Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 16 (1 Kayıtlı ve 15 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
İsmail Çetin Hocaefendi ile tartışılan konular üzerine
“Allahu Teâla kullarından birden bire ilmi çekip almaz. Fakat âlimlerin ruhunu almakla ilmi kaldırır. Öyle ki, hiçbir âlim bırakmayınca insanlar câhil liderler edinirler. Onlara soru sorulduğunda bilgisizce fetva verirler. Hem kendileri haktan sapar, hem de insanları saptırırlar.”(Suyuti-Camius Sagir)
Bu hadisi şerif günümüzün bir portresini çiziyor gibime geliyor. Ulemamız yemekteki tuz gibi kalınca, ortalık nevzuhur reformculara, prof. unvanlı neo mutezile bayraktarı kimselere kaldı. Durum böyle olunca hem âlim, hem âmil, hem muhlis, hem müşfik, hem halim, hem celadetli alimlerin kıymeti o kadar büyüyor ki..
İşte onlardan biri ile yaptığımız bir mülakatı nazarınıza arz ediyoruz. İsmail Çetin Hocaefendi ilminin şiddet-i zuhurundan tevazu perdesi ile gizlenmiş büyük bir âlimimiz. Kendisini Dilara Yayınlarından çıkan 40’ın üzerindeki eseriyle gıyaben tanıyorduk. Mevla’nın ihsanıyla, Aralık ayında şifai olarak da tanışmak ve görüşmek müyesser oldu.
Kendilerinin sıcaklığını, şefkatini, hele de evlerinde kabul buyurup, baş başa, üç saatlik tashih ve sohbet dakikalarımızı unutamayacağım. Cenab-ı Hak kendilerinden ilelebet razı ve hoşnud olsun. Başta zât-ı âlileri olmak üzere, kıymetli mahdumlarına, Dilara Yayınevi Yetkililerine ve sair ihvana en derin sevgi, saygı ve teşekkürlerimi arz ederim efendim. Salih Okur
Soru: Muhterem hocam, bir namazda hem kazaya, hem sünnete niyet edilebilir mi?
-Buna olur diyemeyiz. Bu konuda Diyanet ile bazı zümreler arasında yıllar süren ihtilaf olmuştur. Fakat şöyle deriz, zayıf bir söze göre olur. Yani, bir kimse “niyet ettim sabah namazını kaza etmeye, şimdiki vaktin sünneti ile birlikte” derse, niyeti kaza için geçerlidir. Nafile sevabını alır mı? İnşallah alır. Vaktin ihyasının sevabını almış olur.
Hanefilerden Şeyh Aliyyül Kâri, Şafiilerden İbn-u Hacer el Heytemi ve daha bir çok ulema ittifakla şöyle demektedirler; “Farza borcu olan bir kimsenin faziletli vakitlerde nafile(müstehab) namazların yerinde kaza namazlarını kılması vaktin faziletini yani sevabını kazandırır. Çünkü maksat, bu vakti namaz ile ihya etmek idi. Kazanın kılınması ile de vakit ihya edilmiş olur.”
En iyisi, kazaları bir an evvel bitirmeye çalışmaktır.
Şöyle bir soru akla gelebilir; “Sünnetimi terk eden şefaatime nail olmaz” hadisi varken sünnet namazlarını terk eden şefaatten mahrum olmaz mı?
Deriz ki, bu hadisteki “terk eden” ifadesi “tereke” değil “ragabe” dir. Yani yüz çeviren manasına gelir. Peygamber ashabınca sünnet kelimesi dinin tümü manasına kullanılmaktadır. Yani buradaki ifade “dinimi terk eden” manasına olur.
Aksi takdirde, “şefaatim büyük günah işleyenleredir” hadisine ters düşer. Mesela bu takdirde, “farz namazını terk eden şefaate nail olur da, sünneti terk eden şefaate nail olmaz” demek gerekir ki, bu da akıl işi değildir.
