12 Cemaziye'l-Evvel 1429
17 Mayıs 2008, Cumartesi
12 Cemaziye'l-Evvel 1429
17 Mayıs 2008, Cumartesi
Ayet
Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
hadis
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

Hak-dilaram'a nasıl ulaştınız?
Arama Motorlarından: 13,21%
Mail Gruplarından: 4,20%
Arkadaş tavsiyesi: 37,54%
Başka Forumlar Aracılığıyla: 13,51%
İnternette gezerken: 26,43%
ulaşıldım: 5,11%
Katılımcı sayısı: 333. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 16 (1 Kayıtlı ve 15 Misafir) bulunmaktadır.

Online  guldeste


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

İncİler Maİl Grubu


Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden




Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Fıkıh » Müslüman Kadinin Rabbine Karşi Görevleri
Cevapla
 
Seçenekler
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Vela'sı(1) ancak Allah'a'dır

Müslüman kadının İslami şahsiyetiyle izzet ve şeref duymasının sonucu olarak boyun eğeceği ve dayanağı ancak ve yalnızca Allah'tır. İnsanlar arasında kendisine en yakını olan kocası veya babası olsa bile böyledir. Bu durumun zirve noktadaki bir tezahürünü müminlerin annesi Ümmü Habibe'nin radıyallahu anh fiilinde görürüz. Mekke'nin başkanı ve müşriklerin komutanı Ebu Süfyan'm kızı olan Ümmü Habibe Ramle, daha önce Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem halasının oğlu Ubeydullah b.Cahş el-Esedi ile evliydi. Bu Ubeydullah müminlerin annesi Zeyneb'in kardeşidir. İşte kocası Ubeydullah müslüman olunca Ramle de müslüman oldu. Babası Ebu Süfyan hala küfür üzere bulunuyordu. Daha sonra ilk müslümanlar arasında kocasıyla birlikte, babasını kızı müslüman olduğu ve ona ulaşacak yakın bir vesile bulamadığı için öfke içinde kahrolmuş bir şekilde Mekke'de bırakarak Habeşistan'a hicret etti.

Fakat bu sabırlı, muhacir müslüman hanımın hayatı sıkıntısız devam etmedi. Orada da kocası Ubeydullah'ın İslam dininden irtidat edip Habeşlilerin dini olan Hıristiyanlığa girmesi felaketi ile karşılaştı. Kocası kendisini de dininden çevirmeye çalıştıysa da başaramadı. Ramle dininde sebat etti. Sabıra yapıştı. Adıyla künyelendiği Habibe ismindeki kızını orada dünyaya getirmişti ve artık "Ümmü Habibe" diye çağrılıyordu. Ümmü Habibe insanlardan uzaklaştı. Gam, üzüntü, sıkıntı ve hasretten neredeyse kızıyla beraber gurbet illerde, yalnız kalakalmıştı. Kocası ve babasıyla arasındaki bağlar artık kopmuştu. O küçücük kızının ve kendisinin iman ettiği Peygambere, bağlandığı dine karşı amansız bir savaş açmış kişiydi.

Onu bu şaşırmışhk halinden, perişanlıktan, gamdan, dertten ancak muhacir müminlerin durumlarım dikkatle, hassasiyetle takip eden Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem çıkardı. Çünkü gözü devamlı şekilde müminlerin üzerindeydi. Aziz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hemen Habeş Necaşi'sine haber gönderdi ve ondan ülkesine iltica etmiş bir müslüman olan Ümmü Habibe'yi kendisine nikahlamasını talep etti. Siyer, teracim ve tarih kitaplarında geniş şekilde anlatıldığı şekilde Necaşi, Ümmü Habibe'yi Rasulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem, nikahlamış, artık Ebu Süfyan'm kızı Ümmü Habibe "Müminlerin Annesi" olmuştu.

Aradan yıllar geçmiş. Mekke'nin fethi yaklaşmıştı. Hudeybiye antlaşmasını ihlal eden Kureyş'i tehdit edici tehlike bulutlan gözükmeye başladı, Kureyş ileri gelenleri aralarında görüşmeler yaptılar. Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem zulüm karşısında asla susmayacağını, gadre uğramaya veya antlaşmanın bozulmasına razı olmayacağını anladılar. İçlerinden birini elçi olarak Medine'ye göndermeye karar verdiler. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile ateşkes antlaşmasını yenileyip süresini uzatma konusunda görüşmeler yapacak olan bu elçi Ebu Süfyan b. Harb idi.

