Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 18 (0 Kayıtlı ve 18 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
bende Rasûlullah hiç esnenemiştir diye biliyordum. insana namazda yahud sair zamanda esneme geldiği an, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hiç esnemezdi diye düşünürse esneme isteği gidiyor. tabi inanarak yapılmalı..
deneyin göreceksiniz!!
bende çok faydası oluyor.. elhamdulillah!
bende Rasûlullah hiç esnenemiştir diye biliyordum. insana namazda yahud sair zamanda esneme geldiği an, Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) hiç esnemezdi diye düşünürse esneme isteği gidiyor. tabi inanarak yapılmalı..
deneyin göreceksiniz!!
bende çok faydası oluyor.. elhamdulillah!
Namazin Rükün ve Şartlarinin İcrasi Aninda Kalpte Bulundurulmasi Gereken Şeyler
Eğer sen, âhireti isteyenlerdensen, herşeyden evvel namazin şart ve rükünlerinde bulunan ikazlardan gafil olmaman gerekir. Namaza girmezden evvel gereken şartlar şunlardir:
1) Ezan
2) Taharet
3) Setr-i avret
4) İstikbâl-i kible
5) Kiyam
6) Niyet
Ezan
Müezzinin sesini işittiğin zaman kalbinde kiyamet gününe mahsus ezanin vereceği korkuyu ihzar etmeli, zâhir ve bâtininla bir an önce icâbet etmeye hazirlanmalisin. Çünkü kiyamet gününde huzur-u Rabbâniye iltifatla ancak dünyada müezzinin davetine icâbet edenler, dâvet olunurlar. Kalbini bu cağriya göre ölc! Eğer sürur ve muhabbetle dolu ve bu davete icâbet etmek husu-sunda istekli olduğunu müşahede edersen, bil ki kazâ ve cezâ gününde sana müjde ve zafer davetiyesi gelecektir. Hz. Peygamber, 'Ey Bilâl! Bizi rahata kavuştur!' buyurmakla bu hikmete işaret etmiştir. Yâni bizi, namaz ve onun davetiyesi olan ezanla rahata kavuştur. Çünkü Rasûlulllah'in gözünün aydinliği namazda idi; en büyük zevkine onunla erişirdi.
Taharet
En uzak zarfin olan mekâninda, en yakin'in bulunan elbisende, daha sonra en yakin kabuğun olan bedeninde tahareti sağladiğin gibi, özün olan zatinin -kalbinin- temizlenmesinden de gafil olma! Onu, tevbe ve vaki olan ifrattan nedâmet duymakla temizlemeye caliş. Gelecekte ifrati terketmek azmiyle kalbini paklamaya gayret et. Tevbe ile bâtinini temizle; cünkü mabudunun nazargâhi ic âlemindir.
Setr-i Avret
Setr-i avretin mânâsi, bedenin cirkinliklerini halkin gözünden gizlemektir. Halkin bakiş yerleri, bedenin görünür yanlaridir. Acaba ancak Rabb'inin muttali olduğu gizli kabahatlerinin ve bâtini avretlerinin hali nicedir? O rezaletleri kalbinde ihzar edip gözönünde tut. Nefsinden onlarin örtülmesini iste ve kesinlikle bil ki, hicbir örtü, senin kabahatlerini Allah Teâlâ'nin nazarindan gizleyemez. Bu kabahatlerin kefareti ancak pişmanlik, haya ve Allah'tan korkmaktir. Bahsi gecen kabahatleri kalbinde ihzar etmekteki istifaden, korku ve haya askerlerini mevzilerinden cikararak, düşmanin olan nefis ve şeytanla muharebe etmeye sevketmendir. Onlarla nefsini zelil ve mağlûp edersin. Kalbin de mahcubiyet duygusu altinda sükûnete kavuşur. Allah Teâlâ'nin huzurunda efendisinden kacan günahkâr ve mücrim bir köle gibi dur. Böylece hayâ ve korkudan başin eğik olarak efendinin huzuruna ilticâ etmiş olursun.
İstikbâl-i Kible
İstikbâl-i kible, yüzünün zahirini her cihetten cevirip Beytullah' a döndürmen demektir. Mademki, yüzünden bu mükellefiyet istenmektedir; acaba kalbini her türlü tesirden muhafaza ederek Allah'in emrine yöneltmen de istenmiyor mu? Evet, böyle bir istek başta gelir. Bu zahiri yönelişlerin tamami, bâtini harekete gecirmek, azalari zabt u rapt altina alip, kalbe zulmetmesini önlemek icin bir cihette istikrara kavuşturmak icin gösterilen gayretlerdir. Zirâ ic âlem ve azalar, hareketlerinde meşrû hududlarina tecavüz edip, sağa sola yalpa vurmaya başladiğinda kalp de onlara tâbi olur. Kişiyi Allah Teâlâ'nin dergâhindan uzaklaştirir. Bu bakimdan kalbinin yüzü bedeninin yüzüyle beraber olsun. Bil ki, kişi yüzünü başka cephelerden cevirmedikce, Beytullah'a. yönelmiş sayilmayacaği gibi, kalp de, mâsivâdan boşalmadikca Allah'a dönmüş sayilmaz Hz. Peygamber bu gerceği şöyle dile getiriyor:
''Kişi namaza durduğunda, eğer hevasi, yüzü ve kalbi hep birlikte Allah'a yönelirse, namazdan, annesinden doğduğu ilk günkü gibi günahsiz olarak cikmiş olur.''
