|  |
| | nâr-ı hakîkat
Üyelik tarihi: 20.11.2007
Mesajlar: 1.154
Teşekkür etti: 3.785
Teşekkür aldı: 1.097 konuda 4.678 kere
| Evliya Çelebi'yi tanımaz mıyız efendim? Az sonra okuyacağınız yazı, size neler katar dersiniz? 
Bir şeyler eksiltir mi ya da?
Gelin soruları cevapsız bırakmayıp zihnimize yardımcı olalım, yazıyı birlikte okuyalım 
Kim sesli okumak ister?  Nedîm-i beni Âdem evliyâ-i bi riyâ
114 yıl yaşamış bir Saray Kuyumcubaşısı’nın ne altından hikâyeleri vardır. Kanunî’nin seferlerinden bilezikler, II. Selim’in fetihlerinden gerdanlıklar, I. Ahmed’in gazalarından küpeler yapmak her kula müyesser değildir.
Meyveyi dalında görmek gerek. Bakın, Kuyumcubaşı Derviş Mehmed Zıllî’nin mahdûmu Evliya Çelebi, hazine sandıklarının yanında nasıl gözleri kamaşarak büyüyor!
Güğümcübaşı Mehmed Efendi’den hat, Derviş Ömer Gülşenî’den musikî, Keçi Mehmed Efendi’den Arapça gramer, Evliya Mehmed Efendi’den tecvid dersleri alıyorsa da aklı hazinelerdedir. Altında, gümüşte, yakutta değil, şiirde, kıssada, söz hünerinde. Babasının teberrüken ismini verdiği hocası Evliya Mehmed, onu yedi kıraat, on rivayet Kurân’ı okuyabilen Kurrâ’dan görmek isterdi belki de. Fakat yedi düvel makamında dolaşıp, bin bir rivayetle söyleşmeyi nasip etti Yaradan ona.
19 yaşında yaşadığı şehri keşfetmekle başlayan yolculuğu, 29 yaşında ilk defa onu İstanbul dışına attı: Bursa’ya. Bir ay sonra eve döndüğünde, “Gel bakalım Bursa seyyahı!”diye karşıladı Kuyumcubaşı oğlunu. Şaşırdı Evliya, habersiz gitmişti çünkü. Derviş Mehmed bu, dualar edip rüyaya yatmıştı da mahdûmunun Bursa’da olduğu âyan olmuştu ona.
“Ol gece vakıamda(düşümde) seni gördüm ki, Bursa’da Emir Sultan hazretlerini ziyaret edip ruhaniyetinden istimdad ile seyahat rica edip bükâ ederdin(ağlardın) Ve ol gece bana nice evliyaullahlar rica edip senin seyahate gitmen için izin talep ettiler. Ben dahi ol gece cümlenin rızasıyla sana destur(izin) verip Fâtiha tilavet ettiler. Gel imdi şimden geri sana seyahat göründü. Allah mübarek eyleye…” diyerek şaşkınlığına şaşkınlıklar katmıştı oğlunun.
