Üye Albümlerinden |
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
|
|
|
 |
|
|
Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 05.02.2008
Mesajlar: 472
Yarışma Puanı: 800
Teşekkür etti: 6.957
Teşekkür aldı: 450 konuda 1.487 kere
|
Yemek ve İçmekte Haram ve Mekruhlar
Vahşi değil ehlî eşeğin,katırın eti haramdır.Nitekim Müslim ve Buharî'nin de tahric ettikleri bir hadiste Ebî Sa'lebe şöyle buyurmuştur:
"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ehlî eşeğin etini haram kıldı."
Yine Müslim ve Buharî'nin tahric ettikleri bir hadîs-i şerifte Câbir radıyallahu anh demiştir ki:
"Hayber vak'asında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem,ehlî eşeğin etinden yemeği yasakladı.Ancak atların etinde izin verdi."
Sivri dişli olan kurt gibi yırtıcı hayvanların eti yenmediği gibi, kuşlardan pençesiyle parçalayanların ve haşeratın etleri yenmez.
Mesela sırtlan,Hanefîye göre tilki,kaplumbağa,cîfe yiyen karga,kergenez,doğan,şahin, atmaca, fil, keler, kurt, çakal, arab tavşanı, gelincik ,akbaba, kartal, boğaz kuşu, ehlî olsun vahşi olsun kedi, köpek, domuz, ayı, maymun, samur, sincap ve firavun faresi gibi hayvan ve kuşların cinsinden olanların eti yenmez, yani haramdır.
Bunlarda asıl Müslim ve Neseî'nin tahric ettikleri Ebî Hureyre'den gelen bir rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu:
"Sivri dişli her hayvanın yenmesi haramdır." mealindeki hadîs-i şeriftir.
Nitekim yine Ebû Davud,Müslim ve İmam Ahmed'in tahric ettikleri bir hadiste İbnu Abbas radıyallahu anh şöyle buyurmuştur:
"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem,hayvanlardan her sivri dişlinin, kuşlardan pençesiyle parçalayanların etini yemeyi yasakladı."
Sırtlan,fil, tilki, jarbu', gelincik gibi dişleriyle parçalayıcı hayvanlar, hepsi dahildir.
Fakat tavşan gibi hayvanlar dahil değildir.Müslim ve Buharî'nin de tahric ettikleri Enes radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette muşârun ileyh diyor ki:
"Merizzehran adlı yerde tavşan bulmuştuk;peşine koşup yakaladım da,onu Ebû Talha'ya getirdim.
Ebû Talha da onu boğazladı.Onun uyluklarını ve göğsünü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'e hediye gönderdim;O'da kabul etmişti."
Bu hadis tavşanın helal olduğuna yeterli delildir.
Bu takdir de eti yenmeyen her hayvanın,sütü de içilmez.Çocuklar için insanlar müstesna.
Atın sütünü içmekte bir beis yoktur.Bazıları tenzîhen mekruh olduğunu söylediler.İmam Ebû Yusuf ve İmam Muhammed'in görüşü de budur.
Ebû Hanîfe den gelen bir rivayete göre,atın sütü tenzîhen mekruhtur.
Böylece eti yenmeyen her kuşun yumurtası da yenmez.
Hâsılı kurt, çakal gibi sivri dişli; kaplan ve dağ kedisi gibi ,hem sivri dişli hem tahriş edici pençeli vahşi hayvanların; karakuş,atmaca gibi yırtıcı;karga,kartal gibi cîfe yiyici kuşların etleri haramdır.
Bu hayvanlar ehlîleştirilseler dahi hüküm böyledir.
Ancak atların etinin yenmesi hususunda ulemâ ihtilaf ettiler.
Şureyh,Hasan,Ata bin Ebî Ribah,Saîd bin Cübeyr,Hammad,İbni Ebî Süleyman dan gelen rivayete mebnî, bir cemaat ulema, atların etinin helal olmasına hükmettiler.İmam ŞÂfîî, İmam Ahmed ve İmam İshak'ın mezhebi budur.
Bir cemaat ulemâ da İbnu Abbas radıyallahu anhumâ'dan gelen rivayetlere mebnî atların etini mübah saymadılar.
İmam Ebû Hanîfe ve ashabının mezhebi de budur.
