12 Cemaziye'l-Evvel 1429
17 Mayıs 2008, Cumartesi
12 Cemaziye'l-Evvel 1429
17 Mayıs 2008, Cumartesi
Ayet
Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
hadis
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

Hak-dilaram'a nasıl ulaştınız?
Arama Motorlarından: 13,21%
Mail Gruplarından: 4,20%
Arkadaş tavsiyesi: 37,54%
Başka Forumlar Aracılığıyla: 13,51%
İnternette gezerken: 26,43%
ulaşıldım: 5,11%
Katılımcı sayısı: 333. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 18 (2 Kayıtlı ve 16 Misafir) bulunmaktadır.

Online  guldeste MafraK


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

İncİler Maİl Grubu


Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden




Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Fıkıh » Müslüman Kadinin Rabbine Karşi Görevleri
Cevapla
 
Seçenekler
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Raşid Halifelerden Hz. Ömer radıyallahu anh Medine kadınları arasında ganimetten gelen mırt denen elbiselik yünlü kumaşları taksim ederken Ensar'lı Ümmü Selit'i kendi hanımı Ümmü Külsum bint Ali'ye tercih etmiştir. Çünkü Ümmü Selit, Uhud günü kırba dikip hazırlamıştır. Onun bu işinin, mücahidleri rahatlatmak ve güçlerini yeniden toparlamakta önemli etkisi olmuştur.

İmam Buhari, Sa'Iebe b. Ebi Malik'den şöyle rivayet ediyor: "Ömer b. Hattab radıyallahu anh, Medine kadınları arasında ganimetten gelen mırt denen elbiselik kumaşlar taksim etti. Bir tane iyi cins mırt kaldı. Yanında bulunanlardan bazıları: "Ey Müminlerin Emiri, bunu da Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem sendeki kızına ver" dediler. Hz. Ali'nin kızı Ümmü Külsum'ü kasdetmişlerdi. dediler. Hz. Ömer: "Ümmü Selit, daha layıktır. Ümmü Selit, Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem beyat eden Ensar hanımlarındandır. O, Uhud günü bize kırba, su kabı dikiyordu", dedi.

Uhud Gazasında Rasul-i Ekrem'in sallallahu aleyhi ve sellem mübarek yüzü yaralandı, yan dişi kırıldı. (Ön dişin yanındaki diş.) , yanağı ve üst dudağı yarıldı. Kızı Fatıma yarasını siliyor, Ali radıyallahu anh su döküyordu. Fatıma, suyun kanı daha fazla akıttığını görünce bir hasır parçası alarak onu kül oluncaya kadar yaktı. Sonra onu yaraya yapıştırdı. Böylelikle kan kesildi. (Buharı, Müslim).
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 30.03.2008, 17:45 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #31
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Uhud Gazasında şiddet anında sebat ve sabır gösteren hanımlardan biri de Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem halası Safiyye bint Abdulmuttalib'dir. Safiyye elindeki bir mızrağı insanların yüzlerine karşı sallayarak: "Rasulullah'ın yanından bozguna uğradınız ha!" diyerek bağırıyordu. Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce, oğlu Zübeyr b. Avvam'a annesini geri çevirmesi için işaret etmişti. Safiyye'nin Özkardeşi Hamza'ya radıyallahu anh yapılan müsle'yi (müsle: Ölünün burun, ağız, kulak gibi organlarının kesilmesi) görmesini istemiyordu.

Safiyye: "Niyeymiş? Kardeşime müsle yaptıkları haberi bana ulaştı. Bu, Allah Teala yolunda azdır. Bunlara razıyız. İnşaallah sabredeceğim ve ecrini Allah'dan bekleyeceğim." dedi.

