7 Cemaziye'l-Evvel 1429
12 Mayıs 2008, Pazartesi
7 Cemaziye'l-Evvel 1429
12 Mayıs 2008, Pazartesi
Ayet
Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
hadis
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 45,56%
yaz: 17,78%
sonbahar: 25,56%
kış: 11,11%
Katılımcı sayısı: 90. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 69 (7 Kayıtlı ve 62 Misafir) bulunmaktadır.

Online  Almula, ilkak, mutasyon, okyanus, tayyibe, txtxfrm


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

Hayatın İçinden...
mesutizm isimli üyenin, Hayatın İçinden... Albümünden

İncİler Maİl Grubu





Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Fıkıh » Müslüman Kadinin Rabbine Karşi Görevleri
Cevapla
 
Seçenekler
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 376


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 370 konuda 1.831 kere
mutasyon´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
tarihin tekerrür boyutuna uzanıyor her şey.tarih tekrar kendini yazar.ama tekrar islamiyet inmez,bak şimdi,hak dinin tekrarı yok.yozlaşması çok.islami şuurun himayesinde kadın ana olarak unsur.ana olarak sadık,ana olarak örnek.kadın bunlara layık.mümin erkek vazifesini yerine getirmekte aciz se kadın nice olmak ta.sistem çöktü.ben bıkkın bacınız size gıptayla bakarken.evlilik herşeyi değiştiriyor diyorum.evlilik dinden hep uzaklaştırıyor.
aslolan uzaklaştırmaması değilmi
efendimiz aleyhisselam
bir kişinin evlilik olmadan gelebileceği
seviyeyi %50 olarak ifade ediyor

zannediyorum evliliğin çook öncelerinde
verilmesi gereken kararların verilmeyişi
terakkiyi engelleyip sizin cahiliye dediğiniz
irtica sonucunu getiriyor
herhalukarda geçmiş neysede
bugün takdir ve imtihan
halen yapabileceğimiz şeyler var ve
Rabbimiz bizim gayretlerimizi görmek istiyor
neden olmasın
havzı kevser aslında yanıbaşımızdadır belkide
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 22.03.2008, 20:41 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #21
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Şeref Üyesi
 
mutasyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.03.2008
Mesajlar: 618


Yarışma Puanı: 360
Teşekkür etti: 794
Teşekkür aldı: 538 konuda 1.525 kere
seni üzdüysem özür dilerim

evlilik müessese olarak çok güzel,tavsiye edilecek mükemmel bir sistem.evli olduğu için pişman bir insan değilim.ben daha iyi bir müslüman olmak için ,nesil yetiştirmek için ,yani allah rızası için evlenmiş bir insanım.genelde mutluyum.ancak düşündüğüm gibi yaşayamamanın acısı var içimde .kafamda kurduğum evlilikle yaşadıklarım bir değil.biraz o nedenle.
eski 22.03.2008, 20:46 mutasyon isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #22
mutasyon isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Şeref Üyesi
 
mutasyon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.03.2008
Mesajlar: 618


Yarışma Puanı: 360
Teşekkür etti: 794
Teşekkür aldı: 538 konuda 1.525 kere
ebu mus ab

dava yı evde gütmeli kadın sonsuz düşüncem o,hak olan o,lakin sorumluluklar evlilikte yerine getirilmezse dengeler değişebiliyor.kadın sokakta olmak zorunda kalıyor.çünkü daha donanımlı olabiliyor.bu durumda kadın çalışmasın mı.
eski 22.03.2008, 20:52 mutasyon isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #23
mutasyon isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 376


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 370 konuda 1.831 kere
mutasyon´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
dava yı evde gütmeli kadın sonsuz düşüncem o,hak olan o,lakin sorumluluklar evlilikte yerine getirilmezse dengeler değişebiliyor.kadın sokakta olmak zorunda kalıyor.çünkü daha donanımlı olabiliyor.bu durumda kadın çalışmasın mı.
haklısınız
ictimai hayatın ve insanların belirsizliği
anlaşılmazlığı veya değişgenliği
bahsettiğiniz sonucu getiriyor
erkek ve kadın olması gereken
Rabbimizin bizlerden beklediği özellikleri bir türlü sağlayamıyor
derdiniz Din olsun göreceksiniz Rabbimizi zannınızdan cömert bulacaksınız
Allah umduğunuzdan ziyadesini nasib etsin amin
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 22.03.2008, 20:59 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #24
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 376


