Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 19 (1 Kayıtlı ve 18 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Şahitlik meselesi umumidir; nikah için ayrı, ticaret için ayrı, cezayı gerektiren davalar için ayrı bir şehadet yoktur. Bütün bu meselelerde şahitlik yapacak kimsede ortak özellikler bulunmalıdır. İslam hukukuna göre şahitlik yapacak kimsede aranan şartları kısaca özetleyelim:
Şahitte ilk aranan şart adil olmasıdır. Adaletli kimse de, iyilikleri kötülüklerine üstün gelendir. Bu da büyük günahlardan uzak durmak, küçük günahlarda ısrar etmemekle anlaşılır. Büyük günahı işleyen kimseye fasık denmektedir. Böyle birisinin şahitliğinin kabul edilmeyeceği Hucurat Suresinin 6. ayetinde açıkça bildirilir:
“Ey mü’minler, size fasık bir kimse bir haber getirince, onun iç yüzünü iyice araştırıp tahkik ediniz. Yoksa bir topluluğa bilmeden fenalık edersiniz de, sonra ettiğinize pişman olursunuz.”
Büyük günahları işleyen kimseler yalana da ehemmiyet vermezler. Yetim malı yiyen, faiz yemekle tanınan, devamlı içki içen, kumar oynayan ve benzeri günahları işleyen kimseler adalete uymayacaklarından ve kolayca yalan söyleyebileceklerinden şahitlikleri kabul edilmez.
Yalan söylemekle tanınmış, sık sık yalan haber getirip götürenlerin şahitliklerine başvurulmaz.
Davalı ile şahit arasında dünyevi bir husumet bulunmamalıdır.
Cimriliğiyle meşhur olmuş, zekat vermekte, çoluk çocuğunun geçimini teminde aşırı derecede eli sıkı olan kimselerin şahitliği kabul edilmez. Bunların yalan yere şahitlik yapması ihtimali vardır.
Çocukların, akıl hastalarının, bunakların, dilsizin, âmanın şahitlikleri makbul değildir.
Ağzından çıkanların meşru veya gayrı meşru olduğuna aldırmayan, dinen ve ahlaken hoş olmayan sözleri sarf etmeyi bir alışkanlık haline getiren laubali insanların şahitlikleri kabul olunmaz.
Şahitlik meselesinde hassas davranan İmam Ebu Yusuf, Hanefi mezhebinin kurucularından olmakla beraber, aynı zamanda Abbasi devrinde kadılık da yapmıştı. Kendisine pek çok dava gelirdi. Bu arada en üst makamda bulunan devlet ricaline bile hiç imtiyaz tanımaz, hepsi hakkında adil davranırdı.
İmam Ebu Yusuf, Halifenin vezirlerinden Fazıl’ın şahitliğini reddetmişti. Bunun sebebini soranlara da şu cevabı vermişti: “Bu vezir bir mecliste Halifeye ‘kulunuz’ diyordu. Şayet bu sözünde doğru ise kölenin zaten şahitliği kabul edilmez. Eğer yalan söylüyorsa, yalancının şahitliği de makbul olmaz.”
Bu vak’a İslam terbiyesinin yüceliğini, dalkavukluğun İslam’da yerinin olmadığını, şahsiyet ve karakterin ehemmiyetini sergiler.
Umumi âdaba, sünnet-i seniyyeye, örf ve adete aykırı düşen işleri yapanların şahitliği ciddiye alınmamaktadır. Hayasız kimselerle sohbet etmek, insanlarla alay etmek, başkalarını küçük düşürecek derecede şakada bulunmak hep sünnete ve adaba aykırı hareketlerdir. Bunları alışkanlık haline getirenlerin şahitlikleri kabul edilmez.
İmam-ı Azam gibi selef-i salihine, Sahabeye dil uzatan bid’at ehli kimselerin şahitliklerine itibar olunmaz.
Bütün bunlar İslam’ın şahitlik gibi adaletin tecellisine sebep olacak bir meseleye verdiği ehemmiyeti gösterir.
