17 Cemaziye'l-Evvel 1429
22 Mayıs 2008, Perşembe
17 Cemaziye'l-Evvel 1429
22 Mayıs 2008, Perşembe
Ayet
Onlar; baslarina bir musibet gelince,Biz süphesiz (her seyimizle) Allah'a aidiz ve süphesiz O'na dönecegiz 'innalillahi ve inna ileyhi raciun' derler.
Bakara-156
hadis
Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu: "Bir topluma akıllarının almadığı bir şeyi anlatma ki, bazıları için bulantı sebebi olmasın.
Muslim

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

Hak-dilaram'a nasıl ulaştınız?
Arama Motorlarından: 13,54%
Mail Gruplarından: 4,32%
Arkadaş tavsiyesi: 37,75%
Başka Forumlar Aracılığıyla: 12,97%
İnternette gezerken: 26,51%
ulaşıldım: 4,90%
Katılımcı sayısı: 347. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 68 (15 Kayıtlı ve 53 Misafir) bulunmaktadır.

Online  derail, devr-i alem, dilerim, Dilnihad, evva, HAKKAKUL, HamS, hiranur, kebirulcady06, nur talebesi, Sakallı, suheda mesutizm


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

İncİler Maİl Grubu


Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

BiZiM uFaKLıKLaR...
suheda isimli üyenin, BiZiM uFaKLıKLaR... Albümünden

BiZiM uFaKLıKLaR...
suheda isimli üyenin, BiZiM uFaKLıKLaR... Albümünden

BiZiM uFaKLıKLaR...
suheda isimli üyenin, BiZiM uFaKLıKLaR... Albümünden

BiZiM uFaKLıKLaR...
suheda isimli üyenin, BiZiM uFaKLıKLaR... Albümünden

KarmaKarışık...
suheda isimli üyenin, KarmaKarışık... Albümünden

KarmaKarışık...
suheda isimli üyenin, KarmaKarışık... Albümünden

KarmaKarışık...
suheda isimli üyenin, KarmaKarışık... Albümünden

KarmaKarışık...
suheda isimli üyenin, KarmaKarışık... Albümünden




Hak-dilaram » GENEL » Genel Kültür » "Allah" kelimesinin PsIkolojik Tedavide Etkisi
Cevapla
 
Seçenekler
. . . . . . . .
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 12.503


Yarışma Puanı: 380
Teşekkür etti: 20.036
Teşekkür aldı: 8.809 konuda 27.512 kere
Pfeil "Allah" kelimesinin PsIkolojik Tedavide Etkisi

Musluman Olmayan PsIkiyatristler "Allah" kelimesinin PsIkolojik Tedavide Etkisini Kesfetti!

Hollandali PsIkiyatrist Vander Hoven, hastalarda ve normal insanlarda uyguladigi yeni deneyi Kur'ân okumanin ve Allah kelimesini tekrar etmenin etkilerini acikladi..
Hollandali profesor arastirmasinin ve calismalarinin uc yil surdugunu soyledi.

Hastalarindan bazilari musluman degildi, bazilari Arapca bilmiyordu ve "Allah" kelimesini soylemeyi ogrendiler; sonuc muhtesemdi ozellikle tansiyon ve stres problemi olanlar icin.

"El Vatan" isimli Suudi gunluk gazetesi, Arapca okuyabilen ve duzenli Kur'ân okuyan insanlarin psIkolojik hastalıklardan kendilerini rahatca uzak tutabildiklerini soyledi.

PsIkolog "Allah" kelimesindeki her harfin hastaliklara nasil tedavi oldugunu acikladi.

"ALLAH" kelimesindeki ilk harf olan (A)yi soylemek respiratory sisteminden gelen bir ses ve nefes alisinizi kontrol ettigini belirtti.

Arapcadaki sesli harf (L)yi teleffuz ederken dil ust dudaga hafifce deger ve bu bir duraklamadir. Ondan sonra tekrar ayni nefes kontrolunu yapmak (tekrar (LA) demek) aspiration u rahatlatir.

Ayrica, son harf olan (H)yi soylerken cigerler ve kalp arasinda baglanti kurulur ve bu baglanti kalp atislarini duzenler.

Arastirmanin ilginc yani ise, arastirmayi yapan profesorun musluman olmamasi ve fakat Islâmî ilimleri arastirmasi ve Kur'ân'daki sirlari ogrenmeye calismasi.

