Bayrak
18 Recep 1429
21 Temmuz 2008, Pazartesi
18 Recep 1429
21 Temmuz 2008, Pazartesi
Ayet
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
hadis
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifre:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş Arama Yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 44 (18 Kayıtlı ve 26 Misafir) bulunmaktadır.

Online  abdetullah, Almula, aşkınsonhecesi, berra, DeRCan, dilerim, garib_yolcu, menekşe, Mukarrebun, Sakallı, siyahsancaktar, sudenaz, ta-ha, Ubeydetullah, şeytana inat monaroza, root


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Fıkıh » bir usul terimi (seddi zerai)


Cevapla
 
Seçenekler
Tecrübeli Üye
 
karaşahin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.01.2007
Mesajlar: 185


 
 
Teşekkür etti: 64
Teşekkür aldı: 153 konuda 544 kere
karaşahin - MSN üzeri Mesaj gönder
bir usul terimi (seddi zerai)

BİSMİHİ TEALA

Tarifi

Zerîa lügatta kendisiyle bir şeye ulaşılan vasıta demektir. Usûlcülere göre zerâyi' : Mefsedet veya mazarrat ihtiva edene, yasak olana ulaştıran her şeydir. Buna göre nasıl ki vacibe vasıta olan vacib ise harama vasıta olan da haramdır. Meselâ zina haramdır, zinaya vasıta olduğu için yabancı kadına bakmak da haramdır. Hac farzdır, hac için Beytullah'a ve hac yapılan mekanlara gitmek de farzdır. Çünkü sâri' kulunu bir şeyle mükellef kılmışsa ona vasıta olarak taay*yün eden her şeyi taleb etmiş demektir. Aynı şekilde bir şeyi haram kılmışsa ona götüren her şeyi haram kılmış demektir.



Zerîa ile Mukaddime Arasındaki Fark

Bir şeyin mukaddimesi o şeyin varlığı kendisine bağlı olan şeydir. Mukaddimede aslolan, maksadın elde edilmesi kendisine bağlı olması ve o olmazsa hiç kimsenin varılmak istenen hedefe varmasının mümkün olmamasıdır. Zerîa ise bir şeye ulaştıran vasıtadır. Bunda aslolan hüküm yolu ile maksada ulaştırma ve götürme manasının bulunmasıdır. Meselâ duvarın temeli duvarın mukaddimesidir, çatıya ulaştıran merdiven ise zerîadır.

Buna göre "Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar." (Nur /31) ayet-i kerimesi mukaddime kabilinden değil zerîa babından bir ayettir. Çünkü erkeğin kadının fitnesine kapılması ayakla vurmaya bağlı değildir, ancak bu o fesada bir vasıtadır. Çünkü ayakla vurma genelde o fesada sebep olabilir.

Yine "Onların ALLAH'ı bir tarafa bırakarak taptıkları (putları) na sövmeyin, sonra onlar da bilmeyerek ALLAH'a söverler" (Enam /108) ayet-i kerimesi bir mukaddime değil bir zerîadır. Çünkü müşriklerin ALLAH'a (Celle celaluhu) sövmesi, müminlerin onların ilah ve putlarına sövmelerine bağlı değildir, ancak onların ilahlarına yapılacak bu sövme, müşriklerin ALLAH'a (Celle celaluhu)sövmelerine sebep olabilir[1]


Zerîanın Çeşitleri

Şâtıbî zerîayı neticeleri ve getireceği zarar veya mefsedetleri itibarı ile üç çeşide ayırmıştır:[2]

Birincisi: Mefsedete sebep olması kesin olan. Meselâ kapının arkasına çukur kazma bu kabildendir, zira içeri girenin ona düşeceği kesindir. Bu yasaktır ve verilen zarar tazmin ettirilir.

İkincisi: Nadiren mefsedete sebep olan. Meselâ: İçine birinin düşme ihtimali çok az olan bir yere çukur kazmak, çoğu zaman kimseye bir zararı olmayan gıda maddelerini satmak gibi. Bunlara şer'an izin verilmiştir, çünkü sâri' hükümleri maslahatın nadiren görülmesine değil çoğu zaman bulunur olmasına bina etmiştir. Zaten âdeten mefsedetten tamamen arınmış bir maslahat bulunmaz.