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 370 konuda 1.831 kere
Gece karanlığında gizli bir şekilde gerçekleştirilen ve Rasul-i Ekrem'e yardım hususunda büyük bir etkiye sahip olan Akabe Bey'ati vakasında da müslüman kadın vardı. Ensar heyeti içinde görüşü ve toplumdaki derece ve konumu önemli olan iki kadın bulunmaktaydı: Bunlar Muazin oğullarından Nesibe binti Ka'b ile, Süleym oğullarından Esma binti Amr'dır. Esma, Muaz b. Cebel'in radıyallahu anh annesidir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber Hayber gazasına katılmış, orada güzel bir imtihan geçirmiş ve övgüye layık bir davranışı görülmüştür.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem davet ve tebliğ vazifesini açığa vurup insanları temiz tevhid akidesine ve putlara ibadeti bırakmaya davet ettiği vakit, müşriklere bu çok zor geldi ve bir gece onu evinin bir köşesinde öldürmek için komplo kurdular. Komplo ve tuzağı düzenleyenler işi gizli tuttular ve peygamberin öldürülmesi işini sır olarak saklama hususunda aralarında anlaştılar. Bu komplo haberini, yaşı yüzü geçmiş müslüman bir kadından başkası öğrenemedi. O da Rukayka binti Sayfiy idi. Yaşlılık ve zayıflık onu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i kurtarmaya koşmaktan alıkoymamış, kendisini zorlayarak kalkıp ona gitmiş ve adamların konuşmalarını haber vermişti. Bunun üzerine Allah Rasulü derhal hicrete karar vermişti.

Bu büyük kadın, İslam'a ve müslümanlara nasıl bir hizmet sunmuştu! Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i karşı karşıya kaldığı en karanlık durumda ve parlak davetinin geçtiği en tehlikeli vaziyette kurtarmak için yaptığı nasıl cihaddı bu!..
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve arkadaşı Mekke'den ayrılıp gözlerden uzaklaşarak Sevr Dağı'nın doruğundaki mağaraya gizlendiklerinde onlara yiyecek, içeceğin yanısıra kendilerini gözetle-yenlere ait haberleri taşıyan da yeni yetişen bir kız yavrusuydu: Ebubekr-i Sıddik radıyallahu anh Hazretlerinin kızı Esma radıyallahu anha.

Bu müstesna müslüman kızı yolun ıssızlığı ve sarplığı, düşmanların kontrolü altında bulunması görevinden alıkoymadan Mekke ile Sevr Dağ'ı arasındaki uzun mesafeyi gece karanlığında geçiyordu. Çünkü biliyordu ki Rasulullah'm (s,a.) ve arkadaşının kurtarılmasında, maksatlarını başarılı kılıp hicret yurdu olan Medine'ye ulaşmalarında, Allah'ın dinine yardım, kelimetullah'ın yüceltilmesi, hakkın ve ordusunun galebesi söz konusuydu. O sebeple her gün bu zor görevim yaya olarak, gizlenerek, endişe içinde, etrafını gözetleyerek yerine getiriyor, dağın doruğuna tırmanıp taşıdığı azık ve haberleri Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile aziz dostuna ulaştırıyor, sonra da zifiri karanlıkta gerisin geriye Mekke'ye dönüyordu.

Güçlü kuvvetli erkeklerin yapmaktan aciz kaldıkları bu görev, Esma'mn dini ve peygamberine yardım hakkında yaptıklarının hepsi değildi. Aksine çok sert bir mihnet ve meşakketle maruz kaldı ve kendisine babasını sorarak etrafını çeviren müşriklere karşı koca dağlar gibi sebat ettiği gün de metanetle cevap verdi, babası hakkında hiçbir şey bilmez gözüktü. Bunun üzerine kafirler şiddetlerini arttırdılar. Hatta Ebu cehil Esma'ya öyle bir tokat attı ki kulağından küpesi fırladı. Ama bu onun azmini ve direncini kırmadı, gizlediği sırrını korumaktaki kararlılığını sarsmadı. Rasul-i Ekrem (s,a.v) ile arkadaşının mağaradan ayrılacağı güne kadar bu vazifesini yapmayı sürdürdü. Mağaradan ayrılıp Medine'ye doğru yola çıkacakları gün de onların yol azığını getirdi. Ayrılık saati yaklaşınca kalktı, azık çıkınını bağlamak istedi. Fakat belindeki kuşaktan başka bağlamaya yarayacak bir şey bulamadı. Bunu babasına söyledi. Babası da: "Kuşağı ikiye ayır biriyle kırbayı diğeriyle de yiyecek çıkınını bağla," dedi. Esma da öyle yaptı. İşte o yüzden kendisine: Zatünnitakayn: İki kuşaklı, dendi.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 23.03.2008, 14:05 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #25
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 376


