Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 43 (16 Kayıtlı ve 27 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Sual: İşlerimizin bir kısmını Hanefi’ye, bir kısmını Maliki’ye, bir kısmını Şafii’ye, bir kısmını da Hanbeli’ye uyarak yapsak dört mezhebin dördüne de uymuş olmaz mıyız?
CEVAP
Hayır uymuş olmayız. Hatta hiçbirine inanmamış oluruz. Hatta, hepsinin yani dinde söz sahibi mutlak müctehidlerin üzerinde kendimizi görmüş ve buna göre hareket etmiş oluruz.
Din kitaplarımızda buyuruluyor ki:
Bir işi bir mezhebe göre yapmaya başladıktan sonra, bu işi ve buna bağlı olan işleri yapmaya devam ederken, bu mezhebi taklit etmekten vazgeçmenin yasak olduğu sözbirliği ile bildirilmiştir. (İbnül Hümam Tahrir-ül-üsul, İbnül-Hacib Muhtasar-ül-üsul, Alâüddin-i Haskefî Dürr-ül-muhtar)
Bir mezhebi taklit edenin, hep ona tâbi olması vaciptir. Zaruret olmadıkça, başka mezhebe göre iş yapması caiz değildir. Bir mezhebe göre amel edenin, bu mezhepten ayrılmasının caiz olmadığı sözbirliği ile bildirilmiştir. (Bahr-ür-raık)
Mutlak müctehid olmayan âlimin, bir mutlak müctehidi taklit etmesi gerekir. (Müsellem-üs-sübut)
Ayn-ül-ülaya yükselmemiş bir âlimin, dört mezhepten birini taklit etmesi vaciptir. Taklit etmezse, doğru yoldan sapar. Başkalarını da saptırır. (İmam-ı Şarani Mizan s.24)
Aminin [müctehid olmayanın] mezhep değiştirmesi caiz değildir. Dilediği bir mezhebi taklit etmesi lazımdır. (Redd-ül-muhtar s.283)
Müctehid olmayan din adamının, hadis-i şeriften anladığı ile amel etmesi caiz değildir. Çünkü, hadis-i şeriflerin mensuh veya tevilli yahut muhkem olduğunu ayıramaz. (İkt-ül-ceyyid, Muhtasar)
Bir kimsenin, taklit ettiği mezhebi, yani ona uygun iş yapmaya başladığı mezhebi terk etmesinin caiz olmadığı sözbirliği ile bildirilmiştir. (İbni Hümam Tahrir)
İbadetlerde ve ictihad ile yapılan işlerde, dört mezhepten birini taklit eden kimse, böyle yaptığı işi, Allahü teâlânın emrine uygun olarak yapmış olur. (Mevlana Abdüsselam Cevhere şerhi)
Taklit etmekte olduğu mezhebe uygunsuz iş yapmaya, hiçbir âlim caiz demedi. (Kimya-yı saadet)
İslam dininin binası, bu dört direk üzerine kurulmuştur. Bir kimse, bu dört yoldan birine girerse ve bu dört kapıdan birini açarsa, başka yola geçmesi ve başka kapıya sarılması, abes ve lehv olur. İşlerinin düzenini bozmuş, doğru yoldan ayrılmış olur. Âlimlerin sözbirliği ve ahir zamanda Müslümanlara en uygun yol, dört mezhepten birini taklit etmektir. Din ve dünyanın düzeni böyle olur. Herkes, önceden dilediği mezhebi seçer. O mezhebi taklide başladıktan sonra, bunu bırakıp, başka mezhebe geçmek, hiç şüphesiz, birinci mezhebe suizan etmek olur. İşler ve sözler bozulur, karışır. Sonra gelen âlimler, bunu sözbirliği ile bildirdiler. Doğrusu da budur, hayır bundadır. (Abdülhak-ı Dehlevi Sıfr-üs-seadet şerhi)
Mutezile gibi, hak yolun çeşitli olduğuna inananlar, aminin [cahilin] mezhepleri dilediği gibi karıştırabileceğini söylediler. Ehl-i sünnet âlimleri, aminin belli bir imama uyması lazım olduğunu bildirdiler. Keşf kitabı, bunu uzun anlatmaktadır. Her mezhepte mubah olanları, kolay olanları araştırıp, bunları yapmaya, mezhepleri Telfik denir. Böyle yapan, fasık olur. Said bin Mesudün Tahavi şerhi bu hususu ayrıntılı şekilde anlatmaktadır. (İmam-ı Kuhistani Muhtasar-ı Vikaye şerhi)
Alıntı:dinimizislam
Konu Dagistan tarafından (08.03.2008 Saat 00:56 ) değiştirilmiştir..