Ebu Süfyan Medine'ye geldi. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile karşılaşmaya hazırlandı. Onun sallallahu aleyhi ve sellem evinde kendi kızının bulunduğunu hatırlayarak gerçekleştirmek için geldiği amaç konusunda yardımını istemek üzere yanına gitti.

Müminlerin annesi Ümmü Habibe radıyallahu anh birdenbire evine gelen babasıyla karşılaştı. Habeşistan'a hicret edeliden beri onu görmemişti. Dehşet ve hayretle ona bakakaldı. Ne yapacağını, ne diyeceğini bilemiyordu.
Ebu Süfyan aniden gelişi dolayısıyla meydana gelen şaşkınlığı anladı, oturması için kendisine izin vermesini beklemedi, kendiliğinden ilerleyip oradaki yatağa oturmak istedi. Ama Ramle hemen atıldı, yatağı kapıp dürdü. Ebu Süfyan kalakaldı. "Kızım, anlayamadım, beni mi bu yatağa layık görmedin, yoksa onu mu bana layık bulmadın!" dedi. Bunun üzerine Ümrnü Habibe şu cevabı verdi: "Hayır, o Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem yatağı. Sense müşrik bir adamsın, onun üzerine oturmanı istemedim!"

Ebu Süfyan'm kızı Ramle, velasını berrak bir şekilde Allah Teala'ya ait kılmıştı. O sebeple dünyalık karşılığında dinini satmış basit bir kocaya esef etmedi. Dininde sebat gösterdi. Hicret ettiği diyarda gurbet acısına, sıkıntı, üzüntü ve çilesine tahammül etti. Halbuki kendisini koruyup gözetecek, yalnızlığını giderecek, kızcağızına bakacak bir kocayason derece ihtiyacı vardı. Ondan dolayı inam, ihsan ve ikram sahibi Vehhab olan Allah Teala o zaman bir kadının hayal edebileceği en yüksek ödül ile onu mükafatlandırdı, Rasûl-i Ekrem'e (s.a,) zevce ederek ona en hayırlı karşılığı verdi, onu "Müminlerin Annesi" olma derecesine çıkardı.

Aynı şekilde uzun bir zaman ayrıldıktan sonra babasıyla birdenbire karşılaşması ona Allah'a ve Rasûlüne velasını unutturmadı. Babası kafir bir adam olduğu için oturarak kirletmesin diye Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem yatağını onun önünden hemen kaldırıp dürdü. İşte bu, diniyle şeref ve izzet duyan, itikat ve inancını daima hesap eden müslüman kadının yapacağı bir iştir. Çünkü imanla dopdolu olan kalbine Allah'a, Rasulune, dinine velası karşısında hiç bir bağlantıya, yakınlığa velaya yer bulamaz.
İmanlı şahsiyeti ile izzet ve şeref duyması kadına bütün asırlar boyunca karşılaşacağı zulüm ve korkular karşısında sebat, sabır, kuvvet, direnme gücü vermiştir. Küfür bataklığına düşmekten onu kurtarmış, ne kadar güçlü, yaygın baskın, ceberut olursa olsun batıl akımlara kapılmaktan korumuştur. Kalbinin derinliklerinden hiç sönmeyen bir iman ateşi tutuşturmuştur

l- Vela kelimesi bir kavram olup bağlılık, yakınlık, irtibat, muhabbet ve dostluk anlamlarını taşır.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 12.04.2008, 22:19 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #41
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
İmanlı şahsiyeti ile izzet ve şeref duyması kadına bütün asırlar boyunca karşılaşacağı zulüm ve korkular karşısında sebat, sabır, kuvvet, direnme gücü vermiştir. Küfür bataklığına düşmekten onu kurtarmış, ne kadar güçlü, yaygın baskın, ceberut olursa olsun batıl akımlara kapılmaktan korumuştur. Kalbinin derinliklerinden hiç sönmeyen bir iman ateşi tutuşturmuştur


Bunun en güzel örneklerinden birini Firavun dininde sebat eden karısında görmekteyiz. Firavun'un karısı çeşit çeşit zevkler sefalar, cazibeli imkanlar ile dolu olan kralların dünyasında meydan okuyarak, dininde sebat etmesinden ötürü kocasından göreceği şiddetli işkenceyi umursamayarak şöyle demiştir.


