Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
Haşr-21
İnsanoğlu sabaha çıkıp güne başladığında bütün organları diline yalvararak şöyle derler:Hakkımızda Allah’tan kork. Çünkü bizim doğru yönde ilerlememiz ancak seninle mümkündür. Sen doğru çizgide olursan,biz de doğru çizgide oluruz.Sen doğru yönden saparsan,biz de saparız.
Tirmizi
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 80 (26 Kayıtlı ve 54 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Kireç duvarlar…
Beyaz…
Duvarlar…
Gözlerimi her kapatışımda çarpıyorum kireç duvarlara…
Kaskatı duvarlar kesiyor önümü.
Ufaladıkça çığ oluyor önümde tırnakladığım duvarlardan sökün edenler.
Gözlerim kaskatı, duvarlara bakmaktan.
Yok, acımıyor içi kan dolmuş tırnaklarım.
Acıyor içimin bir yanı, yumrukladığım, sussun diye.
Kaçıyor değilim, duvarların kâbus suretlerinden.
Korkuyor değilim, delice oyunlar oynayan gölgemden.
Duvarlar bembeyaz… Kireç duvarlar…
Ölüm sokuluyor köhnelerime.
Biraz su!
Çok şey mi?
Biraz cigara dumanına biraz efkâr türküsü-yakılmış henüz-
Ölü yıkayıcılarının yüzü kireçten, duvar…
Ölüm mü?
Rengin nereye gitti, her zamanki -papatya eziği- rengin?
Duvarlar, neredeki duvarlar?
Nasıl cenaze bu?
Çiçekleri daha kaldırılmadan soldurulmuş…
Nasıl duvarlar bunlar, tırnaklarımla kazıdığım da yine de ömrü billâh bitiremediğim?
Ellerim; ölümün kapısını çaldı ellerim.
Göğün altında mıyım hala?
Neden her şey kaskatı, neden bembeyaz?
Neden herkes duvar, suskularımdan hançerler beni.
Korkum, yazılmış olandan değil…
Ya bir yerlerden silindiyse adım, duvarlara yazmışken tırnaklarımla hem de!
Bir gül çizdim gönlüme, çözülsün geçit vermeyen duvarlar diye.
Duvarların kalbi yok ki…
Kanadı yüreğim, sızdı gülümün yapraklarından.
Gülün ömrü duvarlar kadar mı ki?
Hüzne göçtü gülüm benim!
Yasalarını çiğnemiş olacağım ki yuttu duvarlar sesimi.
Nerede yağmur damlaları? Sızıyor sesimden.
Yapayalnız bırakılmışken, şimdi beni ağlıyor karanlığında gecenin, duvarlar.
Susuyor gülümün çizdiği gönlüm; benim gönlüm gül kadar.
Bir gün…
Duvarlar da bir gün beyazı siyahtan ayıramaz olunca, kapı görünüveriyor yok denecek kadar küçük.
Yok denecek bir gün biliyorum;
Yakarım gülü de gülşeni de. Yok demesinler!
Ah diyecekler ne çare!
Duvarları ben ellerimle çizdim desem de ne çare!
Yok diyecekler; duvar suretli, mezar kazıcılarım; benim.
N’olsun son bir cigara daha yaksın, gözleri dumanlı azralim.
Duvarların kireci henüz dökülmüş, tırnaklarımda kan var hala…
Yine yokluğuna bulaştırmak için, geceleyen iniltilerime yok diyecekler.
Biraz su!
Kandırma beni, dumandan mı, aşktan mı, hay neyse o kelime…
Kandırma beni, duvar bunlar…
Ellerimin kırmızı karanfillerini solduran hayat çalan bunlar…
Biraz da su!
Boğuluyordun ya;
Seni boğmak var ya; bu kumuna, tuğlasına kanımı kardığım duvarların gölgesinde…
Duvarlar bunlar… Kireçten…
Gün geçtikçe solan tenim gibi… Bembeyaz…
Ne ki duvarlar bunlar… Laftan anlamazlar…
Bağır bağırabildiğin kadar…
Suskularım benden bile saklı azrailimin sevişine kadar…