| Tecrübeli Üye
Üyelik tarihi: 22.11.2007
Mesajlar: 275
Teşekkür etti: 638
Teşekkür aldı: 260 konuda 929 kere
| Eshâb-ı Kiram' bir inci Bilal-i Habeşî Peygamber Efendimizin müezzini. Eshab-ı kiramın meşhurlarından ve ilk müslüman olanlardandır. Künyesi Ebu Abdullah’tır. Habeşistan’lı bir aileye mensub olup, babasının ismi Rebah, annesinin ismi Hamâme’dir. (m. 581) senesinde, Mekke-i mükerreme’de doğdu. 20 (m. 641) de, Şam’da vefat etti. Kabri Şam’da, Bâbüssagir’dedir. ALLAH BİRDİR DİYORDU!
Resulullah, dinini aşikâre olarak,
Tebliğe başlayınca, kâfirler toplanarak,
Buna mani olmaya sa'y-ü gayret ettiler.
Olmayınca, eziyet etmeye kastettiler.
Fazla yapamazlardı Resul’e eza, cefa.
Lakin kimsesizlere yaparlardı çok defa.
Biri de Bilal idi bu zayıf müminlerin.
Kölesiydi Ümeyye adında bir kâfirin.
Oniki kölesinden, bunun tavrı ve hali,
Hoşuna gittiğinden, çok severdi Bilal’i.
Puthaneye nöbetçi yapmıştı onu hem de.
Lakin iman etmişti Bilal de o günlerde.
Orada, gizli gizli ibadet ediyordu.
Putları da yatırıp, secde ettiriyordu.
Ümeyye bunu duyup, çıkıştı ki Bilal'e:
(Sen de mi iman ettin, çok şaşırdım bu hale.)
Ümeyye kâfirine dedi ki o da hemen:
(Evet, gerçek mabuda ibadet ederim ben.)
Bilal’in cevabından, gadaplandı Ümeyye.
Başladı insafsızca eza, cefa etmeye.
Tam öğle sıcağında, onu, çıplak olarak,
Kumların üzerine sırt üstü yatırarak,
Derdi ki: (Muhammed'in Allah'ını inkâr et!
Bizim putlarımıza, yap sadece ibadet.)
Bilal, bu cefaları çekerdi de ruz-ü şeb,
Yine de, (Birdir Allah! birdir Allah!) derdi hep.
Bazan da soyundurur, diken üstünde onu,
Sürütüp, parça parça ederdi vücudunu.
Buna dahi sabredip, dönmez idi dininden,
(Allah birdir!) sözünü, düşürmezdi dilinden.
Ümeyye kâfiriyse, görüp bir gün bu hali,
Yatırdı kızgın kuma, hiddet ile Bilal’i.
Çıkıp dizleriyle de, bastırdı sinesine.
Öyle ki, halel geldi bir müddet nefesine.
Kıpırdamaya bile kalmayınca mecali,
Bırakıp gitti artık öldü diye Bilal’i.
Kendisine gelince, etti ki hemen sual:
(Şimdi Lat ve Uzza'ya inandın mı ey Bilal?)
Son derece halsizdi, çıkmıyordu nefesi.
Ve hatta bitkinlikten, çıkmıyordu hiç sesi.
Parmağını kaldırıp, işaret eyleyerek,
Söyledi imanını (Allah birdir!) diyerek.
Hazret-i Bilal der ki: (Ümeyye, çok defalar,
Gece, beni bağlayıp, ederdi çok cefalar.
Yine sıcak bir günde, gelip beni alarak,
Yatırdı kızgın kuma, hem de çıplak olarak.
Göğsümün üzerine taş koydu ağırından.
O anda bayılmışım taşın ağırlığından.) SENDE VİCDAN YOK MUDUR?!! 
Kendime geldiğimde, baktım ki güneş batmış.
Üstümdeki kayayı, kaldırıp biri atmış.
Dedim ki: Ya ilahi, çok şükür bu halime.
Zira halel gelmedi imanıma, dinime.
Yine bir gün o zalim, elbisemi çıkarıp,
Kalın deve ipini, boynuma sıkı sarıp,
Mekke çocuklarına verdi ipin ucunu.
Yerlerde sürükletti, günlerce vücudumu.
Öyle ki, paramparça oldu bütün bedenim.
O gün Allah'tan başka, yoktu yardım edenim.)
Bir gün Resul-i ekrem, oradan geçiyordu.
Bilal, taşın altında (Allah birdir!) diyordu.
Buyurdu ki: (Ya Bilal, seni bu Allah demen,
Kurtarır bu insafsız kâfirlerin elinden.)
Oradan hanesine gelince, biraz sonra,
Hazret-i Ebu Bekir, gelip girdi huzura.
Ona dahi anlatıp o günkü gördüğünü,
Bildirdi Bilal için pek çok üzüldüğünü.
Hazret-i Ebu Bekir, gitti hemen Bilal’e.
Görünce, kendisi de çok üzüldü bu hale.
Baktı ki, kızgın kumun içine yatırmışlar.
Üstüne de, büyükçe bir kayayı koymuşlar.