İslam hukukunun temelini teşkil eden meseleler vahye dayanır. Ana hatlarıyla Kur'an'da yer alır. Hangi devir, hangi iklim ve şartlar içinde yaşanırsa yaşansın bu esaslar toplumların huzur kaynağı ve rahat vesilesidir. Çünkü hükümler insan yaratılışına en uygun olanıdır. Kur'an'daki hükümler incelendiğinde, ilk göze çarpan husus bu hükümlerde insanın hem bedeni, hem de ruhi yapısının dikkate alınmış olasıdır.
Şahitlik meselesinde de bunu görmek mümkündür. Şahitlikle ilgili ayet-i kerimenin meali şöyledir.
"Erkeklerinizden iki şahit tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa şahitlerden razı olacağınız bir erkek; biri unuttuğunda, şaşırdığında diğeri ona hatırlatacak iki kadın olabilir...'' (Bakara /282)
Demek ki, buradaki esas mesele kadının yaratılışı ile doğrudan alakalıdır. Onun psikolojik yapısının bir gereğidir. Kadının esas mizacı heyecandır ve heyecanlarıyla yaşar. Bunun için düşünceler, aklından çok kalbine işler, tesirleri de o şekilde gelişir. Hadiseler karşısında pek tarafsız kalamaz. Merhamet ve şefkat tarafı ağır bastığından hadiselere sezgisiyle yaklaşır.
Bu hususiyetlerinden dolayı Kur'an, "Kadınlar unutabilirler, onun için şahitlikte onlara bir yardımcı verilmeli" diyor. Bunu, kadını yaratan ALLAH (Celle celaluhu) ifade buyuruyor. Öyle ise bu değişmeyen bir kaidedir. Kadınların içinde unutkan olmayan, bazı erkeklerden daha güçlü hafızaya sahip olanlar yok mudur? Şüphesiz vardır, ama umumi olarak kadınlarda bu psikolojik hal daha çok görülür. Hadiseyi akıllarında fazla tutamamaları normaldir.
Diğer yandan, kadın daha çok içe dönüktür. Kendine has bir dünyası vardır. Gün boyu ev işleriyle iç içedir. Çocuklarının bakımı ve terbiyesi ile meşguldür. Ticaret, alışveriş, iş hayatı siyasetle çok az kadın ilgilenir. Dış dünyanın bu kadar uzağında olan bir kadın hariçte olan hadiselere nasıl vakıf olacak, mahiyetlerini nasıl öğrenecek, aklında nasıl tutacak, şahitliğini ne nispette tam yapabilecektir?
İslamiyet şahitlik meselesinde kadına erkek kadar bir mükellefiyet yüklemeyip, iki kadının şahitliğini, bir erkeğe denk tutmakla onun hakkını zayi etmemiş, aksine onu korumuş, bir günaha düşmesini önlemiştir. Çünkü şahitlik büyük mesuliyet gerektiren bir iştir, ağır bir vazifedir.
Bu hususta bir ayet-i kerimede şöyle buyrulur:
"Şahitliği gizlemeyin. Onu kim gizlerse şüphesiz kalbi günahın acısından sızlar. ALLAH işlediklerinizi bilir."(Bakara /282)
Evet, İslamiyet kadını büyük günahlara düşmekten korumuş, onun bazı zaaflarına kapılıp, heyecanlanarak yahut hissi davranarak yalancı şahitlik gibi bir günaha girmesine mani olmuştur. Yanına bir yardımcı kadın vererek bunun tedbirini almıştır. İşte bundan dolayı bazı şahitliklerde iki kadın bir erkek yerine geçmektedir.
Bazen kadınlar şahitlik yapacağı meselede kıskanç davranabilir, rekabet hissi baskın gelebilir. Bunun için hadisenin bazı taraflarını gizleyerek, adaletin tecellisine gölge düşürebilir. Fakat iki kadın şahitlik yaparsa, birisinin gizlediğini öbürü açığa vurarak şüpheler ortadan kalkmış olur.