Arkasından sular dökerek değil, öğütlerle uğurlamıştı:
“Besmelesiz taam yeme!”, “Kötüye yoldaş olma!”, “İki kişi söyleşirken dinleme!”, “Sır arkadaşı ol!”, “İnatçılıktan sakın!”, “Haramdan kaç!”, “Evden eve söz taşıma!”, “İhtiyarlara hürmet et!”, “Evkat-ı hamseye (beş vakit namaza) müdavemet edip, salâh-i hal ile mukayyet olup ilmle meşgul ol…”
Kuyumcubaşı Derviş Mehmed Zıllî, evliyaullahı rüyasında görür de oğlu Evliya Çelebî, başta Kâinatın Efendisi, cümle yüce ervahı rüyasında görmez mi! 19 Ağustos 1630’da görülür o muhteşem rüya. İstanbul’da Ahi Çelebi Camii’ndedir, herkes orada: Peygamberler, sahabîler, sıddîklar, velîler ve on iki imam…
“Kutlu ellerine haddim olmayarak dudak urup, görkeminden ‘Şefaat ya Resulallah!’ diyecek yerde hemen ‘Seyahat ya Resulallah!’ demişim.” sözleriyle anlatır Çelebi o müthiş ânı. Hz. Peygamber’in gülümseyerek, şefaati, seyahati ve ziyareti müjdelediğinden bahseder sevinçle. Bu duayı cemaat fatihayla mühürler de, Çelebi heyecanla karşılık verir öperek ellerinden. Ah o eller…
“Ulu sahabeler Fatiha okurlarken, ben orada bulunanların hepsinin ellerini öpmekte idim ve her birinin hayır duasını alıp giderdim. Kiminin kutlu eli misk gibi, kiminin amber gibi ve kiminin de sümbül ve gül ve kimi reyhan, kimi seymeran, kimi menekşe, kimi de karanfil gibi kokardı. Ama aslında Peygamberimizin kokusu safran rengindeki gül kokusu idi. Kutlu sağ elini alıp öptüğümde sanki pamuk gibi kemiksiz, muhterem bir eldi…”
Rüya görüldü ve sıra tabircilere geldi. Muabbir İbrahim Efendi,
“Dünyayı gezen ünlü bir seyyah olacak, işini hayır ile tamamlayıp, Hz. Peygamber’in şefaatiyle cennete gireceksin!” derken, Kasımpaşa Mevlevihanesi Şeyhi Abdullah Dede,
“On iki imamın elini öpmüşsün, dünyada her şeye erişirsin, aşere-i mübeşşere’nin elini öpmüşsün, cennete girersin. Çar yar-ı güzinin kutlu ellerini öpmüşsün, dünyada ne kadar padişah varsa sohbetleriyle şereflenirsin. Ol kim Hazreti Peygamber’in güzel yüzün görüp, ellerine sarılıp, hayır duasın almışsın. İki dünyada mutluluğa erişirsin. En son Sa’adü Vakkas’ın nasihati üzere en önce bizim İslambol’u, cennete benzer şehrimizi yazmaya çaba göster, varını yoğunu buna harca.” sözleriyle tütsülemişti bu garip düşü.
İşte Sultan IV. Murad’ın huzuruna çıkarıyor Çelebi’yi Köprülü Mehmet Paşa. Sultan’la geçirilen üç saatten sonra hayranlığını gizleyemiyor:
“İlâhî Evliya! Berhudar ol, çok yaşa! Aceb yekpâre cevaplar verdin ki, her biri devletin işine yarar birer Süleyman merhemidir.” Ve Çelebi sürmeye başlıyor Süleyman merhemini; Azak Seferi’nde Bahçesaray’a, Girit Seferi’nde Hanya’ya. Erzurum Beylerbeyi’yle Erzurum’a, Şam Beylerbeyi’yle Filistin’e ve Şam’a. Murtaza Paşa’yla Sivas’a koşuyor, Melek Ahmed Paşa’yla Van’a. Buğdan, Eflak, Belgrad, Sofya, Dağistan, Hazar, Sakız, Sisam, Girit, Mısır sırada.
(Devam edecek)
aliural
__________________
Derdin sendendir bilmezsin,
Çaren de sendedir görmezsin,
Evrende bir noktayım sanırsın,
Tüm alemler kainat
sen de özetlenmiştir de,
Görmezsin.
Hz. Ali | 
07.05.2008, 18:04
| |
efsun hayal isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
| | | Kayıp Şehrin Yolcusu !
Üyelik tarihi: 10.11.2006
Mesajlar: 1.759
2 Albümü var
Yarışma Puanı: 820 Teşekkür etti: 2.039
Teşekkür aldı: 1.382 konuda 4.503 kere
| Devamını sabırsızlıkla beklicez muhterem..ellerinize sağlık..
Allah celle celaluh onlardan razı olsun.. | 
07.05.2008, 18:36
| |
alem-i ervah isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | nâr-ı hakîkat (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.11.2007
Mesajlar: 1.154
Teşekkür etti: 3.785
Teşekkür aldı: 1.097 konuda 4.678 kere
| amin, amin.
devamını zevkle aktaracağım muhterem 
__________________
Derdin sendendir bilmezsin,
Çaren de sendedir görmezsin,
Evrende bir noktayım sanırsın,
Tüm alemler kainat
sen de özetlenmiştir de,
Görmezsin.