Çok üzülüp dedi ki o zalim Ümeyye'ye:
(Niçin azab edersin bu zavallı köleye?
La ilahe illallah derse eğer bir insan,
Cezaya mı layıktır, yok mudur sende vicdan?
Zavallının üstünden kaldır at şu kayayı.
Sat bana, vereceğim istediğin parayı.)
Dedi: (Dünya dolusu versen de çok paralar,
Yine satmam Bilal'i, vermişim kati karar.
Lakin onu, bir şartla sana verebilirim.
Yardımcın Amir ile değiştirebilirim.)
(Kabul!) deyip, değişti Amir'i Bilal ile.
Kurtardı bu cefadan Bilal'i böylelikle.
Buna, çok sevinmişti o Ümeyye kâfiri.
Dedi ki: (İyi oldu, aldattık Ebu Bekr'i.)
Hazret-i Ebu Bekr de memnundu vaziyetten.
Zira kurtarmış idi Bilal'i eziyetten.
Onun kurtulmasını, Resul de çok isterdi.
Resul'ü sevindirmek, dünyalara değerdi.
Ve hemen Bilal ile, el ele tutuşarak,
Geldi Resulullah'a hem sevinçten uçarak.
Dedi: (Ya Resulallah, Bilal'i, Ümeyye’den,
Amir ile değişip, satın aldım bu gün ben.
İşte ya Resulallah, müjde vereyim size,
Azad ettim Bilal'i sizin şerefinize.)
Resulullah çok fazla sevindi bu habere.
Ve çok dua eyledi, hazret-i Ebu Bekr'e. İLK EZAN
Müminleri cami'e, namaza davet için,
Belirli bir usul ve işaret yoktu ilkin.
(Essalatü Cami'a!) yalnız deniliyordu.
Bunu duyan müminler, namaza geliyordu.
Peygamber Efendimiz, Eshabıyla bu kere,
Bu hususu görüşüp, eyledi istişare.
Kimisi (Çan çalalım) dedi ise de, fakat,
Kabul buyurmadılar bunu Fahr-i kainat.
Buyurdu: (Hıristiyan adetidir bu yalnız.
Hiç münasip değildir onlar gibi yapmamız.)
Kimi (Boru çalalım) diye teklif ettiler.
Buyurdu ki: (Onu da, çalıyor yahudiler.)
Kimi (Ateş yakma)yı Resul'e teklif etti.
Buyurdu ki: (Ateş de, mecusiler adeti.)
Bir kaçına, rüyada öğretildi bu ezan.
Arz ettiler, beğenip kabul etti o zaman.
Bilal-i Habeşi’yi çağırıp huzuruna,
Ezan okumasını, vazife verdi ona.
Var idi ki çok gür ve pek tesirli bir sesi,
Ezana başlayınca, ağlatırdı herkesi.
Resulullah mescitte, eşine rastlanmayan,
Sohbet buyururlardı Eshaba çoğu zaman.
Rabbinin bahşettiği feyz-ü bereketleri,
Eshabının kalbine akıtırdı ekseri.
Bu sohbet şerefine nail olunca onlar,
Yüksek derecelere, bir anda kavuştular.
Sohbet bereketiyle, cümle Eshab-ı güzin,
Canlarını verdiler, Resul-i zişan için.
Öyle çok sevdiler ki hem de birbirlerini,
Canından fazla sevdi birisi diğerini.
Öyle olmuşlardı ki onlar bu muhabbette,
Methetti Hak teâlâ onları çok âyette.
Resul’ün huzurunda, dikkat ederlerdi hep.
Hiç hareket etmeden, dururlardı pür edep.
Kuşlar, ağaç zannedip, konardı üstlerine.
Onlarda kımıldama olmazdı asla yine.
Peygamberlerden sonra, böylece hepsi onlar,
Mahlukatın efdali, en üstünü oldular.
Hepsinin derecesi, oldu yüksek ve a’la.
Meth-ü sena eyledi onları Hak teâlâ.
Mealen buyurdu ki: (İlk iman edenlerden,
Muhacir ve Ensar'ın önce gelenlerinden,
Ve bu yoldakilerden razıdır cenab-ı Hak.
Onlar dahi Allah'tan razıdırlar muhakkak.
Cennetler hazırladı Allah bu kimselere.
Yarın huzur içinde, girerler bu yerlere.
Bu Cennetler altından, nehirler akmaktadır.
Bunlar, o Cennetlerde sonsuz kalacaklardır.) SON EZAN
Ne zaman ki o Server, Mekke’den etti hicret.
Yayıldı ondan sonra gün be gün islamiyet.
Mescid-i Nebi'nin de, tamamlandı inşası.
Resulullah, burada kılar oldu namazı.
Ve islam tarihinde, ilk ezanı okuyan,
Bilal-i Habeşi’dir Sahabe-i kiramdan.
Çok gür ve pek tesirli var idi ki bir sesi,
Ezana başlayınca, ağlatırdı herkesi.
Artık Resulullah'ın müezziniydi Bilal.
Sesini işitenler, alırdı başka bir hal.
Resulullah, onu hiç ayırmazdı yanından.
