Bayrak
17 Recep 1429
20 Temmuz 2008, Pazar
17 Recep 1429
20 Temmuz 2008, Pazar
Ayet
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
hadis
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 20 (1 Kayıtlı ve 19 Misafir) bulunmaktadır.

Online  adımmaviş


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Fıkıh » Günahlarin Tasnifi Ve Tekfir Meselesi


Cevapla
 
Seçenekler
Şeref Üyesi
 
molla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 239


 
 
Teşekkür etti: 41
Teşekkür aldı: 136 konuda 336 kere
Günahlarin Tasnifi Ve Tekfir Meselesi

GÜNAHLARIN TASNİFİ VE TEKFİR MESELESİ

SORU:


"Fıkıh köşesini takip ediyorum. Kafama takılan bir hususu sormak için bu satırları kaleme alıyorum. (...) isimli eserde, 'İman; kalb ile tasdik, dil ile ikrar ve mucibince ameldir' şeklinde tarif edilmektedir. (...) isimli eserde ise, 'Resul-i Ekrem (sav) döneminde, sahabe-i kiramın her çeşit günahı aynı telakki ettiği' değişik kaynaklar gösterilerek belirtildikten sonra; 'günahların büyük ve küçük şeklindeki tasnifinin, Hz. Osman (ra)'nın şehadetinden sonra ortaya çıktığı' belirtilmektedir. Kafir, zalim ve fasık kavramları arasında bazı farkların olduğu izah edilmesine rağmen, tamamının 'Allahu Teala (cc) tarafından sevilmediği ayetler getirilerek ispat ediliyor. Bir yerinde de, kafir ile eşanlamlı olduğu üzerinde duruluyor. (...) Zihnimin karıştığını ve etkilendiğimi söyleyebilirim. Bu hususta bilgi verir misiniz?"

CEVAP:



Allahu Teala (cc)'nın kitabında bulunan her hüküm, bizim için rahmet ve hüccettir. Zira Kur'an-ı Kerim'de, Resul-i Ekrem (sav)'e hitaben, "Sana (bu) kitabı, her şeyin açık bir beyanı, bir hidayet, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olmak üzere indirdik" (En Nahl Suresi: 89) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu kitapta, muhkem ve müteşabih ayetler vardır. Kalblerinde hastalık bulunanlar, müteşabih ve mücmel ayetleri keyiflerine göre yorumlayarak, insanları dalalete çağırabilirler.

Bu sebeble Resul-i Ekrem (sav), "Her kim Kur'an-ı Kerim'i, (hiçbir ilmi olmadan) şahsi reyi ile tefsir ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın"(1) diyerek, insanları ikaz etmiştir.

Bu tesbitten sonra, suallerinize geçebiliriz.


Bütün akaid kitaplarında, "İman; kalb ile tasdik ve dil ile ikrardır" hükmü mevcuttur. Doğrusu da budur. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a)'ye göre; imanın asli rüknü, kalben tasdiktir.(2) Zira dil ile ikrar ettikleri halde, kalben tasdik etmeyen münafıklar, kafir hükmündedirler.

Kur'an-ı Kerim'de, "İnsanlardan öyle kimseler vardır ki; kendileri iman etmiş olmadıkları halde 'Allah'a ve ahiret gününe inandık' derler. Halbuki onlar inanıcı (insan)lar değildirler (El Bakara Suresi: 8) hükmü beyan buyurulmuştur. İmanı sadece "dil ile ikrar" kabul edenler, münafıkların durumunu dikkate almamışlardır.

Kalben tasdik eden bir kimsenin, bunu dil ile ikrar etmesi, dünya ahkamı açısından zaruridir. Amel ise, imanın bir cüzü değildir. Bahsettiğiniz (...) isimli eserde, Harici itikadına mensup kimselerin eserlerinden alıntılar yapılmıştır.

Bilindiği gibi Hariciler; ameli imanın bir cüzü kabul ederek, Emirü'l Mü'minin Hz. Ali (ra)'yi (hakemin hükmüne razı olduğu için) kafir olmakla suçlamışlardır.(3) Bu iddialarına da Kur'an-ı Kerim'den bir ayet-i kerimeyi delil olarak getirmişlerdir. Mektubunuzda belirttiğiniz, "günahların büyük ve küçük şeklindeki tasnifinin, Hz. Osman (ra)'nın şehadetinden sonra ortaya çıktığı" iddiası da tamamen batıldır. Kur'an-ı Kerim'de, "ism, lemen, seyyie, zenb ve kebire" kelimeleri, günah manasına kullanılmıştır.

Nitekim bir ayet-i kerime'de, "Eğer yasak edildiğiniz büyük (günah)lardan kaçınırsanız, sizin (diğer) kabahatlerinizi örteriz" (En Nisa Suresi: 31) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet-i kerimede büyük günah "kebair", diğerleri ise "seyyie" olarak anılmıştır.