Safiyye, Hendek Savaşı'nda da bulundu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem düşmanları ile savaşmak için Medine'den çıkarsa zevcelerini ve ailesinin kadınlarını, Medine'deki kalelerin en iyi korunanı olan Hassan b. Sabit'in kalesine yollardı. İşte onlar kaledeyken bir Yahudi o civara gelip kalenin etrafını dolaşmaya başladı. Safiyye Hassan'a seslendi: "Ey Hassan; şu Yahudi kalenin etrafında dolaşıp duruyor. Ben vallahi, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı bizimle meşgul olacak halde değilken bu Yahudinin gerideki Yahudilere bizi gösterip saldırmayacağından enıin olamam. İn de öldür şunu." Hassan ise: "Allah seni mağfiret etsin ey Abdulmuttalib'in kızı! Vallahi, benim bu işin adamı olmadığımı bilirsin." dedi. Safiyye onun lafını duyunca kalktı ve bir direk aldı eline, sonra kaleden indi. O direkle Yahudiye vurarak adamı öldürdü. Daha sonra kaleye döndü ve : "Ey Hassan, in de adamın üstündekileri al. Ben alacaktım, fakat onun erkek olması buna mani oldu." dedi. Bunun üzerine Hassan: "Onun eşyasını almaya ihtiyacım
yok, ey Abdulmuttalib'in kızı." cevabını verdi.
Safiyye radıyallahu anh Hayber Gazasına da katılmıştır.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 31.03.2008, 22:52 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #32
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Uhud günü mücahide hanımlarının en bariz olanlarından biri, hatta en bariz olanı Mazin oğullarından Nesibe bint Ka'b Ümmü Umare radıyallahu anh'dır. Savaşın başında müslümanlar tarafı galip durumdayken diğer kadınların yaptığı gibi susayanlara su yetiştiriyor, yaralıları tedavi ediyordu. Okçuların Rasul-i Ekrem'in sallallahu aleyhi ve sellem emrine muhalefet etmesiyle zafer hezimete, yenilgiye dönüp de Allah Teala'nın: "O vakit siz (savaş meydanından) boyuna uzaklaşıyor, hiçbir kimseye dönüp bakmıyordunuz. Peygamber ise arkanızda sizi çağırıyordu. Bunun üzerine Allah sizi keder üzerine kederle cezalandırdı" şeklinde vasfettiği durum meydana gelince Nesibe ilerledi, kılıcını çekti, yayını omuzladı, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber direnmekte olan sayıca az topluluğa katıldı. Bunlar müşriklerin oklarına karşı Rasul-i Ekrem'i koruyan etten duvar oluşturdular. Ne zaman Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem tehlike yaklaşsa Nesibe onu savunmaya koşuyordu. Hatta bu Rasul-i Ekrem'in sallallahu aleyhi ve sellem dikkatini çekmişti ve: "Sağa sola nereye döndüysem Nesibe'yi önümde savaşır durumda görüyordum." buyurmuştu.

Bu zor anları oğlu Umara şöyle anlatıyor:
"O gün sol pazumdan yaralandım. Beni koca bir hurma ağacı gibi iri bir adam vurdu ve geçti, tekrar üzerime gelmedi. Kanım dinmiyordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Yaranı sar", buyurdu. Annem bana doğru geldi. Onun yanında kuşağına asılı yaralar için hazırladığı sargılar bulunuyordu. Annem yaramı sardı. Nebiy-yi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem bana bakıyordu. Annem: "Kalk yavrucuğum, şu adamlarla çarpış", dedi. Nebiy-yi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ise: "Senin dayandığına kim dayanabilir ey Ümmü Umara?" dedi.

Ümmü Umara devamla dedi ki: Oğluma vuran adam biraz sonra çıkageldi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "İşte bu senin oğluna vuran", dedi. Bunu üzerine adamın yoluna çıkıp bacaklarına vurdum, diz üstü düştü. Baktım Rasulullah ön dişleri gözükecek kadar gülümsüyordu: "Ümmü Umara, cezasını verdin", dedi. Sonra adama silahla hücum ettik ve canını aldık. Nebiy-yi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem: "Seni muzaffer kılan, düşmanını yakalatarak sevindiren ve kendi gözlerine Öcünü aldığını gösteren Allah'a hamdolsun." buyurdu.