Abla zaruretten bahsediliyor. Zaruret söz konusu oluncada kendi mezhebinin hukumlerine bakar. Kuvvetli kavil yanında meseleyi halleden çok zayıf kavil varsa , çok zayıf olsa dahi onunla amel eder. Eğer çıkış yolu yoksa o zaman bir diğer mezhebi taklid eder...
Hanefi olan biri abdestte sünnetlere tam riyaet ederse zaten 4 mezhebe göre abdestli oluyor ama tembellikten veya başka sebeblerden sünnete tam manasıyla sarılamıyoruz maalesef
Mesela Mehmed zahid Kotku rahmetullahi aleyh hanıma ona dokununca abdest tazelermiş.Kendisi Hanefi mukallidi ama imam ve takva olanı yapıyor.Her zaman 4 mezhebe göre abdestli dolaşmak takvadır.
Zaruret durumlarında dediğim gibi cevaz vardır.Mesela dişin dolgu yapmak zorunda olan bir Hanefinin gusul abdesti olmuyor.Çünkü Hanefide ağzın içini yıkamakta farzdır.Bu durumda kişi Şafiiyi taklit edebilir ama namazda da Şafii hükümlerine riayet etmek kaydıyla.Aksi takdirde kişi nefsine uymaktan kendini alıkoyamaz.Hesabına geldiği yerde ikisinden birini taklit eder.Böyle yaparsa olmaz.
Hasılı kelam İbnu Abidinin dediği gibi bizim mezhebimiz yoktur.Çünkü avamız.İlmimiz ne ki?Bizim mezhebimiz ilmihalde yazandır.Bizim ayet hadislerden hüküm istinbat etmeye gücümüz yoktur.
Ama kibirlilik veya cahillikten bazı müslümanlar kendilerini Müctehidlere kıyas ederek hüküm çıkarmaya yeltenmiştir.Böylelikle farkında olmadan kendi mezheblerini kurmuşlardır.Allah şuur versin.
Alimlerin hükümlerinde kendilerine ecir vardır velev ki hata etseler dahi.Bu en sağlam yoldur.Ne gerek var kendi kıt bilgilerimizle ictihad etmeye kalkışmaya
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.
Demek caizdir dörtten biriyle uygulama yapmak ama nefsin hevasına uymasın kişi diye geçişler menedilmiş..
Doğru mu anladım?
Peki böyle geçiş yapana ne lazım geliyor? Yani bunu bir oyun olsun diye değil, lüzum oldukça her mezhepten bir hükümle amel etmek?
Aslına bakarsan bu daha zor ya..Çünkü o zaman 1 mezhep yerine 4 mezhebin de hükümlerini bilmesi lazım değil mi?
Hayrolsun bakalım
zannediyorum Allah'ın değer verdiğine değer vermek olmalı amaç
bunun bir sağlaması kalbi mutmainlik
kulun mezhebi farklılıklarda hangisinin Allah'a yaklaştırıcı zehabı önemli
mesela bir örnek olsun
şafilere göre kadın mahremsiz hacca gidebilir
bu ibadet için şafi ictihadına yapışmak mümkün
şimdi soralım
buraya gittiğinde ve bu farizaları yerine getirdiğinde
sevabımı çok olur günahımı
(amiller;günümüzde yol güzergahındaki mahremiyeti ihlal eden şeyler )
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
ibadette şekilcilik ne kadar önemlidir. Mezheplere göre namaz bile farklı kılınıyor. Makbul olan nedir ?
2 yıl önce bir seminer için istanbula gitmiştim orda halk ötobüsüne binen bir erkeğin bayanlara özellikle değmeden geçerken ikaz ettiğini duydum, Şafii mezhebinden olduğu için eğer hata ile bir bayana dokunursa abdestinin bozulacağını söylüyordu. Buna çok şarşırmıştım. Aynı yere yürüyen yolcuların bu kadar çeşitli vasıtaları kullanması doğru mudur? Neye itibar etmek gerekir ?
Bizler yani Türkler, genelde secdede iken kollarımızı "yere döşemek" tabir edilen şekilde yapıyoruz..
Bu konuda bir hadis var ya hani "köpekelr gibi kolları yere döşemeyin" anlamında..
"Bunu erkekler için" bir ikaz diye biliyoruz..