Cenâb-i Hak Kur'ân-i Kerîm'de de [meâlen] "Kalpler Allah'i
zikretmekle tatmin olur"
(42:53) buyurmaktadir.

[Katar "Arraya" gazetesinden cevrilmistir, 24 Mart 2002]
__________________
“Bâki kalan bu kubbede, hoş bir sadâ imiş"


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 12.01.2007, 22:33 monaroza isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #1
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
Kayıp Şehrin Yolcusu !
 
alem-i ervah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 10.11.2006
Mesajlar: 1.541


Yarışma Puanı: 820
Teşekkür etti: 1.667
Teşekkür aldı: 1.142 konuda 3.578 kere
Blog-Yazıları: 8
Allah razı olsun....

İnşallah dilimizle de kalbimizle de sürekli onun ismini zikrederiz....

V'esSelam
__________________
Tığ-i sertiz-i zekamız kırk yararken bir kılı
Biz de mecnunsak eğer kimdir cihanın âkılı?



http://ervah.blogcu.com/
eski 12.01.2007, 22:54 alem-i ervah isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #2
alem-i ervah isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
. . . . . . . .
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 12.503


Yarışma Puanı: 380
Teşekkür etti: 20.036
Teşekkür aldı: 8.809 konuda 27.512 kere
ALLAH Zikrininkalpleri akord edişi

Zikir, hareket (ritm), ses ve nefes unsurlarını içeren koplike bir yöntemdir..

Bu değişik unsurlar bir ahenk içinde birlikte çalışarak ilâhî bir orkestrasyon oluştururlar.

Zikir hareketleri 1’li, 2’li, 3’lü ve 4’lü ritmlerden kuruludur. Bu ritmler, kendi içlerinde değişik hızlarda uygulanırlar..

Hareketlerin amacı; beyni ve bedeni aktive etmektir..

Bu salınım hareketleri, özellikle beyin içindeki epifiz ve hipofiz bezlerini tahrik ederek, daha güçlü çalışmasına neden olmakta ve beyinde yeni devreler, yeni nöron gruplaşmaları kurulmaktadır.. Kurulan bu yeni devreler, birbirleri arasında uyumlu hale geçerek, güçlü bir senkronizasyon sağlanmaktadır..

Bu ise, olağanüstü yeni imkanlar demektir..

Hipofiz bezi, kalp gözünün açılmasında, yani duyu ötesi görme sisteminin çalışmasında etkili olan bir bezdir..

Epifiz bezi ise, ruh gözü ile ilgilidir.. Duyular ötesi sezgi sistemini çalıştırır..

Dolayısıyla bu bezlerin harekete geçişi, duyular ötesi âleme girişi başlatır..

Bedendeki bezlerin patronu durumundaki hipofiz bezinin güçlü çalışması, otomatik olarak diğer bezleri de etkiler.. Bedendeki tüm salgı bezleri ve bu bezlere bağlı enerji merkezleri, şimdiye kadar sessiz kalmış, bilinmeyen fonksiyonlarını icra etmeye başlar..
Beden güçlenir ve yenilenir..

Yine bu hareketler, iç kulak içindeki sıvının hareketini sağlar. Bu sıvının içindeki sinir uçları uyarılarak değişik oluşum ve açılımlara yol açar..

Dervişlerin salınım ve dönüşlerini inceleyen bazı bilim adamları, olumlu sonuçlarını tespit ederek, özellikle zekâya yönelik hastalıkları, hastalara bu salınım ve dönme hareketlerini yaptırarak tedâvi etmeye başlamışlardır..

Zikirde verilen ritmlerle evrenin var olan ritmi yakalanır..
Ritim, evrenin nabız atışlarıdır..
Kalbin kendisi de bu ilahî ritimle çalışır..
Her an zikirdedir..
Nefesimiz de bir başka ritimle sürekli zikir yapar..

Zikrin değişik ritimlerle bedendeki dansı; ebedî sevgiliye, Allah’a sesleniştir..

Dolayısıyla zikir, evrensel entegrasyonda çok önemli bir unsurdur..

Zikir yaparken ALLAH sözü, ALLAH isimleri veya ALLAH tamlamaları kullanılır...
Amaç; Allah’a çağrıdır.. Kutsallığa çağrıdır..