Üçüncüsü: Çoğu zaman mefsedete sebep olan, Meselâ: Harbîye silah satma, şarap imal eden kişi ve kuruluşlara yaş üzüm satma bu kabildendir. Günah ve masiyette yardımlaşmaya sebep olduğu ve zannı galib kat'iye dahil olduğu için bu satışlar nehyedilmiştir.

Büyû'l-âcâl da bu cümledendir. Büyû'l-âcâl şartları itibariyle sahih olan fakat aslında haram olan ve nehyedilen bir neticeye ulaşmak için vesile yapılan alış-verişlerdir ki bunlar çoğu zaman faize götürdüğü için Malikî ve Hanbelîlere göre haramdır. Nitekim bu vasıfta olan pek çok fiil haram kılınmıştır.

Meselâ: Sırlı desti gibi içine konulan şırayı çoğu kere şaraba çeviren kaplarda nebîz yapmanın nehyedilmesi, yabancı kadınla halvetin haram kılınması, bir kadının yanında mahremi olmadan yolculuk yapmasının haram olması, kabirler üzerine mescid yapılmasının, kabre doğru namaz kılmanın nehyedilmesi, bir kadını halası ve teyzesiyle aynı nikah altında bulundurmanın, iddet bekleyen kadına evlilik teklif etmenin ve bu halde onu nikahlamanın nehyedilmesi, vefat iddeti bekleyen kadının koku sürünmesi, süslenmesi gibi evlenme tekliflerini celbe-dici filleri yapmasının haram kılınması, ödünç para verme şartıyle satış, borçlunun alacaklısına hediye vermesi, bayram günü oruç tutmanın nehyedilmesi, katilin mirastan mahrum edilmesi... hep bu kabildendir.

Mefsedete götüreceği hakkında kesin bilgi veya zan bulunmadığı için İmam Şafiî (r.a.) "büyû'l-âcâl" in zahirde sıhhatine hükmetmiştir. Çünkü burada mücerred mefsedetin vaki olup olmaması ihtimalinden başka bir bilgi, bu ihtimallerden birini tercih ettirecek herhangi bir karine bulunmamaktadır. Ayrıca kişinin amelini, niyet etmediği, kaçınma için ihtiyatta kusur etmediği bir mefsedetten dolayı, günaha hamletmemiz sahih olmaz. Çünkü bu mefsedet her ne kadar çoğu kere vaki olsa da kesine yakın değildir.



Sedd-i Zerayi' Hakkında Alimlerin Görüşleri

Maliki ve Hanbelîlere göre şeddi zerâyi' fıkıh usûlünün esaslarından biridir. îmam. Ebu Hanîfe ve İmam Şafiî de bazı hallerde kabul edip amel etmişler diğer bazı hallerde amel etmemişlerdir[3]

Sedd-i zerâyi'i asıl kabul edenler Kur'andan ve sünnetten şu delilleri getirmişlerdir:

ALLAH (Celle celaluhu)

"Ey iman edenler! (Hz. Peygambere Sallallahu aleyhi ve sellem) "Râınâ" demeyin "un-zurnâ" deyin. Söylenenleri dinleyin" (Bakara /104) buyuruyor.

Çünkü "râınâ" kelimesini yahudiler sövmek için kullanırlardı.

Ve yine ayet-i kerimede:

"Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü cumartesi tatili yaptıkları gün balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk" (Araf /163).

Sünnetten delilleri ise şu hadisi şeriflerdir:

"Seni şüpheye düşüren şeyi şüpheye düşürmeyeni yap!",
"Koruluğun (haramın) etrafında dolaşan kişinin oraya düşmesi yakındır.", "Kişinin ana-babasına lanet etmesi büyük günahların en büyüklerindendir. Denildi ki: Ya Rasûlallah kişi anasına babasına nasıl lanet eder? Buyurdular ki: Birisinin babasına söver, o da onun babasına söver; annesine söver o da onun annesine söver".

Kur'an'dan ve sünnetten gösterilen bu delillerde ittifak vardır.

Ayrıca âlimler şu hususlarda da ittifak etmişlerdir: Günah ve zulümde yardımlaşma asla caiz değildir. Umuma ait yollar üzerine kuyu açmak, yiyeceklerine zehir atmak gibi müslümanlara eziyete sebep olacak bir şey yapmak haramdır. "Onların ALLAH'ı bir tarafa bırakarak taptıklarına sövmeyin, sonra onlar da bilmeyerek Allah'a söverler" (En'am/108) ayet-i kerimesinden dolayı müşriklerin önünde putlara sövmek caiz değildir, tâ ki bu sövme ALLAH'a sövmeye bir sebep olmasın.

