Kültür Sanat Büyük Ödülü Sezai Karakoç'un
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından verilen 'Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nün 2006 yılındaki sahibi şair, yazar ve düşünce adamı Sezai Karakoç oldu.
9 kişiden oluşan 'Değerlendirme Kurulu', 1979'dan bu yana her yıl verilen Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nün Türk şiirinin günümüzdeki en büyük ustalarından biri olan Sezai Karakoç'a verilmesini kararlaştırdı.
Karakoç, "insanda insani duyguların canlı algılar halinde yaşayarak gittiği büyük şiir yatağında akması, insanlık macerasında ruhun ve milletin özelinde yüksek bir ifadeye kavuşmuş olan tarihi yeniden yapılanma fırtınalarını şiirlerinde yansıtması" sebebiyle ödüle layık görüldü.
Ödülün gerekçesinde ayrıca "Şiirlerinde çarpıcı benzetme ve imgelerle, daha önce denenmemiş sentezlere ulaşan bir sanatçı olarak tanınan Karakoç, Türk edebiyat dünyasında mümtaz bir yere sahip bulunmaktadır." ifadesine yer verildi.
'Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nün bu yıl 2006 Nobel Edebiyat Ödülü'nü alan Orhan Pamuk'a verilmesi de gündeme gelmiş, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Faruk Bayrak bu teklifi TBMM Genel Kurulu bütçe görüşmelerinde tartışmaya açmıştı.
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç da basında, ödülün Pamuk'a verileceği yönünde çıkan haberleri değerlendirirken; "Ödülün gideceği kişiyi kurul belirler. Bana sorarlarsa Pamuk'un almasında sakınca görmem." yorumunu yapmıştı.
Kültür ve Sanat Büyük Ödülü; Türk tarihi, edebiyatı, dili, sahne sanatları, arkeoloji, sinema, karikatür gibi büyük kültür ve sanat dallarında ortaya koyulan nitelikli eserlere veriliyor. Her yıl belirli bir alanda verilen ödül, geçtiğimiz yıl mimari alanında Turgut Cansever'e, önceki yıl da tarih alanında Prof. Dr. Halil İnalcık'a verilmişti.
'Diriliş' düşüncesinin mimarı
1950'li yılların ilk yarısında, Mülkiye'de öğrenciyken çıkardığı 'Şiir Sanatı' dergisiyle edebiyat dünyasında adını duyuran Sezai Karakoç, yine aynı yıllarda yazdığı Monna Rosa şiiriyle dikkatleri üzerine çekti.
İlk şiirlerini yayınlamaya başladığı yıllarda 'İkinci Yeni' akımının önemli isimleri arasında yer alan Karakoç, daha sonra şiirdeki bu tarzını kendi şiir dili olarak benimsedi ve benimsetti.
Zamanla şiirini geleneğe daha da yakın kıldı, İslam kültüründen daha fazla yararlanmaya başladı. On sekiz yaşından itibaren ömrünü düşünmek ve yazmakla geçiren Karakoç, yirminci yüzyıl Türk şiirine yeni bir ses, yeni bir nefes getirdi, Türk-İslam düşüncesine taze bir açılım kazandırdı. Kendi kuşağı, Batı düşüncesiyle İslam düşüncesinin belki de ilk hesaplaşmasını onun yazılarından okudu.
İlk yazıları 1950'li yıllarda Büyük Doğu'da yayımlanan Sezai Karakoç'un yazıları 1963'ten itibaren Yeni İstanbul, Bâbıâlide Sabah ve Milli Gazete'de yayınlandı. 1960'lı yıllarda Diriliş dergisini çıkarmaya başlayan Sezai Karakoç, dergide ve yayınladığı kitaplarda İslam medeniyetinin yeniden dirilişini işledi.
1974'ten sonra Diriliş dışında hiçbir yerde yazmadı. Diriliş, edebiyat ve sanat dergisi olmasının yanı sıra İslam düşüncesi ve siyasetinin şekillendiği bir yayın organı da oldu.
Dergide Doğu ve Batı klasiklerinin yanı sıra çağdaş şair ve yazarların eserlerine sıkça yer verildi. Edebiyat ve düşünce hayatını 'diriliş nesli' dediği yeni bir gençliğin yetişmesine adayan Karakoç'un adı 'Diriliş dergisi ve düşüncesi' ile özdeşleşti.