Soru: Kasten terk edilen namazın daha kazası da olmaz diyenler var. Bu konuda ne dersiniz?
-Bu söze katılmıyoruz. İnsan, namazı ya farziyetini inkâr ederek terk eder ki, bu zaten dinden çıkmış olur. Veya gafletinden veya unutarak terk eder. Bu ikinci kısmın her zaman kazası mümkündür.
Kaldı ki, İmam Nevevi, “namazı terk eden Müslüman-açık bir inkarı olmadığı müddetçe- sefih(budala, aklı zayıf) sayılır” demektedir ki, böyle biri tövbe edip, namazlarını kaza edebilir..
Soru: Namazda secdede parmakların kıbleye dönük olmasının hükmü nedir? Haleb-i Sagir’in müellifi parmakların en az üçünün kıbleye yönelik olması gerektiğini söylüyor ve “insanların çoğu bundan gafildir” diyor.
-Secdede parmakların dik durması farzdır. Kıbleyi göstermesi gerektiği konusunda Hanefi mezhebinde “vaciptir” diyen var, “sünnettir” diyen var. Nimet-i İslam müellifi merhum Hacı Zihni Efendi bunu “namazınedepleri” kısmında saymış ve “hiç değilse birkaç parmak kıbleye yönelik olmalıdır” demiştir.
- Terk edilmesi gereken bir yanlıştır. İbn-i Abidin döneminde Hutbe-i Nebatiye adlı bir eserde yanlışlıkla yazılmış. Sonra da, sadece Türkiye’ye mahsus kalmak üzere bu yanlışlık yaygınlaşmıştır.
Bunun sünnet veya müstehab olması şöyle dursun çirkin bir adettir. Çünkü bunu diyen bir hatip şöyle demiş oluyor; “Allahu Teala buyurdu ki; Şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.”
Korkunç bir hatadır. Bu hatadan dönülmesi gerekir.
Soru: Seferilik meselesinde, Elmalılı Hamdi Efendi’nin görüşüne uyarak vasıtayı esas alanlar var. Bu konuda ne dersiniz?
-Seferde mesafe söz konusudur. Vasıtayla kısa zamanda gitmek, uzun zamanda gitmek söz konusu değildir. Biz kitaplarımızdan bunu anlıyoruz.
Soru: Banka kredisi kullanmak, bununla ev almak caiz mi?
-Caiz değildir. Çok mecbur olursa bankadan ihtiyacı kadar kredi almak caiz olur. Çok mecbur olmasının da şartı, çalışamayacak ve dilenemeyecek durumda olmaktır. Bu durumda da ancak ihtiyacı kadar alabilir. Ama ev almak için bankadan kredi almak caiz değildir.
Soru: Ömer Nasuhi Efendi, Türkiye’deki arazinin miri arazisi olup, bu arazinin ürününden öşür veya diğer bir nam altında zekât verilmesi gerekmediğini söylüyor.
-Ömer Nasuhi Efendi büyük bir âlimimizdir. Ancak bu konudaki görüşüne katılmıyoruz. Öşür, zekâtla eş anlamlıdır. Onda bir nispetinde verilen zekât demektir. Türkiye’de öşür vardır. Kitaplarımızdan bunu anlıyoruz. Sadece Ceyhan, Seyhan, Dicle ve Fırat etrafındaki bazı araziler ihtilaflıdır. Diğer yerlerde arazisi olanlar buradaki ürünün zekâtını vermek mecburiyetindedir.
Soru: Olta ile balık avlamak caiz midir? Bazı kimseler balığın canını acıttığından caiz değil diyorlar.
-Hayır, mahzuru yoktur. Olta ile balık avlanabilir. Av olunca hayvanın canının acıması muhakkaktır.
Soru: Tesettür kıyafeti illa çarşaf mı olmalıdır?
-Çarşaf olması şart değildir. Fakat kalın, geniş, uzun olması ve kabarık yerlerini belli etmemesi şartı vardır.