Aliyy-ul Kârî,İmam Nevevî den naklen diyor ki:
Ebû Hanîfe: "El-En'am 8.ayetinde Allah teala, atları, katırları, eşekleri binilmesi için yarattığından haber vermiştir.Bunların etlerinin yenmesinden bahis buyurmamıştır." diye ayetle; ve Halid bin Velid'in hadisiyle istidlal ederek, atların etinin helal olmadığına hükmetti.
Ebû Davud,Neseî ve İbnu Mâce'nin de tahric ettikleri bir hadiste Hâlid bin Velid radıyallahu anh şöyle buyurmuştur:
"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem,atın, katırın, eşeğin etinin yenmesini yasakladı."
Diri hayvandan ayrılan parça,ölüsü gibidir.
Mesela koyunun kuyruğunun, koyunu boğazlamaksızın kesilip yenmesi haramdır, yani leş gibidir.
Bu takdir de çoban, kızdırılmış demir veya taşla bir hayvandan yağ alırsa, alınan yağ haramdır.
Amma büyük balıktan kesilen bir parça haram olmaz.
Suda yaşıyan balıkların her çeşidi yenir.Ancak suda ölüp sırt üstü dönen balıklar yenmez.
Çünkü bunlar ekseriyet illete mebnî ölmüş olurlar.
Eğer suda ölen balık sırt üstü değil, âdeti üzre yüz üstü ise yenir.
Balık cinsinden olmayan istakoz,yengeç gibiler, tahrîmen mekruhtur.
Bunlarda asıl Dârakutnî,İbnu Mâce,Beyhakî ve Ebû Davud'un tahric ettikleri Câbir radıyallahu anh'tan gelen bir rivayette Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu:
"Denizin attığı ve deniz suyu ondan ayrılan her hayvanı yiyiniz.
İçinde ölüp su üzerine yükselen hayvanları yemeyin." mealindeki hadîs-i şeriftir.
Tâfî: Suda yaşayıp öldükten sonra sırt üstü dönen hayvanlardır.
Ashab ve tâbiînden bir cemaat,bunun mübah olduğuna hükmettiler.
İmam Mâlik ve İmam Şâfiî'nin mezhebide budur.
Bu takdirde kerahatsiz mübahtır.Bir cemaatde bu hadîse dayanarak mekruh olduğuna hükmettiler.
Câbir,İbnu Abbas radıyallahu anhum'un mezhebide budur.
İmam Ebû Hanîfe'nin ashabıda buna zihab ettiler.
Amma "tâfî" olan balığın karnından çıkan balık,bozulmamış ise yenir.
Müslim ve Buharî'nin tahric ettikleri bir hadîs-i şerifte Câbir radıyallahu anh şöyle buyurmuştur:
"Biz Habet gazvesine gitmiştik.Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Ebî Ubeyde'yi başımıza emîr tayin etmişti.Şiddetle acıktık.
Deniz büyük bir balığı dışarı atmıştı.Vâllahi onun gibi büyük balık görmemiştik.
Meğer ona amber denilirmiş.Tam 15gün onun etinden yedik.
Ebû Ubeyde, bir ucu yerde olan kemiği eğip, diğer ucunu kıvırıp yay gibi tuttu.
Altından bir atlı rahatlıkla geçerdi.
Biz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına varınca bunu O'na anlattık da şöyle buyurdu:
"Onu yiyiniz. O bir rızktır, Allah size çıkarmıştır. Bize de yedirin, eğer ondan sizde bir şey kalmışsa."
Biz de onun etinin kalıntısı vardı.Onu Peygamber'e gönderdik.
O da yedi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in, onlardan etini istemesi, zaruret halinde değil,zaruretsiz olarakta balık cinsinden olanların etlerinin helal olmasına ruhsattır.
Suda yaşayan, balık cinsinden olmayanlar da ihtilaflıdır.
Mesela midye, balık cinsinden değil; tahrimen mekruh veya haramdır.
Nitekim Aynî el Benaye'de diyor ki: 'Balık cinsinden başka denizde yaşayan hayvanların hepsi, nezdimizde tahrimen kemruhtur. Mesela yengeç, kaplumbağa, kurbağa gibiler. Fakat İmam Malik ve ehli ilimden bir cemaat, denizden çıkan her hayvanın, hatta insan suretinde, köpek suretinde, domuz suretinde olsa dahi mübah olduğuna hükmettiler.
Şu kadar ki İmam Şafii, sadece kurbağayı istisna etmiştir.