"Ey Rabbim! Bana senin katında, cennetin içinde bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun fena amelinden kurtar. Beni o zalimler topluluğundan selamete çıkar." (Tahrim: 11).


Allah'ın rızası her türlü istek ve talebin üstündedir. O'nun kelimesini, dinini yüceltmek her türlü hedeften önce gelir. Allah'ın dini en doğru yoldur. Şuurlu müslüman kadın bu gerçekleri asla aklından çıkarmaz. Ve gün geçtikçe müslüman şahsiyetiyle daha çok şeref duyar, biricik Rabbani din olan İslam'a daha çok yapışır.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 13.04.2008, 21:06 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #42
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
İyiliği emretmek, kötülükten menetmek görevini yapar

Dininin yolunu iyi bilen müslüman kadın Rabbinin on beş yüzyıl önce indirdiği şu ayet-i kerimeyi okur:

"Mümin erkeklerde, mümin kadınlar da birbirinin velile-leridir (dostları ve yardımcılarıdır). Bunlar iyiliği emrederler, kötülükten menederler. Namazı dosdoğru kılarlar. Zekatı verirler. Allah'a ve Rasulüne itaat ederler, işte bunlar Allah onları rahmetiyle yarlığayacakîır. Çünkü Allah Azizdir (Vaad ve vaidini yerine getirmesini kimse engelleyemez), Hakimdir (her şeyi yerli yerinde hikmetle yapandır)." (Tevbe:71).

Ve kendini toplumla ilgili düşünce seviyelerinin zirvesinde, kadına çeşitli milletlerce tanımış sosyal mevkilerin en yükseğinde bulur.

İslam, kadının insanlığını ve değerini tamamiyle, hukukî ehliyetini ve bunun bağımsızlığını bütünüyle kabul etmiştir: Bunların hepsinde, mülkiyet hakkında, alımla satımda evlenmede kadın ile erkek arasında fark yoktur. Daha önceki milletlerin hiç birinde böyle bir şey bilinmiyordu. Daha önceleri kadın erkeğe tabi olup vesayeti ve emri altında bulunuyordu.

"Mümin erkekler de, mümin kadınlar da birbirinin velileridir.."
ayetinde kadın, erkekle karşılıklı velayet makamına yükseltilmiş, onunla beraber iyiliği emretme ve kötülükten menetme görevine ortak kılınmıştır; erkek ve kadın cinsine verilmiş olan yeryüzünü imar ve orada Allah Teala'ya kulluk etme vazifesi konusunda eşit derecede sorumluluk ve emaneti yüklenmeleri teklif olunmuştur.
Böylece İslam kadını, erkeğe mutlak bağımlılıktan, onun kendisi üzerindeki çoğu zaman hayatına da, Ölümüne de mü-dahele edecek "derecede kapsamlı vesayetinden kurtarmış, şerefli bir insanî eşitlik derecesine çıkarmıştır.
Ona emr-i maruf ve nehy-i münker yani iyilği emretme, kötülükten menetme görevini verirken, sosyal bir mevki ve yüksek bir insanlık sunmuştur. Çünkü onu tarihte ilk defa olarak emredici konuma getirmiştir. Halbuki İslam dünyası dışında sadece emredilen durumunda olarak bilinmekteydi.
Allah Teala huzurunda, O'na kulluk etme şerefine iki cinsin de bir olduğunu ilan eylemiştir.

Müslüman kadının şahsiyetinin bu yüksek ve kapsamlı oluşunu sebebiyle tarihimiz, sözleri, fiilleri, tavır ve hareket lerinde yüksek abideler derecesindeki kadınlarla doludur. Bu mümtaz şahsiyetli hanımlar, hakkı açığa vurmaktan Aziz ve Celil Allah'ın huzurunda sorumlu oldukları hissiyle ve Allah yolunda çalışırken kınayanın kınamasından çekinmeden hakkı haykırmışlardır.
Müslüman kadının şahsiyetinin küvetini, olgunluğunu tenkit ve görüşünü belirtmedeki özgürlüğünü gösteren bir örnek, müminlerin emiri Hz. Ömer b. Hattab'ı radıyallahu anh dinleyen bir kadının dilinden dökülen sözlerdir. Hz. Ömer, mehirleri yüksek tutmayı yasaklıyor ve belirli bir miktarda sınırlamaya gitmek istiyordu. Bir kadın ona: "Senin buna hakkın yok Ya Ömer!" diye çıkıştı. Hz. Ömer "Niçin?" diye sorunca da şöyle cevap verdi: "Çünkü Allah Teala: "Eğer bir zevceyi bırakıp da yerine başka bir zevce almak isterseniz, Öbürüne yüklerle mehir vermiş olsanız bile içinden bir şey almayın. Ne diye alacaksınız, bir bühtan ederek ve açık bir vebal yüklenerek mi?" buyurdu. (Nisa: 20) Bunun üzerine Hz. Ömer radıyallahu anh: "Bir kadın isabet etti, bir erkek ise hata etti." dedi.(t)
l- Fethu'l-Bari; Nikah bölümü.

Müminlerin emiri Hz. Ömer bu kadına kulak vermiş, sözündeki hakkı görünce onun haklı, kendisinin ise hatalı olduğunu kabul etmiştir. Böylece müslüman kadın, bir devlet başkanını tenkit etmede ilk tavrını kaydettirmiştir. Hem de nasıl bir devlet başkanını? Müslümanların raşid halifesi, zamanındaki devlet başkanlarının en büyüğü, güçlü ve heybetli adam, Fars ve Rumları kahreden Hz. Ömer'i. Eğer o kadın, kendisine görüşünü belirtme ve iyiliği emir, kötülükten menetme hakkını veren dini konusunda şuur ve bilgi sahibi olmasaydı muhalefette bulunup tenkite kalkışma cesaretini as la gösteremezdi.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 14.04.2008, 21:19 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #43
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Kur'an-ı Kerim'i çok okur

Müslüman kadının taatte, salah ve takvada, şuurda, kemalde bu yüksek gayeye ulaşabilmek için Allah'ın Kitab'ından saçılan güzel kokulu hidayet meltemlerini koklaması lazımdır. Her gün onun serin gölgesine çekilmesi gereklidir.

Müslüman kadının devamlı bir Kur'an virdi, Kur'an için ayırdığı zamanı olmalıdır. O vakitte Kur'an'ın apaçık ayetlerine yönelip ağır ağır anlayarak, düşünerek, manalarını aklının ve duygularının gözeneklerine akıtarak, kalbi onun tertemiz nurlarını içmeye çalışarak, gönlü parlak nuruyla aydınlanarak okumalıdır.
Her ne zaman vakit bulursa Kur'an okumaya koyulması, hatta gecesini gündüzüne katıp tilavetiyle manalarını düşünerek meşgul olması için, Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem bir çok hadis-i şerifinde beyan eyledi gibi Kur'an-ı Kerim okuyanın Allah Teala katındaki makamını, derecesini bilmesi kafidir.

Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:
"Kur'an okuyan mümin turunç (ağaç kavunu) gibidir. Kokusu da, tadı da hoştur. Kur'an okumayan mümin ise hurma gibidir; kokusu yoktur fakat tadı hoştur. Kur'an okuyan münafık reyhana benzer; -kokusu hoş, tadı acıdır. Kur'an okumayan münafık Ebucehül karpuzuna benzer; kokusu olmadığı gibi tadıda acıdır." (Buhari, Müslim.)

"Kur'an okuyunuz. Zira Kur'an, okuyanlara, kıyamet gününde şefaatçi olarak gelir." (Buhari, Müslim).

"Kur'an okuyan ve bu hususta mahareti olan kimse, mukarrab meleklerle beraberdir. Kur'an'ı kekeleyip zorlukla okuyan kimseye iki kat ecir vardır." (Buhari, Müslim).

Takva sahibi şuurlu müslüman kadın, meşguliyeti ne kadar çok olursa olsun, omuzlarındaki annelik, zevcelik sorumlulukları, ev işleri ne kadar ağır olursa olsun artık Kur'an-ı Kerim okumaktan hiç geri kalır mı?
Hiç onu okumağa koyulup güzel kokulu Rabbani havasında yaşamaktan geri durup da kendini Allah Teala'nın Kur'an okuyana vadettiği o ebedî nimetten, bol sevaptan mahrum bırakır mı?

Netice olarak işte şu müslüman kadının Rabbi ile olan durumudur: Allah'a derin bir iman. O'nun takdirine, kaza ve kaderine teslimiyet. Sadakat ile Allah'a kulluk. Emirlerine mutlak bir itaat, yasaklarından kaçınmak. Allah'a ibadet ve kullluğun manasını şuurlu bir şekilde yaşamak. O'nun dinine yardım ve Yüce isminin hakim olması için durmadan dinlenmeden çalışmak. İslami şahsiyeti ile güçlü berrak imanından gelen ve Allah Teala'nın: "Ben cinleri de, insanları da ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.." (Zariyat: 56) aye-tiyle belirlemiş olduğu insanın bu hayattaki varlık maksadını güzel anlamasından kaynaklanan bir izzet ve şeref duygusunu benliğinde hissetmesi
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 15.04.2008, 20:53 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #44
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
MÜSLÜMAN KADININ KENDİSİNE KARŞI GÖREVLERİ

İslam, müslümanlan giyim kuşamlarında, görünüşlerinde davranışiarında ve işlerinde farklı ve insanlar arasında al benek gibi olmaya teşvik etmiştir. Ta ki insanlara ulaştıracakları büyük mesajı, tebliğ görevini yüklenmeye layık güzel bir Örnek olabilsinler.

Büyük sahabi İbnu'I-Hanzaliyye'nin rivayet ettiği hadiste belirtildiğine göre Nebiy-yi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem ashabıyla bir seferden dönüşte buyurdu ki:

"Siz kardeşlerinizin yanına gitmektesiniz. O halde bineklerinizi düzeltin, güzel elbiseler giyin. Ta ki insanlar arasında bir al benek gibi olasınız. Çünkü Allah Teala kötü söz ve işi de, kişinin kendini bunları yapmaya zorlamasını da sevmez, " (Ebû Davûd ve Hakim).

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem adi ve bayağı kılık kıyafeti, kötü görünüşlü durumu, görünüme önem vermekte ihmalkarlığı, elbiselerde, yaygı ve sergilerde hırpaniliği fena ve kötü saymıştır. Bunlar, hak din olan İslamın kerih görüp yasakladığı şeylerdendir.

İslam, genel olarak bütün müslümanlan insanlar arasında bir al benek gibi olmaya teşvik ettiği gibi özel olarak müslüman kadım da kılık kıyafeti, görünümü, şekli konusunda farklı, belirgin bir vasıfta olmaya da teşvik etmiştir. Zira bu, hem kendi hayatına, hem de kocasının, çocuklarının ve evinin hayatına aksedecektir.

O sebepledir ki müslüman kadın kendini ihmal etmez; ev işleri ile annelik yükü altında uğraşırken dışının temiz ve güzel görünmesine aldırmazlık etmez. Bilakis israf ve aşırılığa kaçmaksızın şeklinin, dış görünümünün temiz ve güzel olmasına önem verir. Güzel görünümüne önem vermesi, kendi şahsiyetini anlayışının habercisidir; hayattaki görevi konusundaki zevkini ve ilgisinin zarefetini, müslüman kadının zahiri batınından ayrılmaz mutedil şahsiyetini zihninde sağlıklı şekilde tasarladığını gösterir. Çünkü temiz, güzel ve düzenli şekil, değerli muhtevaya, kıymetli cevhere daha layıktır. Şuurlu müslüman kadının şahsiyeti de dış ve iç her iki yönden birlikte meydana gelir.

Zeki, olgun müslüman kadın öyle bir kadındır ki dışı ile içi arasında denge kurmuştur. Kendisinin beden, akıl ve ruhtan meydana geldiğini idrak etmiş ve herbirine hakkını vermiştir. Hiçbiri aleyhine diğerine ağırlık vermemiştir. Ve bu dengeyi kurarken de ona teşvik ve terğib eden hak din İslam'ın yolunu, usûlünü kullanmıştır.
Peki müslüman kadın bedeni, aklı ve ruhu arasında bu dengeyi nasıl kuracaktır?
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 16.04.2008, 22:32 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #45
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
BEDENİNE KARŞI SORUMLULUĞU
Yemesinde içmesinde ölçülüdür



Müslüman kadın bedeninin sağlam, bünyesinin güçlü, dinç olmasına, sarkık ve şişman olmamasına son derece önem verir. Onun için hırsla, açgözlülük ve oburlukla yemeğe oturmaz. Sadece belini'doğrultacak, sağlığını, gücünü, dinçliğini, cisminin endamını koruyacak ölçüde yer. Bu konuda Allah Teala'nın ve Sevgili Rasulünün sallallahu aleyhi ve sellem yemede içmede itidal tavsiye eden ölçülerine uyar:

"Yiyiniz, içiniz, israf etmeyiniz. Şüphesiz Allah, israf edenleri sevmez." (Araf: 31).

"Ademoğlu karnından daha kötü bir kap doldurmamıştır. Eğer mutlaka bunu yapacaksa karnının üçte birini yemeğe, üçte birini içmeğe ayırsın, üçte birini de nefes almak İçin boş bıraksın.-1-


Bu konuda Hz. Ömer radıyallahu anh'ın sözüne de kulak verir: "Tıkabasa yiyip içmekten sakının. Zira bu bedeni ifsat eder, hastalık doğurur ve namaza karşı tembellik verir. Yemede içmede orta yolu tutun. Bu vücut için daha iyidir ve israftan da uzaktır. Allah Teala şişman alimden hoşlanmaz. Kişi şehvet ve arzularım dinine tercih edene kadar helak olmaz."

Şüphe yok ki müslüman kadın uyuşturucu ve keyif verici maddeleri kullanmaktan şiddetle kaçınır, hele hele haram olan içki ve yiyeceklerden tamamen uzak durur. Allah'ın ve Rasulu'nun gösterdiği yoldan ayrılmış pek çok ülkede kadın bu felaket ve afetlerin pençesinde kıvranmaktadır. Maalesef bu kötü adetler müslüman toplumlara da bulaşmıştır; bir çok kadın oyun, eğlence, vakit öldürme peşinde boş yere uykusuz geceler geçirmeye dadanmıştır. Müslüman kadın erkenden uyur ve erkenden uyanır. Günlük faaliyetine başlayıp işlerine canlı, dinç ve dingin bir halde başlar. Çünkü uzun uykusuzluk onun faaliyet meşalesini söndürmemiş, körü bir adet onun kuvvetlerini zayıflatmamış tır. O daima faaliyet halindedir, iş yapar, çalışır. Ev işleri onu yıldırmaz. Çünkü kendisine devamlı canlılık, güç, dinçlik sağlayan .bir tabii sağlık düzeni içinde yaşamaktadır.

Hazreti Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem hadisinde beyan edildiği gibi o, kuvvetli müminin Allah Teala'ya zayıf müminden daha sevimli olduğu idrakine, anlayışına sahiptir. O sebeple, hayatında bu tabii sağlık düzenine uyarak devamlı şekilde bünyesini güçlü tutmaya Özen gösterir.

1-11- Hasen bir hadistir, Ahmed, Tirmizi_ve başkaları rivayet etmiş, Hakim de sahih olduğunu bildirmiştir.