Şunda da ittifak ettiler: Yapılan amel hayra da şerre de sebep olacak cinsten ise bakılır. Bağ yetiştirme gibi yapılması insanlara bir menfaat getiriyorsa şarap imaline sebep olsa da haram olmaz. Çünkü onu yetiştirmekteki asıl gaye bu değil idi. Ondan elde edilen fayda meydana gelen zarardan daha büyüktür. İtibar galibedir. Zinaya sebep olması konusunda evlerin bitişik olması da buna bir başka misaldir.

İhtilaf ettiklerine gelince: Bu, Şatıbî'nin de beyan ettiği gibi, zahiri itibariyle caiz olan vesilelerin bir harama ulaşmak için kullanıldığı töhmeti kuvvet kazandığı takdirde bunların hükmü hakkında ihtilaf edilmiştir. Meselâ î'ne veya ecel satışı.

î'ne şudur: Satıcı bir malı veresiye on dirheme satar, sonra bunu hemen peşin beş dirheme müşteriden satın alır. Böylece satıcı beş dirhemi ödünç vermiş olur. Sonra ondan on dirhem geri alır. İşte bu iki fiyat arasındaki fark faiz olur. Cumhura göre "büyû'l-âcâl" ile "î'ne" satışı arasında fark yoktur. Ancak Malikîler bu ikisini ayrı mütalaa ettiler ederek demişlerdir ki:

"Büyû'l-âcâl" şudur: Müşterinin satın aldığı şeyi satıcısına veya vekiline veresiye satmasıdır: "î'ne" satışı: Birinin diğerine "benden peşin on dirheme bir mal satın al, ben onu senden on iki dirheme veresiye geri alayım" demesidir ki bu haramdır. Çünkü bunda bir menfaat için ödünç verme töhmeti vardır.

Malikîler ve Hanbelîler bu satışları batıl sayarlar. Çünkü bizzat akid faiz niyeti olduğu delilini taşımaktadır. Yani bu akdin sonucu, peşin beş dirhemi veresiye on dirheme satmaktır, aradaki mal lüzumsuz ve manasızdır. Dolayısıyle bu akid, fasid ve haram olduğunda icmâ edilen zerâyia kıyas edilerek haramdır denilir. Çünkü her ikisinde de bu akdi yapmaya sevkeden şey fâsid gaye ve maksâdlardır.

Ebu Hanîfe her ne kadar "sedd-i zerâyi'" kaidesi ile amel etmese de şu esasa binaen bu akidlere cevaz vermemektedir, "kabzedip temellük tamamlanmadan bir şeyde tasarruf caiz değildir".

İmam Şâfiîye gelince o bu satışları hukukî olarak şeklen sahih kabul etmekte, niyet ve gizli maksat tarafını ise günaha ve uhrevî cezaya bırakmaktadır. Yani bu akid haramdır veya nehyedildiği için mekruhtur, ancak bu nehiy, kişinin haram olan faizi elde etme niyetiyle bunu yaptığına dair delil bulunmadıkça akdi batıl yapmaz.

Şu rivayetler de birinci görüşü teyit etmektedir: Rasûlullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) î'ne satışını nehyetti. Ayrıca bu satış muamelesinde bulunu Zeyd bin Erkam hakkında Hz. Ayşe (radıyallahu anha): Eğer tevbe etmezse Rasûlullah'la (Sallallahu aleyhi ve sellem) beraber yaptığı cihadını iptal etmiştir." demişti.



[1] Alâmü'l-Muvakkıîn: 3/147

[2] el-Muvâfakat: 2/348.

[3] e I-Muvafakat: 2/361, 3/305, 4/194; Â 'lâmü'l-Müvekkûn: 3/171; el-Medhal ilâ Mezhebi Ahmed: s. 138.
__________________
İNSANLAR DOGRU ZAMAN VE DOĞRU YERDE DOĞRU SÖZ SÖYLERLER İSE ÖZÜR DİLEMEK ZORUNDA KALMAZLAR
http://img222.imageshack.us/img222/5...amimfu7ln3.gif

Konu karaşahin tarafından (17.11.2007 Saat 14:50 ) değiştirilmiştir..
Eski 17.11.2007, 14:37 karaşahin isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
karaşahin isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Cevapla



İşaretlemeler
Seçenekler




Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlı. Şuanki Zaman: 00:36.