Özel hizmetini de yapardı çoğu zaman.
O zamanki cenklerin, bulundu her birinde.
Resul’ün yanındaydı yine Mekke fethinde.
O gün dahi Kâbe’de okudu ki bir ezan,
Sevinç gözyaşlarıyle ağladı her müslüman.
Lakin Resul göçünce, ahiret âlemine,
Takat getiremedi bu ayrılık derdine.
O günden itibaren, okumadı hiç ezan.
Zira onun kalbini, yakıyordu bu hicran.
Dar geldi dünya ona bu hasret ateşiyle.
Gece ve gündüzleri ağlardı gözyaşiyle.
Medine'de yaşamak, zor geldi ona gayet.
Sıddık’tan izin alıp, Şam'a gitti nihayet.
O, bu üzüntü ile geçirirken günleri,
Gördü bir gün rüyada, hazret-i Peygamberi.
Resul onu görünce, buyurdular ki derhal:
(Beni ziyaret için gelmez misin ey Bilal?)
Uyanıp, Medine'ye yola çıktı o günü.
Ravda-i mübareke sürdü yüz ve gözünü.
Hasret ve muhabbetle eyleyerek ziyaret,
Sevinç gözyaşlarıyla ağladı uzun müddet.
Resul’ün torunları Hasan ve Hüseyin de,
Gördüler kendisini o gün Ravda önünde.
Boynuna sarılarak, ağladılar bir zaman.
Dediler: (Okur musun Medine'de bir ezan!)
O gün ısrar edince Bilal’e onlar bunu,
Kıramadı Resul’ün bu iki torununu.
Bir sabah ezanını okuduğu zamanda,
Yayıldı dalga dalga, sedası semalarda.
Kadın erkek, yaşlı genç, bu sesin tesiriyle,
Sokağa fırladılar Resul’ün sevgisiyle.
Sanki Resul-i ekrem dünyaya dönmüş gibi,
Sevinip ağlaştılar, o sabah her sahabi.
Lakin Resulullah'ın ismini söyleyince,
Teessürden, kaybetti kendisini hemence.
Zor bitirdi ezanı, pek çok ağladığından.
Bu, onun okuduğu olmuştu en son ezan. NE İÇİN OYNUYORSUN?
Ahmet Mekki Efendi buyurdu ki: (Aman ha!
Sakın gaflet edip de, girmeyin bir günaha.
Her işi, dine uygun yapın ki siz muhakkak,
Zira hesap soracak her işten cenab-ı Hak.)
Bir gün de buyurdu ki: (Âlimleri eğer biz,
Tanımamış olsaydık, ne olurdu halimiz?
Onların kitabını okumak suretiyle,
İslamın ahkamını, öğrendik bilvesile.
Ayırdık bu sayede hakkı, bâtıl olandan.
Dünyada büyük nimet, var mıdır daha bundan?
Küfürden kurtardılar bizleri o kitaplar.
Yoksa sonsuz azaba olacaktık giriftar.
Âlimler buyurdu ki: Eğer mümin kimseler,
Cennette verilecek nimetleri bilseler,
Yani amellerine karşılık, Rabbimizin,
Vereceği nimeti, etseler biraz tahmin,
O an, kendilerini unuturlar neşeden.
Sokakta oynarlardı, hiç bir şey düşünmeden.
Nitekim Sahabeden, Bilal-i Habeşi de,
Oynamaya başladı, bir gün mescit içinde.
Hazret-i Ömer görüp, buyurdu ki: (Ya Bilal!
Hiç mescidin içinde oynanır mı, ne bu hal?)
O ise oynamaya yine devam ederek,
Ve Resul-i zişanı işaret eyleyerek,
Buyurdu ki: (Mescidin sahibi oradadır.
Bana mani olmaya, sırf Onun hakkı vardır.)
Hazret-i Ömer Faruk şaşırdı buna daha.
Hemen gidip arz etti bunu Resulullah'a.
Çağırdı Resulullah Bilal-i Habeşi’yi.
Ve sual eyleyince kendisinden bu şeyi,
Dedi: (Ya Resulallah, neşeden oynuyorum.
Rabbime, bir şey için teşekkür ediyorum.)
Çünkü Allah, herşeyi sana ihsan eyledi.
Velakin bir şey var ki, onu sana vermedi.)
(O nedir?) buyurunca, dedi ki: (Hidayettir.
İnsanların kalbine, iman nuru vermektir.
Bu, elinde olsaydı, ederdi herkes iman.
Hep müslüman olurdu bilcümle Arabistan.
Hem önce, akrabanı getirirdin imana.
Onlardan, sıra bile gelmezdi belki bana.
Senin akrabaların seni inkâr ederken,
Ben sana iman ettim, bir Habeşli köleyken.
Senin vasıtan ile inandım, seni sevdim.
Bu Habeşli Bilal’e bahşetti bunu Rabbim.
Bu, Onun ihsanıdır, şükür elhamdülillah.
Bu yüzden oynuyorum işte ya Resulallah.) ABDULLATİF UYAN
Konu nurulhak tarafından (29.01.2008 Saat 17:03 ) değiştirilmiştir..
|