| | Tevbe Geciktikçe Zorlaşır
Üyelik tarihi: 27.01.2008
Mesajlar: 563
Teşekkür etti: 5.822
Teşekkür aldı: 545 konuda 2.279 kere
| Gençlik nimeti ancak müctehidlerin anlayışına uymakla değerlendirilir İktibas:İnançlı Gençlik Şuuru dilara yayınları İsmail Çetin (kuddise sırruh) Gençlik nimeti ancak müctehidlerin anlayışına uymakla değerlendirilir İnsan tabiatiyle medenîdir. İnsanın fıtratında medeniyet tohumu ekilmiştir. Ancak ruh, nefs ile birleştikten sonra aslî fıtratından uzaklaşır; yuvarlanır. Bu da şeytanların telkinlerine kapılmaktan ileri gelir. Genç yaşta bir insan, Allah Teâlâ’nın ruhuna teslim ettiği emaneti korur; dıştan, Allah Teâlâ’nın ve O’nun Rasûlü’nün buyruklarına kulak verir; dinler ve tatbik ederse, şeytandan ve şeytânî telkinlerden kurtulur. Aksi takdirde yuvarlanır; bunalıma girer. Bilmecburiye Rahmânî hisleri,duyuları zayıflar.Bu yüzden insan günahlara sarılır.Kurtuluşunu günahları işlemekte zanneder.Her bir günahta bir bunalım daha meydana gelir.Derken nehirde boğulmaya mahkum, başı dönmüş bir hayvan gibi olur. Onun için insanın, Allah Teâlâ’nın teslim ettiği emaneti koruması şarttır; hem dünya hayatı için, hem ahiret hayatı için… Emanetin birincisi, İslam nimetinin serveti olan iman nimetidir. İkincisi, bu imanın ve İslâmın semeresi olan güzel ahlaktır. Uslu ve güzel ahlaklı bir insana, hayvan dahi sevgi besler. Ahlâkın en faziletlisi; cesaret, sehâvet,iffet, ve muhabbet olmak üzere dörttür: 1-Cesaretle insan, gayret duygusunu kullanır. Allah Teâlâ’nın emanetinde hıyanet etmeye sevk edici nefsin istek ve arzularına sed çeker; ister nefs kendisinin nefsi olsun ve ister başkasının nefsi olsun… Allah Teâlâ neyi yasak ettiyse, şüphesiz o, nefsin isteğidir. İradesi zayıf ve cesaretsiz bir genç , nefsinden korktuğu için, ona boyun eğer.Eğer mesela bir kız bir oğlan,evlilik gayesi dışında vakit geçirmek için birbirine meyleder; iki taraftan birisinin meyli zayıf olur da diğerini kabul etmezse, kabul edilmeyen bunalıma girer; sevgisi arttıkça ders çalışma gücünü kaybeder.Derken… bir bakarsın, çıldırmış… 2-Sehavet, enerjiyi ihtiyaç nisbetinde ve meşru yerlerde harcamaktır; ister mal olsun,ister bedenî güç ve ilim..Akıl, zeka enerjisini ilimde harcamak, en üstün sehâvettir. 3-İffet.. Allah Teâlâ’nıninsana vermiş olduğu gençlik kuvvetini evlilikle yahud oruçla teskin etmek iffettir..Gayretli bir genç, cesaretiyle zina ve fuhuştan sakınır; sehâvetiyle zihnini ve duygularını ilme, kalbini zikre yöneltir.İşte onun bu çalışması iffet olur.Demek namuslu; annesinin,bacısının şerefini koruduğu gibi, gayrının da şerefini korur.Başkası hain gözle ehline baktığı vakit, onu tokatladığı gibi; nefsi harama bakmayı arzuladığı zaman nefsini de tokatlar.Bunun için Allah Teâlâ’nın Rasûlü : ‘’Sizden hiçbiriniz, kendi nefsi için dilediğini (din) kardeşi için de dileyinceye kadar (tam) iman etmiş olamaz. ‘’ buyurmuştur. Emin ve mü’min bir genç, dört şeyin bekçisidir: ırz, namus, şeref; mal; can ve din…
__________________ Allahu nâzirî Allahu hâdirî Allahu maî
Konu HamS tarafından (12.07.2008 Saat 20:31 ) değiştirilmiştir..