Şiirlerinin yanı sıra hikayeler, piyesler de yazdı. Bütün şiirleri daha sonradan Gün Doğmadan adıyla tek kitapta toplandı. Kitaplarını kendi kurduğu Diriliş Yayınları dışında bir yayınevinde yayınlamayan Karakoç, 1990 yılında Diriliş Partisi'ni (DİRİ-P) kurdu.
Ancak parti, 1997'de iki genel seçime girmediği gerekçesiyle kapatıldı. Son derece mütevazı olan Sezai Karakoç'un parti lideri oluncaya kadar kimse bir fotoğrafını dahi edinemedi.
Sezai Karakoç, 1933 yılında Diyarbakır'ın Ergani ilçesinde dünyaya geldi. İlkokulu 1944'te Ergani'de bitirdi. Maraş Ortaokulu'na parasız yatılı öğrenci olarak girdi. 1950'de Gaziantep Lisesi'nden, 1955'te Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu.
Maliye Bakanlığı bünyesinde pek çok resmi görevde bulundu. Görevi icabı Anadolu'yu gezdi. 1965'ten 1973'e kadar birçok kez istifa etti. Son olarak 1973 yılında Gelirler Genel Müdürlüğü İdari Davalar Müşavirliği görevinden ayrıldı.
Sezai Karakoç, 1968'de MTTB Millî Hizmet Armağanı'nı, 1970 yılında Gümüş Hürriyet Madalyası'nı, 1982'de Türkiye Yazarlar Birliği Hikâye Ödülü'nü, 1988'de Üstün Hizmet Ödülü'nü, 1991'de XII. Dünya Şairleri Kongresi'nde World Academy of Art an Culture Ödülü'nü aldı.
Kültür ve Sanat Büyük Ödülü'nün büyük şair ve düşünce adamı Sezai Karakoç'a verilmesi edebiyat dünyasında büyük bir memnuniyetle karşılandı. SEZAİ KARAKOÇ NOBEL'İ HAK EDİYOR
Şair ve yazar Erdem Beyazıt, Karakoç'un büyük ödüle layık görülmesiyle ilgili olarak, “Bana sorarsanız Orhan Pamuk da haketmiştir ama esas ondan evvel Sezai Karakoç'un hakkıydı Nobel. Ben öyle düşünürdüm.
Daha 20 yıl evvel Orhan Pamuk pek ortada yokken Sezai Karakoç'un bu ödülü alacağını hayal eder, konuşurduk” dedi. Cemal Süreya'nın da aynı görüşü dile getirdiğini anlatan Beyazıt, şöyle devam etti: “Fakat en azından Kültür Bakanlığı'nın böyle bir karar vermesi doğrusu beni çok memnun etti.
Çok ender rastlanan bir fikir adamı ve şairdir Sezai Karakoç. Türkiye'nin, modern Türk şiirinin ufuklarını çok genişletmiştir. Tarihi bir derinlik, metefazik bir derinlik katmıştır. Ödül, çok büyük bir ustaya verilmiştir.”
BAŞKASINA VERİLSEYDİ SÜRPRİZ OLURDU
Şair ve yazar Hilmi Yavuz, haberi Yeni Şafak'ta okuduğunu ve büyük bir mutluluk duyduğunu belirterek, şunları söyledi:
“Türk şiiri adına bu büyük ödülün Sezai Karakoç'a verilmesi sizin de manşetinizde belirttiğiniz gibi büyük bir onurdur. Bakanlığın seçimini son derece isabetli buluyorum.
Sezai Karakoç, edebiyatımızı aslında o büyük şiir geleneğimizi temsil ediyor. Bu geleneğin ödüllendirilmesi son derece önemliydi. İkinci olarak da geleneği bugüne taşıyan şairlerin en önemlilerinden biri olarak Sezai Karakoç'a verilmesinden büyük bir itmi'nan hissi duyduk ve çok memnun olduk. Benim için sürpriz olmadı. Sürpriz bir başkasına verilmesi olurdu.
Sezai Karakoç bu ödülü çoktan hak etmişti. Hatta daha büyük ödülleri de hak etmiştir bana sorarsanız. Kendisini yürekten kutluyorum. Eski bir arkadaşımdır zaten. Kendisini yürekten kutluyorum, görüşememekten de şikayetçiyim.”