El Ahzab suresindeki(ayet:59) “cilbab” kelimesi “çarşaf, aba, topuklara kadar kapayacak bir tek geniş ve uzun üstlük-bu şartları haiz manto da olabilir- tefsir edilmiştir.
Nur Suresindeki(Ayet:31) “humr” ise yaka paçayı kapayacak başörtüsü olarak tefsir edilmiştir.
Bu takdirde, En Nur suresinde ki örtünme emri evin içinde, El Ahzab ayetindeki örtünme emri ise evin dışındaki örtünme emridir.
Soru: Organ nakli caiz midir?
-Kan ve organ nakli caizdir diyen ulema var. Ben de bunlardanım. Haramdır diyenler de var. Bunların ilmi delilleri yoktur demekle yetineyim.
Yalnız, satmak kesinlikle haramdır.
Evet, güvenilir hazık, muttaki bir Müslüman doktorun ameliyatında, Müslüman bir toplum arasında olursa, masiyet olmazsa, yani fasıka veya kâfire yardım olmazsa, caiz diyenlerdenim. Aksi takdirde, şartlar olmaması sebebiyle caiz değildir diyenlerdenim.
Soru: Ayakkabıyla cenaze namazı kılınamaz deniyor
-Cenaze namazında ayakkabıyı çıkarmaksızın cenaze namazı kılmak bidattır. Zira kullanılan ayakkabı temiz kalmaz. Temiz kalmazsa, cenaze namazında ayakkabıyı giyen hâmildir.(taşıyıcı) Ayakkabıyı çıkarıp üzerine basarsa mahmüldür(taşınılan)
Birinci surette, yani ayakkabıyı giydiği takdirse ayakkabısındaki necaset fazla olması hâlinde namazı bozar. İkincisinde yani ayakkabını üzerine bastığında ise namaz sahihtir.
Zahid-ül Kevseri bu konuda bir eser yazmıştır. Nimet-ül İslam’da da bu mevzuda şöyle yazar: “Kuhistani diyor ki, “Ayakkabılarını necaset üzerine koyarak ve ayaklar da onun içinden çıkmış vaziyette namaz kılınmış olmasında namaz caizdir. Eğer ayakları onun içinde iken kılınmış olursa o takdirde namaz caiz olmaz. Zira necaseti hâmil sayılır.”
Soru: Peygamberimizin ismi geçtiğinde kısaltma olarak (ASM) veya (SAV) doğru olmadığı yazılıyor. Bu konuda görüşünüzü alabilir miyiz?
-Hafız İbn-u Salah “bazı gafil insanlar yazı yazmak esnasında Peygamberin ismini yazarken cimrilik veya tembelliğe kapılarak, avam talebeleri gibi “Sallallahu aleyhi ve selem” yerine “salalem”(Türkçede de SAV veya ASM) yazmaktadırlar. Bu doğru değildir” demektedir.
Türkçemizde de telifçi yazarlar bu gaflet tolusuna yakalanarak kitaplarında (SAV) yazmaktadırlar. Ne tuhaf.
İmam Şarani de diyor ki; “Böyle yazanlar ya cimriliğe kapılmış, mürekkep ve kâğıdını Peygamberinden daha fazla sevmiştir. Ya da tembelliğe yakalanmış, parmaklarının yorulmasından vazgeçmiş, dolayısıyla o Habib-i Azamı sevmemiştir. Ben (Şarani) her gün bin kere “Cezallahu anna Muhammeden ma hüve ehluhu” salâvatını okurum” demektedir.
-Cahil sofi ile kalp hayatı olmayan âlim arasında fark yoktur. İmam Şafii hazretleri şu şiiri sık sık tekrar ederdi:
“Hem Sufi ol hem fakih, olma sakın biri.
Allah’ın hakkına öz nasihatim sana bu.
