Soruyu soran kimse cevab vereni tasdik etmelidir.
Zira Cibril Rasûlullah’tan cevab aldığı vakir: “
Evet, doğru dedin.“ demişti. Binaenaleyh soru soran cevab vereni tasdik etmesiyle samimiyetini bildirmiştir; hocasının şefkate gelmesine vesile olmuştur.
Fudayl bin İyaz bir talebesine şöyle demiştir:
“Ey aziz, evvela hocanın ve şeyhinin huzurunda edeble otur.
O söze başlarken onu dinle; bütün aklın onun sözünde olsun; aksi takdirde onu imtihana kalkışırsan zarar edersin.”
Celâleddîn Rûmî kuddise sirruh, Sultan Veled’e şöyle demiş:
“Ey aziz, felsefecilik yapma, aklın ile büyüğüne teslim ol. Aksi takdirde senin aklın sana tuzak olur.
Ey aziz, hiçbir zaman hocanın lafına karşı koyma; zira sen hocayı dinlemek için gidiyorsun. Onu dinle ki hoca olasın. Hocayı dinlemekle uğraştığında, bil ki edebden uzak kalırsın.
Ey aziz, hocanın hizmetinde sabırla devam et.
Eğer sende edeb ve tevazu varsa kalbine nurlar gelir, hep ilim olur.
Hocana karşı kalbinde kin, gazab, samimiyetsizlik varsa, bunların aslı ateştir; seni yakar kül eder.
Akılcılığın nihayeti tuzaktır; hayale, evhama vesile olur, seni ilimden uzaklaştırır.
Öğretene hürmet et; senin hürmetin, kadrini yüceltir; hürmetsizliğin mahrumluğundur. İnsanın kemâline merdiven edebdir.
Dikkat, NUH’un oğlu edebsizlikten mahrum oldu; onun ve LUT’un karısı da bu yüzden ebedî hüsrana uğradılar. Sana aklının faydası yoktur. Edeb ve tevazu ile teslim olman, hem sana akıl hem de kemâliyet olur.
Edeb dediğimiz zaman Peygamberimiz’in sünnetini kasdederiz. Peygamberimiz’in sünnetleri, Nuh’un gemisi gibidir. O gemiye binen kurtulur; o gemiye binmeyen boğulur. İşte edeb, amirin bize bildirmiş olduğu emrinin tatbikâtının mahsulüdür.
Bazen edebsizlik küfre götürür, bazen fıska görtürür, bazen de gözden düşürür. Kimin kime karşı edebli olacağını anla…
Ey aziz! Evham ve hayal, denizlerin dalgaları gibidir. Binaenaleyh amir, Allah ve Rasûlullah ise, emrini inkar etmek küfürdür; yapmamak fıskdır. Allah ve Rasûlullah’a karşı edebli ol..“
[Ankaravî c.1 s.788, 789]
Cibril’in gelişi, onun hali ve oturuşu, bu beş faydayı bilfiil ashâb-ı kirâma talim olduğu gibi, fiilen bildirmenin daha tesirli olduğu anlaşılmıştır.
“
Bereket büyüklerimizle beraberdir. Öyleyse büyüklerimize hürmet küçüklerimize şefkat etmeyen yolumuzda değildir.“ mealindeki hadîs-i şerîf, talebenin ve muallimin arasındaki münasebetleri beyan etmiştir. Demek talebe mutlak hürmetle, hocası ise mutlak şefkatle emrolunmuştur. Hürmet ve şefkat, hayat-ı ictimâiyenin dengesidir. Her küçüğün sıfatı hürmet ve her büyüğün sıfatı ise şefkattir.
[Feyz-ul-Kadîr c.1 s.220; Risâle-i-Dağıstânî mektub1 not 3]
İktibas: İnsan ve Vazifesi – Dilara Yayınları
Üstaz İsmail Çetin kuddise sirruh
s. 62