Bu çetin günde düşmana vuruşup yüzyüze çarpışırken Nesibe'nin vücudu yaralarla doldu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu görüp oğluna: "Annene yetiş annene! Yarasını sar, Allah sizi mübarek kılsın ey ehl-i beyt. Annenin makamı, filan ve filanın makamından daha hayırlıdır." der. Annesi Rasul-i Ekrem'in sallallahu aleyhi ve sellem sözünü işitince: Cennettle seninle beraber olmamız için Allah'a dua et, dedi. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Allahım, onları cennette benimle birlikte eyle" diye dua etti. Nesibe: Artık dünyada bana ne isabet ederse etsin aldırmam, dedi.

Ümmü Umara'nın sadık cihadı ve güzel ibtilası sadece Uhud Gazvesinde mahsus kalmamıştır. Bilakis birçok yerde ve olayda Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte bulunmuştur. Akabe Bey'atinde, Hudeybiye, Hayber ve Huneyn'de onunla beraber idi. Huneyn Gazasındaki kahramanlıkları, Uhud'daki kahramanlıklarından aşağı değildir. Daha sonra Ebubekir Sıddik radıyallahu anh devrinde meydana gelen Yemame Savaşı'na katılmış, müthiş bir cihadda bulunmuştur. Ve onbir yerinden yaralanmış, eli kesilmiştir.

İşte Nesibe bu şekilde olduğu için Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem
kendisini cennetle müjdelemesi gibi bir şerefe ulaşmış, ondan sonraki Halife Ebubekir-i Sıddik radıyallahu anh ile onun kumandanı Halid b. Velid'in takdirine, daha sonra da Raşid Halife Ömer b. Hattab'ın radıyallahu anh ikramına nail olmuştur.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 02.04.2008, 11:37 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #33
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Mücahid müslüman kadının tarihindeki bu parlak dönemde bir kadın daha vardır ki büyüklük bakımından Nesibe bint Ka'b'den geri kalmaz: Milhan kızı Ümmü Süleym. Onu yukarıda savaşta askerlere su veren, yaralıları, tedavi eden kadınları zikrederken Ümmü Umara, Müminlerin annesi Aişe ve Hz. Fatıma'lar (r. anhüma) ile birlikte görmüştük. İşte onu başka bir yerde daha görmekteyiz. Müslümanlar Mekke'yi fethetmek için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile sefere hazırlanmaktalar. Aralarında kocası Ebu Talha da vardır. Ümmü Süleym hamile olup son aylarındadır. Fakat hamile oluşu, onu kocasıyla birlikte sefere katılma arzu ve kararından vazgeçirmedi. Beraberce Allah yolunda cihad şerefini elde etmek istiyor; sefer meşakketlerine, yol yorgunluğuna, yolun çetinliğine, binek bulma zorluğuna, geçim sıkıntısına aldırış etmiyordu. Bunun için kocası ona acıdı ve Rasul-i Ekrem'den sallallahu aleyhi ve sellem izin istemeye lüzum gördü. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'de izin verdi, sevgili kocasının refakatinde bulunacağı için Ümmü Süleym'in gözü aydın oldu. O muhteşem ve mübarek günde kocasıyla birlikte Allah'ın lütfettiği zafer ve fetihe şahit oldu. O gün Mekke'deki vadiler ve yollar imanlı mücahidlerin nidalarıyla çınlıyordu: La ilahe illallah...


"Allah'dan başka ilah yoktur, O tektir. Vadinde durdu, kuluna yardım etti, tek başına düşmanları hezimete uğrattı, O'ndan önce hiç bir şey yoktur, O'ndan sonra da hiç bir şey yoktur. Allah'dan başka ilah yoktur. Sadece O'na kulluk ederiz: dini sadece O'na mahsus kılarak, kafirler hoşlanmasa da".