Şunun kalbi sert, bulmadı takva tatları
Şu da çokça cahil, nasıl yarar sana bu”
Türkiye’de şeyhi, hocayı tanımak meseledir. Sırat-ı Müstakim’de olanları araştırmak, onları bulmak gerekir. Sırat-ı Müstakim’i sadece “dosdoğru yol” olarak açıklamak eksiktir. Fatiha suresi 6. ayet-i kerime’de istediğimiz Sırat-ı Mustakim’i aynı surenin 7. ayeti açıklamaktadır; “kendisine nimet verilenlerin yoluna.”
Bunlar kimlerdir diye bir soru varid olunca da, Nisa(68 ve 69) ayetleri açıklamaktadır: “Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik. Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar.”
Ayet-i kerime’de bu yolda olanlara “refik” olmak gerektiği hatırlatılıyor. Refik, yani refakatçi olmak. Yani bu gibi kimselerin hizmetinde olmak.
Hülasa, Sırat-i müstakim; ihlâs üzere dini ilimleri erbabından öğrenmek, onlarla beraber olmak, o üstadların hizmetinde bulunmak ve yine öğrendikleri ile ihlâs üzere amel etmektir.
-Hocam, izninizle son olarak tavsiye edebileceğiniz eserlerin ismini almak istiyorum..
-Kelam ve Sıfat ilminde Bediüzzaman çok ileridir. Ehl-i sünnet akaidini öğrenmekte onu ve Ömer Nasuhi Efendi’nin Muvazzah İlm-i Kelam’ını tavsiye ederim.
İslam Dergisi, bundan 23 sene evvel, Şarklı müderrislerimizden İsmail Çetin Hocaefendi ile İslam’a uygun hayvan kesimi, besmeleli, besmelesiz etler, vs. konularda kapsamlı bir mülakat yapmıştır. Önemine binaen -kısmen- Alıntı köşemize almayı uygun bulduk.
Önce kısaca Hocaefendiyi tanıtıp sonra röportaja yer vereceğiz. İsmail Çetin Hocaefendi 1945 senesinde Diyarbakır’a bağlı Hazro kazasında dünyaya geldi. Tahsilinin çoğunu Siirt’te, Zivingli Molla Muhammed ile Tillo’lu Molla Halil ve Halenzeli Molla Abdülhakim Efendilerden yaptı.
Ayrıca Fıkıh, Tasavvuf, Hadis ve tefsir ilimlerini Molla Yasin Efendi’den okudu. Ayrıca Sakıp Efendi’den Kelam, tefsir ve Hadis dersleri aldı. Karaköse eski müftüsü Sadullah Efendi de mühim üstadlarındandır.
Kendisini ilmi çalışmalara vakfeden Hocaefendi ile biz de yakın zamanda inşallah bir röportaj için söz almış bulunuyoruz. Hocaefendinin tamamı Dilara Yayınları arasında çıkan eserlerinden bazıları şunlardır;
-Ehl-i Sünnetin Nazarı
-İttiba Ehl-i Sünnetedir
-Ölçüler
-Mufassal Medeni Ahlak
-Edeble Varış Lütufla Dönüş
-İnançlı Gençliğin Şuuru
-İnsan Ve Vazifesi
-Sohbet Ve Tesettürde Adab
Allah celle celâluhu kendisinden razı olsun..
-Muhterem hocam, İslam’a uygun hayvan kesimi nasıldır ve bunun şartları nelerdir?
- Hanefi mezhebine göre boğazlama “Bismillahi Allahu Ekber” demek şartıyla helal oluyor, bu bir. İkinci olarak da, gırtlağın bir kısmı baş tarafında kalacak şekilde kesilmesi farzdır veya vaciptir diyor ulema. Şafii’ye göre gırtlağın tamamı baş tarafında kalacak şekilde –tavuk da buna dahildir- kesilmezse haramdır. Binaenaleyh, Hanefilere göre şah damarın ve gırtlağın besmele ile kesilmesi şarttır. Bu mesele Nimet-i İslam adlı ilmihalde daha güzel olmak kaydıyla bütün ilmihallerde izah edilmiştir.