Ama burada öyle yapmıyorlar
Hanımların bazısı aynen erkeklerde olduğu gibi iki yana kolları dikip, dirsekleri havaya kaldırıyorlar
Neden denince yukarıda dediğim hadisi söylüyorlar
O erkkeler için deyince "nerden biliyorsun" diyorlar
Nerden biliyorum erkekler için olduğunu
Bazı hanımlar da, erkekler gibi dirsekleri tam havaya dikmeseler de, yine de yere döşemeyip, havada tutuyorlar ve bunun kesin doğru olduğunu söylüyorlar
Ben hatta dirseklerimi dizlerime değdirerek, tam kapanış halinde duruyorum secdede..
Böyle olmasının, bir hanım açısından daha derli-toplu, tesettüre daha uygun olduğunu söylüyorum..Hem de secdede uzun kalmanın böylece daha kolay olduğunu söylüyorum..
Ama kesin reddediyorlar
İlk zamanlar mescitte namaz kılmaya bile korkar olmuştuk ya Hep ikaz ikaz Sanki namaz kılmayıp beni izliyorlar
Ben yanımda namaz kılanı hiç görmem bile namazda, kendimleyimdir O'nda elden geldiğince Neyse..
Nedir doğrusu bu işin?
Kim doğru kim yanlış
O hadis gerçekten erkekler için mi yoksa herkese mi?
Kadınlar secdede, koları döşeyecekler mi - bu tabir de bi garip- yoksa havada mı olacak dirsekler
Artık hallolsun bu mes'ele ya bıktım
__________________ “Benliğine tapan insanı, bir gece, o farkında olmadan şeytan kendisiyle değiştirecektir!"
Kadınların namaz kılması erkeklere göre biraz değişiklik arzeder. Bunun delili Kuran ve sünnetten var mıdır? Ya da mesela kadınların rükuyu erkekler gibi tam yapmamasının delili nedir?
Cevabımız
Değerli Kardeşimiz;
Namazın farzı, vacibi, sünneti erkeklerle hanımlarda aynıdır. Bu gibi temel konularda değişiklik söz konusu değildir.
Ancak fıkıh kitaplarında müstehap derecesindeki bazı farklılıklar hanımlara tavsiye edilmekte, hatta bu farklılıklar hanımların ibadetteki tesettürle ilgili özellikleri olarak da nazara verilmektedir.
Gerek Kur’an’ın gerekse Sünnet’in, kadınların tesettürüne özel bir önem atfettiği hepimizin malumudur. Namazda kadınların bazı hareketlerinin erkeklerden –kısmî olarak– farklılık göstermesinin temel sebebi de budur. Zira namaz dışında örtülü olması hassasiyetle istenen müslüman kadının, Rabbinin huzurunda bu noktaya daha fazla dikkat göstermesi tabiidir.
Bilindiği gibi namazın rükünlerinde (namaz esnasında mutlaka yerine getirilmesi gereken hususlarda) kadın ile erkek arasında temelde herhangi bir farklılık yoktur. İftitah tekbiri, kıyam, kıraat, rükû.. vd. hususların farziyeti erkek için de kadın için de geçerlidir. Farklılık sadece kısmî olarak şeklî bazı noktalarda öne çıkmaktadır. İftitah tekbiri alırken ellerin nereye kadar kaldırılacağı, kıyamda ellerin bağlanış tarzı ve yeri, rükû ve secde ediş tarzı, teşehhütte oturuş biçimi… böyledir.
Bildiğimiz kadarıyla kadınların namaz kılarken erkeklerden farklı olarak hangi noktalara riayet edecekleri, Efendimiz (s.a.v) tarafından tafsilatlı olarak açıklanmış değildir. Bununla beraber Alimlerimiz Kadınların namaz kılarken dikkat edecekleri ve erkeklerden farklı olarak yapmalarını tavsiye edttikleri kısımlara bazı işaretler bulunmaktadır. Bunlara bazı hadisler, Sahabe’den ve sonraki nesillerden gelen uygulamalar ve fetvalar bulunmaktadır.