Ümmü Süleym, Arap yarımadasında bulunan küfür ve şirk kalelerinin bir daha geri dönmemecesine düştüğünü, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem: "Hak geldi, batıl zail oldu; şüphesiz batıl yok olucudur." ayetini okuyarak putları eliyle devirdiğini bizzat gördü.

Bütün bu hadiseler ve olaylar Ümmü Süleym'in kalbini imanla dopdolu hale getirdi ve Allah yolunda cihada rağbet ve iştiyakını artırdı. Bir kaç gün geçer geçmez Huneyn günü olayları oldu. O gün müslümanlar şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlar, hiç bir şeye bakmadan arkalarını dönerek kaçmışlardı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sağ tarafa çekilmiş ve: "Ey insanlar, bana doğru gelin. Ben Allah'ın Rasulüyüm. Ben Abdullah oğlu Muhammed'im." diye sesleniyordu. Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte, sadece muhacir, ensar ve ehl-i beytinden meydana gelmiş bir cemaat sebat gösteriyordu. Ümmü Süleym de kocası Ebu Talha ile beraber onların arasındaydı Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu oğlu Abdullah b. Ebi Talha'ya hamile olarak beline elbisesini sarmış bir durumda görüyordu. Yanında Ebu Talha'nın devesi bulunuyordu. Ümmü Süleym, deveye güç yetirememekten korkmaktaydı. Onun için devenin başını eğmiş, elini yular ile geme sokmuş, ürküp kaçarak, diğer develere katılmaması için sakin tutmaya çalışıyordu. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: "Ümmü Süleym!" diye seslendiğinde: "Evet, babam anam sana feda olsun Ya Rasulullah!" diye cevaplıyordu.

İmam Müslim'in Sahih'mde rivayet edildiğine göre "Ümmü Süleym, Huneyn günü bir hançer edinmişti, bunu yanında taşıyordu. Onu kocası Ebu Talha görerek: "Ya Rasulullah, şu Ümmü Süleym'dir, yanında hançer var." dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona: "Bu hançer ne?" diye sorunca, Ümmü Süleym: "Onu aldım. Şayet müşriklerden biri bana yaklaşırsa onunla karnını deşeceğim." cevabını verdi. Bunun üzerine
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: gülmeye başladı. Ümmü Süleym:

"Ya Rasulallah! Sen kendilerini azad ettiğin halde seni bırakıp bozguna uğrayanları Öldür." dedi. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Ey Ümmü Süleym! Şüphesiz Allah kafi geldi ve iyi yaptı!" buyurdu.

Ümmü Süleym, harbin kızışıp gözleri kan bürüdüğü, erkek kahramanların bile sarsıldıkları şiddet, sıkıntı, darlık vakitlerinde Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte sebat göstermiş, Rasul-i Ekrem'i yalnız bırakanları görmeye tahammül edemeyerek: Öldür onları, seni bırakıp bozguna uğradılar!... demiştir. O halde Rasulullah'm sallallahu aleyhi ve sellem onu cennetle müjdelemesi hiç de garip karşılanmamalıdır.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 02.04.2008, 22:59 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #34
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Buhari, Cabir b. Abdillah'dan radıyallahu anh rivayet ediyor;

Peygamberi gördüm. Bir de baktım ki, Ebu Talha'nın karısı Rumeysa ile karşımda."
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ümmü Süleym'i ziyaret ettiği gibi kız-kardeşi Ümmü Haram bint Milhan'ı da ziyaret ederdi. Ümmü Süleym'i cennet ile müjdelediği gibi kızkardeşi Ümmü Haram'a da Allah yolundaki mücahidlerle birlikte gazi ve mücahid olarak denizin ortasında gemiye bineceğini müjdeledi.