Diğer taraftan iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine eşit tutulması hiçbir zaman kadının erkeğin yarısına eşit olduğunu göstermez. Çünkü bu sadece şahitlik meselesinde her türlü teminatın bulunmasına önem verildiğinin bir göstergesidir. Kadın hangi çeşit davalarda şahitlik yapar, hangilerinden muaftır, hangilerinde erkeğin yarısı sayılır?
İslam hukuku, zina, içki ve hırsızlık gibi had cezalarını gerektiren suçlarda ve kısas gibi cezalarda kadını muaf tutmuş, onun şahitliğini kabul etmemiştir. Bu davalardan zina cezasında dört erkeğin, diğerlerinde ise iki erkeğin şahitliğini esas almıştır. Alış-veriş, ticaret, nikah, talak gibi muamelata giren davalarda ise iki erkek yoksa, bir erkekle iki kadının şahitliğini şart koşmuştur.
Fakat erkeklerin vakıf olamayacağı, bekaretin tespiti, doğum anında anne ve çocukla ilgili vuku bulacak hallerde, süt kardeşliğinin tespiti gibi meselelerde tek kadının şahitliği de kafi gelmektedir. Hatta, Hz. Ömer (R.A) boşanma hadisesinde bile bir kadının şahitliğini kafi görmüştür. Çünkü şahitlikte asıl mesele hakkın zayi olmaması, adalete gölge düşürülmemesi, hakkın tecelli etmesidir.
Had cezalarında ve kısasta kadının şahitliğine müracaat edilmemesinin bir hikmeti, bu çeşit meselelerde en ufak bir şüpheye mahal verilmemesi hassasiyetidir. Çünkü kısas gibi bir davada eksik bir beyanla, bir hak zayi olabilecek veya bir insanın kısas edilmesi söz konusu olacaktır. Kadınlardaki unutkanlık ve hislerine mağlup olmak gibi bir arıza bu meseleye gölge düşürebilir.
Kardeşler bu gibi konularda şartın nerede ne şekilde olacağını sorgulayabiliriz ancak eğer belirtilen emir bizatihi Allah' ın kitabında belirtilen bir ayet ise yani Allah kelamı ise bunu hiç bir kul sorgulama hakkına sahip değildir neden böyle diye.
Bu faizde de böyledir.
Örneğin Faizin her türlüsü haramdır. Öyle ise yok şöylesi haramdır da böylesi neden haram olsun gibi dallandırıp budaklandırmanın imanı tehlikeye düşürmekten başka hiç bir fonksiyonu olmaz.
Bugün öyle veya böyle faiz yiyen yada yedirenin faiz sistemine destek verdiği gerçeği neticesinde üzerinde tüyü bitmemiş yetimin hakkını taşımaktadır ki bundan tek kurtuluş yolu da nefsini dizginleyip faizli alışverilerden elini ayağını çekmektir.
Bunu yok zamanımızda şöyledir böyledir diyen değil sıradan bir mümin sözüm onlara islam! alimi de olsa durum değişmez. O alim dahi İslam dairesinin dışına çıkmış olur.
Emir açıktır. Faizin her türlüsü haramdır. Bitti. Bu kadar net
eveleyip gevelemek nefs ve şeytandandır. Ateşi çağırmaktır. Han, bazılarının bayağı bir halt gibi dünyada bile açıkça ateş seni çağırıyooo dediği gibi isteyen gidebilir.
Allah' ın koyduğu emir ve yasakların nedenselliğini açıklamak gereksiz. Allah' ın emridir işte ötesi varmı. İnanmak istemeyen yapmaz. İlla ki birşeylere iyi geldiği ispatlanması gerekmez.
Ancak elbetteki Allah kullarına zülmetmez herşey biz kullarının iyiliği içindir.
O halde nedenselliği üzerinde uzun uzun düşünüp zaman harcıyacağına bu emri gerektiğinde uygulamaktır doğru olan.
Bunları nefsine yediremeyip kendine kabullenemeyenler istedikleri inanışa sahip olmakta özgürdür. Zaten İslam hiçkimseye zorla müslüman ol demiyor.