Şüphesiz denizde yaşayan hayvanların yenmesi mübah ise satılması da mübahtır. Mekruh ise, satışı da mekruhtur'
Zahiri mezhebinde olanlar, denizden çıkan herşeyi yerler.
Amma Hanefiler, balık cinseinden olmayanın yenmesini ve satışını tahrimen mekruh saymışlardır. mesela yengeç, kurbağa, istakoz gibileri '.. Ve (habis) olan hayvanları onlara haram kılmıştır...' el araf 157 mealindeki ayete mebni, tahrimen mekruh saydılar.
Yunus balığı, yılan şeklinde olan balıklar da balık cinsindendir.
Ölçüler 60-61-62
devamı var.... hatalarımız affola...
__________________
Bugünü düşünürüm,dün geçti yarın var mı?
Gençliğe de güvenmem ölen hep ihtiyar mı?
|

12.04.2008, 16:33
|
tayyibe isimli üye'ye teşekkür eden 17 üye:
alem-i ervah, Almula, Dagistan, DeRCan, dilara92, dilerim, diyarbekrî, DuaLar, hafsa, Hak-dilaram, mesutizm, monaroza, nurgül, SEHL, sevmek_isyan_etmemek, suheda, Ummu Seleme
|
|
|
Mukallid
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.12.2007
Mesajlar: 1.193
Yarışma Puanı: 800
Teşekkür etti: 4.086
Teşekkür aldı: 1.139 konuda 4.972 kere
|
Hak-dilaram´isimli üyeden Alıntı
evet haklısın da üstaz'ın bir prensibi vardır. bir mevzuyu işlediğinde mevzu ile ile ilgili doyurucu gereken izahı yapar ve bitirir. ondan iktibas edenlere de tavsiyesi, konusunun bölünmeden aktarılması. böyle olunca, bu konuyu yukarda belirttiğim iki konu ile kardeşimiz yazsın, sonra değinmediği yerleri aktarırız. olur mu?
Kısadan kastımız konu bütünlüğünü bozacak kısalık değildi. Demek istediğim mesele mesele aktarılabileceğidir. Ancak uygun olanı buyurduğunuz gibi ise eyvallah.
Allahu Teala razı olsun...
|

12.04.2008, 16:37
|
|
Dagistan isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
|
|
|
..Edeb aklın sûretidir..
Üyelik tarihi: 17.02.2008
Mesajlar: 356
Yarışma Puanı: 540
Teşekkür etti: 4.319
Teşekkür aldı: 348 konuda 1.116 kere
|
Allah razı olsun konuyu açandan da,yazandan da,kaynak bildirenden de Hepnizden hepinizden razı olsun inşaAllah
__________________
Gençliğine güvenip daha erken derken,
Belki bir elveda bile diyemezsin giderken.
|

12.04.2008, 16:44
|
|
SEHL isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
|
|
|
Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.042 konuda 18.137 kere
|
tayyibe bu konuyu dağıstan azizim, özellikle şüpheli mevzusuna açıklık getirmek için açmıştı. sizden ricam aynı eserde baş taraflarda bu konu da var. aktarabilir misiniz. ama uzun orası ve aktardığını konu bölümü için teşekkürlerimle beraber o konunun hepsinin yazılmasını isterim
eee eli taşın altına sıokmanın bir bedeli var
dagistan azizim, bu konuyu uzun soluklu tutacağız sizinle inşallah. mevzu cihetini biliyorum da başta sağlam sağlam ölçüleri koyalım, sonra derleme ve sair fetevayı aktarırız. siz de katılımda bulunun. mevzuya dair ne varsa hepsini burada işleyelim inşallah 
|

12.04.2008, 16:52
|
|
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
|
|
|
Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 05.02.2008
Mesajlar: 472
Yarışma Puanı: 800
Teşekkür etti: 6.957
Teşekkür aldı: 450 konuda 1.487 kere
|
Aynî diyor ki: "Şeriatin vürûdundan önce eşyadaki hüküm hususunda dört mezheb vardır:
a-Şeriatin sükut ettiği meselede,helaldir veya haramdır denilmez.
Ehli hakkın nezdinde de essah olan söz budur.Çünkü teklîfi hükümler,şeriatten başkasıyla sabit olamaz.
b-Şeriatin sükut ettiği mesele hakkında hüküm,helal veya mübah olmasıdır.
c-Helal veya mübah olmamasıdır.
d-Şeriatin sükut ettiği yerlerde sükut etmektir.