Hz. Ali | 
07.05.2008, 18:47
| |
efsun hayal isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
| | | Üye
Üyelik tarihi: 06.03.2007
Mesajlar: 58
Teşekkür etti: 170
Teşekkür aldı: 52 konuda 212 kere
| hadi bakalım koyulduk Evliya Çelebi ile bir seyahate... ne iyi etmişin gül  | 
07.05.2008, 20:34
| |
eylül isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
| | | nâr-ı hakîkat (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.11.2007
Mesajlar: 1.154
Teşekkür etti: 3.785
Teşekkür aldı: 1.097 konuda 4.678 kere
| Gülüm, sen geldin de ne iyi ettin
Ziruh'u gördüm ihvanda, bizim hocamız yok
Hocamız yazar, biz de dostlar için aktarmaz mıyız hiç?
Çok memnun oldum 
__________________
Derdin sendendir bilmezsin,
Çaren de sendedir görmezsin,
Evrende bir noktayım sanırsın,
Tüm alemler kainat
sen de özetlenmiştir de,
Görmezsin.
Hz. Ali | 
08.05.2008, 07:35
| |
efsun hayal isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | nâr-ı hakîkat (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.11.2007
Mesajlar: 1.154
Teşekkür etti: 3.785
Teşekkür aldı: 1.097 konuda 4.678 kere
| Bu da yazının son parçası  Avrupalı Robotlar
“Nice nice yüz pâre şehirler”, “Yedi krallık vilayetler” gördü Evliya Çelebi. Şiirse şiir, hatsa hat, nakışsa nakış, mûsikiyse mûsiki; bu ne sanatkâr seyyah. Şairliğinden miydi fil doğuran kadınlardan, gâipten haber veren mağaralardan söz edişi yoksa nüktedanlığından mı?
Kimi tarihçiler mal bulmuş Mağribiler gibi yağmaladılar bu haberleri. Suçladılar Çelebi’yi: Usta binici cirit atıyor efsane meydanında. Kim inanır bu martavallara! Bir de demez mi: “Ey bu müsveddelerimizi, berbat yazımızı tenezzül edip okuyan muhterem dostlar, şöyle malûm ola ki, âlemleri kaplayan bilgiye gizli değildir bu seyahatimiz ve bu ibret alınacak sergüzeştimiz…”
Çelebim siz onlara kulak vermeyiniz. Çünkü bu satırların gecikmiş seyyahı ben, kulak vermiş dinlemekteyim sizi. Anlatın, ibretle seyretmekteyim şehrengizi. “Fil doğuran kadınlar” benim muhayyilemde ne kadar gerçek. Gözlerimle gördüm fil bacaklı veletleri Frengistan’da. Hamburgerlerle şişmiş bacaklarıyla bisiklete biniyorlardı, yavru filler gibi sirkte. Bu tabirimi beğenmediyseniz eğer, bir tabir daha yapabilirim. Mesela zalim çocuklar doğuruyor olamaz mı analar. Ebrehe’nin fillerince gaddar…
Gelelim kâhin mağaralara. Neden dev çanak antenler olmasın dinleyen dünyanın durmuş kalbini. Şairim ya ben de uydurabilirim. Bir mağaradır televizyonum belki duvarlarına resimler yaptığım. Ateş yakıp yalanlar kızarttığım her akşam.
Demek Viyana’da Beç Kalesi’nde bir siyaset meydanı var! İki tunçtan koç güneş tam tepedeyken eşinip birbirine koşuyorlar tokuşmak için. On ikiyi gösteriyor saat, on iki kez tokuşuyor koçlar. Yer gök sarsılıyor bu çarpışmadan. Başlardaki çanlarla çın çın ötüyor şehir. Sonra asıyorlar bir torba gibi koçların kapışacağı yere suçluları. İtiraf ederse suçunu ne âla yoksa saat ölümü vuruyor on iki defa.
