Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 43 (3 Kayıtlı ve 40 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
selamun aleykum
arapça zor bir dil, hoca yardımı olmaksızın öğrenmeniz çok zor..
cemaatlerin yatılı kur'an kursları oluyor, gündüz talebeleride gidebiliyor
hoca hanımlarla görüşün hafta birkaç saat ders alabilirseniz veya ilahiyat mezunu olan arkadaşlarda arapça dersleri veriyor
eğer imkan bulursanız iki şekildede öğrenmeye çalışın derim
arkadaşlar benim bahsettigim set dersane ortamında anlatın son versiyonu .ben eski versiyonu ile çalıştım şuan baya faydalı oldu benim için , neden daha önce iki setle başaramadığımı başardım. diger setlere bakurum şimdi cok kolay geliyor. tabi bu tavsiye benim gibi hoca yada kurs bulamayan kardeşler için. yoksa birebir ders almak daha güzel olur. yinede kendi kendine başarmak isteyen kardeşlerimizin umudunu kırmayalım. selam ve dua ile
Allah sizlerden razı olsun..
Bana özel mesajla ulaşıp, tavsiyede bulunnanlardan,
yardımcı olanlardan Rabb'im razı olsun..
Tüm tavsiye ettiğiniz şeyleri araştıracağım inşaAllah..
Tek tek bakıp, en uygun olanlarını deneyeceğim inşaAllah..
"Hocasız olmaz" deyince şevkim kırılmıştı açıkçası..
Ama tekrar yeşertirim umudumu inşaAllah..
Ya da Bolu'da herhangi bir hocayı tanıyanınız, bileniniz varsa
bana özel msj.la ulaşıp bildirirseniz, duacınız olurum..
Bu konunun ihmale gelir birşey olduğunu sanmıyorum.
Düşünsenize.. Rahman suresini okurken, gözyaşlarına boğulmak..
Neden olmasın.. İnsanız ve aklımız var..
Sınırları zorlamadan olmaz..
Sevgili Kardeşim şu siteye bir bak ; http://www.arapcaonline.com/site/default.asp.
Senin de göreceğin gibi mektupla ya da online olarak belirli bir ücret mukabili Kur'an Arapçası öğretiliyor.Önce siteye üye olup örnek ders videosunu izleyebiliyorsun.Sonra istersen sana uygun bir seçeneğe abone olursun.
Allah'a (C.C.) emanet ol.
Meal yazanlardan biri,bu ayetin lâzımî manasını, diğeri tazammunî manasını,diğeri mutâbıkî manasını almış; bununla beraber ayetin tam karşılğını koyamamışlardır. Böylece ayetteki belâğati, tasviri, kinayeyi kaybetmiş ve sadece mecâzi manayla iktifa etmişlerdir. Ve böylece mealde dolayı mana çok kısırlanmış oluyor. Nitekim
‘’Elini boynuna bağlı olarak asma. Onu büsbütün de açıp saçma. Sonra kınanmış, pişman bir halde oturup kalırsın.’’[H.Basri Çantay]
‘’Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişman olur, açıkta kalırsın.’’[Diyanet İşl.Bşk.lığı-1986]
‘’Elini boynuna bağlı kılma (cimri olma) ve büsbütün de onu açıp israf etme ki, sonra kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın.’’[Fikri Yavuz]
‘’Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma.Sonra kınanır, (kaybettiklerinin) hasretini çeker kalırsın.’’[Ali Özek başkanlığında bir heyetçe hazırlanıp, Suudi Arabistan Krallığınca tedkik ettirilerek bastırılan mealden -1987]
‘’Elini boynuna bağlayıp cimri olma. Büsbütün de açıp tutumsuz olma.Sonra pişman olur, açıkta kalırsın.’’[Milliyet gazetesinin özel ilavesi. Gazete bünyesinde kurulan bir heyetçe diğer meallerden istifadeyle.] diye yazmışlar.
İşte görüldüğü gibi وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ cümlesinin ‘’Elini boynuna bağlı olarak asma.’’ ; ‘’Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme,’’ ; ‘’Elini boynuna bağlı kılma (cimri olma)’’ ; ‘’Eli sıkı olma;’’ ‘’Elini boynuna bağlayıp cimri olma.’’ Meallerinde, ayet-i kerimenin Arabî olan nazmının fesâhat ve belâğati gibi, hüküm ve ifade ettiği mana da kaybolmuştur.
