Bayrak
21 Recep 1429
24 Temmuz 2008, Perşembe
21 Recep 1429
24 Temmuz 2008, Perşembe
Ayet
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
hadis
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 65 (11 Kayıtlı ve 54 Misafir) bulunmaktadır.

Online  --sena--, Almula, HAvF & ReCa, kardem, kebirulcady06, muhakematçı, Ninja Kedi, sofizade, ta-ha


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Cihad » Cihad Aşıklarından


Cevapla
 
Seçenekler
GüzellikGöreninGözündedir
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Cihad Aşıklarından

Hz. Muhammed (sav)


Allah Rasulü, baştan sona Cenâb-ı Hakk’ın lütuflarıyla çevrili en büyük peygamberdir; hamd sancağının sahibidir ve geçmiş gelecek bütün günahları, daha işin başında affa uğramış bir müstesna varlıktır. Yani Cenâb-ı Hakk risaleti öncesinde O’na günah işletmediği gibi, risaleti döneminde de O’nun günah işlemesine fırsat vermemiştir. O, peygamberlerin de serveridir. Cenâb-ı Hakk’ın en sevgili kulu ve habibidir. Öyle ki artık Efendimiz’e verilebilecek dünyevî ve uhrevî başka hiçbir pâye kalmamıştır; verilebilecek herşey verilmiştir O’na. Buna rağmen, İki Cihan Serveri’nin bir arzu ve talebi vardır. Buhârî ve Müslim’in rivayet ettiği hadiste, O’nun bu arzusunu nasıl dile getirildiğini görürüz:

“Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, ne kadar isterdim Allah yolunda gaza edeyim, öldürüleyim, bir daha gaza edeyim, yine öldürüleyim...” [1]

Rasûl-i Ekrem’in temenni ve dileği bu idi. Acaba, şehadete ne ihtiyacı vardı Mefhar-i Mevcudat Efendimiz’in? Evet “Sen olmasaydın, alemleri yaratmazdım” [2] sözü başına tâç olarak konan Hz. Muhammed (s.a.v)’in kanla abdest almasına ne gerek vardı ki, şehidlik istiyordu? Evet istiyordu, zira insan için şehadetin çözebileceği düğümler, mahkeme-i Kübrâ’da onun kazandıracağı farklı pâyeler vardı. Bu pâyelerin ne olduğunu yine O’ndan öğreniyoruz. O, bu mevzuda şöyle buyurur; “Mahkeme-i Kübrâ ve ma’dele-i ulyâ kurulmuş. Herkes ciddî ızdırap içinde. Ayakların bağı çözülmüş, kalpler âdeta gırtlağa gelmiş. İnsanlar boğulacak halde, sağdan soldan medet bekledikleri bir anda, birdenbire mahşer halkı bir kısım kimseler görecekler ki boyunlarına kılıçlarını asmış öyle geliyorlar. Ve bunlar, hesabın ve terazinin yanına gitmeden doğrudan doğruya Sırat’a doğru koşuyorlar. Mahşer halkı onlara yol veriyor; melekler selâma duruyor. “Ya Rabbi, bu mükerrem kulların kimdir?” sorusuna şöyle cevap geliyor: “Onlar eza ve cefa, mihnet ve meşakkatlerini dünyada çeken şehidlerdir. Burada onlar için hesap yoktur. Onlar, doğruca cennete gireceklerdir.” [3]

Rasûl-i Ekrem (s.a.v), “Ne kadar arzu ederdim bu yolda ölüp dirileyim” derken, işte bu noktaya parmak basmaktadır. Nebiler arasında da Allah yoluna cihad eden, gaza gömleğini giyen ve nihayet şehid olan niceleri vardır. Onlar, Nebîliğin yanı sıra şehadet şerefini de kazanmışlardır. Efendimiz (s.a.v)’e bu gözlükle baktığımızda, O’nun Hayber’de Yahudi bir kadın tarafından davet esnasında bir koyuna koyduğu zehir vesilesiyle zehirlendiğini hepimiz biliyoruz.[4] İslâm tarihi içinde bazılarına göre Allah Rasulü, işte bu zehirlenme neticesi vefat etmiştir. Öyleyse bu bir mânâda şehadettir ve Nebiler Serveri şehittir. Ama O istiyordu ki, seriyyelerin arkasında şehid olsun. Fakat Cenâb-ı Hakk, O’nu koruyacağını vaadetmişti, tâ ki, Ümmet-i Muhammed dağılmasın. Dolayısıyla şehidlik talebini de başka türlü kabul buyurmuştu.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Müslim, İmâre, 103-106; Buhârî, Îmân, 26; Nesâî, Cihâd, 18-30
[2] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2/214
[3] Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 10/411; el-Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb, 2/318
[4] Ebû Dâvûd, Diyât, 6
eski 03.09.2006, 19:17 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Hz. Ömer