2-22- Kenzu'l-Ummal: 8/47. Aşırı tokluğun vücut, akıl ve ruh üzerindeki zararları hakkında Doktor Muhammed Nazım Nesimi'nin "Hadaratu'l-İs-lam" Dergisindeki kıymetli iki makalesine bakınız: Yıl 15, sayı: 5-6.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 17.04.2008, 19:54 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #46
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Bedenî spor yapar

Vücudunu düzgün yapıda tutmayı, cisminin dinçliğini ve genel sağlığını korumayı İslam'ın teşvik ve tergib ettiğini şuurlu müslüman kadın aklından çıkarmamalıdır, bu sebeple bunu gerçekleştirme yolunda sadece biraz önce işaret ettiğim tabii sağlık düzenine uymakla yetinmez; vücuduna, ağırlığına, yaşına, sosyal çevresine uygun şekildeki bedenî sporlar da yapar. Belirli zamanlarda, aksatmadan bunları gerçekleştirir. Böylece bu spor çalışmaları cismine zarafet, esneklik, güzellik kazandırır, sağlığını güçlendirip hastalıklara karşı direnç sağlar. Ve ister zevce veya anne olarak, isterse yeni yetişmekte olan bir genç kız veya hayatındaki birçok yıllar geride bırakmış olgun bir kadın olarak işlerini daha kuvvetli bir şekilde yapmasına, hayattaki mesajın daha ehliyetlice, liyakatlice yerine getirmesine yarar.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 18.04.2008, 21:44 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #47
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
gölge
 
Almula - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 08.03.2008
Mesajlar: 914


Yarışma Puanı: 700
Teşekkür etti: 2.757
Teşekkür aldı: 841 konuda 2.775 kere
emeğine sağlık kardeşim...bu konuyla ilgili yazmak istiyorum, hep birşey oluyor okuyup kapatıyorum...ama sürekli takip ettiğim ve çok faydalandığım bir konu Rabbim razı olsun...
ancak bitecek diye korkmaya başladım
__________________
ıssız koylarda kum tanesi olsam
eski 18.04.2008, 21:58 Almula isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #48
Almula isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Allah teala razı olsun yolunu kolay kılsın
konu biter hayat devam eder
belkide buralarda işitilenle iştigal halinde iken ecel gelirde
akıbet hayr olur yazan hocama rahmet olur

İnşaAllah
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 18.04.2008, 22:01 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #49
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 378


 
Teşekkür etti: 325
Teşekkür aldı: 372 konuda 1.834 kere
Bedeni ve elbiseleri temizdir

Şuurlu ve dinin yolunu iyice düşünüp anlamış olan müslüman kadının bedeni ve elbiseleri çok temizdir. Sık sık yıkanır. Beden ve elbise temizliğine çok özen gösterir. Böylece Yüce Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem, özellikle Cuma günü yıkanıp kokulanmaya teşvik eden sünnetine uymuş olur:

"Cuma günü, cünüp olmasanız bile yıkanınız, başlarınızı yıkayınız, koku sürünüz." (Buhari)

"Cuma namazına gelen erkekler ve kadınlar yıkansınlar.'

Yıkanmak suretiyle temizlemeye Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem çok teşvik etmiştir. Hatta bazı mezhep imamları cuma namazı için yıkanmanın vacip olduğu görüşüne sahiptirler.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'dan gelen hadisinde Nebiy-yi Muhterem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Her yedi günde bir gusletmek, başım ve bedenini yıkamak her müslüman üzerinde Allah'ın bir hakkıdır." (Buhari ve Müslim).

Çünkü temizlik insana, Özellikle de kadına en lazım sıfatlardandır. Kadının sağlam, zeki, sevimli şahsiyetini en iyi temizlik gösterir. Temizlik kadını sadece kocasının gönlüne değil, tanıyan bütün kadınların ve akrabalarının gönüllerine de yakın ve sevimli kılar.

İmam Ahmed ve Nesai, Cabir'den radıyallahu anh rivayet ediyor: Bir gün Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizi ziyarete geldi. Orada elbiseleri kirli bir adam gördü de dedi ki: "Bu, elbisesini yıkayacak bir şey bulamamış mı?"
Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bir insanın, yıkayıp temizlemeye gücü olduğu sürece kirli elbiselerle toplum içine çıkmasını hoş görmemiş ve müslümanın daima elbisesi temiz, görünümü güzel ve sevimli bir şekilde bulunması gerektiğini hissettirmiştir.

