Usulü fıkh ilminin mevzuu, şer'i hükümleri ispata vasıta olmaları itibarile şer'i delillerdir.
Bu ilimde bütün edillei şer'iyenin ahvalinden bahsolunur.
Kitabullah ile sünnetin ve icma' ile kıyasın, hususi ve müşterek vasıflarından bahsetmek bu ilme aittir.
Şöyleki: Kur'anı Mübinin nazmı celiliyle ahadisi şerifenin elfazı mübarekesi;
hass, amm, müşterek, müevvel, hakikat, mecaz gibi kısımlara ayrılır.
Kezalik: ahadisi şerife; mütevatir, meşhur, haberi ahad kısımlarına münkasim olur ve bunlar; emirleri, nehiyleri ihtiva eder. İşte bütün bunların ahvalinden bahsetmek bu
usul ilminin salahiyeti cümlesindendir.
Mesela: Başkasının muhterem, mütekavvim bir malını haksız yere elinden almak bir gasptır, asla caiz değildir. Çünkü bir ayeti kerimede buyurulmuştur.
Bu nazmı celil ise bir delili şer' idir, bir hücceti kur'aniyedir, bununla başkasının malını haksız yere yemek nehy ediliyor.
Bu nehy ise hürmeti, memnuiyeti icap eder. İşte usulü fıkh, bu gibi delillerden —böyle hürmeti veya sair bir hükmü şer'iyi müstelzim olması itibariyle-bahsederek bunları mevzuu' dahilinde bulundurur.
Usulü fıkhın gayesine gelince: bu pek mühimdir. Bu bir hikmeti islamiye ilmidir. Ahkamı şer'iyenin hikmeti teşriiyesini gösterir, bunların anlaşılmasına yardım eder, insanın dünyevi ve uhrevi saadetine vesile olur.
Usulü fıkıh ilmi, kur'anı kerim'in nazmı latifine, ahadisi şerifenin mübarek elfazına hadimdir.
Bu sayede şer'i delillerin mahiyetleri münkeşif olur, bunlardan şer'i hükümlerin nasıl istinbat olunduğu tebarüz eder.
Bu sayede muhterem müçtehitlerimizin nasıl çalışmış oldukları anlaşılır, ne gibi delillere istinat ettikleri, aralarında münazara kaidelerinin ne vechile cereyan etmiş olduğu görülür.
İslam hukukunun yüksek mahiyeti ve ne kadar yüksek, muntazam esaslara müstenit bulunduğu tecelli eder.
Yine bu ilim sayesinde lafızların, ibarelerin havas ve mezayası anlaşılır, bunlar ile istihdaf edilen maksatlar taayyün eder, sözlerin inceliklerine, şer'i ve bedii vasıflarına ıttıla' mümkün olur.
Usulü fıkıh ilminin ihtiva ettiği usul ve kavait, yalnız şer'i delillere, hükümlere münhasır değildir.
Bunlar, bütün muhaverata, kavanine, desatire kabili tatbik olduğundan bu sayede insanlarda hukuk fikri inkişaf eder, hukuk bilgisi ilmi bir mahiyet kazanır, kanunları, nizamnameleri tanzim hususunda bu feyizli ilimden pek çok istifade edilir.
Son zamanlarda garp alimleri; tarihlerde, kanunlarda, tecrübi ilimlerde ve sairede tatbik edilmek üzere (metodoloji-mantıki tatbiki) denilen mecmuai usulü tedvin ederek ilim sahasında bir muntazam tedkik ve tenkit tariki vücude getirmişlerdir.
İslam alimleri ise bundan bin iki yüz şu kadar sene evvel usulü fıkh ilmini tedvin etmişlerdir ki, bu güzide ilim, lisaniyata, rivayata, elfaz ve ibaratın havas ve mezayasına, delillerin derece kuvvet ve za'fına ve saireye dair en mükemmel menahiç ve kavaidi cami bulunmaktadır.
Usulü hadis ilmi de bu hususta ayrıca zikre şayandır.
Artık bu usul ilminden hiç bir hukuk müntesibi müstağni olamaz.
neşr