Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 53 (4 Kayıtlı ve 49 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
«Onlar küfrettiklerinde sen iman ettin, onlar inkâr ettiklerinde sen itiraf ettin, onlar sözünden döndüklerinde sen sözünü yerine getirdin, onlar geri dönüp gittiklerinde sen geldin».[1]
Hicretin 9. yılında, daha önce İslâm'dan, imân'dan ve Rasûlullah'tan sallallahu aleyhi ve sellem yüz çeviren bir arab hükümdarı, İslâm'a, imân'a ve Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem boyun eğmişti.
İşte bu zat, babasının cömertliği darb-i mesel haline gelen Adiyy İbn Hatem et-Taî'dir.
Tayyi' kabilesi babasından miras kalan başkanlığı Adiyy'e devredip elde ettikleri ganimetlerin dörtte birini ona tahsis etmişler ve böylece idareyi ona vermişlerdi.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem doğru ve hak olan yola davete başlayınca, arablar kabîle kabile ona koşmuşlardı. Adiyy, Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem davetinde kendîninkini yok etmek üzere olan bir liderlik ve yine kendînîn-kini giderecek bir başkanlık havası sezdiğinden ona düşman kesilmiş, tanımadığı halde ona kin gütmeye başlamıştı. Allah gönlünü doğru ve hak çağrıya açıncaya kadar, yaklaşık 20 yıl İslâm'a düşman olmuştu.
Adiyy'in İslâm'a girişiyle ilgili unutulmayacak bir hikâye vardır. Bırakalım da hikâyeyi bizzat kendisi anlatsın : Adiyy anlatıyor :
«Adını duyunca Rasûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem) tiksinen benden başka hiçbir arab yoktu.
Ben itibarlı bir kimseydim ve hıristiyandım. Halkımın bana tahsis ettiği dörtte bir ganimetlerle geçinip gidiyordum. Rasûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) davası büyüyüp güçlenince, ordu ve seriyyeleri arab topraklarının her köşesinde dolaşmaya başladılar. Bunun üzerine develerimi otlatan uşağıma :
«— Develerimden semiz ve uysal birkaç tanesini benim için hazırla ve bana yakın bîr yerde tut. Eğer Muhammed'în (sallallahu aleyhi ve sellem) ordu veya seriyyelerinden birinin bu ülkeye ayak bastığını duyarsan hemen bana bildir», dedim.
Bir sabah, uşağım bana gelip şöyle dedi :
«— Efendim! Muhammed'în atlıları senin toprağına ayak basmalarında yapmak istediğini şimdi yapabilir misin?»
«— Niçin?»
«— Ülkenin içlerinde dolaşan bazı sancaklar gördüm ve bun Muhammed'in askerleri olduğunu öğrendim».
«— Daha önce, sana hazırlamanı emrettiğim develeri hazırlayıp bana yakın bir yere getir».
Bunun üzerine hemen kalkıp, aile ve çocuklarımın çok sevdiğim bu yerden göç etmelerini istedim. Hıristiyan dindaşlarımın yanma gitmek ve onlarla birlikte oturmak üzere Suriye'ye doğru süratle yol almaya başladım. Durum acele etmeyi gerektirdiğinden ailemin bütün fertlerini toplayamamıştım. Tehlikeli bölgeleri geçtikten sonra, aile fertlerini tek tek sordum. Meğer Necid'deki Tayyi' kabilesinden orada kalanların yanında kız kardeşlerimden birini bırakmışım. Artık oraya tekrar dönmem mümkün değildi, Yanımdakilerle birlikte Suriye'ye varıp dindaşlarımın arasına yerleştim.
Kızkardeşime gelince; aklıma gelen ve korktuğum onun başına gelmişti.
Ben Suriye'deyken Muhammed'in süvarilerinin yurdumuza saldırıp aldıkları esirler arasında kızkardeşimi de Yesrîb'e götürdüklerini duydum. Kardeşim orada, öbür esirlerle birlikte mescidin bitişiğindeki esir tutulan yere konulmuş, Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) oraya gelmiş ve kardeşim onun yanına gidip şöyle demiş :
«— Ey Allah'ın Rasûlü! Babam öldü, velîm de yok bana bir likte bulun ki, Allah da sana iyilikte bulunsun».
