Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 40 (4 Kayıtlı ve 36 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Üye Albümlerinden
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
Zeki müslüman kadın ağzının bakımını iyi yapar. Kimse onun ağzından kötü bir koku duymaz. Her yemekten sonra ağzını misvak, fırça, macun gibi maddelerle temizler. Dişlerini devamlı kontrol eder. Dişlerinin sağlığını, temizlik ve parlaklığını korumak için, yılda en azından bir kere, ağrı duymasa bile diş doktoruna muayeneye gider. Bazı kadınlarda görüldüğü gibi nefesi kokuyor ise boğaz ve solunum organları uzmanına tedavi olur. Şüphesiz bu, kadın için daha uygun ve yararlıdır.
Hz. Aişe radıyallahu anh'da dişlerine çok Önem verir, misvakla dişlerini temizlemeyi ihmal etmezdi. Bir çok sahabeden de radıyallahu anh buna dair rivayetler Buhari ve Müslim'de nakledilmiştir.
Buhari'de Mücahid, Urve'den radıyallahu anh şöyle rivayet ediyor: "... ve müminlerin annesi Aişe'nin odasında dişlerini misvakladığını işittik..."
Müslim'de Ata, Urve'den radıyallahu anh: "Biz Aişe'nin dişlerini misvakladığını işitmekteydik..." diye rivayet eder.
Hz. Aişe'nin radıyallahu anh rivayetine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem gece gündüz uyuyup da uyandığında abdest almadan Önce mutlaka misvak kullanırdı. "
Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin ağız temizliğine o derece önem vermiştir ki bir hadisinde: "Ümmetime zorluk verecek olmasaydım her namaz için misvak kullanmalarını emrederdim." buyurmuştur. (Buhari, Müslim).
Hz. Aişe'ye radıyallahu anh Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem evine girdiği zaman ne ile işe başladığı sorulduğunda: "Misvak ile" demiştir. (Müslim).
Yine de bazı müslüman hanımların bu noktaları ihmal ettiklerini görmek gerçek şaşırtıcıdır. Çünkü bunlar, İslam'ın aslı ve özüyle ilgili olmaları yanısıra kadın şahsiyetinin en bariz gereklerindendir de.
Evet ağız ve diş temizliği kadının ince ruhlu, sevimli, ünsiyet, zarafet, dişi güzelliğini telkin eden şahsiyetinin en temel gereklerindendir. İslam'ın da aslından ve özünden gelen bir husustur. Zira Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem pek çok hadisinde defalarca kadınları temizliğe teşvik eylemiştir, rahatsız edici kokulardan, kirli, dağınık ve perişan görünüşlerden kaçınmalarını istemiştir.
Buyurmuştur ki:
"Kim soğan, sarımsak ve pırasa yerse, sakın mescidimize yaklaşmasın. Zira melekler Ademoğullarının rahatsız olduğu Şeylerden rahatsız olurlar." (Müslim).
Rasul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem nefret ettirici kokulu bazı baklagilleri yiyenlerin bu kokuyla dolu nefeslerinden meleklerin ve insanların rahatsız olmamaları için, mescide yaklaşmalarından sakındırmıştır. Allah'a yemin olsun ki bu koku ihmalkar ve temizlikten gafil, bazı kimselerden duyulan ve insanların toplumda rahatsız oldukları ağır ağız kokularından, kirli paslı vücutlardan, kirli elbise ve çorap kokularından daha hafif ve insana tesiri daha azdır
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Yüce Rasul'ün sallallahu aleyhi ve sellem hidayet dolu sünnetlerinden biri saçlara özen gösterilmesini, saç bakımını, İslam'da meşru olan güzelliştirme şekilleriyle saçın güzelleştirilmesini emretmiş olmasıdır.
Ebu Davud'un Ebu Hureyre radıyallahu anh'den rivayet ettiği hadis-i şerifte Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Kimin saçı varsa ona değer versin".
İslam'ın güzellik anlayışında saça değer vermek onu temiz tutmak, taramak, kokulamak, şeklini ve durumunu güzelleştirmek demektir.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem insanın saçının olduğu halde bırakmasını, ihmal etmesini, gözlere korku veren bir cadı gibi perişan ve dağınık halde bırakmasını kerih görmüş ve bu şekilde olanları şeytana benzetmiştir.
Bu husus İmam Malik'in Muvatta'da Ata b. Yesar'den mürsel olarak rivayet ettiği hadiste yer almaktadır: "Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem mescidde idi. Saçı sakalı dağınık bir adam içeri girdi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem ona eliyle işaret etti. Sanki ona saç ve sakalının bakımını yapmasını emrediyordu. Adam bu emri yerine getirip döndü. Bunun üzerine Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Bu durum sizden birinizin saçı dağınık, sanki şeytanmış gibi gelmesinden daha hayırlı değil mi?"
Rasul-i Ekrem'in saçı dağınık kimseyi şeytan'a benzetmesinde İslam'ın dış görünüşün güzelliğine ve kılık kıyafetin düzgünlüğüne son derece önem verip dağınıklık ve çirkin görünüş sahibi olmayı hoş karşılamadığı gayet açıktır.
Rasul-i Ekrem insanın dış görünüşündeki bu güzellik hususlarına dair daima uyarıda bulunuyordu. Durumu perişan, saçlarını taramayı ihmal eden birini görür görmez onun ihmalkarlığım, kusurunu ve perişan halini hoş karşılamadığını belirtiyordu.
İmam Ahmed ve Nesai Cabir radıyallahu anh'den naklediyorlar: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bize ziyarete geldi. Saçları dağılmış perişan bir adam gördü ve şöyle buyurdu: "Bu adam saçını başım düzeltecek bir şey bulamadı mı!"
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in erkeklere yaptığı ulvi tavsiyeleri böyle ise ya hanımlara tavsiyeleri nasıl olur? Halbuki hanımlar daha önce de işaret ettiğim gibi zinet, cazibe ve güzellik nümünesidirler. Hanımlar kocalarının kendileriyle huzur bulduğu kimselerdir. Kocaları onlarla oturmak ve birlikte hayat sürmekle huzur, ünsiyet, sevinç ve gönül rahatlığı bulurlar.
Kadının saç güzelliğinin onun asıl güzelliğinin en önemli esaslarından biri olduğu ve saç güzelliğinin kadındaki en bariz çekicilik sebeplerinden biri olduğu şuurlu müslüman kadın için bilinmeyen bir husus değildir.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Şuurlu müslüman kadının elbisesine ve görünüşüne özen göstermesi, kıyafeti güzel, görünüşü gayet hoş, ama açık saçık lüks ve israfa düşmeyen şekilde, kendisini gören kocası, evladı mahremleri ve diğer müslüman hanımların gözlerine sürür, gönüllerine ünsiyet verecek şekilde olması tabii bir olaydır.
Hanım görünmesi helal olan kimselerin huzuruna perişan, dağınık, döküntü kıyafetle çıkmaz. Bilakis güzel görünüşlü, olmaya ve helal zinete davet eden tevhid dini İslamın ulvi esaslarına uyarak durumunu düzeltir, üstüne başına dikkat eder.
Kurtubi: "De ki: Allah'ın kullan için yarattığı zineti ve temiz rızıkları kim haram edebilir?" (A'raf: 32)
ayetinin tefsirinde diyor ki: Mekhul Hz. Aişe radıyallahu anh'den rivayet ediyor ki: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'ın ashabından bir gurup onu kapıda bekliyorlardı. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem onların yanına çıkacaktı. Evde içi su dolu bir kab vardı. Suya bakmaya, sakalını ve saçını düzeltmeye başladı. Hz. Aişe radıyallahu anh diyor ki:
- Ya Rasulallah!... Sen de mi böyle yapıyorsun, dedim.
- Evet, kişi kardeşlerinin yanma çıkacağı zaman kendini hazırlasın. Zira Allah güzeldir. Güzelliği sever." buyurdu.
Müslüman bütün bunları İslam'ın her işte orta yolu tutma prensibine uygun olarak yerine getirir. Bu ifrat ve tefrit kabul etmeyip itidali gözeten prensîb şu ayette ifadesini bulmaktadır: "Onlar harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar. "(Furkan: 67).
İslam bütün müslümanlardan özellikle de davetçilerden toplum içinde ilgi çeken bir ben gibi topluma katılmalarını, gözlerin çirkin göreceği, gönüllerin kabul etmeyeceği rahatsızlık verici görünüşler sergilememelerini istemiştir. İnsanın ister erkek ve ister kadın olsun sahibini küçültecek derecedeki ihmalkarlıkla, bu zühddür, tevazudur, diye iddia ederek dış görünüşünü perişan bir hale getirmesinin İslam'la hiçbir ilgisi yoktur.
Allah'ın Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem alçakgönüllülerin efendisidir. O güzel elbise giyer, ailesi ve ashabı için süslenirdi. Bu süslenmeyi ve güzel kıyafeti Allah'ın kendisi üzerindeki nimetini ortaya koymak olarak görürdü. "Allah kuluna verdiği nimeti üzerinde görmeyi ister.'
İbn Sa'din Tabakat adlı kitabında Cündüp b. Mekis radıyallahu anh'dan naklediliyor: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem yabancı bir heyet geldiği zaman en güzel elbiselerini giyer ve ashabının seçkinlerine de bunu emrederdi. Kinde heyeti geldiği gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'ı gördüm. Üzerinde Yemen elbisesi vardı. Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer radıyallahu anh'in üzerinde de aynı cins elbise vardı.
İbnu'I-Mübarek, Taberani, Hakim ve Beyhaki Hz. Ömer radıyallahu anh'den naklediyorlar: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, gördüm, yeni elbise istedi, getirilen elbiseyi giydi. Elbise tam boğazına ulaşınca Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Bana görünmemesi gerekli yerimi örtecek ve hayatımda ziynet olacak elbise giydiren Allah'a hamdolsun", buyurdu.
Güzel giyinme ve saç bakımı aşın süslenme derecesine ulaşmadığı müddetçe Allah'ın kullarına mubah kıldığı ve teşvik ettiği "zinet" kabilindendir:
"Ey Ademoğullan!... Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin. Yiyin, için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez."
"De ki: Allah'ın kullan için yarattığı zinet ve temiz rızıkları kim haram kılabilir? De ki: Bunlar dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir. Bilen kimseler için ayetlerimizi bu şekilde uzun uzun açıklıyoruz." (Araf: 31-32).
Sahih-i Müslim'de İbn Mes'ud radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem -."Kalbinde zerre ağırlığınca kibir olan kimse Cennete giremez." buyurdu. Bir zat dedi ki: - "Kişi elbisesinin güzel, malının güzel olmasını ister." Yani: Bu kibirden sayılır mı? Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
-"Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir Hakkı kabul etmemek, insanları hiçe saymaktır." buyurdu.
Sahabe-i Kiram ile onlara en güzel şekilde uyan ve bu yolda yürüyen kimselerin anlayışı da budur. Bundan dolayı İmam Ebu Hanife radıyallahu anh güzel elbiseli, hoş kokulu ve giyiminde güzelliğe özen gösteren bir kimse idi. Onun kılık kıyafeti düzeltme ve güzel elbise giyme hususundaki tutumu insanları buna teşvik edecek dereceye ulaşmıştı.
İmam Ebu Hanife bir gün arkadaşlarından birini kötü bir elbise ile gördü. O kişiyle başbaşa kalınca durumunu düzeltmesi için ona bin dirhem verdi. Adam:
- "Ben imkan sahibiyim, nimet içindeyim. Buna ihtiyacım yoktur", dedi. İmam Ebu Hanife o kişiye çıkışarak:
- "O halde sana şu hadis ulaşmadı mı? "Şüphesiz ki Allah nimetinin eserini kulunun üzerinde görmek ister." Sen derhal durumunu değiştirmelisin ki dostların senin bu halinle mahzun olmasınlar." dedi.
Gayet açıktır ki Allah'a davet eden kadın ve erkek davetçilerin en iyi kıyafet ve en güzel şekilde, kılık kıyafetleri düzgün ve temiz, saçları taranmış derli toplu olmalı, böylece daveti kalplerin derinliğine girmeli, gönüllerin ta içlerine ulaşmalıdır.
Hatta onların herkesten önce bu durumda olmaları istenmektedir. Allah yolunun davetçileri kendi başlarına bile olsalar bu halleriyle Rasul-i Ekrem'in haber verdiği şu bozulmamış fıtrat çağrısına uyarak kılık kıyafetlerine, vücutlarının elbiselerinin, tırnaklarının ve saçlarının temizliğine önem vermelidirler:
Buyuruyorlar ki:
"Şu beş şey vardır ki bunlar fıtrattandır: Sünnet olmak, etek traşı, koltukaltı kıllarını yolmak, tırnaklarını kesmek, bıyıkları kısaltmak." (Buhari, Müslim).
Dolayısıyla fıtrata uygun olanı gözetmek bu dinin sevdirdiği ve yüce tabiat ve ince zevk sahibi herkesin teşvik ettiği hususlardandır.
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”
Ancak dış görünüşe bu şekilde itina göstermesi dinine samimiyetle bağlı olan müslüman hanımın kocası ve mahremlerinden başkasına karşı açılıp saçılmasına, zinetlerini göstermesine sebep olmamalıdır. Ayrıca İslam'ın bütün şer'î esaslarını üzerine kurduğu "denge" derecesinden de çıkmak suretiyle süslenmede aşırılık ve mübalağaya nıeyletmemelidir.
Şuurlu ve dinine samimiyetle bağlı müslüman hanım her şeyde daima mutedil ve dengeli olmaya dikkat edip uyanık olacak, hayatının bir yönü diğer yönüne ağır basmayacaktır.
İslamın helal zinete teşvik edip tavsiye ettiği gerçek olmakla birlikte kadını makyaj ve tuvaletin kölesi haline gelmekten ve kadının yegane meşguliyeti en büyük ve sürekli endişesi olacak derecede bu konuda ifrat ve mübalağaya düşmekten de sakındırmıştır. Bu husus şu hadisi şerifle anlatılmaktadır:
"Dinarın ve dirhemin kadife ve ipek kumaşın kölesi helak oldu. Bunu elde ederse memnun olur. Elde etmezse memnun olmaz."
Çoğu, uluslararası moda evlerinin ve moda tüccarlarının etkisi ve esaretine boyun eğen bugünkü kadınlarımız hatta pahalı ve değerli bir elbiseyi bile bir defadan fazla giymeyen zengin hanımlar Rasul-i Ekrem'in sakındırdığı köleliğin içine düşmüşlerdir. Sahibini bu hayattaki yaratılış gayesinden -Allah'a kulluktan- alıkoyan ve makul itidal derecesini aşan lüks elbiseler ve bu elbiselerin ziynet ve aksesuarlarının ahmakça köleliğine sebep olan bu çirkin, sevimsiz ve perişanlık çamuruna bulanmışlardır.
Bu asırda müslüman hanımların içine yuvarlandığı en büyük belalardan biri de düğün gecelerinde giyilen son derece pahalı ve aşırı derecede gözahcı şık elbiseler ve kıyafetlerle övünme ve böbürlenme belasıdır. Düğün merasimi defile salonuna dönüşmekte, bu konuda yaşanan bu anlamsız yarışma aklı kullanmaktan, tutarlılıktan ve itidal ölçülerinden tamamen uzaklaşarak israf, büyüklük taslama ve içi boş bir böbürlenme derecesine varıncaya kadar gittikçe artmaktadır.
Bu olay düğün gecesinde gelin hanımın bir gece içinde bütün takımlarının giymesiyle en açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Gelin hanımın takımları on adet olabilir, bunları bir gecede ortada giymekte, tıpkı Batı ülkelerinde mankenlerin defilelerde yaptıkları gibi, gelin hanım her elbiseyi giydiğinde gelip davetlilere elbisesini arzetmektedir.
Davetliler arasında malî gücü, bu pahalı elbiseleri satın almaya yetmiyecek kadar zayıf olan kimselerin bulunabileceği, bu gibi kimselerin gönüllerinin üzüntü, elem ve gamla dolabileceği, belki de gelin hanım ve ailesine karşı hatta bütün imkan ve nimet sahiplerine karşı bu gibi fakir kimselerin gönüllerinde kıskançlık, haset, kin ve düşmanlık akreplerinin kıpırdanabileceği aralarında bu adetin yaygınlaştığı hanımların akıllarına bile gelmemektedir.
Gelin hanım makul itidal ölçülerini dikkate alsa, ve dügün gecesinde bir veya iki takım elbise giymiş olsa bu gibi hususlar meydana gelmeyecektir.
Ayrıca bu çeşit durumlarda aşırılık, israf, böbürlenme ve övünmeyi nehyeden, orta yol, itidal, hoşgörü ve sadelik üzerine kurulu olan İslam'ın ruhuna aykırılık bulunmaktadır.
Hiç şüphe yok ki dininin hidayetiyle şuurlanan müslüman hanım, gönlünü bu yüce dinin hidayet dolu esaslarıyla kuşattığı için, nurlu ve müsamahakar dinin getirdiği orta yolu tutma ve itidal prensibine uyduğu için, bu kaygan zeminden kurtulmuş ve uzak kalmıştır.
prof.dr.Muhammed A.Haşimi'nin Müslüman kadının şahsiyeti adlı kitabın
çevirsini yapan Nureddin Yıldız hoca efendinin ders notlarından
__________________ “Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”