Birinci sûrette, imanlı olmayan birisi; ‘’elini boynuna bağlı kılma’’nın manası nedir?
İkinci sûrette; ‘’cimri kesilme’’ cümlesinden önceki, ‘’elini boynuna bağlayıp’’ sözünün ne anlamı var? Ne demek isteniliyor? Diye soracaktır.
Üçüncü sûrette,bilir bir kişi; ‘’eli sıkı olma’’ denmekle, mealin, ayetin nazmından alâkası tamamen kesilmiştir,demez mi?
Kaldı ki, yukarıdaki ayet-i kerîmenin ifade ettiği yedi hüküm kaybolmuştur.
1-Ayet-i kerîmedeki, nehyin has,hitabın umum olması, yukarıdaki hiçbir mealde ifade edilmemiştir. Çünkü Rasûl-u Muhterem’de cimrilik ve israf yoktu ki, nehyedilsin. Peygamber sallallâhu aleyhi vesellem,ümnetin mümessili, lideri olduğundan,kendisine emredilmiş, hitab ümmete tevcih edilmiştir. Nitekim bilâ teşbih, en büyük âmir, bir müdüre ‘’şunu yap’’ der.Tabiî ki yapacak müdür değil,müdürün idaresi altında olanlardır
2- مَغْلُولَةً, ellerin boyunda kelepçelenmesi demektir. Istılahta, hayrdan gerilenmek manasındadır. Binaenaleyh Allah’ın rızası olmadığı yerde harcamamak, cimrilik değildir, sıkkınlık değildir ki, ‘’eli sıkı olma, cimri olma’’diye mutlak nehyedilsin. Binaenaleyh burada nehyedilen mutlak cimrilik değil, mukayyed cimriliktir ki, hayr yapmaktan geri kalmaktır.
3- بَسْط ; eli uzatmak, yaymak, açık el manasındadır. Bunda olan nehiy mutlak değil ki,’’Onu büsbütün de açıp saçma’’denilsin.Bilakis bu da kayıdlıdır. Nitekim aslî ihtiyacın dışında tüm malı vakfetmek, sadak vermek, malı savurmak değildir.Yakînî imana sahib olanın, Ebû Bekr Sıddîk’a ittibayla, tüm malını vermesi israf olmaz.Amma bunun aksi, bir kuruşu Allah’ın hoşuna gitmeyecek yere vermek,ittifakla israftır.
4- تَقْعُدَ kelimesi,sayrûret yani bir halde diğer bir hale nakolmak manasındadır. Binaenaleyh ’’oturup izzet halinden zillet haline dönüşürsün’’demek olur. Ve bu takdirde
5- مَلُو مًا ‘’kendi kendini kınamış, halk tarafından kınanmış, Allah tarafından kınanmış olursun’’ demek olur.
6- مَحْسُو رًا ‘’iş görmez, üzüntüden hasret çeker,imkanlarını kaybetmiş olursun’’demektir. Nitekim, iş bulamayan kimse ‘’elim kolum bağlandı’’ der.
7- فَتَقْعُدَ kelimesindeki ‘’fâ’’ harfi, iki nehyin cevabıdır.Yani cimri olmak sûretinde kınanmış; israf sûretinde iş görmez hale gelir, imkanlarını kaybetmiş olursun demektir.
İşte bu yedi itibarla, yukarıdaki ayet-i kerîme,istiâre ve mecaz yoluyla altı şiddetli tasvir üzere vârid olmuştur:
1- İnsanın Allah yolunda malını harcamamak hali,yani manevî olan cimrilik duygusu,eli boynuna kelepçe ile bağlanmış kimsenin haline benzetilerek; ‘’cimri olma’’ yerine ‘’elini boynuna bağlı kılma’’buyurulmuştur. Tabiî ki bu, ‘’cimri olma’’ demekten daha üstün bir manayı ifade eder.Şimdi ‘’elini boynuna bağlı olarak asma’’ diyen mealci, tasvire riayet etmiş; ayette kasdedilen manayı ifade edememiştir.Bu tasvire riayetle beraber parantezli veya parantezsiz ‘’cimri olma’’ ilavesini yapanlar, bir yerde hakikatle mecazı, yani benzeyen ve benzetilen halleri bir araya getirerek, hem tasvîri hem hakîkî manayı kaybetmiş olur. Onun için okuyan çelişkiye düşer ve soru sormaya mecbur kalır. İmanını da kaybetmezse iyi.. ‘’Eli sıkı olma;büsbütün eli açıkta olma.’’diyen mealci ise, cesaretini kullanarak, Allah Teâlâ’nın kelâmını bir beşerîn kelâmı gibi basitleştirmiş, kısırlaştırmış ve okuyucuyu büsbütün sarsmıştır.