Şair Cahit Koytak ise, “Sezai Karakoç gibilerini ödüllerle tartabilecek durumda değiliz. Böyle insanların, ödülleri çok aştıklarını düşünmek lazım. Ödül, Sezai Karakoç'tan çok ödülü verenlerin ve bu ödülün verilmesine sevinecek olanların yaşayacakları bir onurdur” dedi.
KARAKOÇ GENLERİMİZE İŞLEMİŞTİR
AK Parti Sakarya Milletvekili Süleyman Gündüz, “Kendi medeniyetini, milletini ve insan duruşunu en iyi tanımlayan ve en iyi anlatan bir şair olarak Sezai Karakoç hepimizin genlerinde mevcuttur” diye konuştu. Karakoç'un, Doğu ile Batı'yı en iyi tanımlayan, kendi medeniyet havzası içinde yetişmiş bir şair olduğunu ifade eden Gündüz, şu görüşleri dile getirdi:
“Bir deneme ustası, bir öykü ustası ve bu ülkede Diriliş neslinin mayasını oluşturmuş bir insan. Ödül verilmiş olması belki geç kalmış bir davranıştır ama şüphesiz bu tür insanların vefatından önce anımsanması önemli bir kadirşinaslıktır. Onu selamlıyorum.”
Kendisi Türk şiirine bir ödüldür Haydar Ergülen: (Şair): Sezai bey bütün ödüllerin üstündedir. Ödülü küçümsemek için söylemiyorum ama onun ödüle ihtiyacı yoktur. Şair olarak tavrı da en az şiiri kadar önemli ve örnek alınması gereken bir tavırdır diye düşünüyorum. Benim için şairin görünmemesi esastır. O da görünmüyor. Çok sevindim. Ödülü kabul etse de etmese de gerçekten Türk şiirine kendisi çok büyük bir ödüldür. Sezai beyin hem şiiri ve hem de tavrı bir ödüldür. Bu ödül de ona bir saygı olarak adlandırılabilir.
Benim de sevdiğim şair
Ülkü Tamer: (Şair): Olumlu karşılıyorum. Sezai Karakoç benim de çok sevdiğim bir şair. Yılların şairi. Böyle bir ödülü hak ettiğini düşünüyorum. Helal olsun.
Bekir Sıtkı Erdoğan (Şair): Helal olsun. Ben bir şairim. Bunun dışında benim bir şey söylemem doğru olmaz. Biz şairler hakkında başkaları karar versin.
Türk şiirinin zirvesi İsmail Kıllıoğlu (Hikayeci):
Geç bile kalındığını düşünüyorum. Karakoç, Türk şiirinin zirvesi. Türk şiirini kendine özgü biçimde yenilemiş, düşünce alanında kültür ve özellikle de uygarlık yorumlarıyla da ufuk göstermiştir. Takdir edilmesini kadirbilirlik olarak görüyorum. Bu kendi değerlerimize sahip olmak, ona bir bakıma saygı gösterme anlamına gelir.
G
eç bile kalındı
Ziya Bakırcıoğlu (Yazar): Geç kalınmış bir ödüldür. Yaşantısı ve mizacı itibarı ile kendisini cemiyetin dışına çektiği için orada kimse yokmuş gibi göründü. Fakat orada şiiri, eserleri ve fikirleri ile bir dev vardı. Bu ödülü alması gerekenlerin başında geliyordu.
Karakoç, ihtilaller yaşamış, itilmiş ve dışlanmış, 50-70 yaşları arasındaki bizim neslin vicdanı olan bir şairdi. Biz öfkemizi, hicranımızı, ümidimizi ve imanımızı onun şiirlerinde bulmuşuzdur.
İki sevinci bir arada yaşadık Ali Ural (Yazarlar Birliği Genel Başkan Yardımcısı): Bir bayram sabahı iki büyük sevinci birden yaşadık: Birisi Sezai Karakoç'a büyük ödülün verilmesi, diğeri ise bir kültür haberinin günlük bir gazetenin manşetine taşınmasıydı.
İsim, Türk şiiri ve düşüncesinin zirve ismi Sezai Karakoç olunca haber karşısında heyecan duymamak elde değil. Bu güzel tavrın yeni bir milat oluşturmasını umuyoruz.