Aklı başında hemen her insan, bu ciddi ve candan mücadele ve mücahedenin neticesinde, tacına sorguç takma mânâsındaki şehadeti temenni etmiştir. Hz. Ömer Efendimiz de onlardandır. Hz. Ebû Bekir’den sonra Mescid-i Nebevî’de tam on sene her cuma minbere çıkmış ve Rasûl-i Ekrem (s.a.v)’in ruhaniyetinin müşahedesi altında hutbe okumuştu. “Efendimiz’in ruhaniyetinin müşahedesi altında” diyorum, zira Hz. Ömer’e göre Rasûl-i Ekrem (s.a.v) vefat etmemiştir. O, sadece hücre değiştirmiş, Hz. Aişe’nin hücresinden,[1] saadet hücresi olan yerin altındaki hücresine çekilmiş ve arkada bıraktıklarını âlem-i berzah ve âlem-i misalden seyretmektedir.

Bir gün Ömer (r.a), hutbesinde Adn Cenneti’nden bahseder. Onun genişliğini, kapılarını anlatır ve ardından da oraya ilk gireceklerin Nebiler olduğunu söyler. Ardından Allah Rasûlü’nün kabrine doğru tatlı bir reverans yapıp eğilir ve “Ne mutlu Sana ey şu kabrin sahibi” der. Sonra sözlerine devamla, nebilerden sonra Adn Cenneti’ne gireceklerin özü-sözü doğru “sıddıklar” olacağını ifade eder ve yine tatlı bir reveransla Hz. Ebu Bekir’in kabrine dönüp, O’na da “Ne mutlu Sana ey şu kabrin sahibi” der. Sonra da Adn Cenneti’ne şehidlerin gireceğini söyler. (Allah Rasûlü, Uhud Dağı lerzeye geldiğinde
Sakin ol ey Uhud! Üzerinde bir nebi, sıddîk ve iki şehid var”[2] beyanının mazmunu ile O’nun şehid olacağını müj*delemişti). Ömer (r.a), belki de o müjdeli günü hatırlar, susar ve sözlerine biraz ara verir... Herkes, merakla Hz. Ömer’in dudaklarından dökülecek sözü beklemektedir. O ise, kendi kendine şöyle mırıldanır: “Nerede şehadet, nerede sen? Yani, o sana nasip olur mu hiç?” der gibi birşeyler söyler. Biraz daha durur ve konuşmasına devam eder: “Seni Müslümanlığa hidayet eden, seni hicretle serfiraz kılan, seni Peygambere dost yapan, sana Medine’de yaşama imkânı veren Allah, inşaallah sana şehadeti de nasip eder..”[3] Hz. Ömer (r.a)’in en büyük ideali budur. O “Benden sonra peygamber gelseydi, Ömer olurdu”[4] sözüyle serfirazdır. O Allah Rasûlü’nün massettiği ledünnî ilmi ikinci derecede masseden insandır. O ümmetin önünde bir kâmet-i bâlâdır. Bununla beraber O, mücadele ve mücahede dolu hayatını bir tâç halinde başına koyarken, şehadeti de sorguç olarak bu tâca yerleştirme arzusundadır.