«— Senin velin kim?»
«— Adiyy bin Hatem».
«—Allah ve Rasûlu'nden kaçan mı?» deyip yanından ayrılmış.
Ertesi gün, kardeşim Rasûlullah'tan (sallallahu aleyhi ve sellem)ümidini kesmiş bir haldeyken yine yanına gelmiş ve kardeşim ona hiçbir şey söylememiş, arkasından birisi ona Rasûlullah'la (sallallahu aleyhi ve sellem)konuşmasını işaret etmiş. Kardeşim yine şöyle demiş :
«—Ya Rasûlallah! Babam öldü, velim de ortadan kayboldu. Bana bir iyilikte bulun ki Allah da sana iyilikte bulunsun».
«— Tamam, isteğini yerine getireceğim».
«— Ben Suriye'deki ailemin yanına gitmek istiyorum».
«— Fakat seni Suriye'ye götürmek için kendi kabilene mensup itîmad ettiğin birisini buluncaya kadar yola çıkmakta acele etme. Öyle birisini bulduğunda bana haber ver» :
Rasûlüiiah (sallallahu aleyhi ve sellem) yanından ayrılınca, onunla konuşmasını işaret eden şahsın kim olduğunu sormuş ve onun Ali İbn Ebî Talip olduğunuöğrenmiş.
Bir müddet, içlerinde kendisine itimad ettiği birisi bulunan kafile gelinceye kadar kalmış ve Rasûlüllah'a (sallallahu aleyhi ve sellem) gidip :
«— Ya Rasûlallah! Kavmimden, aralarında itimad ettiğim ve beni götürebilecek birisi bulunan bir kafile geldi».
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu giydirip kuşatmış, bir deve ve yetecek kadar yol azığı vermiş. Nihayet kardeşim o kafileyle birlikte yola çıkmış. Biz de arka arkaya kardeşimle ilgili haberler almaya ve onu beklemeye başladık. Benim yaptıklarımın yanında, bize anlatılanlara göre kardeşimin Muhammed'in (sallallahu aleyhi ve sellem)yanındaki durumuna ve onun kardeşime yaptığı bütün iyiliklere neredeyse înanmıyacaktık.
Bir gün, bütün aile bir arada oturmaktayken deveyle bize doğru gelen bir kadın gördüm.
«— İşte bu kızkardeşim» dedim. Bir de baktık ki gerçekten o. Yanımıza gelince hemen şöyle söyledi :
Akrabasını arayıp sormayan zalim! Sen aileni ve çocuklarınıalıp götürdün de kızkardeşini ve namusunu koruman gereken kimseleri bıraktın gittin». Ben de şöyle dedim :
«— Kardeşim! İyi şeylerden bahset». Onu razı etmek için birçok şey söyledim ve en sonunda razı oldu. Başından geçenleri anlattı. Anlattıklarının aynen duyduklarım gibi olduğunu öğrenince, ona şöyle dedim : —Çünkü zeki ve akıllı bir kadındı «— Bu adamın yani Muhammed'in(sallallahu aleyhi ve sellem)durumu hakkında ne dersin?»
«— Ben, senin hemen ona gitmeni tavsiye ederim. Eğer o bir peygamberse, önce giden için fazilet vardır. Eğer bir hükümdarsa, onun yanında asla hor ve küçük görülmezsin».
«Hazırlığımı tamamlayıp yola çıktım. Benimle ilgili çıkmış bi sade veya böyle bir belge olmadığı halde, Medine'ye Rasûlullah'm (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gittim. Benim hakkımda şöyle dediğini duymuştum :
«— Şüphesiz ben, Allah'ın Adiyy'in elini benim elimin içine koyacağını umuyorum».
Mescidde olduğu bir sırada Rasûlullah'ın (sallallahu aleyhi ve sellem) huzuruna girip selâm verdim. Rasûlullah(sallallahu aleyhi ve sellem)şöyle dedi :
«— Sen kimsin?»