Mâzûrî: "Benzeyen şeyler,mekruh olan şeylerdir.Onda helaldir,haramdır denilmez;mekruhtur denilir." dedi.
Başkaları: "Üstün takvanın gereğince şüpheliler terk edilir." dediler.
Hattâbî diyor ki: "Benzeyene misal,malının bir kısmı faiz bir kısmı helal olup birbirine karışmış kimseyle alış veriş yapmaktır.Bu alış veriş mekruhtur."
Kurtubî diyor ki: "Şüphesiz burada haramlığı apaçık olan şeyler vardır;helalliği apaçık olan şeyler vardır;bir cihetle ona,bir cihetle ona benzeyen şeylerde vardır.Delillerin onda tearuz ettiği şeylerde,bu benzeyenlerdir.İşte bu benzeyen şeylerin hakkında,kimisi: "Haramdır,çünkü harama girmeye sebeptir.";
kimisi: "Mekruhtur,üstün takvaya göre terki gerek.";
kimisi: "Şüpheliler hakkında hiçbir hüküm verilmez." dediyse de,en doğrusu ikinci sözdür.
Çünkü şeriat,şüphelileri haramdan çıkarmıştır.
Helal olup olmaması şüphesi vardır,dolayısıyla sakınılması,üstün takvadan sayılmıştır.Buna delil,Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in buyurmuş olduğu:
"Sana şüphe veren şeyi bırak,şüphe vermeyen şeylere yönel."
mealindeki hadîs-i şeriftir.
İşte göğsü gıcırdatıp şüphe veren şeyleri terk etmek,üstün takvadır.
Bazı insanlar: "Helali terk etmek üstün takvadır." dedilerse de bu doğru değildir.
Çünkü helalin en az derecesi,işlemesi ve terk edilmesi eşit olandır ki,buna mübah denilir...
Mübahları terk etmekte,takvâ diye bir şey yoktur.
Gerçek şu ki helal ve haram taraflardan biri diğerine tercih edildiyse,mübahtan çıkmış olur.
Bu takdir de ya terki,fiili üzerine tercih edilir;buna mekruh denilir...
yahud fiili,terki üzerine tercih edilir;buna mendub denilir...
Yukarda dediğimiz,delili ihtimalden hali olmayan şeylere misal,boğazlanmamış hayvanın dıbağlanmış derisidir.İmam Malik'in meşhur kavli üzere,bu temiz değildir;binaenaleyh akıcı şeylerde kullanılamaz;çünkü suyu değil,sadece o pislenmiştir.
Suyu ise necaseti gidermiştir.Necasetin eseri onu değiştirmediği müddetçe suyu necis olmaz.
İmam Malik'in nezdinde böyle tercih edildiği halde,kendi nefsi hakkında suyunu kullanmaktan sakınırdı."
Hikaye ediliyor ki,Ebû Hanîfe ve Süfyan-ı Sevrî radıyallahu anhuma şöyle derlerdi:
"Ben nebizi içmiyorum.Ömr-ü hayatımda içmediğim halde,gökten düşmem,nebizin azında haramlığına fetva vermemden daha ehvendir."
Bak müctehidler fetvada tercihle amel ettikleri halde kendi nefsleri hakkında sakınmışlardır.
Bunun için bazı ehli tahkik "Akılcıların hükmü,müslümanlara genişlik vermesi ve nefsine darlık getirmesidir." demişlerdir.
Yukarda dendiği üzere,mübahları terk etmekte,takva diye birşey yoktur.
Binaenaleyh bazı sofîlerin,mübahları terk etmeleri takva değil.
Nitekim sofînin büsbütün mübahı terk etmesi halinde,zayıflıktan,taat ve ibadette gevşek olması yahud hasta olması yahud şuurunun gitmesi söz konusu olursa haran işlemiştir.Bu işin de takvayla alakası yoktur.
Neticei meram,helal nesneler,kişinin mülk ü tasarrufunda olan şeylerdir.
Haram kişinin kendi mülk ü tasarrufundan haric kalanlardır.
Kendisinin mi başkasının mı,diğer ifadeyle "Bunda tasarruf edbilir mi edemez mi?" diye şüpheli kalan meseleler,benzeyen meselelerdir.