Örneğin İftitah tekbiri: Kadınların, namaza başlarken ellerini kulakların hizasına kadar değil, sadece omuz veya göğüs hizasına kadar kaldıracağı konusunda Sahabe’den Vâil b. Hucr (r.a) kanalıyla nakledilmiş merfu (Efendimiz (s.a.v)’e dayanan) bir rivayet mevcut ise de (Abdürrezzâk, el-Musannef, III, 138; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, I, 302.) senedindeki Ümm Yahya bt. Abdilcebbâr isimli kadın hakkında el-Heysemî herhangi bir bilgi bulamadığını söylemiştir. (İbn Ebî Şeybe, a.y.) Dolayısıyla bu rivayet zayıf olmakla beraber Sahabe’den Ümmü’d-Derdâ (r.anha) ve Tabiun’dan da Atâ, ez-Zührî, Hammâd… gibi isimlerden bu rivayetin delaletini destekleyen uygulama ve fetvalar nakledilmiştir. (İbn Ebî Şeybe, I, 303) Bu rivayetin bu uygulama ve fetvalarla kuvvet bulacağını ve kadınların iftitah tekbirindeki uygulamasının naklî bir temeli bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
Örneğin secde: Kadınların secdede nasıl hareket edeceği konusunda Efendimiz (s.a.v)’den nakledilmiş iki rivayet vardır. el-Beyhakî bunların her ikisinin de zayıf olduğunu söylemiştir. (el-Beyhakî, es-Sünenu’l-Kübrâ, II, 222-3.)
Hz. Ali (r.a)’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Kadın secde ettiği zaman yere kapansın ve uyluklarını toplasın (vücuduna bitiştirsin).”(Abdürrezzâk, el-Musannef, III, 138; İbn Ebî Şeybe, el-Musannef, I, 302.)
İmam Ebû Hanîfe’nin hocasının hocası İbrahim en-Neha’î de (Tabiun’dandır) aynı tarzda hüküm vermiş, “Kadın secde ettiği zaman uyluklarını toplasın ve karnını uylukları üzerine koysun” demiştir. (İbn Ebî Şeybe, a.y.) Kendisinden bu konuda yapılan bir diğer nakil de şöyledir: “Kadın secde ettiği zaman karnını uyluklarına yapıştırsın; kalçasını yukarı kaldırmasın ve erkeğin kollarını açıp yayıldığı gibi yayılmasın.”(İbn Ebî Şeybe, I, 303)
Yine Tabiun’dan Mücâhid’in de, erkeğin, secde ederken karnını kadınların yaptığı gibi uylukları üzerine koymasını mekruh gördüğü nakledilmiştir.(İbn Ebî Şeybe, I, 302)
el-Beyhakî, şöyle der: “Kadının namaz ahkâmında erkekten ayrıldığı yerler, kadının tesettüre riayeti ilkesine racidir. Kadın, her durumda kendisi için tesettüre en uygun şeyi yapmakla memur ve mükelleftir…”(el-Beyhakî, es-Sünenu’l-Kübrâ, II, 222)
Bu farkların bir kısmının bazı rivayetlere, Sahabe uygulamarına ve Alimlerin fetvalarına dayandırıldığı düşünülürse adı geçen farklara kadınların her zaman riayet etmeleri yine de fukahanın müstehsen görmesi anlamında müstehaptır demek daha uygun olur.
KADININ NAMAZDAKI FARKLI DURUMU
İibadet, ibadet edenle (abid), ibadet edilen (ma'bud) arasında ve daha çok öbür âleme bakan bir ilişki olunca; onun yerini, zamanını, şartlarını, rükünlarını ve sebeplerini belirlemek de sadece Ma'bud'un hakkı olmuş olur. Diğer bir ifade ile, yaratılanların, ibadetlerin bu yönlerin müdahale hakları yoktur. Yani; bu noktalarda içtihat yapılamaz. Çünkü içtihad, akıl yürütme (nazar) yoluyla sebepler ve sonuçlar bulma ameliyesidir. Oysa ibadetlerin keyfiyet ve kemiyetleri akılla kavranamaz. Ancak şartlar ve sebepler dışındaki konularda, yani bizzat ibadetin değil de onu en mükemmel şekilde gerçekleştirilen dış teferruatında daha doğrusu Şar'i tarafından belirlenen sebep, şart ve rükünların uygulama biçiminde yani, Şar'i'in bu konudaki naslarını anlamada içtihat yapılabilir, yapılmalıdır. Fıkıhçıların, "Kıyasla taabbüd (ibadeti kıyasla belirleme) caizdir" (Ebul-Vefa Ali b. Akil, Kitabul-cedel,13.) sözlerinin manası da bu olsa gerektir. Bu teferruatta Resululah Efendimizin (s.a) zaman zaman farklı davrandığı da hesaba katılırsa bir uygulama farkı da bu farklı sünnetin müctehitlere ulaşmasından kaynaklanmış olacağı anlaşılacaktır.