| 
15.06.2008, 23:01
|
HamS isimli üye'ye teşekkür eden 15 üye:
Ayşe Reşad, barika, Dagistan, DeRCan, diyarbekrî, garib_yolcu, gul555, hafsa, Hak-dilaram, koylu, muallim08, SEHL, siyahsancaktar, tayyibe, ŞüHeDa | | | Tevbe Geciktikçe Zorlaşır (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.01.2008
Mesajlar: 563
Teşekkür etti: 5.822
Teşekkür aldı: 545 konuda 2.279 kere
|
4-Muhabbet; Allah Teâlâ’nın Ulûhiyetini ve Rubûbiyetini kabul etmek, Allah Teâlâ İlah yani ruhların sevgilisi olduğu için O ‘na ibadet etmek; Rabb olduğu için de emrlerine boyun eğdiği gibi yasaklarından sakınmaktır. Bir insan ne kadar Ma’bûd’unu severse , o kadar namaz, oruç, zekat, hac ve cihadla O’na ibadet eder.Ve ne kadar Rabb’inden korkarsa, o kadar yasaklarından sakınır.Henüz genç yaşta bu sevgi ve korku bir insanın kalbinde yerleşmezse, kalbi katmerleşir, kararır, sertleşir; dîni hakîkatini bilmekten âciz kalır.Bu takdirde Allah Teâlâ’yı bırakır; gayrını sever, gayrından korkar. Allah Teâlâ’nın sevgisi ve rızasını kazanmaya yol gösteren, Muhammed Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem ‘ dir; Onsuz dünya ve ahret saadetine ulaşmak imkansızdır. Allah Teâlâ yüz yirmi dört bin peygamberi her kavimden zaman zaman seçip göndermiştir. en son Hazreti Mustafa’yı… Hazreti Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem, en üstün, en seçkin olduğu için, Ona inanmak, Onu örnek edinmek, lider olarak kabul etmek; yüz yirmi dört bin peygambere iman etmekten ibarettir. Beşerin düşüşü bu noktadandır. Nitekim kemâle ermesinin başlangıcı da bu noktadadır. Şöyleki, her bir peygamberin zamanında olduğu gibi, Hazreti Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem zamanında da ve şu ana kadar, şu hâdise devam etmiştir: Ebu Cehil ve tâbî’leri Abdullah oğlu Muhammed’i normal bir insan, nihayet bir reis ve lider olarak görmüşlerdir. Haliyle bir meslekçi kendi mesleğine göre Onun hayatını inceleyince; Onu iyi, mükemmel bir insan görmüştür.Fakat noral insan gördükleri için, başkasıyla teraziye koyup tartmaya kalkışmış…ve azâmetinin idrakinden uzaklaşmışlardır.Bugün Garb mütefekkirleri dahi ve onların tuzağına giren zayıf imanlılar: ‘’Nihayet peygamberler de beşerdir.’’ Deyip, meseleden kaçmaktadırlar. İşte düşüş bu noktada… Yine Hazreti Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem’in zamanında Hazreti Ömer ve ona uyanlar, Hazreti Mustafa’yı bir beşer olarak değil, beşerden Allah Teâlâ’nın Rasûlu, elçisi olarak görürler. İşte bu bakışla Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem’in risâlet şahsiyetine, nübüvvetinin ulûhiyetine hayretle bakar; onu idrak etmeye çalışır… ve tanırlar; örnek tutarlar; yükselirler. Bu gözle Peygamber’e bakmayan, azâmetini idrak edemez.
__________________ Allahu nâzirî Allahu hâdirî Allahu maî
Konu HamS tarafından (17.06.2008 Saat 22:25 ) değiştirilmiştir..