En iyisi buna, helale yakın ise müstehab,harama yakın ise mekruh ismini vermektir.
Bu takdirde burada ,şüphelilerden mutlak sakınmak kasdedilmedi;bazı şüphelilerden sakınmak kasdedildi.Yukarda ,İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe'nin,dıbağlanmış posttan ayrılan su ve nebiz meselesi buna misaldir.
1-Leşten yemek haram olduğu halde,bir kimse ölümle karşı karşıya kalırsa, ihtiyac kadar leşten yer.
2-Her ne kadar,hayvan annesine tâbi'dir denildiyse de,birinin eti haram olan iki hayvan arasından doğan hayvanı yemekten sakınmak gerekir.
Çünkü essah kavle göre,köpekle koyun arasından doğan kuzunun eti yenmez.Böylece de katır yenmez.
Bazı ulema:"Bu takdirde hüküm o hayvanın annesinedir.
Mesela annesi koyun olan yavru ot yerse,yenir;et yerse yenmez." dediler.Nitekim Hidâye şerhlerinde böyle denilmiştir.
Fakat bu mesele katırla menkuz olduğundan,yenmesi helal değildir denilir.Zaruret olmadıkça yenmesi helal olmaz.
3-Boğazlanan hayvanların eti,boğazlanmayan hayvanların etleriyle karışıp,ikisini birbirinden ayırt etmeye imkan yoksa,eşit olurlarsa dahi bundan sakınmak vacibdir.
Boğazlanmamış hayvanların iç yağı zeytin yağıyla karıştırıldığı zamanda da hüküm böyledir.Böylece eşeğin sütüyle ineğin sütü birbirine benzese,yine sakınmak vacib olur.
4-Vurulan av, duvara çarpıp yere düştüğü takdirde haram olur.Çünkü duvara çarpmakla yahud sua girmekle ölmesi muhtemeldir.
Amma yere düştükten sonra duvara çarpar yahud suya girerse, bu takdirde helal olur.
5-Koyuna şarap içirildiği takdirde, içirildiği saatte boğazlanırsa,kerahatsiz helaldir.'diye Bezzaziyye'de yazılmıştır.
Lakin kaide bunun haramlığını gerektirir.Fakat bir kaç gün haram yemden ona verilirse, eti ve sütü haram olmaz.Takvanın üstünlüğü bunun terkini gerektirir.Şarap ve yemden bir saat geçtikten sonra boğazlanırsa,tahrîmî kerahatle helal olur.Çünkü bu surette şarap ve yem etine sirayet etmiştir.
6-Hediye verenin malının çoğu helal ise,hediyesinin kabul edilmesinde,evinde yemek yemekte beis yoktur.Verilen hediyenin yahud yemeğin haramdan olduğu belli olursa yahud malın çoğu haram olursa,hediyesi kabul edilmez ve evinde yenmez.
Ancak "Sana takdim ettiğim hediye yahud yemek helaldir.Mirasla aldım yahud borç ettim." dediyse ,Hulvânî'ye göre câizdir.Nitekim İmam Ebu-l Kâsım el Hakim hükümdarların hediyelerini alırlardı.İmam Ebu Yusuf'da İmam A'zam'dan böyle rivayet etmiştir.Yine İmam A'zam'dan gelen bir rivayete göre hükümdar ve zalimlerin takdim ettikleri yemek ve hediyelerine mübtela olan kimse araştırır,yani kalbinden fetvayı taleb eder.Zannı galible helal olması kalbine gelirse kabul eder ve yer.Aksi takdirde sakınır.
İmam'ın delili kendisinin de tahric ettiği Vâbise radıyallahu anh'tan gelen rivayete göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in buyurduğu şu hadis-i şeriftir:
"(kalbine muhalif)İnsanlar sana fetva verseler dahi nefsinden fetvayı taleb et,kalbinden fetvayı taleb et.(üç kere)Birr:nefsin ondan sükunet bulduğu ,kalbinde ona sükunet bulduğu şeydir.Günah ise:nefsinde gıcırtı yapan ve göğsünde dolaşandır."
İbnu Cerîr'in tahric ettiği İbni Ömer'den gelen bir rivayette muşârun ileyh diyor ki:Ben Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem den:
"Benim komşum var faiz yiyor.Bazen yemeğine davet ediyor.Ona gidebilirmiyim? diye sordum. "Evet" buyurdu.