Hz. Osman (ra)'ın şehadetinden sonra ortaya çıkan ihtilafın mahiyeti şu sualle sınırlıdır: "Büyük günah işleyen kimse Müslüman mıdır, yoksa kafir midir?" Hz. Ali (ra)'nin ve Hz. Hüseyin (ra)'in şehadetlerinden sonra, bu suale verilen cevaplar itikadi mesele haline getirilmiştir. Bid'at ehli fırkaların çoğalması, tartışmanın günümüze kadar gelmesine vesile olmuştur.


İmam-ı Maturidi (rh.a), "Günah işleyenler, günahları sebebiyle imandan çıkmazlar. Çünkü haber-i mütevatirle sabit olan husus, büyük günahların tevbe ile bağışlanma ihtimalinin bulunduğudur. Büyüğü bağışlanınca, küçüğünün bağışlanma ihtimalı daha evladır"(4) derken, Aliyyü'l Kari, "Fıkh-ı Ekber" şerhinde, "Ne kadar büyük olursa olsun, helal olduğuna inanmadıkça, hiçbir Müslümanı işlediği herhangi bir günah sebebiyle tekfir etmeyiz"(5) diyerek, konuya açıklık getirmiştir.

Muhkem ayet-i kerimelerle ve mütevatir sünnetle sabit olan husus, tevbenin emredilmiş olduğudur. Eğer günah işleyenler imandan çıkmış olsalardı, onlara "tevbe etmeleri" değil, "tecdid-i iman etmeleri" emrolunurdu. Bilindiği gibi hadd cezaları, büyük günah işleyen Müslümanlara tatbik edilir.

Resul-i Ekrem (sav), evli olduğu halde zina eden Hz. Maiz (ra)'e recm cezasını tatbik etmiş ve aleyhinde konuşanları ikaz buyurduktan sonra; "Yemin ederim ki; cezasını çeken o suçlu kişi, şimdi cennetin nehirlerinde yüzmektedir"(6) diyerek, amelin imandan bir cüz olmadığına işaret buyurmuştur. Allahu Teala (cc) cümlemizi muhlis ve muhsin kullarından eylesin.

(1) Sünen-i Tirmizi- İst: 1401, C: 5, Sh: 199, Had. No: 2951.
(2) İmam-ı Azam Ebu Hanife-El Alim ve'l Müteallim-Kahire: 1368, Sh: 57.
(3) İbn-i Abidin-Reddü'l Muhtar-İst: 1983, C: 9, Sh: 95-96.
(4) İmam-ı Maturidi-Kitabu't Tevhid-Beyrut: 1970, Sh: 329.
(5) Aliyyü'l Kari-Fıkh-ı Ekber Şerhi-İst: 1979, Sh: 176.
(6) Sünen-i Ebu Davud-İst: 1401, C: 4, Sh: 580-58, Had. No: 4428
eski 12.09.2006, 13:50 molla isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
Şeref Üyesi
(Konuyu Başlatan)
 
molla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 30.08.2006
Mesajlar: 239


 
 
Teşekkür etti: 41
Teşekkür aldı: 136 konuda 336 kere
Dinin Kemale Ermesi Ve Ahkamin Değişmesi

DİNİN KEMALE ERMESİ VE AHKAMIN DEĞİŞMESİ

Resul-i Ekrem (sav), Veda Haccı için Arafat'ta iken, "Bugün dininizi kemale erdirdim ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Din olarak sizin için İslam'ı seçtim ve ondan razı oldum" (El Maide Suresi: 3) ayet-i kerimesi nazil olmuştur. Dinin kemale ermesinden maksad; insanların ihtiyaç duyacakları zaruri, haci ve diğer ahkamla ilgili nassların tamamlanmasıdır. Hakkında nass bulunmayan konularda ictihad yapılması da kemalata dahildir.(1)



Çünkü teferruat kabilinden olan meselelerin sonu yoktur ve sayıyla ifade edilmeleri mümkün değildir.

Usul ulemasının, "Mevrid-i nass'da ictihada mesağ yoktur"(2) hükmünde ittifak ettiği malumdur. Zamanın değişmesine tabi olan ahkam, örf ve adetle sınırlıdır.(3)


Bu tesbitten sonra, "Fıkıh ilminin keyfiyeti, gayesi ve hedefi nedir?" sualinize geçebiliriz. İmam-ı Azam Ebu Hanife (rh.a), fıkhı şöyle tarif etmiştir: Fıkıh, mükellefin lehinde ve aleyhinde olan şeyleri bilmesidir. İslami hükümleri, delilleriyle birlikte tafsili olarak bilen ve mucibince amel eden kimseye fakih denilir. İmam Burhanüddin Ez Zernuci, "Fıkıh ilmi; dünya ve ahiret saadetiyle ilgili ilimlerin inceliklerini bilmektir"(4) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir.



Beyanların tasnifi ve mahiyetiyle ilgili sualinize gelince:

İmam-ı Şafii (rh.a), "Mana yönünden esasları birleştirmekte ve fer'i meseleleri tasnif etmekte kullanılan genel isme beyan denir. Allahu Teala (cc), Kitab'ında, 'kulluklarında ölçü alsınlar' diye açıkladığı beyanlar, birkaç şekilde tezahür etmektedir.