| 
16.06.2008, 12:12
|
HamS isimli üye'ye teşekkür eden 11 üye:
Dagistan, DeRCan, diyarbekrî, garib_yolcu, gul555, hafsa, Hak-dilaram, koylu, SEHL, siyahsancaktar, ŞüHeDa | | | Tevbe Geciktikçe Zorlaşır (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.01.2008
Mesajlar: 563
Teşekkür etti: 5.822
Teşekkür aldı: 545 konuda 2.279 kere
|
Allah Teâlâ’nın Rasûlü’nün azâmetini idrak etmek ve Onu ‘’Rasûlullah’’ kabul etmek, dolayısıyla emrlerine uymak ve yasaklarından sakınmak, Allah Teâlâ’nın sevgisinin ve korkusunun müşahhas misali ve alâmetidir. Şu halde Ona uymayanlar, insanlık şerefinden o nisbette düşmektedirler. Düşüş noktasından Peygamber’e bakanlar, Peygamber’i peygamber olarak değil, Abdullah oğlu Muhammed gördüklerinden dolayı hak yoldan saptılar ve saptırdılar.Peygamberliğin ne olduğunu bilemediler.Ve bu cehaletten,fitne dalgalarının içine girip, şaştılar,şaşırttılar… Hatta Yahudi ve hristiyanların bilginleri dahi, kendi benliklerini kul ile Allah arasına koyup, halkı, kendi nefslerinin istek ve arzularına davet ettiler.. İsmi ne olursa olsun, nübüvveti kabul etmeyenlerin dinleri ve mezhepleri bâtıldır. İşte bu bâtılı Müslümanlara da bulaştırdılar. Her gelen, gideni tenkid etti. İkinci yolda olanlar, benliklerini yok ederek Allah Teâlâ’nın Rasûlü’nün, yani Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in risâlet şahsiyetini halka gösterdiler. Bütün emellerini ölümden sonra Allah Teâlâ’nın rızasını kazanmaya bağladılar.
__________________ Allahu nâzirî Allahu hâdirî Allahu maî | 
17.06.2008, 22:28
| |
HamS isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
| | | Tevbe Geciktikçe Zorlaşır (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.01.2008
Mesajlar: 563
Teşekkür etti: 5.822
Teşekkür aldı: 545 konuda 2.279 kere
|
Bu iki zümrenin arasında fark çoktur.Mesela: Şu ana kadar gayri Müslimlerin çılgınlığına girmeyen Müslümanların bilginleri, ilimlerini, Kur’an ve hadîsi; sened ve tevâtür yoluyla nakletmektedirler.Her gelen, gideni üstün saygıyla anar, aczini itiraf eder; ve hak olan noktaya davet eder.. Bunlar ilimleriyle risâleti idrak ettiler. Allah Teâlâ’nın şu emrine uydular: ‘’Nitekim (Kitap indirmek ve İslam hükmünü bildirmek gibi) içinizde kendinizden bir peygamber gönderdik.Hakîkaten o size ayetlerimizi okusun; sizi (Allah Teâlâ’ya eş tutmaktan, fena ahlak ve günahlardan kurtarıp) temizlesin diye; size Kitap ve hikmeti öğretsin diye.. Tâ ki bilmediğiniz şeyleri bildirsin.. Öyle ise siz de Ben’i anın; Ben de sizi anayım. Bir de Ban’a şükredin. Ban’a nankörlük etmeyin.’’ (El-Bakara 151- 152) Bu ayet-i kerîmelerde, zikir ve şükür emredilmiştir: a- ’’Hakîkaten o size ayetlerimizi okusun diye.’’.. Peygamberler önce ilm-i Tevhîdi, yani iman konusuna aid olan ahkamları tebliğ etmek sûretiyle talim buyurmuşlardır. Binaenaleyh bir gencin ilk öğretimi, iman konusuna aid olan usul bilgilerini, yani esas inanç bilgilerini tahsil etmesidir.Bu esas kalplerde bulûğ çağından önce yahud bulûğun ilk sıralarında nakşedilmezse, çocuklar melekî hislerle şeytânî hisler arasında bocalayıp bunalım girer.Bu yaşlarda bunalımın sebebi, dînî talimlerde kusur etmektir. b- ‘’Sizi (Allah Teâlâ’ya eş tutmaktan, fena ahlak ve günahlardan kurtarıp) temizlesin diye.’’ .. Peygamberler ikinci talimde, ruhu temizleyebilecek temel ahlâkı öğretmişler; mesela hırsızlık, yalan, zina gibi şeylerden, akıl, ruh ve kalpleri temizlemişlerdir.Aslında tezkiye, rûhânîdir; ehli irşâda mâlum olduğu üzere, kötü hisleri uyuşturmak; iyi hisleri, duyguları tahrik etmektir; nefsi tuzaklarından kurtarmaktır.Buna ilm-i tasavvuf denilir.Bu ilim, satreler ve kitaplarla öğrenilmez, nazar ve bakışlarla öğretilir. Zamanımızın gençleri bundan mahrum oldukları için, doğrusu mürşidsiz oldukları için, büyük günah işlemeye cüret alırlar. Gençlerin ikinci hamlede bunu öğrenmeleri gerekir
__________________ Allahu nâzirî Allahu hâdirî Allahu maî | 
21.06.2008, 15:34
| |
HamS isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
| | | Tevbe Geciktikçe Zorlaşır (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.01.2008
Mesajlar: 563
Teşekkür etti: 5.822
Teşekkür aldı: 545 konuda 2.279 kere
|
c- '''Size Kitap ve hikmeti öğretsin diye.’’.. Peygamberler ikinci hamlede, tezkiye ile, halkın kalplerinde üstün mahkemeyi tesis etmişlerdir. Üçüncü hamlede, dış mahkeme olarak da helal ve haramı talim etmişlerdir. Aslında bugün zamanımızda bu talim çok eksik olduğundan ve insanların şeraitten uzaklaşmasından dolayı, her bir ferde on polis dahi yetmez. Çünkü polis de iğfal edilebilir, görmedikleri yer çoktur. Çünkü polise ihtiyac, iç mahkemenin yıkılışındandır,yani tezkiyenin olmamasından.Tezkiyesiz hukuk, ruhsuz heykel gibidir.İşte şeriat denilen şey, bu iki hukuktur.Demek vahye dayalı olmayan hukuk,nizam ve intizam; avcı ve avın oyunundan ibarettir.Gençlerin tezkiyeyi ihmal etmemeleri ve zahirde de şeraitin emr ve yasaklarını öğrenmeleri gerekir. d-‘ Tâ ki bilmediğiniz şeyleri bildirsin.’’.. Bundan sonra peygamberler, insana, akıl, zeka ve ilimleriyle tahlil edemeyeceği birçok şeyleri öğretmişlerdir. Binaenaleyh dînî talimin başlangıcı ve nihayeti, özet olarak: tilavet, tezkiye, helal ve haramı öğretmek yani ilmî ve amelî hikmet, kalbî ilimler olmak üzere dört husustur.Bunların başlangıcı zikir ve nihayeti de zikirdir.Ve bunların hepsi Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittiba’ etmekte hududlandırılır.Allah Teâlâ’nın sevgisi de Peygamber’e uymaktan ibarettir.Nitekim ‘’(Habîbim) De ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin…’’ (Âl-i İmrân 31)buyrulmuştur. Yine birinci yolda olan, yani Peygamber’i Muhammed bin Abdullah görenler, şahısları hedef göstererek, Müslüman gençleri heder etmektedirler. Bunun örneği reformculuk, Vahabîcilik, Hâricîlik ve Şîa akımıdır. İkinci yolda olan, yani Muhammed bi Abdullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i, Rasûlullah yani Allah Teâlâ’nın elçisi ve seçtiği kulu olarak görenler; Onun ashabının şerefini korumakta ve Ona uymaktadırlar. Binaenaleyh şu iki hadîsi ve yukardaki ayet-i kerîmeleri gençleri hayat düsturu olarak kabul etmeleri gerekmektedir: ‘’Size Allah Teâlâ’dan korkmayı, habeşî bir köle olsa dahi (amirinize) kulak vermeyi ve boyun eğmeyi tavsiye ederim.Gerçek şu ki, Benden sonra sizden yaşayan, elbette birçok ihtilafları görecektir.Bu takdirde size Benim sünnetim ve Benden sonra rüşd ve hidayet yolunu gösteren halîfelerimin sünneti gerek;ona tutunun, (aç kimse bütün dişleriyle ekmeğe sarıldığı gibi) sımsıkı sarılın.. Sizi yeni çıkan modalardan sakındırırım. Çünkü yeni çıkan her moda bid’attir.Ve her bid’at dalâlettir.’’