Yine Taberi İbnu Cerîr'in Tehzîb-ul-Âsar tahric ettği Zirr den gelen bir rivayette bir adam İbnu Mes'ud radıyallahu anh'a gelerek : "Gerçekte benim faiz yiyen bir komşum var.Beni davet eder.Ben onun yemeğinden yiyebilirmiyim? " diye sorar.Bunun üzerine İbnu Mes'ud:
"Evet yemeğin faydası sana; günahı onadır." buyurur.
Yine İbnu Cerîr'in tahric ettiği Hâri bin Süveyd'den gelen bir rivayette:Bir adam İbnu Mes'ud'dan: "Gerçekte benim bir komşum var;faizden sakınmaz.Fakat bizi yemeğine davet ediyor.Bazan da ondan ödünç almaya mecbur oluruz.Bu hususta ne buyurursun diye sormuş;bunun üzerine İbnu Mes'ud şöyle buyurmuştur:
"Seni yemeğine davet ettiği zaman icabet et.İhtiyacın olduğu zaman ondan ödünç al.Çünkü onun vebali kendisine; ve faydası sanadır."
Hasılı kelam bizim zamanımızda haramın galebe çalmasından dolayı,takdim edilen yemek veya paranın haramdan olduğu bilinmezse,yenmesi ve alınması caiz olur.Çünkü biz toplum olarak bu belanın dolusuna yakalanmışızdır.
Nitekim el-kunye adlı eserin kerahat bahsinde şöyle denilmektedir:
"Çarşıdaki alışveriş haram olduğu zaman zannı galible haramın fazla olduğunu bilen bir kimsenin alıştan sakınması güzeldir.Lakin bununla beraber onu alırsa,ona helaldir.
Çünkü aldığı malın helale tesadüf etmesi mümkündür."
İşte Hamevî burada diyorki :Çünkü eşya asıl ibaha idi....
Amma Temirtâşî'nin mesâil-ul-müteferrika bahsinde olduğu gibi, helal harama karışığp bir kişinin malının çoğu,ribadan, rüşvedden,ganimete alınan maldan, haram kazançtan gasbdan,çalınandan,hıyanetten,yetimlerin malından ve benzer gayrı meşrû yollardan kazanılmış ise,bu takdirde hiçbir kimsenin onunla alış veriş yapması, ondan ödünç alması,hediyesini kabul etmesi,evinde yemek yemesi asla caiz olmaz.
Zira bunda alınan şeyin harama tesadüf etmesi,kuvvetli ihtimal ile muhtemeldir.
Anladığım kadarıyla toplumdan alınan ile şahıstan alınan hediyeler arasında fark vardır.Toplum hakkında hüsnü zanna mebni zahire hükmederek "Aldığım kısım helale tesadüf etmiştir" diye hükmedilebilir.
Amma yukarda Hamevî!nin vasfettiği gibi bir kişinin malının çoğu haram ise;yahud büsbütün haramdan sakınmıyorsa, ondan hediye almak ve hatta alışveriş yapmak asla caiz değildir.
Çünkü bunda gevşeklik göstermek,dînî salâbeti zedeler ve harama sevk eder.
__________________
Bugünü düşünürüm,dün geçti yarın var mı?
Gençliğe de güvenmem ölen hep ihtiyar mı?
|

12.04.2008, 19:33
|
tayyibe isimli üye'ye teşekkür eden 16 üye:
alem-i ervah, Almula, Dagistan, dilara92, dilerim, diyarbekrî, DuaLar, hafsa, Hak-dilaram, mesutizm, monaroza, nesimi, nurgül, sevmek_isyan_etmemek, suheda, Ummu Seleme
|
|
|
YoLuN BaŞıNDaYıM...
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 1.517
Yarışma Puanı: 1090
Teşekkür etti: 2.735
Teşekkür aldı: 1.114 konuda 2.736 kere
|
Allah razı olsun..
__________________
Kaldır artık başını gül alnın parıldasın,
Işık saçsın etrafa tüm cihan aydınlansın,
Çağımın ruhu hasta nurunla şifa bulsun,
Selam sizden yayılan güzel sadaya selam..