Bu hutbesiyle, mescidde namaz kıldırırken bağrından yediği hançerle yere serilmesi arasında ne kadar bir süre geçti bilemiyoruz. Tarih, bu mevzuda bize kat’i birşey söylemiyor ama, muhtemelen o hutbeyi irad ettiği zaman Hz. Ömer son günlerini yaşıyordu ve zımnî bir ölüm temennî ve arzusu içindeydi. Artık Rasûl-i Ekrem ve Ebû Bekr’in firakına tahammül edemez hale gelmişti. Onun için, nice defalar ellerini kaldırıp, büyük bir iştiyakla, “Allah’ım, Sen’den Sen’in yolunda şehadet ve peygam*berinin köyünde ölmek istiyorum”[5] diye yaptığı dua, ağlaya ağlaya kıldığı ve hıçkırıklarıyla arkadakileri de ağlattığı na*maz*larının birinde kabul oluyor ve bağrından yediği hançerle Hz. Ömer şehidlik mertebesine de ulaşıyordu...[6]

Aslında biz, öbür âleme iştiyakla Allah için dökeceğimiz iki damla gözyaşı ve iki damla kanın, O’nun yanında nasıl hora geçtiğini bilsek, güvercinler gibi kanat çırpar, o hal ve o havayı yakalamayı bin şevk ile ister ve arzu ederdik. Ancak bu da yine belli bir imân ve iz’ana bağlıdır. Mevzu ile alâkalı olarak Efendimiz şöyle buyurmaktadır
“İki göz vardır ki cehennem ateşi görmez: Allah korkusundan ağlayan göz, harb meydanları ve cephelerde nöbet tutan askerin gözü.”[7] Evet, Allah bu iki damlayı işte o kadar çok sever. Bu sebeple, Allah katında sevimli olan şeylere gönül bağlayan ve kendini böyle şeylere hazırlayan insan, kat’iyen bu dünya hayatının sûrî zevk ve sefalarına temenna etmez, dünya karşısında bel kırıp boyun bükmez; aksine, bütün dikkat ve hassasiyetiyle öbür aleme müteveccih olur. Ne var ki, bütün bunlar bir irfan işidir. İnsanın irfana ermesi ise, en çetin ve en zor meselelerdendir. Bizim anladığımız mânâda irfan, insanın içinde yanan öyle bir imân şem’asıdır ki, insan onun aydınlığında dünyayı gördüğü gibi ukbayı da görür. Dünyaya ait şeyleri mütâlâa ve müşahede ettiği gibi ukbaya ait şeyleri de müşahede ve mütâlâa eder. O zaman insanın içinde ahirete karşı apayrı bir iştiyak uyanır ki, aklı başında olan hiç kimse, Allah yolunda mücahedeye ve bu uğurda elde edeceği şehadete hiçbir şeyi tercih edemez. Ebedî güzeli ve ebedî güzellikleri gören bir kimse nasıl olur da, şu fânî ve fena dünya hayatına meyleder ki?



--------------------------------------------------------------------------------


[1] Müsned, 6/89; İbn Sa’d, Tabakât, 2/229
[2] Buhârî, Fedailü Ashâbi’n-Nebî, 6; Ebû Dâvûd, Sünne, 8
[3] Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid 9/54; Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, 14/645
[4] Tirmizî, Menâkıb, 18; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9/68
[5] Buhârî, Medîne, 29; İbn Sa’d, Tabakât, 3/331; Ebû Nuaym, Hilyetü’l Evliyâ, 1/53
[6] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-⁄âbe, 4/178; İbn Sa’d, Tabakat, 3/354
[7] Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12; Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl, 3/141
eski 03.09.2006, 19:18 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Abdullah b. Amr


Cabir’in babası Abdullah, Uhud’da şehid olmuştu. Cabir, Allah Rasûlü’nün huzuruna gelerek, “Yâ Rasûlallah, babam vefat etti ve bana bir sürü yetim bırakıp öyle gitti. Onların bakımları da benim üzerime kaldı.. halbuki onlara bakacak sermayeye de sahip değilim” dedi.

Efendimiz (s.a.v), Cabir’i teselli için evine teşrif buyurdular. O esnada, Abdullah’ın kızı veya kızkardeşi, Efendimiz’in de duyacağı bir sesle odasında ağlayıp inliyordu. Allah Rasûlü, hem onlara hem de bütün müslümanlara müjde olacak şu sözleriyle Cabir ve ailesini teselli etti: “Allah, şimdiye kadar hiç kimse ile perdesiz görüşmedi. Sadece Abdullah’ı karşısına aldı ve ona halini sordu. O da Cenab-ı Hakk’a şu mukabelede bulundu: “Ya Rabbi! Beni dünyaya tekrar gönder. Gönder de, Sen’in uğrunda bir kere daha öleyim ve böyle bir ölümün ne kadar zevkli olduğunu dünya*dakilere haber vereyim.”