2- Cimri bir kimsenin,arkadaş ve yardımcısı olmadığından,akrabası çok olsa dahi cimriliğinden dolayı kendisini terk ettiklerinden; dünyevî bir işi görmekte âcizlik hali, eli kolu göğsüne ve boynuna bağlı kimsenin haline benzetilerek,ayet-i kerîmede, benzeyende kullanılacak alet edavatlar, benzetilen vasfında kullanılmış ve böylece pintinin dünyadaki manevî olan şahsiyeti,bağlı olan şahsın sûretiyle beyan olunmuştur. Bu da dünyada pintinin cezasının ifadesidir.
En veciz,en güzel tasvir, ayetin Arabî nazmındadır.
O nazımdan ‘’Kelepçeli elini, boynuna bağlı olarak astırma’’ diye meal vermek, parıltı olur. Keşke Hasan Basri Çantay ‘’Elini boynuna bağlı olarak asma’’ mealinde, ‘’kelepçe’’ lafzını ilave etseydi:
3- ‘’Cimri olma’’ yasağı;zekat gibi mâlî farzları terk eden pintinin ahirette malıyla kelepçelenmesi vasfı üzere, tasvir istiâre ve mecaz yoluya, ‘’Kelepçeli elini, boynuna bağlı olarak astırma’’ sûretinde ifade edilmiştir. Sebeb olan cimrilik yerine, sebebin meydana getirdiği bağlanmak zikredilmiştir. Nitekim
4- Cimrilik;eli maddî tasarrıftan engelleyen ve eli kolu,göğse ve boyna bağlayan ve dolaysıyla avret mahallini açılması halinde gizlemekten güçsüz bırak kelepçeye benzetilip ‘’Kelepçeli elini, boynuna bağlı olarak astırma’’ buyurularak, ‘’cimri olma’’ yasağı,teşbih ve mecaz yoluyla beyan edilmiştir. Bu takdırde cimrinin dünya ve ahiretteki hali, ikisi yoluyla beyan edilmiştir.
5-Kelepçe eli bağladığı gibi,cimrilik de, ruhu, kalb, ve hatta aklı bağlar. Bu taktirde,ruha nazaran cimrilik yerine, maddi olarak el ve elin boyna kelepçelenme fiili zikredilmiştir. Çünkü مَغْلُو لْ ; mücerred elin kelepçelenmesi değil, elin boyunla birlikte ve göğüs çukurundan çenenin ucuna demirin takılmasıyla kelepçelenmesidir. İşte bu kelepçeden dolayıdır ki, cimriden zekat ve sadaka istenildiği vakitte,ruhu ve aklı sıkılır; hemen eli boynuna gider.. İşte bu hal beyan edilmiştir.
6- Yine istiâre ve temsil yoluyla, dünyada Allah Teâlâ’nın izni olmadığı yerde,mesela ma’siyette malını harcayan kimsenin,ahiretteki iflas hali, dünyada malını saçıp svuran ve bu yüzden imkansızlığa duçar olan savurganın haliyle temsil edilerek الْبَسْطِ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ ‘’Ve onu büsbütün saçıp savurma’’ demekle ifade edilmiştir.
Bu altı itibarla cimrilik ve israfın akibeti birdir. İkisi de kötü hasletlerdir. Ancak bu itibarlar, ayetin Arabî nazmına bakıldığı zaman anlaşılır. Ve böylece mealler, ayetin manalarını kısar.
Soru: Bu takdirde ‘’Hayr ve hasenatta cimrilik yapanın misali, eli kelepçelenmekle maddî tasarruftan mahrum olan kimsenin misali gibidir. Öyleyse cimrilik yapma: Allah Teâlâ’nın hoşnut olmayacağı yerde malı harcamanın misali, malını saçıp savurmakla büsbütün iflasa uğrayan savurganın misali gibidir. Öyleyse savurgan olma.. Aksi takdirde, birinci sûrette kınanır; ikinci sûrette, pişman olup hasret çekersin.’’ Şeklinde meal vermek, akılcılık değil mi? Ayet değiştirilmiş olmuyor mu?