ALLAH adı söylendikçe büyük bir enerji açığa çıkar..
ALLAH adı bir motor güçtür.. Bir reaktördür..
Enerji üretir ve dağıtır..
İlâhî enerji üretiminin temel taşı ALLAH adıdır..
ALLAH adı söylendikçe bir radyoaktif ışıma ortaya çıkar..

Ve.. Bilinen radyasyon olayı gibi herkesi etkiler..
Ruhları ve bedenleri arıtan ve damıtan bir etlidir bu..
İyiye, doğruya ve güzele yöneltir..

Zikre başlandığı anda âdeta bir enerji santrali işlemeye başlar..
Madde ötesi boyutlardan, madde boyutuna doğru ilâhî enerji akımı oluşur..

ALLAH adı bir anahtar, bir şifredir..

Bugün gelişen teknoloji sayesinde ses titreşimleriyle açılan kapılar yapıldı..
Aynen bunun gibi ALLAH adı da kalplerin kapısını ilahî âleme açar..
İnsan ruhunu ve bedenini akord eder..
Hücreleri ve atomları yüksek kozmik titreşimlerle uyum içine sokar..
ALLAH / insan senkronizasyonu kurulur..

Kitlenmiş olan beden enerji merkezleri ALLAH ismiyle açılır..

Havada normal nefes yoluyla alamadığımız çok ince değerlerde bir enerji türü bulunur..
Zikirde gerek nefes alırken, gerek nefes verirken uygulanan vurgu sistemiyle, damağa ve burun köküne vurulan nefes ayrışarak içindeki “özel enerji”, önce beyine, sonra sağ ve soldaki enerji kanallarından bedene yayılır..

Beyni ve bedeni şarj ederek bu tür enerji eksikliği nedeniyle çalışamayan enerji merkezlerini çalıştırmaya başlar..
Temizleyici, iyileştirici ve kalitelendirici işlev görür..

Beyinin bugünkü tıp tarafından henüz çözülemeyen bölümleri, gerçek fonksiyonlarını ifâ etmeye başlar..

Elektrik enerjisi olmadan bir elektronik âlet nasıl çalışmazsa, gerekli özel enerji olmadan da beyinin bu bilinmeyen bölümleri çalışmaz..
İşte, olağanüstü bazı olaylar ancak bu esrârengiz bölümlerin çalışması ile ortaya çıkar..
İnce enerji çekimi ile bedende biriken olumsuz enerjiler de boşaltılır, beden rahatlar..

Aktive edici etkilerden biri de müziktir.. Müzik ilahî âlemden indirilen mutluluk partikülleridir.. Vecd katsayısını yükseltmek için kullanılır.. Bilge şiirleri üzerine bestelenmiş ilâhiler duygusal değeri ve müzikalitesi ile çoşku dozajını yukarı çeker..
Kalpleri etkileyen yüksek heyecanlar ve hazlarla dervişi hızla ergime noktasına taşır..
Egonun kabuklarını soyar.. Aşk yolunu açar.. Evrenin sevgi sistemine ulaşmayı kolaylaştırır.. Aşksızları aşka çağırır..

Zikir, içtenlik, saflık ve kendini bırakışla yapılmalıdır..
İnsanın kendini olduğu gibi zikre vermesi, zikrin ve vecdin ilk şartıdır..

Gerçek vecd, gerçek ilahî entegrasyon,
gerçek ergime noktası bu kendini bırakışla başlar..

Vecd aydınlığa giden yoldur..

Vecd halinde, zihin ve beden bilinmeyen değişimlere uğrar..

Zaman, mekân ve düşünce sınırlarının ötesine geçilir..

Bilgi ve güç temizlenen zihne dolar..Vecd haline bağlı olarak enerji inişi çoğalır..

Metafizik alışverişin boyutu boyutu artar.. Enerji duvarı aşılır..

Eski bir İZLENİM dergisinden alınmıştır.

Vee:

ALLAH ZİKRİNİN FAYDALARI

Zikir, gönlü Allah’a çevirmektir, Allah’a davettir.. Allah’a yakınlaşma metodudur..

Kutsal güçle etkili bir ilişki kurma yoludur.. Zikir, ibadetlerin temelidir..Allah’ın ilk emridir.

Zikrin dışındaki tüm ibadetler de Zikrullah icrası içindir..Zikrullah nedeniyledir.. ALLAH adını öğretmek ve söyletmek içindir..

Kalpler Allah’a doğru çoşku ile yöneltilirse, tüm kusurlar, ilahî aşkın ateşinde yok olup gider.. Söze gelmez, dile sığmaz nitelikteki huzur ve mutluluk halleri yaşanır.. Atmosfer, güçlü titreşimlerle ve ilâhî enerji ile dolar..

Zikir, düşüncenin Allah’a doğru sürekli akışıdır.. ALLAH katına giden kutsal yoldur.. Karanlıktan ışığa, ızdıraptan mutluluğa, bilgisizlikten bilgeliğe, sevgisizlikten sevgiye yükselten bir araçtır..

Bilgelik ateşi ancak ALLAH zikriyle tutuşmaktadır.. Zikrullullah sayesinde kalpte, beyinde ve sinir sisteminde büyük değişimler olmakta, yeni enerji akımları, yeni kanallar, yeni hücreler oluşmakta, beden kimyası değişmektedir.. Beyin vasıtasız sezgisel bilgiye açılmakta, bir çok gücün ortaya çıkmasına ortam hazırlanmaktadır..

Bir üst planın gücü ve şuuruyla hareket başladığından birtakım olağanüstü haller tecelli etmektedir.. Üst seviyede manevî sırlar ve incelikler açılmaktadır.. Duyular üstü idrak başlamakta, kaba idrak alanından ince idrak alanlarına geçildiği için madde ötesi ince oluşumlar fark edilmektedir..

Normal duyu organlarının imkanları aşılarak, zahirden bâtına geçiş başlamaktadır..

Zikir, canı sevgiliye verip, sevgilinin canı olmaktır..

Damladan ummâna geçiştir..

Allah’ın aşkına ve rızasına talip olmaktır..

İnsan zikirle Allah’ın dostluğuna (velâyet makamı) kavuşur.. Kalbini ALLAH ilmine açar, ikilik gider, birlik başlar.. Ruh maddenin sonlu yapısından, madde ötesinin sonsuzluğuna akar.. Kişisel irade, ALLAH iradesinde eritilerek yepyeni ilâhî bir benlik kazanılır (fenâfillah ve bekâbillah) Kuru bilgiden yaşayan bilgiye, potansiyel bilgiden dinamik bilgiye geçilir.. Üç boyutlu âlemin sınırları çok boyutlu âleme açılır; zaman ve mekân üstü açılımlar başlar. Fizik ötesi zenginlikler, fizik alana yansıtılır..

Zikir Allah’la büyük buluşmadır..
Allah’ın eğitimine, üniversitesine girmektir..

İnsanı ilâhî enerji ile senkronize hale getirerek akord eder.. Yüksek rafinasyon sağlar..

İç enerjinin yükselişi ile ego(nefis) damıtılır..

Günah (hata) oluşumunu engelleyerek, kötülüklere karşı engel oluşturur..

Kişiyi koruma altına alır.. Beyni gereksiz düşüncelerden temizler, sevgi dozajını yükseltir.

Sevgi yeteneğini arttırır, sevgi iklimi oluşturur.. Sevgi pınarları kaynatır..

Korkuları giderir, özgüven verir..

Olayların ve ortamların bağlayıcı niteliğinin aşılmasına yardım eder..

Dünya markajından kurtuluşu öğretir.. Ruhsal erozyonları önler..

Rahmet kapılarını açar, zulmet kapısını kapatır..

Gökler ile yer arasında koordinasyon sağlar..

Sonsuzluğun senfonisi başlar..

Oluşan evren/insan bütünleşmesi “ilahî kariyeri” yükseltir..

Zikir, gönülleri aşk okyanusunda yıkar..

İlahî muhabbeti uyandırarak, iyiye- doğruya- güzele yöneltir..

Rızkı ve bereketi arttırır.. Yaşamı yüksek standartlara çeker..

Tüm gönül ve beyin dinamiklerini ateşler..

Ruhun sonsuzluk özlemine cevap verir..

Büyük içsel doyumlar oluşturarak, doygunluk katsayısını yükseltir..

Mânâ sofraları açar..

Yaşama fizik ötesi boyutu ekler..

Duaların kabul edilme oranı ve hızı artar..

İlahî enerjinin ve bilginin problemleri otomatik olarak çözümlemesine yol açar..

Yaratıcı ile yaratılan arasındaki kaçınılmaz bağ bütün ihtişâmıyla ortaya çıkar..

En büyük uzmanla iş yapmanın doyumsuz zevki filizlenir,
yaşam yepyeni bir lezzetle tatlanır..

Mânevî topoğrafya zenginleşir..

Büyük güce yöneliş, büyük avantajlar getirir..

İlâhî aşkın herşeyin esâsı olduğu görülerek insânî kemâlin zirvesine ulaşılır..

Benlik havuzunun duvarlarını parçalayıp, aşk okyanusuna dâhil olunarak Allah’a kavuşulur..

İZLENİM






MUTLAKA OKUMALISINIZ! Enteresan..

Kâinatta yaratılmış ne varsa hepsi de-hepimiz de-her şey de Allah’ın esmâsıyla varlık ve hayat buluruz!

Birbirimiz arasındaki fark; bizim oluşum formülümüzdeki isimlerin güç farkıdır!

Bazı isimler birimizde daha fazla ağırlıktadır, bazı isimler diğerimizde daha fazla ağırlıktadır. Dolayısıyla de birbirinden farklı varlıklar meydana gelmiştir.

Esas itibariyle bu esmâ bileşiminin değişik formülleri, sayısızdır!

Onun içindir ki Allah’ın hiç bir yarattığı bir diğerine benzemez...

Milyarlar kere milyarlar kere milyarlarca kar tanesi düşer yeryüzüne, bir tek kar tanesi bir diğeriyle benzer değildir, eş değildir.

Bir yaprak bir diğeriyle eş değildir.
Bir insan bir diğeriyle eş değildir.

Ama hepsinin de ham maddesi, o Allah’ın işaret ettiği,bize öğrettiği o belli isimlerdir.

Zikir, ötedekini anmak değil, kendindeki Hakk'a ait özellikleri ortaya çıkarmaktır.

Zikir, dünyada bir insanın yapabileceği, en yararlı çalışma
türüdür ve beyinde tekrar edilen kelimenin manâsı istikametinde, beyin kapasitesini arttırır.

İNANMADAN DAHİ OLSA,
ZİKİR YAPAN HERKES MUTLAKA TESİRİNİ GÖRÜR!

ZİKİR, beyinden üretilen dalga enerjinin RUH'a, yani halogramik dalga bedene yüklenmesini ve böylece ölümötesi yaşamda güçlü bir RUH'a sahip olunmasını
sağlar.

ZİKİR, tekrar edilen manâlar istikâmetinde beyinde anlayış, idrak ve o manâların hazmedilmesi gibi özellikleri geliştirir.

Normalde çok küçük bir yüzde ile çalışıp geri kalan miktarı kullanılmaz bir halde bekleyen beynin, bu boş duran kapasitesinin devreye sokulması yolu ZİKİR'den geçer.

ZİKİR ile beynin belli bir bölgesindeki hücre grubları arasında üretilen bioelektrik enerji, zikrin devamı halinde bu bölgeden taşarak, görevsiz bekleyen yan hücrelere yayılır ve onları da mevcut kapasiteye ilâve ederek
devreye sokar.

ZİKİR, konusu ne ise, o anlamda bir frekans yayarak bu hücreleri devreye alan beyinde, elbette ki o istikâmette de faâliyet gelişir.

SİGARA... Günümüzde, cinlerin en büyük gıdalarından biri olan ve bu yuzden de sigara içenlerin yanından hiç ayrılmayan cinlere karşı insanın yegâne kendini koruma yolu zikir ve duâdır...

Bu şekilde beyninde kendini koruyucu türden kalkan dalga üreten kişi, kısmen cinlerin beynine yolladığı impalsları zayıflatmakta ya da tamamiyle engelleyebilmektedir.

Çünkü zikrin faydalarından biri de, üzerinde çalışılan zikir konusuna göre, kişinin çevresinde, kişinin beyninden yayılan bir koruyucu alan oluşturmasıdır...

Evet, beynin zikir yoluyla gelişmesi ve hem kendisini, hem de çevresini tanıyabilmesi, insanın ana gayesi olmalıdır... Zira, beynimizde hayal dahi edemeyeceğimiz çok üstün güçler mevcut bulunmaktadır, iş ki kullanabilelim!...

Zira ancak böylelikle, insanın ve varlığın yapısını, çalışma sistemini, kişide ne özellikler bulunduğunu, bunların nasıl değerlendirileceğini anlar, daha sonra da gerekli zikir çalışmaları yaparak bunları elde ederiz!.

ibadet adı altında, Rasûl tarafından bize ulaştırılan her çalışma, tümüyle bilimsel gerçeklere dayanır.

Kesinlikle, yukarıdaki, ötemizdeki bir tanrının gönlünü hoş etme amacına dönük değildir. Evreni yoktan var kılan Allah'ın, insanların hiç bir çalışmasına ihtiyacı yoktur.

Aldığın gıdalar, nasıl bedenin bir ihtiyacını karşılama amacına dönükse; ibadet adı verilen çalışmalar da, senin ölüm ötesi yaşamının ihtiyaçları ile ilgilidir.

Beyin gücünün, bir tür ışınsal yapı olan bedenine, yani, ruhuna yükleyeceği bilgi ve enerji ile ilgilidir.

Yapılan tüm ibadetler, fiziksel ve zihinsel yanlı yararlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Fiziksel yanın yararları, zihinsel çalışmaları güçlendirerek, beyin kapasitesini artırır ve dolayısıyla ruhu kuvvetlendirir.

Zikir denilen kelime tekrarları, holografik esasa göre varlığında mevcut olan evrensel özellikleri -Allah isimlerinin manâlarını- beyin kapasitesini artırmak suretiyle sana farkettirir. Beyin kapasitesini ve enerjisini
artırır.

Mesela; Allah'ın irade sıfatının adı olan "Mürîd" isminin belli bir sayıda tekrarı, kişinin irade kuvvetini artırır.

"Kuddüs" isminin, "Mürîd" ismi ile birlikte tekrarı; kişinin her türlü kötü alışkanlıklardan arınması sonucunu doğurur.

Sert mizaçlı, insanları kıran, taşkın, kontrol problemleri olan sinirli kişiler, "Halîm" ismini tekrarlamaları sonucu, kısa zamanda hoşgörülü hâle gelirler.

Bunlar hep, beynin bu frekanslarda, beyin hücrelerini programlamasıyla gerçekleşir.

Bu olay, bilimsel olarak yeni ispatlanmış ve Scientific American adlı ünlü Amerikan bilim dergisinin 1993 Aralık sayısında "John Morgan" imzasıyla yayınlanmıştır.

Beyinde kapasite genişledikçe, kişi, açığa çıkan özelliklerinin hakikati olan ALLAH'ı daha iyi farkedip tanımaya başlar.

ALLAH, ötede bir tanrı değil, evren ve içindeki her şeyi kendi varlığıyla, ilmiyle, ilminde, "yok" iken "var" kılan, yüce varlığın adıdır. Holografik esasa göre, her zerrede tümüyle, -Tasavvufa göre, zatıyla, sıfatıyla,
isimleriyle- mevcuttur.

Biz, bu yolda yapacağımız çalışmalarla ne ölçüde beyin kapasitemizi geliştirirsek, o kadar, Allah'ı varlığımızda bulur, O'na erer, O'nu farkederiz.

Candost.org
__________________
“Bâki kalan bu kubbede, hoş bir sadâ imiş"


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 12.01.2007, 23:09 monaroza isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #3
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
. . . . . . . .
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 12.503


Yarışma Puanı: 380
Teşekkür etti: 20.036
Teşekkür aldı: 8.809 konuda 27.512 kere
Dokuz Yüz Katlı İnsan



Modern psikolojiyi İslam tasavvufu ile kaynaştıran psikiyatr Mustafa Merter,

“Dokuz Yüz Katlı İnsan” kitabında modern psikoloji kuramcılarından ibadet sırasında yaşanan İslami bilinç hallerine, rüya analizinden günümüz insanının ruhsal rahatsızlıklarına bir çok konuyu ele alıyor. İşte kitaptan ilginç ayrıntılar…


Depresyona karşı “hayır terapisi” uygulayan Merter’in en dikkat çekici iddiasına gelince:

“Esma-ül Hüsna (Allah’ın güzel isimleri) her insanda potansiyel olarak var ve modern insanın psikolojik sorunları bu isimlere uygun yaşamamasından kaynaklanıyor!”