Kalbimize taht kurdun feth ettin gönülleri,
Fethin mübarek olsun fatihin yadiğarı,
Dua dua çıkarken niyazım semalara,
Selam sana Mehmetim,selam imamhatiplim...
|

12.04.2008, 19:38
|
|
suheda isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
|
|
|
Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.042 konuda 18.137 kere
|
tayyibe, Allah ecrini versin. amin. işte bu ikinci iktibasınız mevzuyu-özellikle son bölümlerde- çok net izah etmiş oluyor. sağolun, üstaza da teşekkür.
|

12.04.2008, 19:59
|
|
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
|
|
|
Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 05.02.2008
Mesajlar: 472
Yarışma Puanı: 800
Teşekkür etti: 6.957
Teşekkür aldı: 450 konuda 1.487 kere
|
Âmin...
Allah razı olsun abicim
seni memnun edebildiğime sevindim
Rabbim üstaza da sağlıklı uzun ömürler versin
__________________
Bugünü düşünürüm,dün geçti yarın var mı?
Gençliğe de güvenmem ölen hep ihtiyar mı?
|

12.04.2008, 20:03
|
|
tayyibe isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
|
|
|
Kayıp Şehrin Yolcusu !
Üyelik tarihi: 10.11.2006
Mesajlar: 1.490
Yarışma Puanı: 450
Teşekkür etti: 1.602
Teşekkür aldı: 1.094 konuda 3.481 kere
|
Hak-dilaram´isimli üyeden Alıntı
tayyibe bu konuyu dağıstan azizim, özellikle şüpheli mevzusuna açıklık getirmek için açmıştı. sizden ricam aynı eserde baş taraflarda bu konu da var. aktarabilir misiniz. ama uzun orası ve aktardığını konu bölümü için teşekkürlerimle beraber o konunun hepsinin yazılmasını isterim
eee eli taşın altına sıokmanın bir bedeli var
dagistan azizim, bu konuyu uzun soluklu tutacağız sizinle inşallah. mevzu cihetini biliyorum da başta sağlam sağlam ölçüleri koyalım, sonra derleme ve sair fetevayı aktarırız. siz de katılımda bulunun. mevzuya dair ne varsa hepsini burada işleyelim inşallah 
Mümkünse bunların yanında birde tükettiğimiz yiyecek ve içeceklerin insan karakteri ve ahlakı üzerindeki etkilerinidende bahsedilebilir mi ?
Allah celle celaluh cümlenizden razı olsun... 
|

12.04.2008, 21:56
|
|
alem-i ervah isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
|
|
|
Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 4.873
Teşekkür etti: 10.550
Teşekkür aldı: 4.042 konuda 18.137 kere
|
haram lokmanın etkisi ile ilgili çok nakil var; ama bundan önce:
mvsiminde yenilmeyen gıdanın vucud dengesini çok ciddi bozduğunu söyleyebilirim bir uzmandan dinlediğim kadarıyla.
şimdi yazacaklarımı bendenize söyleyen zat, takriben 50 sene bitki üzerine ihtisas yapmış, dünyada gezmediği yer bırakmamış bu uğurda, çok yoğun bir bilgi deposu.
özellikle bu asırda vucud dengesi ve buna bağlı olarak ruh dengesindeki gel-gitleri, bozuklukları gıda tüketim kültürümüzün çeşitlenmesi ve boşboğazlığımıza bağlıyor.
karpuz mevziminde karpuz yemeyen, kiraz mevsiminde kiraz yemeyen, soğandan, sarmısaktan uzak yaşayan, karpuzu kirazı kış vakti bulabilen ve yiyen, hormon takviyeli gıdayı tüketmekte istekli insanoğlunun genetik yapısının hızla deforme olduğunu ve ilerki nesillerde özellikle ciddi arızaların oluşacağını söylemişti.
suni, estetik, kimyevi katkıların toprağı bozduğunu, topraktan gelen insanın da haliyle bu bozukluktan, toprak bazlı ürünleri tüketirken etkilendiğini belirterek, ses, frekans ve ışık kirliliğinin anormal sapmalara vesile olduğunu, vucudun korunma reflekslerini sekteye uğrattığını, iç dengeye verdiği tahribat sebebiyle, hayattan lezzet alamama ve ibadetlerde başarılı olamama gibi sıkıntılara insanları duçar ettiğinden de bahsetmişti.
biz soluklanalım, kardeşler yazacaklarını yazsınlar inşallah 
|

12.04.2008, 22:06
|
|
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
|
|
 |
|
Yetkileriniz
|
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
|