Kiyam
Kiyam, namazda dimdik ayakta durmak, zât ve kalbiyle Allah'in huzurunda bulunmak demektir. Kiyamda azalarinin en yücesi olan başin, Allah Teâlâ'ya karşi eğik olmalidir. Başinin eğikliği kalbinin tevazuuna ve büyüklenmekten uzak oluşuna işaret olsun. Kiyamda, Allah' Teâlâ'nin huzurunda durmanin ne derece tehlikeli ve sual âninda manzaranin ne derece korkunc olduğu keyfiyeti kalbinden cikmamalidir. Bilmiş ol ki, ey fani Allah'in huzurundasin. O senin bütün hakikatine vakiftir. Eğer Allah'in celâlinin hakikatini idrâk etmekten âcizsen hic olmazsa, zamanindaki hükümdarlardan birisinin huzurunda bulunduğun gibi ol veya namaz boyunca yakinin olan sâlih bir kimse tarafindan dikkatli bir gözle murakabe edilmekte olduğunu veya seni iyi tanimasini arzu ettiğin herhangi bir insanin kontrolu altinda bulunduğunu farzet. Böyle bir düşünce ile kildiğin namazda her tarafin sükûnete kavuşur, azalarin korkar, o âciz murâkib seni lâubaliliğe nisbet etmesin diye her cüz'ün gevşer, uysallaşir. Miskin bir kölenin murakabesi âninda kendisine bu kadar cekidüzen veren nefsinin bu haline şahid olduğun zaman, onu muaheze ederek kendisine şöyle hitap etmelisin: 'Ey nefsim! Sen, Allah'i tanidiğini ve sevdiğini iddia etmektesin. Acaba kullarindan birini bu denli tâzim edip, O'na karşi ise küstahca hareket etmekten utanmaz misin? Halktan korkuyor da Allah'tan korkmuyor musun? Halbuki asil kahrindan korkulmasi gereken Allah'tir'.
Bu sirra binaen Ebû Hüreyre (radıyallahu anh), Hz. Peygamber'e: 'Ey Allah'in Rasûlü! Allah'tan nasil haya edilir? diye sormuş, Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur:
Allah'tan kavminin sâlih bir kişisinden utandiğin gibi utanmalisin.
Başka bir rivayette 'kavminin' yerine 'ehlinin' tâbiri kullanilmiştir.
Niyet
Emrini, namaz kilmak ve onu tamamlamak suretiyle yerine getirerek Allah'a 'evet' demeyi kasdetmektir. Namazi bozan ve ifsâd eden şeylerden uzak durmak ve bütün bunlari Allah'tan sevap umarak, azabindan korkup O'na mânen yaklaşmayi isteyerek, ihlâs ile yapmaktir. Günahlarinin cokluğuna rağmen sana kendisi ile münacaat etme izni verdiği icin O'ndan minnet yükünü kabullenmek demektir. Nefsinde O'nun münacatinin büyüklüğünü takdir etmelisin. Kime, nasil ve ne ile münacaat ettiğini unutmamalisin. Bu derinlikleri idrâk ettiğin zaman, utangacliktan alninin terlemesi, korkudan âzalarinin tirtir titremesi, heybetten yüzünün sararmasi gerekir.
İhya-i Ulûm'id-Din-
Alıntı-
Tekbir
Dilin tekbir getirirken kalbinin onu tekzip etmemesi gerekir. Eğer kalbinde Allah'tan daha büyük kabul edilen birşey varsa, o zaman -her ne kadar bu tekbir haddi zâtinda doğru ise de- Allah Teâlâ senin 'tekbir' getirmekle yalan söylediğine şehâdet eder, tipki münafiklarin 'Muhammed Allah'in Rasûlü'dür' sözünün yalan olduğuna şehadet ettiği gibi... Eğer hevâ-i nefsin Allah'in emrinden daha kuvvetliyse, sen Allah'tan daha fazla ona muti olursun. Onu kendine ilâh edinmişsin demektir. O zaman senin 'Allahu Ekber' demen, kalbin iştiraki olmaksizin, sadece dil ile söylenen bir söz olur ve tehlikenin büyüklüğü korkunc bir hal alir. Eğer tevbe ve istiğfar etmezsen, Allah'in kerem ve affi hususunda hüsn-ü zannin olmazsa, tehlike cok daha büyük olur