7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
Ayet
Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.
Bakara-184
hadis
Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.
Taberani

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 33 (7 Kayıtlı ve 26 Misafir) bulunmaktadır.

Online   --sena--, Atmaca, sofizade, Vefa571, yusufcan Dagistan, , Ummu Seleme



Hak-dilaram » EDEBİYAT » Deneme- » Alacakaranlıkta dört put


 
Seçenekler
nâr-ı hakîkat
 
efsun hayal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 20.11.2007
Mesajlar: 1.555




Teşekkür etti: 5.591
Teşekkür aldı: 1.455 konuda 5.956 kere
kucult  büyük
Alacakaranlıkta dört put

Güneş ne zaman kaybolmaya yüz tutsa gün doğuyor onlara. Alacakaranlıkta dört put kol kola giriyorlar. Kâh set olup suyun önünü kesiyor, kâh yarasadan mendillerini sallayarak halay çekiyorlar. Yanılgı en değerli konukları.


Onu ağırlayabilmek için bilgiyi yolcu etmeleri gerekiyor, kuşku ağaçlarını budamaları. Bu dört gulyabani evcil hayvanlar gibi yaşıyor aklın kenarında. Alışkanlık korkuyu bastırıyor. Işık sızdırmaz perdeler rahatlatıyor fikri. Düşünce sarayında in cin top oynuyor. Ta ki bir yargıç adlarını koyana kadar heyulaların: “Idola tribus”, “Idola specus”, “Idola fori”, “Idola theatri”. Yargıcın adı Francis Bacon. XVI. Yüzyılı “Putlar kuramı”yla sarsıyor. İnsandan putlarını teşhis etmesini istiyor, perdeyi çekerek penceresinin önünden. “Zihninin putları bunlar!” diyor. “Bilgiyle arandaki engel!” Gözleri fal taşı gibi açılıyor insanın. Gelecek de ne, bugünü keşfediyor. Dil, gelenek ve imgelemin hayaletlerine dehşetle bakıyor. İşte “Idola tribus”= “Soy Putları”: Algıya körü körüne güvenme, genelleştirme, kanıtları görmezlikten gelme ve sonuca sıçrayış. İşte “Idola specus”= “Mağara putları”: Kişisel eğilimler, alışkanlıklar, çevre ve okumanın biçimlendirdiği davranış kalıpları. İşte “Idola fori”= “Çarşı putları”: Zihni bulandıran soyut sözcükler, dayanağı olmayan kavramlarla hayatı tanımlama. İşte “Idola theatri”= “ Tiyatro putları”: Eski öğretilere sorgusuz teslim oluş, yıllarca benimsenmesinden dolayı basmakalıp kuramlara bağlılık.


Francis Bacon’un babası krallık mühürdarı, putu yükselme arzusuydu. Avukatlık, hukuk hocalığı, baro yönetim kurulu üyeliği, saray hukuk danışmanlığı, krallık başsavcılığı ve krallık başyargıçlığı ikbal merdiveninin basamaklarıydı. Fakat her şeyden önce bir düşünürdü o. Bu yüzden her basamakta kendini, çevresini ve putlarını sorgulamaktan geri durmadı. Ona göre, insanın özgürlüğü pahasına gücün peşinde koşması, başkalarından güçlü olmaya çalışırken kendi üzerindeki gücünü kaybetmesi, yadırganacak şeydi. “Bir göreve yükselmek çetin bir iştir; insan çabaladıkça yeni güçlüklere sürüklenir, zaman zaman küçülür, onursuzluk yoluyla onur kazanır,” diyordu Bacon. Ah Essex Kontu! İsyana kalkışacak zaman mıydı! Bir yanda dostluk vardı diğer yanda krallığa sadakat. Tamam o himaye etmişti kendisini, o sokmuştu saraya naif gölgesini. Tamam dosta söylenen sevinç iki kat olur, acı ise yarıya inerdi. Fakat yüksek görevlerin tabanı kaygandı. Gerçeğin söyleneceği zamanı bilmek gerekirdi. Hem doğru karar vermeyen yargıç ‘sınır taşını oynatma’ suçunu işlemiş olurdu. O halde gücenmemeliydi ona dostu, ‘iyi yurttaş’ olmanın ‘iyi insan’ olmaktan önce geldiğini belirterek idam fermanına imza attığı için.


“İnsan her zaman kahraman olmaz ama her zaman insan olabilir,” diyordu Bacon. Akılla tabiat, nedenlerle sonuçlar arasında arıyordu insanı. En büyük dalkavuğu kendisiyse insanın, o dalkavuktan kurtulmalıydı. Yoksa ne kalmanın ne çekilmenin zamanını tayin edebilirdi. “Çekilmek isteseler çekilemezler, gerekli olduğu zamanda bile istemezler bunu; tersine, yaşlılıklarında hastalıklarında bile bir köşeye yerleşemezler. Tıpkı sokak başlarında oturmaktan bir türlü vazgeçmeyerek kendilerini alay konusu eden kocamış kentliler gibi,” diyordu Bacon onları tanımlarken. Fakat putu yakasını bırakmıyordu Londra Kulesi’ne hapsedilinceye dek. Rüşvet almakla suçlanıyordu işte. İp en hafif bir çekmeyle kopuyordu. Sonunda, kokusunu yakıldığı veya ezildiği zaman veren değerli tütsüler gibi çağırıyordu onu erdem. Serbest kaldığında her şeyi yüzüstü bırakmalı, kitaplara dönmeliydi. Yalanlamak ve reddetmek için değil, inanmak ve her şeyi kabullenmek için değil, konuşmak ve nutuk çekmek için değil, tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için okumalıydı.


Affedildiği halde saraya dönmüyor Bacon. Yeşil bir alanı karaağaçlarla çevirip çit çekiyor bir arkadaşıyla. Sekiz huş, on altı kiraz ağacı dikiyor. Yüz çeşit gül, menekşe, karanfil, çuhaçiçeği… Davalılara ve davacılara değil, renklere, rüzgârlara, kokulara dikkat kesiliyor. Zamanında “Bilginin Gelişimi”, “Yeni Organon”, “Eskilerin Bilgeliği”, “Büyük Yenileme” ve “Denemeler”i yazmıştı şimdi sıra “Bahçeler Üstüne”ye geliyor. Önyargıların putlarını yaklaştırmıyor artık yanına. Doğru bilgiye ulaşmak için karlı bir günde deney yaparken soğuk alıyor. 65 yaşında soğuğun etin çürümesi üzerindeki etkisini araştırırken ölüyor Bacon, “Gerçek Üstüne” adlı denemesinde yüzyıllarca çürümeyecek bir cümle bırakarak okurlarına: “İnsan ruhunun acımayı bilmesi, Tanrı’nın istemine sığınması, gerçeğin ekseni çevresinde dönmesi, hiç kuşkusuz yeryüzünde erişilmiş bir cennettir.”


A. Ali Ural
__________________

"...Ve Ancak Rabbine Rağbet Et "





"aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üzerine kendim yazarım."

İsmet Özel
eski 06.07.2008, 17:18 efsun hayal isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
efsun hayal isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:53 .


Page generated in 0,23071 seconds with 14 queries