Çelebim ağzına sağlık ne güzel anlatmışsın. Varsın inanmasınlar, hayranım sana. İzin ver robotları dinleyelim bir de senin dilinden. Tabirlerimi beğenmediysen susarım. Başkasına tabir ettir istersen:
“Beç şehrinin içini gezerken hekimler çarşısına uğradım. Yüz adet dükkân vardı. Bazı dükkânların önlerinde iskemleler üzerine oturtulmuş, beyaz sarıklı, Boşnak kalpaklı, Antalya ve Isparta külahlı, Tatar görünüşlü ve Tatar kıyafetli, elleri ve ayakları demir zincirli Müslüman esirlerinin kimi siyahî, kimi civan yiğitler, kimi ak sakallı ihtiyar kimselerdi. Mahzun, boyunları bükük halde iskemleler üzerinde oturmuşlar, önlerinde tunçtan havanlar, içlerinde besbâse, kebabe, tarçın, dârülfülfül, kakarla, zencefil ve diğer ilâçları öyle çalışıp döverler ki sanki enselerinde çabuk dövün diye kılıç ile duran adamlar var. İhtiyar olanlar yavaş yavaş, dermansız dövüp, sağına soluna bakıp güçsüz ve dermansız kaldıklarından merhamet damarlarım kabardı. İhtiyar esirlere birkaç akçe verelim diye kese çıkardım. Estergonlu Boşnak Ali Zâim engel olup ‘Şimdi ko, dursun; akşama doğru yine buraya gelip, geçtiğimiz zaman ver. Şimdi bu esirlerin sahipleri yanlarında duruyor. Verdiğin akçeleri ellerinden alırlar.’ dedi. Ben de doğru deyip keseyi yine cebime koydum. Görmediğimiz çarşı, pazar, mahalle ve imaret yerlerini seyrederek akşama yakın yine esirlerin yanına vardık. Onları seyrederken dükkânlar kapanmağa başladı. Birkaç kâfir gelip bu Müslüman esirlerin bellerinden kuşaklarını çözüp, başlarından kalpakları, külahları ve elbiselerini alıp, her birinin koltuğu altlarına birer saat anahtarı sokup çevirdiler. Hemen bütün esirlerin elleri, başları, gözleri ve kaşları oynamaz oldu. Başlarından sarıkları ve sırtlarından elbiseleri alınca gördüm ki bunlar, hepsi tunçtan yapılmış insan heykeli olup, saat gibi kurulup, çarklar döndükçe hareket edermiş. Ben hayret ettiğimde arkadaşım Ali Ağa: ‘Evliya Çelebi, Allah rızası için şu esirlere birkaç akçe’ diye şaka etti. Gerçekten acayip ve garip şeylerdi.”
Çelebim, şimdi ben hangi dille tabir edeyim bu acayiplikleri. Dersin ki yalnız Habeşistan’da 78 türlü dil konuşulur. Hangi lisanla söylesem anlarlar dilimi. Ateşperest Banyan Kavminin o beğenip bestelediğin diliyle mırıldanayım istersen: “Dahen dasi mali lavar malila dar. Ram ram ram ram. Ala ala ala…” Kimse anlamaz mı? Okut kabilesine başvursak. Diyorsun ya “Bu diyarda harami yoktur. Kurt da yoktur. Yalnız koyunlarını ukab kuşu kapmasın diye bir çoban tutarlar”. O halde onların konuştuğu dille yazayım: “Zad beklum haşram”, “Ejirida ejirida!” Tercüme mi edeyim ana dilime? “Her güle bülbül olmaz!”, “Ah aman! Ah aman!”
aliural
__________________
Derdin sendendir bilmezsin,
Çaren de sendedir görmezsin,
Evrende bir noktayım sanırsın,
Tüm alemler kainat
sen de özetlenmiştir de,
Görmezsin.
Hz. Ali | 
08.05.2008, 19:55
| |
efsun hayal isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | | Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 24.03.2008
Mesajlar: 2.620
Yarışma Puanı: 1190 Teşekkür etti: 18.044
Teşekkür aldı: 2.070 konuda 5.964 kere
| allah razı olsun kardeşim... | 
08.05.2008, 20:36
| |
siyahsancaktar isimli üye'ye teşekkür edenler
| | | nâr-ı hakîkat (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 20.11.2007
Mesajlar: 1.154
Teşekkür etti: 3.785
Teşekkür aldı: 1.097 konuda 4.678 kere
| Ecmain olsun. Sağol kardeşim. Vesselam.
__________________
Derdin sendendir bilmezsin,
Çaren de sendedir görmezsin,
Evrende bir noktayım sanırsın,
Tüm alemler kainat
sen de özetlenmiştir de,
Görmezsin.
Hz. Ali | 
10.05.2008, 09:52
| |  | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:16 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |