Üye Albümlerinden |
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
bir lahza isimli üyenin,
bizim yaramazlar... Albümünden
mutasyon isimli üyenin,
MUTASYON Albümünden
|
|
|
 |
|
|
Üyeliği kapalı
Üyelik tarihi: 18.01.2008
Mesajlar: 193
Yarışma Puanı: 340
Teşekkür etti: 401
Teşekkür aldı: 190 konuda 798 kere
|
Fetvalar
Soru: Alimin eli öpülebilir mi?
Alim ve adil devlet adamlarının elini öpmede bir beis yoktur. Nitekim ashab, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve selemin el ve kol gibi uzuvlarını öperdi. Süfyan b. Uyeyne alim ve adil devlet adamlarının elini öpmenin sünnet olduğunu söyleyince, Abdullah b. Mübarek ayağa kalkıp O’nun başını öpmüştür.[1]
[1] Mevsili, el-İhtiyar, IV, 434.
|

29.03.2008, 14:36
|
|
sanevi isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
|
|
|
Üyeliği kapalı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 18.01.2008
Mesajlar: 193
Yarışma Puanı: 340
Teşekkür etti: 401
Teşekkür aldı: 190 konuda 798 kere
|
Soru: Cenaze törenlerinde slogan atılması ya da yüksek sesle tekbir getirilmesi dinimizce uygun mudur?
Günümüzde insanların yaptığı şekliyle cenaze törenlerinde yüksek sesle ayet okumak, tekbir getirmek, ilahi söylemek bidattır. Ne Allah Resulü, ne sahabe, ne tabiun ne de onları takip eden seleften konu ile alakalı bir uygulama nakledilmiştir.Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem ölüyü yıkamak, namazını kılmak, uğurlamak ve defnetmek ile alakalı her konuyu ashabına öğretmiştir. Eğer ölüyü uğurlayanların seslerini yükseltmeleri dinen uygun olsa idi bunu ya yapar ya da yapılmasını emrederdi. Allah Resulü’nün öğretilmesi gereken bir şeyi terk etmesi, onu terk etmenin sünnet, yapmanın ise bidat olduğunu gösterir.[1] Yüksek sesle bir şeyler söylemek cenaze ile birlikte yürümekten hedeflenen ölümü ve sonrasını düşünme hikmetini de yok eder.
[1] Muhammed Bahît el-Mutîî, Kitab-u Ehseni’l-Kelam, s. 27.
|

29.03.2008, 14:37
|
|
sanevi isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
|
|
|
Üyeliği kapalı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 18.01.2008
Mesajlar: 193
Yarışma Puanı: 340
Teşekkür etti: 401
Teşekkür aldı: 190 konuda 798 kere
|
Soru: Kişiye öldükten sonra telkin yapılabilir mi?
Kişiye öldükten sonra telkin yapılması noktasında fakihler ihtilaf etmişlerdir. Malikiler, Şafiîlerin bir bölümü ve Hanefilerden İmam Zeylai ölüye telkin yapılabileceğini söylemiştir. Telkinin caiz olduğunu söyleyenler “ölülerinize lailahe illlellah’ı hatırlatınız/telkin ediniz.”[1] hadis-i şerifinde geçen “mevtaküm/ölüleriniz” kelimesinin “hakiki” anlamda olduğunu[2] ifade etmişler, fakat bunun ruhsat olarak kabul edilmesinin daha doğru olacağını da belirtmişlerdir. Şelebi hadisin zahirini alıp, ölüye telkinin yapılacağını söyleyen görüşün ehl-i sünnete, yapılamayacağını savunanın ise mutezileye nispet edildiğini nakletmiştir.[3]
Hadiste geçen “mevtaküm/ölüleriniz” kelimesinin “mecazi” anlamda olduğunu söyleyen çoğunluğa göre ise hadis ölülere değil, ölmek üzere olanlara telkinde bulunmayı ifade etmektedir.[4] Bu grupta yer alanlar ölüye telkin yapılmayacağını[5] belirtmişlerdir.Allah Resulü’nün sallallahu aleyhi ve sellem, defnedilen kişilerin başında bir müddet durup “Kardeşiniz için Allah’tan istiğfarda bulunun, sözünü teyit etmesini isteyin. Zira şu an o sorgulanmaktadır.”[6] buyurması, Amr b. As’ın, sevenlerinden, defnedildikten sonra bir devenin boğazlanıp etinin dağıtılmasına kadar geçecek bir süre kabri başında beklemelerini istemesi, ulemanın talebelerine kendilerine telkin yapmalarını vasiyet etmeleri[7] ilgili hadisle değerlendirildiğinde ölen kişiye telkin de bulunmanın meşru; telkin yapmanın, yapmamaktan daha uygun olduğunu söylemek de en doğru yaklaşım olacaktır.
[1] Müslim, Cenâiz, 916.
[2] Tahtâvî, Haşiye âlâ Meraki’l-Felah, s. 459.
[3] Şelebi, Tebyinu’l-Hakâik (haşiye), I, 561.
[4] Tahtâvî, Haşiye âlâ Meraki’l-Felah, s. 459.
[5] el-Mevsuatu’l-Fıkhıyye, “telkîn”, XIII, 297.
[6] Ebû Davud, Cenaiz, 3221; Müstedrek, Cenaiz, 1372.
[7] Şelebi, Tebyinu’l-Hakâik (haşiye), I, 561
Konu sanevi tarafından (07.04.2008 Saat 12:57 ) değiştirilmiştir..
|