Mülüman kul hakkına önem veren insandır. Müslüman kardeşlerinin aldatılmalarına elinden geldiğince gerek bedenen gerek söz gerekse buğzedip Allah' a yalvararak engel olmaya çalışan insandır.
Müslüman faiz kullanmaz. Çünkü faiz haramdır. Bir sürü bebenin hakkına yapılan en büyük gasptır. Dağdaki teroristlerin köy basıp bebeleri öldürmekten farkı yoktur.
Müslüman kadına neden 1 erkeğe 2 yada kadına neden 2 erkeğe 1 verilmiş diye sorgulamaz. Kitabı işine gelen yerleri ile değil bütünüyle koşulsuz kabul eder. Aksi halde 1 harfini dahi reddetmesi yada kabuıllenmek istememesi kafir olması demektir. Allah muhafaza.
Böyle bir şüpheniz olduysa tevbe edin ve tekrar hepbirlikte buyrun;
Eşhedü en lailahe ilAllah ve eşhedü enne Muhammed en abdühu ve resuluhu.
Geleim konu başlığına kimlerin şahitliği kabul edilmez?
Ben sadece kendi adıma söyleyim ve vurguluyorum bu beni bağlar eğer bir kişi müslüman olduğunu söylüyor ve namaz kılmıyorsa faiz yiyiyorsa ben onun şahitliğini kabul etmem.
Es Selamu Aleyküm,
__________________
Bismillahirrahmanirrahim,
ZUHRUF 2,3. Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.
İBRAHİM 52. Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
İSRÂ 41. Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu onların ancak kaçışlarını artırıyor.
Konu Bakara-216 tarafından (29.03.2007 Saat 11:14 ) değiştirilmiştir..
İslami hükümlerin hikmetleri temel olarak iki katogoride incelenir:
1) teabbudi
2) ma'kul
2) MA'KUL:
Hikmetleri anlaşılabilen hükümler:Bunların hikmetleri ya kanun koyucu olan ALLAH (c.c) tarafından biraz izah edilmiştir, veya insan aklı onun hikmetini kavrar.Mesela:
İçki, kumar, hırsızlık, zina v.s bütün bunların hikmetini mevla kur'an da bildirmiştir ve insan aklı da bunları tasdik eder.
1) TEABBUDİ:
Hikmetleri anlaşılamayan hükümler: Bunların hikmetlerini insan aklı bulamaz.Bunların hikmetlerini sadece kanun koyucu bilir.İnsan aklı bunların hikmetlerini kavrayamaz / bilemez.Mesela:
Altın takmak neden kadına helal kılınmıştır da erkek'e haram, namaz da secde kulun ALLAH'a (c.c) en yakın olduğu hal ise neden 3, 4, 5, kere değil de, sadece iki kere secde ederiz, v.s.
Bunların hikmetini insan aklı kavrayamaz Sadece kendine göre izah yapmaya kalkar, o kadar.
Şimdi bu her iki katoğoride olan hükümlerin hikmetlerini araştırmak,müslüman için elzem olan bir şey'dir.Şadece Teabbudi olan şeylerin gerçek hikmetlerini kavrayamayız,sadece böyledir diyebiliriz o kadar.Bu da ma'kul de olduğu gibi bağlayıcı olmaz.
Ve ALLAH (Celle celaluhu) bir çok yerde akla atıf yaparak insanoğlu'nun bir robot gibi davranmaması gerektiği hususunda bizleri uyarmaktadır.
Son bir not:usul ilmi okumadan ifrat ve tefrit noktasından hareketle dinin emri olan bir kaideyi red etmek sadece cahillerin yapacağı bir harekettir.
Bu da farklı bir açıdan güzel bir açıklama. Allah razı olsun.
Es Selamu Aleyküm,
__________________
Bismillahirrahmanirrahim,
ZUHRUF 2,3. Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.
İBRAHİM 52. Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilah olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
İSRÂ 41. Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu onların ancak kaçışlarını artırıyor.