Buhari ve Müslim, Enes b. Malik'den radıyallahu anh rivayet ediyor:

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Milhan'ı kızının evine girdi. Orada biraz uzandı, sonra gülerek uyandı. Milhan kızı: "Niçin gülüyorsun Ya Rasulallah?" dedi.
"Ümmetimden birtakım insanlar mavi denizde gemilere binmişler. Tahtlara oturmuş kırallara benziyorlar." dedi.
Ümmü Haram: "Ya Rasulullah! Allah'a dua et de beni onlardan kılsın." deyince Rasulullah: "Allahım, onu da onlardan eyle!" diye dua etti.
Sonra Hz. Peygamber tekrar uyudu ve yine gülerek uyandı. Ümmü Haram aynı soruyu sordu. O da aynı cevabı verdi. "Beni onlardan eylemesi için Allah'a dua et" dediğinde: "Sen öncekilerdensin, sonrakilerden değilsin!" buyurdu.
Enes radıyallahu anh'm dediği gibi Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem bu müjdesi gerçekleşti. Ümmü Haram, Ubade b. Samit ile evlendi. Mücahid olarak onunla yola çıktı ve Muaviye'nin hanımı Karaza kızıyla denizde gazaya çıktı. Dönerken onun bineğine bindi, hayvan onu üzerinden attı, düştü ve vefat etti.
Kabri, Kıbrıs'ta günümüze kadar, Allah yolunda cihad eden müslüman kadının kıssasını dile getiren bir abide olarak kalmıştır. İnsanlar onun kabri başında: Bu saliha hanımın kabridir, Allah rahmet eylesin demektedirler.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 03.04.2008, 20:46 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #35
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
İslama yardıma ve uğrunda cihada katılan, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber gazada bulunan hanımlardan bir diğeri, Rasul-i Ekrem'in sallallahu aleyhi ve sellem dadısı Ümmü Eymen'dir. Kendisi Uhud, Hayber, Mu'te ve Huneyn gazalarında bulunmuş, pek çok yararlıklar göstermiştir. Yaralananların sargılarını sarmış, susayanlara su taşımıştır.

Bir diğer mücahide hanım Ensar'dan Kebşe bint Rafi'dir. Kebşe, Sa'd b. Muaz'ın radıyallahu anh annesidir. Uhud, Gazasında Rasulullah'a doğru koşarak gelmiş. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem atının üzerinde idi. Sa'd b. Muaz da atın gemini tutmuştu. Sa'd: "Ey Allah'ın Rasulü, annemdir." deyince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Merhaba!" demiş, onun için durup yanına yaklaşmış ve oğlu Amr b. Muaz radıyallahu anh dolayısıyle ona taziyede bulunmuş; onu ve şehid olan ailesini cennetle müjdeleyerek kendilerine dua eylemiştir

Bu mücahide hanımlardan Fura'ya bint Malik radıyallahu anh ile Ümmü Hişam bint Harise b. Numan radıyallahu anh da Hudeybiye'deağaç altında Rıdvan bey'atinde Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem bey'at etmişlerdir. Müminlerin umre için Mekke'ye girmesi müşrikler tarafından engellenip de Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem görüşmelerde bulunmak üzere Hz. Osman b. Affan'ı radıyallahu anh Kureyş'e gönderdiğinde, Kureyşliler Hz. Osman'ı bir müddet tuttular. Müslümanlar, Kureyş'in Hz. Osman'a gadredip onu öldürdüklerini zannettiler. Bunun üzerine savaşa hazırlanmak üzere Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Rıdvan isimli ağaç altında ashabım toplayıp onlardan bey'at aldı. Allah Teala işte bu mübarek bey'atte Rasul-i Kerim'i ile beraber bulunan herkese, uğrunda boyunların koptuğu, nice güzel temennilerin ulaşmaktan aciz kaldığı rıza-i ilahisini lütfetti; o hususta gökler ve yer devam ettiği müddetçe okunmaya devam edecek şu ebedi sözleri indirdi:

"Andolsun ki Allah müminlerden, sana o ağacın altında bey'at ederlerken razı olmuştur da kalplerindekini bilerek üzerlerine sekine'yi (manevi gücü) indirmiş ve onları yakın bir fetih ile ve alacakları birçok ganimetlerle mükafatlandırmıştır, Allah mutlak galiptir, yegane hüküm ve hikmet sahibidir." (el-Feth: 18-19),

Mücahide hanımlardan Ümmü'l-Münzir Selma bint Kays radıyallahu anh da Rıdvan Bey'atine katılmış, daha Önce de mümine hanımların bey'atinde hazır bulunmuştur. Bu sebeple kendisine "iki bey'at'in bey'atçisi" ismi verilmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile müslümanlar Kurayza oğulları kuşatmasına gittiklerinde bu büyük şahabı hanım da onlarla sefere katılmış Allah yolunda cihad şerefini elde etmiştir.

Mücahide hanımlardan bir diğeri Ensar'dan Esma bint Yezid b. Seken radıyallahu anh'dır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte Hendek Gazasına katılmış, onun beraberinde Hudeybiye'ye gitmiş Rıdvan Bey'at'inde bulunmuş, Hayber Gazasına iştirak etmiştir. Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem kendisinden razı olarak vefat edinceye kadar İslama, İslamın mesele ve davalarına şükranla anılacak hizmetler vermiştir, onun vefatından sonra da İslama yardımdan geri durmamış; bilakis, hicretin on üçüncü yılında Şam diyarına çıkarak Yermuk Savaşı'na katılmış, savaşta susayanlar için su temin etmiş, yaralıların yarasını sarmış, mücahidleri hücuma ve dayanmaya teşvik eylemiştir.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 04.04.2008, 21:32 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #36
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Yermuk Savaşı, en meşhur İslam savaşlarındandır. Müslüman kadın bu savaşa fiilen mücahidlerle beraber katılmıştır. Mücahidler bu savaşta şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmış, bazıları geri çekilmiştir. Mücahide hanımlar ordunun arkasında savaşa katılıyorlar, kaçanların karşısına sopalarla, taşlarla çıkarak onları saldırmaya, direnmeye teşvik ediyorlardı. İbni Kesir müslüman kadınların cesaretini ve bu savaştaki şanlı rollerinden övgüyle bahsediyor ve diyor ki:

"Bu günde Müslümanların kadınları da savaştılar, Rumlardan pek çok kişi öldürdüler. Müslümanlardan yenilip çekilene vuruyorlar ve: Bizi şu vahşi merkeplere terkedip de nereye gidiyorsunuz! diyorlar, onları bu şekilde engelleyince hiç kimse kendini tutamıyor ve hemen savaşa geri dönüyorlardı. "
Müslüman hanımların bu güzel davranışlarının ve mücahidleri sebat göstermeye teşvik etmelerinin mücahidler üzerinde pek çok olumlu etkisi olmuş, sabır ve sebatla dayanmışlar, sonunda da Allah Teala Rumlara karşı kendilerine zaferi nasip eylemiştir.


İşte bu çetin günde kahraman Esma bint Yezid güzel bir imtihan geçirmiş, birçok erkeklerin gösteremediği cesaret, yiğitlik, ataklık örnekleri sergilemiştir. Savaşanlar arasına dalarak bazı müşrik ve kafirleri öldürmüştür. Hafız İbnu Hacer radıyallahu anh, onun cesaretim överek diyor ki:

"Ensar'Iı Ümmü Seleme, Esma bint Yezid b. Seken Yermuk savaşına katılmış, o gün çadırının direğiyle dokuz Rum askerini öldürmüştür. Ondan sonra uzun bir müddet daha yaşamıştır. "

Anlaşıldığına göre bu büyük kahraman kadın, kalan ömrünü Yermuk Savaşı'mn cereyan ettiği Şam diyarında geçirmiştir. Oraya intikal eden ashab-ı kiram ile birlikte gittiği Şam bölgesinde Yezid b. Muaviye devrine kadar yaşamıştır. Vefat edince Şam toprakları, Bab-ı Sağir'deki kabristana defnedilen temiz vücudunun güzel kokusu ile kokulanmıştır. Bugüne kadar ayakta kalan kabri, müslüman kadının Allah yolundaki cihadına dair ulu bir şahiddir.