Ayrıca cinsiyet farklılığınin yükledigi rol oranında değişikliklerin olması da tabiidir. Mesela kadın adetli iken namaz kılmayacak ve oruç tutmayacaktır. Işte biz bu cinsiyet rollerinden kaynaklanan durumların sadece namaza ait olanlarını tekrar yazmayı deneyecegiz.
Tarih sırasına göre alacak olursak, Hanefi kaynaklarından "Tebyin" de, kadının, namaz konusunda erkekten on yerde farklı davrandığı söylenir ve şunlar zikredilir: "Tekbirde ellerini omuz hizasına kadar kaldırır, sağ elini memelerinin altında (doğrusu üstünde olacak) solunun üzerine koyar (kavrayıp tutmaz), secdede karnını uyluklarına değdirir, ayırmaz. Rükûda ellerini, parmak uçları dizine ulaşacak şekilde uylugu üzerine koyar (dizini tutmaz) el parmaklarının arasını açmaz, secdede dirseklerini kaldırmaz, tahiyyatta teverrük yaparak oturur (sol kalçası üzerine oturarak ayaklarını sağına doğru yan yatırır), erkeklere imam olamaz, kendi aralarında cemaat yapmaları da mekruhtur, yaparlarsa imamları önde değil ortada bulunur." (Zeyla'i, Tebyin I/l18. )
Ibn Nüceym (970/1562), kadının erkekten farklı olduğu hususları genel olarak sayarken namaz konusuna da değinir ve bunlara ilave olarak beş tane daha fark zikreder ki, şunlardır: "... Ezanı ve kameti mekruhtur, cehri namazlarda sesli okumaz, rükuda ve secdede kendini toplu tutan, imamı uyarması gerekirse tesbihle değil, el çırpma ile ikaz eder, evde namaz kılması daha iyidir." (Ibn Nüceym, el-Esbah, 384.)
Haskafi'nin onbeş fark zikrettiğini söylerken Ibn Abidin (1252/1836) onun şerhine yaptığı hasiyede bunları yirmi beşe çıkarır ama bunların bir kısmını namazdan saymamız zordur. Dolayısıyla oradaki farklı maddeler sadece şunlardır: "...ellerini yenlerinden çıkarmaz, rükûda az eğilir, dizlerini (rükûda) kırar..." (Ibn Abidin, I/504. ) "el-Bahr"dan yaptığı bir nakille de kadının secdede ayak parmaklarını dikmeyeceğini söyler. (agk. ) Buna göre kadın secdede ya ayaklarını parmakları üzerine dikmeyip, ayaklarının üstleri yere gelecek şekilde yatırır ya da "teverrük"e hazırlık olmak üzere ayaklarını parmak uçlarını sağa çevirerek yakalarını yana yatırır. Bu konuda bir açıklık göremedik. Ancak alışıla gelen birinci uygulamadır. Keza kadının rukûda ayaklarını dört parmak açmayıp bitiştireceğine dair de bir ifadeye rastlamadık. Ancak Ibn Nüceym'in "rukûda ve secdede kendini toplu tutar "büzülür" ve Ibn Abidin'in de buna yakın ifadesi bir toplama ve büzülmenin ayakları da bir araya getirmeyi gerektirecegi şeklinde anlaşılmış olabilir. Bu durumda kadın ayaklarını rükû'da bir arada tutar, secdede dikmeyip üstleri üzerine ya da sağa doğru yan yatirir.
Sonuç olarak: "Namazın ne farzları ne vacipleri ne sünnetleri ne de edepleri konularında kadınla erkek arasında bir fark yoktur. Dolayısı ile bu zikredilen farklar kadını daha tesettürlü kılar gerekçesi ile fıkıhçıların güzel bulduğu farklardır." (Hindiyye, I/73)
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet Editör
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.
O zaman onların yaptıkları yanlış mı? Sonuçta hadise göre hareket ediyorlar
Ve fıkıhçıların çıkardıkları hükümler bunlar
Hani diyor ya üstte; Dolayısı ile bu zikredilen farklar kadını daha tesettürlü kılar gerekçesi ile fıkıhçıların güzel bulduğu farklardır." (Hindiyye, I/73)
__________________ “Benliğine tapan insanı, bir gece, o farkında olmadan şeytan kendisiyle değiştirecektir!"
mücerred hadislerden yola çıkmak bizim işimiz değil
kendi aralarında -bize göre-çelişen hadislerde var
ve biz bunları ayırt edemeyiz
ama çok cürretkarız
Allah sonumuz hayr etsin
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.