__________________ Allahu nâzirî Allahu hâdirî Allahu maî
Konu HamS tarafından (12.07.2008 Saat 20:25 ) değiştirilmiştir..
| 
29.06.2008, 19:03
| |
HamS isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
| | | Tevbe Geciktikçe Zorlaşır (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 27.01.2008
Mesajlar: 563
Teşekkür etti: 5.822
Teşekkür aldı: 545 konuda 2.279 kere
|
‘’Ön dişleriyle ısıranın ısırışı gibi ısırın.’’ Cümlesinde tasvir ve istiâre vardır. Yani ihtilaftan dolayı yolları birbirine karıştırıp şaşıran kimsenin hali, açlıktan gözü görmez, var gücüyle bulduğu ekmeğe sarılanın haline benzetilmiştir. Maksad son derece sünnete ehemmiyet vermektir.Bunun için mubalağa yoluyla beyan edildi. Ehli sünnet velCemaat, tüm ashabı hayr ile yad etmektedirler.Zira hepsi Peygamber’in sohbetiyle şereflenmişlerdir.Kemâl-i ittiba’ ile ardınca gidenler, evliya olmuşlardır.. Onlara da hürmet etmişlerdir ve ederler. Evliya yani Allah Teâlâ’nın dostları veya ashâb-ı kiramdan birinin şerefine dokunulduğu zaman, dokunandan İlâhi feyz kesilir. Feyzin kesilmesiyle ruh çırpınır ve günahlara sarılır.Bu da zulmün bir çeşididir.İşte bu zulme tevessül eden kimseden Allah Teâlâ intikam alır. İşte apaçık olarak bu hadîs-i şerîf Müslümanlara kuvvetli bir mesaj veriyor. Müslümanların bu zamandaki vazifeleri; Kur’an ve hadislerin manalarını, ashabın kanalından hüküm bildiren müctehidlerin sözünden almaktadır.Çünkü enerji misali Kur’ân-ı Hakîm, hadîs-i şerîfin barajında kemiyetleşir.Hulefâi Râşidîn başta olmak üzere, vahyi müşahade eden ashabdan fukaha olanların kalblerini taşıyan her bir müctehid, birer direk gibidir.Hatta ashab trafo, müctehidler ise birer lamba gibidir.Binaenaleyh Kur’ân’ın füyûzâtını, zamanımıza kadar gelen kabloları taşıyan ulemaya bağlanmak şarttır.Hiçbir kimse ‘’Ben de ashab ve tâbiîn gibi yahud tebei tâbiîn gibi, vasıtasız olarak Kur’ân ve hadis metninden yahud meallerinden hüküm alıyorum.’’ Diyemez. Ayaa! ... Bir İstanbul şehrinden, faraza Bursa şehrine, barajın cereyanı vasıtasız gitmiyorsa; menbaındaki su,İstanbul şehrine borusuz ulaşamıyorsa; Asrı saadetten bu zamana Kur’ân ve hadislerin manaları ve feyzleri, nasıl vasıtasız ulaşabilir?!. Konuya dönelim.. Ayet-i kerîmede: ‘’Ey iman edenler, Allah ‘a itaat edin. Peygamber’e ve sizden olan emr sahiblerine itaat edin. Eğer bir şey hakkında çekişirseniz, onu Allah’a ve Peygamber’e döndürüp müracaat edin…’’ (En-Nîsâ’ 59) buyrulmuştur. Hüküm döndürelecek kimselerin hakkında ulemâ ihtilaf ettiler.Bazıları ulu-l emr; bazıları fukaha; bazıları da her iki taife olduğunu söylediler.Son söz öncelik kazanmıştır. Hadîs-i şerîfte: ‘’Nerde olursan ol, Allah’tan kork. Fenalıklardan sonra iyilik yap ki, onu yok edesin. İnsanlara güzel ahlakla davran.’’ buyrulmuştur.
__________________ Allahu nâzirî Allahu hâdirî Allahu maî | 
12.07.2008, 20:25
| |
HamS isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
| | | adıdeğmez....
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 2.722
Teşekkür etti: 15.851
Teşekkür aldı: 2.577 konuda 9.506 kere
| Allah razı olsun.. emeğine, ellerine sağlık kardeşim..
okunsun inşaAllah 
__________________ ...Allâhumme eınnî alâ zikrike ve şukrike ve husni ibâdetik... | 
18.07.2008, 16:24
| |
hafsa isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
| | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:03 .
Powered by: vBulletin Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 Bazaar Desings |