07.04.2008, 12:54
|
|
sanevi isimli üye'ye teşekkür edenler
|
|
|
Üyeliği kapalı
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 18.01.2008
Mesajlar: 193
Yarışma Puanı: 340
Teşekkür etti: 401
Teşekkür aldı: 190 konuda 798 kere
|
Soru: Zina yapan kadınla evlenmenin hükmü nedir?
Ayette “Zina eden erkek ancak, zina eden veya Allah’a şirk koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Alah’a ortak koşan bir erkek evlenir. Bu müminlere haram kılınmıştır.” (Nûr(24): 3) buyrulmaktadır.
Bu ayet nasıl anlaşılmalıdır? Zina yapan bir bayan ile evlenmenin hükmü nedir? Ayet-i kerime bazı fakir sahabilerin zina yapan kadınlarla evlenme istekleri üzerine inmiştir. Ayet, bir durum tesbiti yapmakta ve zina yapan erkeklerin iffetli kadınlarla, iffetli kadınların da zina yapan erkeklerle evlenmeye “layık” olmadıklarını, böyle kişilerin ancak kendileri gibi ya da kendilerinden daha kötülerle evlenebileceklerini belirtmektedir.
Fahruddin er-Razî (rahimehullah) ayetin en güzel tefsirinin şöyle olduğunu bildirmektedir: “Zina ve günahkarlık ile bilinen fasık kişi, salih kadınlarla evlenmeyi arzulamaz. Ancak kendisi gibi günahkar ya da müşrik bir kadına rağbet gösterir. Aynı şekilde salih erkekler de zina yapan kadınla evlenmeyi istemez, ondan nefret ederler. Kötü bir kadına ancak kendisi gibi fasık ve müşrik erkekler yönelir. Bu durum şu ifade de olduğu gibi genellik ifade eder: ‘Hayrı ancak müttaki kullar yapar. Fakat bazı hayırlı işleri müttaki olmayan kişiler de işleyebilir.’”[1] Ayette geçen ”bu müminlere haram kılınmıştır.” ifadesi ise şöyle tefsir edilmiştir: “Zina ya da önemli zararları sebebiyle zina yapan kadınları nikahlamak[2] müminlere haram kılınmıştır.”[3]
İffetli müslüman bir erkeğin fahişe bir kadınla evlenmesi caiz değildir. Zina yapan ve bunu gizlemeyen erkek de böyledir. Ancak tevbe edip kendini düzeltenler müstesnâdır. Buna göre zina ettiği bilinen fakat buna devam etmeyen mümin kadın ya da erkekle evlenmek mekruhtur. Ancak nikâh akdi sahihtir. Ulemânın çoğu bu görüştedir.[4]
Medya yoluyla özel yaşamları sürekli olarak kamuoyuna taşınan ve “ünlü” olarak tanıtılan kadın ve erkeklerin birbirlerine rağbet göstermeleri ayet-i kerimenin ortaya koyduğu tesbitin ne kadar doğru olduğunu göstermektedir.
[1] Fahrudîn er-Râzî, et-Tefsîru’l-Kebîr, XXIII, 131; el-Alûsî, Ruhu’l-Meânî, IX, 284.[2] Ebu’s-Suûd, İrşad-u Akli’s-Selim, IV, 439. [3] Muhammed Ali es-Sâbûnî, Saffetu’t-Tefasir, II, 326. 43.
[4] eş-Şevkânî, Neylu'l-Evtâr, VI, 156; Elmalılı, Hak Dini, s. 3478.
|

07.04.2008, 12:55
|
|
sanevi isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
|
|
 |
Yetkileriniz
|
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
|