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 370 konuda 1.831 kere
İslam'ın ilk devrinde müslüman kadının asıl meşgalesi Allah'ın dinine yardım etmek ve davetçiler kafilesine katılmak idi. Çünkü taptaze, dipdiri bir iman müslüman kadınların gönüllerini imar etmişti. İslamın güleryüzünden, müsamahasından, nurani havasından uzakta, küfür diyarında ikamet etmeye dayanamıyorlar, kocaları varsa kocalarının refakatinde hicret ediyorlardı.
Erkeklerin iman ettiği gibi kadınların da iman ettiği, uğrunda erkekler gibi fedakarlık gösterdiği bir dava vardı.

Ümmü Külsum bint Ukbe bint Ebimuayt'ı, Hudeybiye Barışı sırasında Medine'ye tek başına hicret ettiren bu davaya iman ve bağlılıktır. Rasul-i Ekrem ile müşrikler arasında akdedilen barış antlaşmasına göre o sürede müslüman olarakRasulullah'a gelen geri çevrilecekti. Rasulullah aleyhisselam ahid ve antlaşmaya uyarak iki müslüman erkeği geri çevirmişti. Ümmü Külsum Medine'ye varınca Rasul-i Ekrem'e: "Ben dinimle birlikte sana kaçtım, beni koru, onlara geri gönderme, yoksa beni fitneye düşürür bana işkence ederler. İşkenceye dayanamam. Ben bir kadınım, kadınların zayıf durumu sence malum; iki adamı geri çevirdiğini gördüm." demiş, O da: ''Şüphesiz Allah Teala antlaşmayı kadınlar hakkında iptal etmiştir." buyurmuştur.

İslam'a ve onun Aziz Peygamberine yardım etmekte ilklerden olan fazilet sahibi hanımlardan biri de Fadl'ın annesi, Haris kızı Lübabe'dir. Kendisi müminlerin annesi Meymune'nin öz kızkardeşidir. İslam'a giren ikinci kadındır. Hz. Hatice bint Huveylid'den radıyallahu anha sonra müslüman olmuş ve daima Allah Rasulünün sallallahu aleyhi ve sellem yardımında, desteğinde, yakınında bulunmuştur.
Cenab-ı Peygamber'in amcası Abbas b. Abdulmuttalib'in de zevcesiydi. Ümmü Fadl Lübabe, ilk müslümanların geçirdiği zor, mihnet ve meşakket dolu günlerde Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem en çabuk yardıma koşanlardan, onu destekleyip dinine yardım hususunda en çok fedakarlık gösterenlerden olagelmiştir.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 24.03.2008, 20:36 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #26
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 376


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 370 konuda 1.831 kere
Ümmü Fadl ve kocası Abbas ile çocukları, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem emri ile, müşriklerin sırlarını öğrenip Rasul-i Ekrem'e bildirmeleri amacıyla hikmetli, önceden düşünülmüş bir plan gereğince imanlarını gizlemekte idiler. Müslümanlar ile müşrikler arasında Bedir'de savaş kopup da Kureyş'in yenildiği haberleri Mekke'ye gelmeye başlayınca Ümmü Fadl, oğulları ile azatlı kölesi Ebu Rafi'a, bu hezimetten dolayı sevindiklerini göstermemelerini, müşriklerin- kötülüğünden özellikle de Hz. Muharnmed sallallahu aleyhi ve sellem'e ve O'nun ashabına, davasına büyük bir kin, düşmanlık besleyip tuzaklar hazırlayan Ebu Leheb'den sakınmalarını tavsiye etmişti. Fakat Ebu Ra-fi, müslümanların zafer kazanmasından ötürü duyduğu sevinci açığa vurunca Ebu Leheb'in pençesinden kurtulamamıştı. Ebu Leheb kininden kuduruyordu ve öfkesini zavallı köleden çıkartıyor, onu sahibesi olan Ümmü Fadl'ın gözü önünde doğuyordu.

Orada Ümmü Fadl dişi bir aslan gibi kükreyerek Ebu Leheb'in üzerine atılmış ve: "Efendisi yok diye mi zayıf buldun onu!" diye bağırmış, evdeki direklerden biriyle kafasına öyle vurmuştu ki Ebu Leheb'in kafasında derin bir yara açılarak bayılmış ancak, yedi gün sonra kendine gelebilmişti.

