturacak. Sonra Cenabı Hak’ka

-Allahım! Oğlum ile oğlumun katilleri arasındaki hükmünü ver diyecek.



Hükmü ilahi verilecek.

Cenabı Hak hükmünü verdikten sonra Hz. Fatıma (A.S) bizi unutmayarak

Ki işin nezaketi inceliği de buradadır.



-Ya Rabbi bizim müsibetimize gözünde nem gönlünde hüzün olanı bana bağışla diye niyaz edecek.



Cenabı Hüda



-Derhal istediğin kadar buyuracak.



Ey Müminler!



İşte biz bu vesile ile olsun bağışlanırsak, bizim için en büyük bir lütuf değilmidir.



Ya Rabbi bu sözler hürmetine o anda arşın titrediği titreme bahşi için kalbi Muhammedinin Alemi arştan ne bekliyorsa o bekleme aşkı için bizi affeyle. Habibinin habibi seninde mahbubun olan İmam Hüseyin’in parçalandığı gündeki sırra bürünerek huzur-ı sübhaninde şefaat olunmaklığımızı diliyoruz. Bizi boş çevirme



Ya Resulallah! Hikmeti: Ümmeti Muhammede ağlama kapısı açmak olan bu hadisenin hikmetinden bizi de nasibedar et de yakamızı kurtaralım Makamı Zilletten Makamı İzzete çıkalım.

KAYNAK:Şemseddin Yeşil Efendinin Kainatın gidişini bildiren "HUTBELERİM" kitabından alınmıştır.
__________________
İnsanın topraktan,sudan yapılmış olan kısmı değişmez amma ma'nası,siyreti değişebilir.
Tezhib-i ahlak insan içün mümkündür.Olmasaydı mükellef tutulmazdı...
eski 24.01.2008, 17:14 ranon isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
ranon isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Yeni Üye
 
Üyelik tarihi: 16.02.2008
Mesajlar: 9


 
 
Teşekkür etti: 11
Teşekkür aldı: 12 konuda 43 kere
...
Hz. Hüseyin doğduğu zaman Cenâb-ı Hak tarafından Cebrâil Hz. Muhammed'e gönderilir. Doğan çocuktan ötürü tebrik eder ve sonra şehitlik için baş sağlığı diler. Peygamberimiz hayretle:
-Ey Cebrâil kardeşim. Kutlamanın sebebini anladım ama hangi şehit için başsağlığı diliyorsun? Cebrail cevap verir:
-Bu mazlumu, Hüseyin’i, senden sonra Kerbelâ çöllerinde cefa kılıcı ile şehit edecekler. Hz. Muhammed bu haberi alınca ağlamaya başlar. Yanında Allah’ın aslanı Ali vardır. Hemen ellerine kapanıp niçin ağladığını sorar. Hz. Muhammed aldığı haberi anlatınca Ali de ağlar.
Durumu öğrenen Fatma anamız üzüntüyle sorar:
-Ey babam bu iş ne vakit olur? Resul cevap verir:
-Benden, senden, Ali'den ve Hasan'dan sonra.
Hz. Fâtıma, hüzünlenir, kendi kendine sorar: Bu musîbet vukua geldiğinde benim mazlumum için kim tâziyette bulunsun? Gaipten şöyle cevap gelir:
-Ey kadınların en güzeli ve en azîzi! Âhir zaman ehlinden Ehl-i beyt bağlıları senin oğluna, kıyâmete kadar ağlayacaklar.

(Fuzuli, Hadîkatü’s-Süadâ, haz. Şeyma Güngör, s.304-305, KB yayını, Ankara, 1987)

Ya Rabbi bu sözler hürmetine o anda arşın titrediği titreme bahşi için kalbi Muhammedinin Alemi arştan ne bekliyorsa o bekleme aşkı için bizi affeyle. Habibinin habibi seninde mahbubun olan İmam Hüseyin’in parçalandığı gündeki sırra bürünerek huzur-ı sübhaninde şefaat olunmaklığımızı diliyoruz. Bizi boş çevirme
Ya Resulallah! Hikmeti: Ümmeti Muhammede ağlama kapısı açmak olan bu hadisenin hikmetinden bizi de nasibedar et de yakamızı kurtaralım Makamı Zilletten Makamı İzzete çıkalım.
__________________
"Hanedan-ı Ehl-i Beyt-i Mustafayı Sevmeyen Esfel-i Süfliyete Nadan Gelir Nadan Gider..."

Konu es'elüke tarafından (13.03.2008 Saat 08:22 ) değiştirilmiştir..
eski 09.03.2008, 22:27 es'elüke isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
es'elüke isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Tecrübeli Üye
 
mor menekşe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 09.02.2008
Mesajlar: 232


 
 
Teşekkür etti: 3.095
Teşekkür aldı: 204 konuda 618 kere
rabbim efendimizin şeffatine nail eylesin hepimizi ve onun yıldızlar kadar seçkin ailesine selatu selam olsun inş torunlaraına hanımlarına ve diğer tüm sahebelere selamımı gönderiyorum rabbimkabul buyursun inşşş allah razı olsun çok güzel bir konuyu paylaşmışsın bizimle sağol
eski 12.03.2008, 10:53 mor menekşe isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #5
mor menekşe isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:23 .