Birincisi: Kullarına muhkem nasslarla açıkladığı beyanlardır. Bütün farzlar bu gruba dahildir.

Mesela: İnsanlar namaz, zekat, hacc ve oruçla yükümlüdürler. Açık ve gizli her türlü fuhuş kendilerine haram kılınmıştır. Şarap, leş, kan, domuz eti ve zina hakkındaki hükümler de nassla sabit olmuştur. Abdest farzının keyfiyeti hakkındaki hüküm de aynıdır.


İkincisi:

Farz olduğu hususuna Kitab'ında hükmederek, keyfiyetini (nasıl eda edileceğini) Resul-i Ekrem (sav)'in lisanıyla açıkladığı beyanlardır. Namazların sayısı, rek'atları, nasıl kılınacağı, zekatın miktarı ve ne zaman verileceği gibi hükümler böyledir.


Üçüncüsü:

Hakkında zahiri nassın bulunmadığı birtakım farzların Resul-i Ekrem (sav) tarafından beyan edilmesidir. Zira; Allahu Teala (cc), Kitab'ında, Resulullah (sav)'a itaat etmemizi ve yasakladığı şeylerden sakınmamızı emretmiştir. Resul-i Ekrem (sav)'in emir ve nehiylerini kabul etmek, aynı zamanda Allahu Teala (cc)'nın bir farzını tasdik etmektir.


Dördüncüsü:

Allahu Teala (cc)'nın talebini kullarının ictihadına bıraktığı ve diğer şeylerde olduğu gibi, bununla da imtihan ettiği beyanlardır"(5) diyerek, beyanın tasnifini ve mahiyetini izah etmiştir. Muhkem nasslarla sabit olan hükümlerde; her Müslümanın "İşittim ve itaat ettim" demesi ve mucibince amel etmesi zaruridir. Hakkında Kitap ve Sünnet'te hüküm bulunmayan konularda, sahabe-i kiramın icmasıyla amel edilmesi Sünnet'le sabittir.

Resul-i Ekrem (sav)'in, "Size Allah (cc)'ın Kitab'ında bir delil bulunursa, onunla amel etmeniz gerekir. (O hükmü) Terk etme hususunda hiç kimsenin özrü olamaz. Şayet Allahu Teala (cc)'nın Kitab'ında yoksa, o zaman geçerli Sünnet'e müracaat etmeniz gerekir. Bu babda benden bir Sünnet yoksa, ashabımın söyledikleriyle amel edilir. Şüphesiz benim ashabım gökteki yıldızlar mesabesindedir. Hangisinin kavli ile amel etseniz, hidayeti bulursunuz. Ashabımın ihtilafı sizin için rahmettir"(6) buyurduğu malumdur.


Hakkında nass bulunmayan konularda; hakikati tesbit için gayret sarfeden müctehidin, hata etse bile (niyeti sebebiyle) sevap kazanacağı da Sünnet'le sabittir. Usul uleması, "İctihad, ictihadı nakzedemez" hükmünde ittifak etmiştir. Müctehidde aranan vasıflara haiz olmayan bir mükellef; zaruret sebebiyle, bir müctehide tabi olmak durumundadır.

Her amelini Allahu Teala (cc)'nın rızası için eda eden ve daima O'nun murakabesi altında olduğunu bilen bir mükellefin, fuzuli tartışmalarla meşgul olması caiz değildir. Bahsettiğiniz tartışmalar, mir'a ve cedel hastalığının tabii neticesidir. Halife Ömer b. Abdülaziz (rh.a), "Kim dinini münakaşalara hedef yaparsa, çok sık görüş değiştirir"(7) diyerek, bir inceliğe işaret etmiştir.



Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) İmam-ı Şatibi- El İti'sam- Beyrut: 1986, C: 1, Sh: 305; Ayrıca İmam-ı Kurtubi- El Camii li Ahkami'l Kur'an- Kahire: 1967, C: 6, Sh: 62.


(2) Ebu Said Muhammed El Hadimi- Şerhu Mecami- İst: 1305, Sh: 329.


(3) Ali Haydar Efendi- Şerhu Mecelleti'l Ahkam- İst: 1314, C: 1, Sh: 102.


(4) İmam Burhanüddin Ez Zernuci- Ta'limü'l Müteallim- İst: 1980, Sh: 27.


(5) İmam-ı Şafii- Er Risale- Kahire: 1979 (2 bsm), Sh: 21-22, Madde: 53-59.


(6) İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar- İst: 1982, C: 1, Sh: 84.


(7) Sünen-i Darimi- İst: 1401, C: l, Sh: 91, K.Mukaddeme: 29
eski 12.09.2006, 13:51 molla isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar son Mesaj
Yatsinin Ilk Sünneti Meselesi molla Münazara 2 31.08.2006 19:15



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:04 .