Kocası Abbas'm Mekke'de kalıp kendisinin Medine'ye hicret etmesi emrini Yüce Rasul'ün sallallahu aleyhi ve sellem verdiği gün Ümmü Fadl, Allah ve dinine yardım uğrunda kocasından ayn kalmaya da büyük bir sabır ile katlanmıştır. Bu ayrılık epey uzun sürmüştü. Meşakkat, keder ve gam doluydu. Ümmü Fadl günlerini ve gecelerini sabrederek, sevabını Allah'dan bekleyerek, namaz ve oruçla güç kazanmaya çalışarak, sevgili kocasının Mekke'deki görevini bitirip Medine'ye gelmesini bekleyerek geçirmekteydi. Bu ayrılık uzadıkça uzadı. Nihayet Abbas Medine'ye gelen muhacirlerin sonuncusu oldu. Ümmü Fadl'ın kocasından ayrı kalışının acısını ancak büyük oğlu Abdullah'ın Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile daima birlikte olduğunu görmek hafifletmekteydi. Abdullah nurlu nübüvvet pınarından kana kana içiyor, O'nun parlak nurundan her gün yeni nurlar elde ediyordu. Aklına gelmiyordu ki tarih onu kapılarının en genişinden girip İslam ümmetinin büyük alimi, Kur'an'ın Tercümanı olan Abdullah b. Abbas'ın aziz annesi olmaya hazırlamaktadır
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 25.03.2008, 21:31 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #27
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 376


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 370 konuda 1.831 kere
İslama ilk koşan hanımlardan, onun uğrunda fedakarlık gösteren ve çektikleri işkenceyi, sürgünü, acıları hiçe sayanlardan biri de Ammar b. Yasir'in annesi Sümeyye'dir. Mahzum oğullan Öğle sıcağı şiddetlenip çölün kumları kızdığı vakit Sümeyye ile oğlu ve kocasını açıklık yere götürürler ve üzerlerine kızgın kumlan dökerler, onlara kızdırılmış zırhları giydirip sert taşlar ile taşa tutarlardı. Nihayet oğlu ile kocası, müşriklerce uygun sayılan bir söz söyleyerek canlarını şiddetli işkenceden kurtardılar. O sözü cebir ve işkence altında telaffuz etmişlerdi. İşte şu ayet-i kerime o ikisi ve onlar gibiler hakkında inmiştir: "Kalbi iman ile dopdolu ve müsterih olduğu halde ikraha uğratılanlar (zora ve baskıya maruz kalanlar) hariç olmak üzere kim imanından sonra küfre kalbini açarsa Allah'ın gazabı onların başındadır. "(Nahl: 106)

Ama Sümeyye sabra yapıştı, bir kelimeyle bile olsa müşrikleri memnun etmeye razı olmadı. Ve alçak Ebu Cehil bunun üzerine ona harbesini fırlattı, Sümeyye ruhunu teslim etti. Tarih de onu nurdan harflerle İslam'ın ilk şehidi olarak kaydetti.

İslam tarihinde Sümeyye'den başka pek çok hanımlar vardır ki İslam'a yardım uğrunda onun katlandığının üstünde işkence ve cefaya katlanmışlar ama azimet ve gayretleri gevşememiş, hiç bir eziyet ve sürgün sabırlarını pörsütmemiştir. Tam aksine sabır ve rıza ile, ecrini Allah'dan bekleyerek başlarına gelen azap, eza ve cefayı karşılamışlardır. Başkalarından kendilerine merhamet dilenmemişlerdir. Hatta siyer ve tarih ravileri Hz. Bilal radıyallahu anh dışında da zayıf ve kimsesiz durumdaki müslüman erkeklerden, kendilerini ölümden kurtarmak için zalim ve cani kafirlerin kendilerinden istedikleri sözü söylediklerini rivayet etmişlerdir; ama zayıf ve kimsesiz, sabırlı hiç bir müslüman hanımdan böyle bir şey nakletmemişlerdir.
Bilakis bu nevi müstesna müslüman hanımlar, Allah yolunda, O'nun dinini aziz ve yüce kılma uğrunda her türlü sıkıntı ve işkenceyi seve seve kabulleniyorlar, İslam'a davetten hiç geri kalmıyorlar, davet ve tebliğ esnasında karşılaştıkları elemlere meşakkatlere, dikenlere aldırış etmiyorlardı.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 27.03.2008, 23:09 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #28
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 376