Bu peygamber yolu erkeğe yönelik ise de daha da uygunu kadına yönelik olmasıdır. Çünkü kadın evde temizliğin kaynağı, sıcak ortamın sağlayıcısı, sevinç ve sükûnetin sebebidir. Şüphesiz ki kadının temizlik konusunu şuurlu ve derin bir şekilde hissedişinin faydası evine, eşine, çocuklarına yansır ve onun temizliğe Önem vermesi sayesinde temiz, düzenli, güzel görünümlü bir hale gelirler, elbiselerinden, bedenlerinden temiz, güzel kokular saçılır.

Araştırıcıların her yerde ve her zaman dikkatini çeken bir husus da şudur: Temizlik ve yıkanma hakkındaki bu yüksek peygamber tavsiyeleri onbeş yüzyıl önce belirlenmiştir. O devirde dünya ne hamamları, ne de yıkanmayı biliyordu. Hatta müslümanlar dışında kalan dünya bin sene sonra bile müslümanların temizlik konusundaki o seviyesine ulaşamamıştı.

Samiha Ayverdi, Kölelikten Efendiliğe adi kitabında diyor ki: "O devirde Avrupa'nın sahip olduğu medeniyet seviyesini öğrenmek İçin Haçlı Seferleri günlerine gitmemize ihtiyaç yoktur. Birkaç yüzyıl geriye, Osmanlı Devleti devrine dönüp Avrupalıların durumuyla Osmanlı medeniyetinin seviyesi arasında bir karşılaştırma yapmamız kafidir.
1642 yılında Prens Brandeboug vereceği bir ziyafet için prenslere ve asilzadelere gönderdiği bir davetiyede şöyle yazmıştır: "Misafirlerden ellerini tabakların ortalarına uzatmamaları, yemekleri arkaya atmamaları, parmaklarını yalamamaları, tabaklara tükürmemeleri, burunlarını masa örtülerinin kenarlarına silmemeleri rica olunur."

Yazar devam ediyor: "Bu sözler, Avrupalıların medeniyet, kültür ve görgü adabı bilgisi seviyelerini en açık surette göstermektedir. Aynı zamanlarda, Avrupanın bir başka yerinde de durum, bundan pek farklı değildi. İngiltere kralı I. Jacgues'in sarayında da kraldan, prens ve prenseslerden gelen kötü kokular, süslü, Fransız dantelalanyla kaplı elbiseler içinde lükse batmış refah görüntüsünü bastırıyordu. Avrupa'da olan buydu.

Hilafet merkezi İstanbul'da ise, Osmanlı Devleti nezdindeki Avrupalı elçiler, sultanın huzuruna kabul edilmelerinden önce hamama sokulurlardı. Yaklaşık 1730 yılında, Sultan Üçüncü Ahmed devrinde, askeri ve siyasi yönden devletin zayıfladığı vakitlerde Asitane (İstanbul)'da bulunan İngiliz sefirinin zevcesi Leydi Montague birçok mektuplar yazmış ki bunlar daha sonra yayımlanmıştır-, bu mektuplar da müslümanların ne derecede temizliğe, güzel adaba ve yüksek ahlaka sahip olduklarını belirtmiş, hatıralarında bunlardan örnekler vermiştir. Der ki: "Osmanlı prensesi Hafize Hanım bana bir peşkir (havlu) hediye etti. Peşkir el işlemeleriy-le süslenmişti. O derece beğendim ki ona ağzımı bile silmeye kıyamadım.

Avrupalıları hayrete düşüren şederden biri de müslümanların sofraya oturmadan önce ve sonra ellerini yıkadıklarını görmeleri olmuştur. Bir kimsenin meşhur İngiliz hemşire Florance Nightingale'in 19. yüzyıl ortalarındaki İngiliz hastaneleri hakkında yazdığını okuması kafidir. Bu hastanelerin nasıl bir pislik yuvası olduğunu, ihmal ve ahlaksızlık kaynağı haline geldiğini, hastanelerin çeşitli kısımlarındaki yüzlerce hastanın tabii ihtiyaçlarını yataklarında gidermekten başka yapacak şederi kalmadığını uzun uzun anlatır

Rabbani, kuşatıcı İslam medeniyeti ile insanoğlunun sınırlı, dar ufuklu uygarlıkları arasında ne kadar büyük fark vardır!..
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
eski 20.04.2008, 22:28 ebu mus'ab isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #50
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Cevapla

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:52 .