-Bugün Müslümanlar olarak değişik yerlerden et alıyoruz. Bu etlerin nasıl kesildiğini görmüyor ve bilmiyoruz. Aldığımız etlerin nasıl kesildiğini mutlaka araştırmalı mıyız? Araştırmadan yiyebilir miyiz?
-Türkiye için durum şudur. Türkiye’de halk müslümandır. Müslümanlar çoğunluk olduğu için araştırmaya gerek yoktur. Ancak, Avrupa’dan et ithal edilirse o vakit sakınmak lazımdır.
- Bir veya birkaç Müslüman gayr-i İslami usullerle et kesildiğini tespit ettiler diyelim. İlan etmezlerse sorumlu olurlar mı?
-İlan etmemeleri daha uygundur. Çünkü birçok meseleyi avam bilmez. İlan etmek onların küfrüne sebebiyet verebilir. Ancak gayr-i İslami kesimi tespit edenlerin kendilerine haram olur.
-Hayvanlar sıraya diziliyor ve makine ile kesiliyor. Bu makine kesimi caiz oluyor mu?
-Bıçak, hayvan ayakta durur vaziyetteyken yukarıdan gelip de keserse, mekruhtur. Çünkü hayvana azap olur. Gırtlak tarafından boğazlamak gerekir. Ama mekruh olmakla beraber caizdir.
-Bir makine veya bir kasap ardı ardına mesela 500 hayvan kesiyor. Bir besmele kâfi mi?
-Arada konuşulmadığı takdirde caizdir. Unuttuğu takdirde çekmiş gibidir diye hüküm verilmiştir.
- Bir başka kesim usulü de elektrik şoku verilerek hayvanların öldürülmesi. Bu konuda hüküm nedir?
-Boğazlamanın hikmeti pis kanın akıtılmasıdır. İslamiyet buna çok önem vermiştir. Mutlaka kan akıtılmalıdır, bu şarttır.
-Tavuklar kesildikten sonra içleri temizlenmeden tüyleri daha kolay yolunsun diye sıcak suya daldırılıp çıkartılıyor. Haşlanmış vaziyette yolmaya başlıyorlar, daha kolay oluyor. Bu tavuklar yenebilir mi?
-Hanefi ulemasına göre o su eti haşlayacak derecede olursa, haram olur. Eti haşlamayacak derecede ise haram değildir.
-Tavuk kesimlerinden sonra, hayvanların baş tarafından bir hortumla tazyikli su verilerek temizleniyor. Bu şekilde temizlenen tavuklar helal midir?
-Eğer içinde pislik kalmıyorsa helaldir. Yalnız mahreç yerini(dışkı çıktığı mahalli) kesmek lazımdır.
-Balıkların temizlenmeden hemen küle gömmek veya gazeteye sarıp fırına vermek suretiyle pişirilip yeniliyor.
-Balık hakkında fetva verilmiştir. Balık pek büyük olmamak şartıyla hem Şafiilerce, hem de Hanefilerce helal olduğuna fetva verilmiştir. Orta parmak uzunluğundaki balıklar içi temizlenmeden yense de helaldir. Şafiiler bundan büyük olup içi temizlenmezse yenmesi olmaz demişlerse de, Hanefi imamlarından Kemal İbn Hümam içi temizlenmese de caizdir diye fetva vermiştir.
- Bir veya birkaç Müslüman gayr-i İslami usullerle et kesildiğini tespit ettiler diyelim. İlan etmezlerse sorumlu olurlar mı?
-İlan etmemeleri daha uygundur. Çünkü birçok meseleyi avam bilmez. İlan etmek onların küfrüne sebebiyet verebilir. Ancak gayr-i İslami kesimi tespit edenlerin kendilerine haram olur.