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 370 konuda 1.831 kere
İbni Abbas'ın rivayet ettiği Kureyş'in Amir kolundan olan Ümmü Şerik ile ilgili hadiste onların kalplerindeki iman ateşinin parlaklığına, Allah'a davet yolunda ataklığa, bu yolda karşılaştıkları eza, cefa, sıkıntı ve yorgunluklara karşı sabretmeye canlı bir örnek bulunmaktadır:
İbni Abbas radıyallahu anh diyor ki: Ümmü Şerik'in kalbine Mekke'de iken İslam aşkı düştü ve müslüman oldu. Sonra gizlice Kureyş kadınlarına gitmeye başladı. Onları İslam'a girmeye davet ve teşvik etti. Nihayet Mekkeliler onun durumunu anladılar ve yakaladılar. Ona: Eğer kavmin olmasaydı sana şöyle şöyle yapardık, fakat seni kavmine geri veriyoruz, dediler.

Ümmü Şerik şöyle devam ediyor: Beni bir deveye bindirdiler. Altımda minder ve benzeri hiçbir şey yoktu. Daha sonra beni üç gün aç ve susuz bıraktılar. Üç gün sonra artık yeryüzündeki hiç birşey; kulaklarım duymuyordu. Kendileri bineklerinden inince gölgeye çekilip dinleniyorlar, beni bağlanmış vaziyette güneş altında bırakıyorlar, yiyecek içecek birşey vermiyorlardı...
Müslüman kadın, İslam uğrunda ve yolda fedakarlık meselesinde bu sadıkane katılım ile yetinmemiş; iman cephesi ile küfür cephesi arasında silahlı mücadele başladığı zaman da Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ve ashab-ı kiram (r. anhum) ile beraber bir çok savaşlarda en önlerde bulunmuştur. Su kaplarını hazırlamak ve doldurmak, onları savaş alanına götürüp mücahidlere su vermek, yaraları sarmak, ölüleri savaş meydanı dışına taşımak gibi pek çok makbul ve takdire değer hizmetler, yararlıklar yapmışlardır. Savaşın en şiddetli anlarında da silah kuşanıp Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı yanında çarpışmaların ortasına dalmaktan çekinmemişlerdir.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 28.03.2008, 21:35 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #29
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 376


 
Teşekkür etti: 324
Teşekkür aldı: 370 konuda 1.831 kere
Ümmü Atıyye radıyallahu anh diyor ki:

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber yedi gaza ve savaşa katıldım. Konak yerlerinde onların arkalarında bulunur, kendilerine yemek yapar, yaralıları tedavi eder, hastalara bakardım."

Enes b. Malik de şöyle diyor: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gazaya Ümmü Süleym ile birlikte giderdi. O gaza ettiği vakit Ensar'dan bazı kadınlar da beraberinde bulunur, su verirler ve yaralıları tedavi ederlerdi."

İmam Buharı de Rubeyyi bint Muavviz'in şu sözünü rivayet eder: "Gazalarda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bulunarak su verirdik, yaralıları tedavi eder, ölüleri Medine'ye naklederdik. "

İmam Buhari ve îmanı Müslim, Enes radıyallahu anh'dan şöyle rivayet eder: "Uhud Savaş'ı kopunca bazıları Hz. Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem yanından bozguna uğradılar. Ebu Talha ise Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem Önünde onun üzerine deriden bir kalkan tutuyordu. Ebu Talha, güçlü bir şekilde ok atan atıcı bir adamdı. O gün iki veya üç yay kırdı. Beraberinde ok sadağı bulunan bir adam geçerken hemen Peygamber (s.a,): "O okları Ebu Talha'ya ver" buyurdu. Nebiyyallah sallallahu aleyhi ve sellem uzanıp düşmana bakıyor, Ebu Talha ise:
- Ya Nebiyyallah! Annem babam sana feda olsun, uzanıp bakma! Düşmanın oklarından sana bir ok isabet etmesin. Göğsüm onlara senin göğsünden daha yakın olsun, diyordu.

Yemin olsun ki Ebubekir'in kızı Aişe ile Ümmü Süleym'i paçalarını sıvamış halde gördüm. Ayaklarındaki halkaları (ayak bilezikleri) görüyordum. Su kırbalarını sırtlarında taşıyor, sonra gazilerin ağızlarına boşaltıyor, bilahere dönüp tekrar dolduruyor ve gelerek yine cemaatin ağızlarına boşaltıyorlardı. Vallahi uyuklamaktan Ebu Talha'nın elinden ya iki yahut üç defa kılıç düştü."
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 29.03.2008, 17:31 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #30
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Cevapla

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:18 .