«— Adiyy İbn Hatem'im» dedim. Yerinden kalkıp yanıma geldi. Elimi tutup evine doğru götürmeye başladı. Eve giderken karşısına zayıf, yaşlı ve küçük bir çocuğu olan bir kadın çıktı. Kadın onu durdurup bir ihtiyacı olduğunu söyledi. Ben orada beklerken her ikisinin de ihtiyacını yerine getirdi. Kendi kendime :
«— Bu bir hükümdar olamaz» dedim. Sonra elimi tutup evine götürdü. İçi hurma lifi dolu deri bir minderi eline aldı ve bana verdi.
«— Bunun üzerine otur» dedi. Utanıp : «— Hayır, ona sen oturacaksın» dedim. O : «— Hayır, sen!» dedi. İstediğine uyarak minderin üzerine oturdum. Kendisi de kuru yere oturdu. Çünkü evde, o minderden başka bir şey yoktu. Yine kendi kendime :
«—Vallahi, bu bir hükümdar hareketi değil» dedim. Daha sonra, bana dönüp şöyle dedi :
«— Söyle bakalım Adiyy İbn Hatem! Sen Hıristiyanlıkla Sabiîlik arasında bir din olan rükusî değil miydin?»
«— Evet, rükusî idim».
«—Sen halkın içinde ganimetlerin dörtte biriyle geçinmiyor muydun. Halbuki sen; dînine göre sana helâl olmayan şeyleri onlardan almıyor muydun?»
«— Evet», dedim ve onun Allah tarafından gönderilmiş bir pey*gamber olduğunu anladım. Bana şunu da söyledi
«— Ya Adiyy! Belki, şu anda müslümanların ihtiyaç İçinde oluşları ve fakirlikleri seni bu dîne girmekten alıkoyuyor. Vallahi, yakında onların arasında para ve mal o kadar çoğalacak ki alacak kimse bulunmayacak».
«— Ya Adiyy! Belki seni bu dîne girmekten şu anda müslüman-ların azlığı ve düşmanlarının çokluğu alakoyuyor. Vallahi, pek yakında bir kadının devesine binerek Kadisiyye'den çıktığını ve Allah'tan başka hiç kimseden korkmadan bu Beyt'i ziyaret ettiğini duyacaksın».
«— Belki de, seni bu dîne girmekten müslüman olmayanlarda mülk ve saltanat olduğunu görmen alıkoyuyor. Allah'a yemin ederim ki, Babil'deki beyaz köşklerin fethedilmiş ve Hürmüz'ün oğlu Kisra'nm hazinelerinin taşınmış olduğunu duyman pek yakındır.
«—Hürmüz'ün oğlu Kisra'nm hazineleri mi?- dedim,
«— Evet, Hürmüz'ün oğlu Kisra'nm hazineleri».İşte o anda, Hakka şehadet getirdim ve müslüman oldum. Adiyy İbn Hatem uzun müddet yaşamış ve şöyle demiştir :
«— Bunların ikisi gerçekleşti, üçüncüsü kaldı. Vallahi, mutlaka o da gerçekleşecek. Ben bir kadının devesiyle Kadisiyye'den çıkıp hiçbir şeyden korkmadan bu Beyt'e geldiğini gördüm. Ben, Kisra'nm hazinelerine saldırıp onları ele geçiren ilk süvarilerin arasındaydım. Allah'a yemin ederim ki, üçüncüsü de mutlaka olacak».
Allah, Peygamber'inin(sallallahu aleyhi ve sellem)sözünü gerçekleştirmiştir. Üçüncüsü Halife Ömer İbn Abdilazîz zamanında oldu. O zaman müslümanların mallan öyle çoğaldı ki, Halîfe'nin görevlendirdiği kimse, zekat alacak: yoksul müsiümanlan aramaya başladı ama hiç kimse bulamadı.
Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) doğru söylemiştir. Adiyy İbn Hatem'in yemini de doğru çıkmıştır.[2]