Cenab-ı Hakk ise ona şöyle dedi: “Ölenlerin geri döndürül*me*yeceğine dair vaadim var. Ama, senin bu iştiyak ve arzunu onlara haber vereceğim..” Daha sonra, “şehidlerin ölü sayılmayacağını” ifade eden ayet nazil olur, Abdullah ve emsallerinin durumu bize haber verilir: Evet, “şehidler ölmemiştir ve asla ölmeyecektir..”[1]



--------------------------------------------------------------------------------


[1] Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, 3/298; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-⁄âbe, 3/34
eski 03.09.2006, 19:19 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Hz. Hamza

Şehid deyince, şehidlerin efendisi ve Allah’ın arslanı Hz. Hamza’yı hatırlamamak mümkün mü?

Hamza, Uhud gibi sarp bir yokuşa çarpınca, orada kendisine yakışır bir şekilde şehid oldu. Hiçbir şehide, hiçbir gaziye o kadar yiğitlik nasip olmamıştır.

Tarihçilerin bize verdiği bilgiye göre, o gün tam otuz üç kişiyi öldürmüş, sonra şehid olmuştu. Düşünün, ölen müşriklerin yarıya yakınını o haklıyor, sonra da vücudu paramparça hale getiri*li*yordu. Kızkardeşi Safiyye, onun mübarek naaşının üzerine abanıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyor; kim bilir, belki bir taraftan da vücu*dundan kopan parçalarını toplamaya çalışıyordu. Bir yanda Hz. Hamza’nın hali, öte yanda Allah Rasûlü’nün halası, Zübeyr’in anası Safiyye’nin hali, İki Cihan Serveri’ne çok dokunuyor ve O’nu rikkate getiriyordu. Müslümanlardan yaralanmayan kalmamıştı. Altmış dokuz kadar da şehid verilmişti. Medine’ye dönüşte herkes kendi yakını için gözyaşı döküyordu. Ölenler için ağlanıyor, yara*la*nanlar için ağlanıyor ve yaralanıp da evinde ölenler için feryadlar yükseliyordu. O hengâmede unutulan birisi vardı ki, ona gözyaşı döken yoktu. Evet o, şehidlerin efendisiydi ama onun için kimse ağlamıyordu. İşte bu manzara, Allah Rasûlü’nü tekrar rikkate getirdi. Dudaklarından dökülen sözler, âdeta kırık bir kalbin iniltileri gibiydi: “Fakat Hamza’nın ağlayanı yok” buyurdu. Sa’d b. Muaz bunu duyunca beyninden vurulmuşa döndü. Koşarak Ensar kadınlarını bir araya topladı. Hepsini Hamza’nın kapısının önüne götürdü: “Evvela Hamza’ya ağlayın, sonra da kendi ölülerinize” dedi. Bilahere bu bir âdet haline geldi. Gerçi bu âdet günümüze kadar devam etmeyip belli bir devreden sonra kesilmiştir ama kıyamete kadar bütün müslümanlar, kendi cenazelerinden evvel Hamza’ya ağlasalardı, o bile Allah’ın arslanına az gelirdi...[1]



--------------------------------------------------------------------------------


[1] İbn Mâce, Cenâiz, 53; Müsned, 2/40; İbn Sa’d, Tabakât, 3/17-18; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-⁄âbe, 2/53
eski 03.09.2006, 19:20 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Cafer b. Ebî Tâlib


Şehidlik, müminin aziz olmasının alâmetidir ve şehid, ahirette aziz bir misafir gibi izzet ve ikram görecektir. Hz. Cafer’in gördüğü izzet ve ikram bunun en çarpıcı misalidir.

Cafer b. Ebi Talib, Mute’de düşmana karşı kahramanca savaşmıştı. Öyle ki, onu takip edenler, bir defa olsun başını geriye çevirmediğini söylerler. Bir ara üzerine bindiği at, savaşmasına mani olunca, hemen atından iner, bir kılıç darbesiyle onun ayaklarını keser ve yalın kılıç düşman saflarına dalar.. dalar ve her iki kolunu da kaybederek şehid olur.[1] Efendimiz, Cafer’in oğlu Abdullah’ın da bulunduğu bir mecliste, onu teskin ve teselli etmek için, “Ben Cafer’i cennette meleklerle beraber uçarken gördüm” buyururlar.[2]

Evet, Cafer, meleklere has bir keyfiyetle semâda tayeran etme nimetine ermişti. Çünkü Cafer (r.a) şehadetle âdeta beşeriyetten sıyrılıp melekleşmişti.