İşte bunlar, müslüman kadının tarihinden parlak sayfalardır. Bu sayfaları o üstün kadınlar imanlarının sadakatiyle, derin şuurlarıyla, müslüman kadının hayattaki rolünü ve Rabbine ve dinine karşı olan görevini tam kavrayarak yazmışlardır. Aslında bunlar yüksek vasıflar, nadir görülen fedakarlıklar, müthiş tavırlar, yüce azimetler, az rastlanan yetenekler, derin iman ile dopdolu koca bir sicilden alınmış birkaç sayfadır. Şüphesiz bugünün şuurlu müslüman kadını, o erdemli müslüman kadınların hayatlarındaki bu parlak sayfalarda kendisi için uyulacak bir örnek, yolunu aydınlatacak bir kandil, capcanlı bir misal bulacaktır ve zamanının şartlarına uygun müslüman kadın şahsiyetini oluştururken onlar dan azami ölçüde yararlanmaya özenecektir
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 05.04.2008, 18:01 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #37
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Müslüman oluşu ve hak olan diniyle şeref duyar

Şuurlu müslüman kadının, İslami şahsiyeti ile şeref duyup İslam'ın kendisini çok çok erken dönemlerde ulaştırmış olduğu yüce makam ve değer ile iftihar etmesine şaşmamak gerekir. O devirlerde diğer milletlerdeki kadın bunlardan hiçbirine ulaşamamıştı. İslam, onbeş yüzyıldan beridir hem de tarihte ilk defa kadın haklarını tamamen ilan etmiş bir dindir. Daha dünya; İnsan Hakları Örgütü'nü, İnsan Haklan Beyannamesi'ni tanımadan asırlarca önce, müslüman kadın insan haklarından tam olarak yararlanmıştır.

Ta o ilk erken dönemde İslam, kadınların erkeklerin diğer yarısı olduğunu ilan etmiştir. Ebu Davud, Tirmizi, Darimi ve İmam Ahmed'in rivayet ettiği hadis bunu açıklamaktadır: Hıristiyan dünyasındaki sosyal ortamlarda kadının insan olup olmadığından, ruhunun bulunup bulunmadığından şüphe duyulurken Kur'anı Kerim şöyle ilan ediyordu:

"Nihayet Rableri onların dualarına §öyle icabet etti: -içinizden gerek erkek, gerek kadın kiminiz kiminizden hasıl olmadır- bir iş yapanın amelini ben elbette boşa çıkarmayacağım. (Al-i İmran: 195).

Erkeklerin bey'ati gibi kadınlar da Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem İslam ve dinleyip itaat etme şartı üzere bey'at etmiştir. Kadınların bey'atleri erkeklerinden bağımsızdı, onları tabi olarak değildi. Bu ise müslüman kadının şahsiyetinin bağımsız olduğunu, bey'atte, ahid vermede, Allah'a ve Rasûlüne vela (bağlılık) vermede sorumluluk taşıma yeterliliğini vurgulamaktadır. Bütün bunların hepsi, modern dünyanın kadının refarandum ve seçimler yoluyla bağımsız irade ve görüşünü açıklama hakkını kabulünden yüzyıllarca önce gerçekleşti
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 06.04.2008, 18:35 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #38
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Bunların yanısıra birtakım hakları da vardı: Mülkiyet hakkına sahip olması, zengin dahi olsa nafakadan, ev harcamalarından muaf tutulması, insanî değer ve itibar, eğitim, ahlak, genel şer'i sorumluluklar bakımından erkekle eşit tutulması ve benzeri İslam'ın kadına tanıdığı hakları, etrafını kuşattığı değer ölçülerini tek tek saymaya kalksak yerimiz almazdı.
Müslüman kadının ulaştığı haklar, değerler, yetkiler Batıkadınlarını bile hayrete düşürmüştür. Bu münasebetle ABD de bir konferansta Amerikalı bir kadının sarfettiği sözü zikretmek isterim. Suriye alimlerinden Üstad Behçet Baytar'ın "İslam'daki Kadın Hakları" konusunda verdiği konferanstan sonra Amerikalı bir hanım, müslüman kadının onbeş yüzyıl önce elde ettiği bu seri haklardan ve kazammlardan dolayı şaşırarak kalkıp üstada şöyle demiştir:

Müslüman kadın ve onun hakları konusunda bu söyledikleriniz doğru mu, yoksa bir propaganda mı? Şayet doğruysa beni de alın götürün. Aranızda bir süre yaşadıktan sonra beni isterseniz öldürebilirsiniz.

Müslüman kadının yeri ve ona verilen değerden dolayı şaşkınlık ve takdir hislerini ifade eden Batılı kadınların sözleri ve şahitlikleri pek çok ve yaygındır.
Bütün bunları bilen zamanımızın şuurlu müslüman kadının gönlü, hak olan dinine hayranlık ile dolar; büyüklüğüne, kemaline, erkek dişi bütün insanlığın mutluluğu için konmuş Rabbani yolu kapsamına imanı, bağlılığı artar. Şu kadarını bilmesi kafidir ki, İslamın kadının durumunu düzeltmek için onbeş asır Önce hem de bir kerede gerçekleştirdiği şederi bu yirminci yüzyılda bile bir kimse gerçekleştirememiştir.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 07.04.2008, 21:02 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #39
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Müslüman kadını mutluluğa, rızaya, sükûnete, şeref duymaya sevkeden, onun değerini ve yerini yücelten bir husus daha vardır: İslam, annelik makamını babalık makamının üstünde tutmuştur.
Buhari ve Müslim'in rivayetine göre bir adam Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem gelerek:

"Ey Allah'ın Rasulu, insanlar içinde iyi muamele yapmama en çok layık olan kimdir?" diye sordu.
Rasululllah sallallahu aleyhi ve sellem:
"Annendir", buyurdu.
"Sonra kimdir?" diye yine sordu.
"Annendir", buyurdu.
"Sonra kimdir?" diye yine sordu.
"Annendir." dedi. Üçüncü olarak:
"Sonra kimdir?" diye sordu.
Yine: "Annendir," cevabını verdi.
Dördüncü olarak "Sonra kimdir?" diye sorduğunda Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: "Baban" buyurdular.


Çünkü yaratılışı ve tabiatının özellikleri gereğince çocuğu karnında taşıyanı, doğuran onu emziren, bakıp büyüten, yetiştiren odur. Bu çok büyük bir iştir, büyük bir emektir. O yüzden Kur'an-ı Kerim'de takdir ile şöyle Övülmektedir:

"Biz insana anne ve babasını tavsiye ettik. Onun annesi onu zaaf üstüne zaaf ile, güçlüklerle taşımıştır. Bana ve anne babana şükret. Dönüşün ancak banadır." dedik. (Lokman: 14).

Kadının omuzlarına yüklenen bu büyük ve zor işin karşılığında erkeğe de aileye bakma görevi yüklenmiş, ailenin geçimini sağlama, nafakayı temin sorumluluğu verilmiştir. Ama yine de, insanlar içinde iyilik yapmasına en layık olanın kim olduğunu soran kişiye Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem verdiği cevapta gördüğümüz gibi "annenin İslam'daki makamına" ulaşamamıştır.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 11.04.2008, 23:17 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #40
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Cevapla

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:15 .