Cevab: Hayır. Ayetin ilimle mana edilmesi sûretinde dahi, mutlaka ya diğer bir ayetle,yahud birinci müfessiri Hareti Peygamber sallallâhu aleyhi ve selem’in hadîsiyle mana etmek gerekir. Meal yazmaktan maksad, ayetin manalarını hududlandırmak değil, bilenler için ayetin sûretini, bilmeyenler için manasını göstermektir. Çünkü meal,ayetin tam karşılığı değildir. Onun için şerhsiz meal okumak, dinden uzaklaştırabilir. Ayetten mâadâ, hadislerle bu ayet mana edilmiştir.
Nitekim Müslim ve Buharî’nin ittifakla tahric ettikleri Ebî Hureyre’den gelen bir rivayette Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve selem şöyle buyurmuştur:
‘’Cimri ile cömerdin misali, üzerlerinde, ellerini memelerine ve gırtlaklarına sıkıştıran demirden zırhlar bulunan iki adamiın misali gibidir. Cömert her sadaka vermek istediğinde, zırhı, parmak uçlarını kaplayıncaya kadar genişler ve iz bırakmaz. Cimri bir sadaka vermek istediğinde, zırhı büzülür ve her halkası yerini alır (daralır).’’
Yukaridaki ayet-i kerîme ve bu hadîs-i şerîf, cimrilik israfı men etmekle iktisadı emretmiştir. İktisad; tefrit hali olan cimrilik, ifrat hali olan savurganlıktan âzâde itidaldir. Yani iktisad, ilk önce ihtiyacları tesbit etmek, sonra şeraitin izni çerçevesinde malı harcamaktır.
Ferd ve toplumu zillettem çıkaran, iktisaddır. Şer’an verilmesi gerekli nafile ve farz sadakayı vermekte çekimserlik, cimrilik… şer’î iznin dışında bir kuruş vermek, israftır. Binaenaleyh kafirlerin tarif ve tatbik ettikleri iktisad, hem cimrilik hem israftır.
El-insaf.. Hristiyanlar İncillerini, aslından yabanî dillere naklettiklerinden tahrif ettiler. Kur’an meali de böyle; bir tağyire sirayet eder. Vaktiyle Ezher Müderrislerinden Muhammed Mustafa Merâğî ve ardınca gidenlerin, sadece Kur’am meali okunsun diye fetva vermeleri üzerine , Şeyh-ul-İslam Mustafa Sabrî, raddiye olarak Mes’elet-u Tercümet-il-Kur’an adlı eserini yazmış;aklî ve naklî delillerle onları reddetmiştir. Ayrıca Mısırlı Muhammed Abdullah Diraz, Fransızca ve Arabca mealcilerin reddi için, En-Nebeu-l-Azîm anilKur’an-il-Kerîm eserini yazmıştır. Fakat ben bu eseri görmedim.
Neticei meram, Ehli Sünnet velCemaat ulemâsının ittifakıyla, Kur’ân’ı meallerle hasretmek, indî görüşlerle mana etmek, Kur’ân’ı tahriftir. Ve bu mealleri okuyanlar da doğruyu bulmak yerine sapmaktadırlar.
İsmail Çetin-Ehli Sünnetin Nazarı İtikadın Ölçüsüdür
not: bu yazıyı nete aktaran diyarbekri rumuzlu kardeşimizdir
Hak-Dilaram abimizin mesajını ehemmiyetine binaen tekrar iktibas yapıyorum.
Büyük bir zâtın talebelerinden birisi anlatmıştı;
Eskiden bakardım, üstaz niye ayetleri meâl ederek sohbet yapmaz, yahut hadisi şerifleri... Daha sonraları ilmimiz ilerledikçe baktım ki her anlattığı her söylediği zaten ayet ve hadis şerhleri.
Elhasıl, bizim gibi insanların ( tabi kendim için söylüyorum, ilminiz daha farklı olabilir )ayetlerin kelime manalarına vakıf olmaya çalışmak yerine, Alim zevatın eserlerini okuması , ilmihal okuması daha güzel olur, değil mi..