--------------------------------------------------------------------------------


[1] Ebû Dâvûd, Cihâd, 59; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-⁄âbe, 1/343
[2] Tirmizî, Menâkıb, 29, Vakıdî, Meğâzî, 2/767
eski 03.09.2006, 19:21 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #5
Üye
 
eren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.09.2006
Mesajlar: 41


 
 
Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 5 konuda 6 kere
Ümmü Seleme maşallah cihad daki tüm forum konuların da senin ismin yazıyor.Selametle.
eski 07.09.2006, 11:58 eren isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
GüzellikGöreninGözündedir
(Konuyu Başlatan)
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.982


2 Albümü var
Yarışma Puanı: 1330
Teşekkür etti: 6.124
Teşekkür aldı: 1.882 konuda 5.402 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Abdullah b. Cahş
İşte Abdullah b. Cahş da bunlardan biridir. Uhud’da İslâm saflarında dağılma ve çözülmeler olunca düşman saflarına dalmış ve kıyasıya savaşmıştır. İbn-i Cahş ile Sa’d b. Ebî Vakkas, dayı-hala çocuklarıdır. Harbin alabildiğine kızıştığı bir sırada, ikisi bir aralık karşı karşıya geliverir. Hadisenin bundan sonrasını Sa’d b. Ebî Vakkas bize şöyle nakleder:

“Abdullah b. Cahş, beni elimden tuttu ve hızla bir yere doğru sürükledi... Büyükçe bir taşın altına gelmiştik. Bana, ’Sen dua et, ben amin diyeyim; ben dua edeyim, sen amin de’ dedi. Önce ben dua ettim ve duamda şunları söyledim:

“Allah’ım, benim karşıma güçlü bir kâfir çıkar. Onunla kıyasıya savaşayım. Sonra onu mağlup edip selebini (ganimetini) alayım ve Rasûlullah’ın karşısına gazilik şerefiyle çıkayım..” O, benim bu duama derinden “amin” dedi. Ancak onun bakışları, daha başka bir buuda kaymıştı. Ve zaten az gören gözleri âdeta etrafında olup bitenleri görmüyordu. Dua etti ve duasında şunları söyledi:

“Allah’ım, benim karşıma da güçlü bir kâfir çıkar. Onunla kıyasıya savaşayım ve önce gazilik ünvanını alayım. Ardından, o beni şehid etsin. Ağzımı, burnumu, gözümü, kulağımı kessin ve Sen’in huzuruna öyle geleyim. Sen bana sor: ’Abdullah, ağzını, burnunu, gözünü, kulağını ne yaptın?’ Ben de Sana cevaben diyeyim ki: ’Allah’ım, ben onlarla dünyada iken çok günah işledim. Huzuruna öyle günahkâr azalarla gelmek istemedim ve onları dünyada bırakıp öyle geldim.”

Sa’d b. Ebi Vakkas: “Ben de” diyor “beynimi donduran bu duaya “amin” dedim. Sonra her ikimiz de düşman saflarına dalıverdik. Allah’a kasem ederim, ben ne için dua etmişsem, onu aynen gördüm. Savaş bitince de Abdullah b. Cahş’ı aradım. Baktım o da duasından istediklerini aynen elde etmişti.” Abdullah b. Cahş, hayat şiirini şehâdet kafiyesiyle bitirmiş ve bu dünyadan öyle göçmüştü.[1]





[1] İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-⁄âbe, 3/195; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9/301
__________________
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit..


جزاك الله خيرا
eski 14.01.2007, 13:26 Ummu Seleme isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #7
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Cihad Kavramı Üzerine Ummu Seleme Cihad 6 07.08.2007 23:53
Cihad Ayetleri Ummu Seleme Cihad 1 29.01.2007 12:00
Cihad mumeha Cihad 2 25.10.2006 00:53
Cihad Üzerine Ummu Seleme Cihad 1 09.09.2006 20:06
Cihad Ummu Seleme Cihad 0 02.09.2006 17:46



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:34 .