Rahman (esirgeyen), Rahîm (bağışlayan), Vedûd (inananları seven), Halîm (yumuşaklık sahibi), Hâlik (yaratıcı), Hafız (koruyucu), Sabûr (sabırlı), Nâfi (dilediğine fayda veren); Kuran-ı Kerim’de de geçen Allah’ın güzel isimlerinden, veya halk arasında bilinen adıyla Esma-ül Hüsna’dan bazıları…

Tamamı 99 tane olan bu isimlerin her biri Allah’ın bir sıfatını ya da vasfını anlatıyor. İslam inancına göre de “bu isimlerin manasını layıkıyla bilen, Allah’ı bu isimlerden yola çıkarak tanıyan ve yaşayanlar” cennete girmeyi hak edecek!

“Kronik kaygı rahatsızlığı” diye tanımlanan; halk arasında kaygı, bunalma, sıkıntı olarak bilinen anksiyete ise çağımızın en yaygın patolojilerinden; hatta “küresel bir salgın” diyebiliriz. Ama birçok insan anksiyete sorunu için bir psikolog veya psikiyatra gitme ihtiyacı dahi duymuyor.

Peki ilk bakışta alâkasız görünen bu iki kavram, Esma-ül Hüsna ve anksiyetenin yolları modern insan açısından çok kritik bir noktada kesişiyor olabilir mi?

Soruyu biraz daha açalım: Anksiyete ya da başka ruhsal rahatsızlıklar, “içimizde varolan, Allah’ın güzel isimlerini yaşayamamamızdan” kaynaklanıyor olabilir mi?

Bu soruları sormamıza sebep olan, tartışma yaratacak iddianın sahibi, İsviçre’de eğitim görmüş bir psikiyatr:

Uzun yıllar Zürich’te çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönen, psikolojinin yanı sıra meditasyon ve yoga gibi yeni çağ akımlarını da deneyen, uzun yıllardır benötesi psikolojisi çalışmalarıyla psikoloji ve İslam tasavvufunu kaynaştıran Mustafa Merter…

Tasavvuf psikolojisini inceleyen Merter, yeni çıkan “Dokuz Yüz Katlı İnsan” adlı kitabında modern insanın ruhsal çıkmazlarına işte yukarıdaki farklı açıklama ve çözüm önerisini getiriyor!


Merter’e göre, Allah’ın vasıflarını anlatan 99 isminin birleştiği odak nokta İnsan-ı Kamil, yani mükemmel insan Hz. Muhammed.

Ancak Merter’in herkesi ilgilendiren bir yaklaşımı da var ki, o da bu isimlerin (vasıfların) her insanda mevcut olduğu:

“İbn Arabi’ye göre, Allah’ın güzel isimleri insanda tecelli etmezse, insan ‘kabz’, yani sıkıntı yaşıyor. Öyle ki, nefesini tutan bir insan gibi oluyor. Allah’ın 99 isminin tecellisini anlayınca, insanların bir çok psikolojik sıkıntısının bu isimlerden bazılarını yaşayamamasından kaynaklandığını düşündüm.”


Merter’in anksiyete dışında verdiği diğer iki örnek de ilginç.

İlki, geciktirilmiş annelik sendromu:

“Öyle bir çağda yaşıyoruz ki insanların animus, yani Jung psikolojisine göre eril kişilikleri aşırı gelişiyor.

Oysa insanların bir de anima, yani dişil kişilikleri var.

Aydınlanma hareketi sonrasında materyalist değerler öne çıkmış ve çağımız tüketmeyi, hükmetmeyi ön plana çıkarıyor.

Bu da, hanımlarda çok güçlü bir animusa tekabül ediyor.

Bu çağ ‘duyguyu’ küçük gördüğü için, kadınlar da duygusal yönlerini küçük görüyor. Bu çağda, değerli olmak isteyen bir kadın animusunu geliştirip ‘güdük’ bıraktığı anima ile yetinmeye çalışıyor.

Oysa insanlık tarihi boyunca kadınlar adet görmeye başladıktan sonraki yıllarda evlenmişler ve kadınlığa ait latif duyguları yaşamaya başlamışlar. Ama şimdi gitgide bu latif duyguları erteleme söz konusu.

Bu denge bozulduğu için de psikolojik sorunlar ortaya çıkıyor. Çünkü içlerindeki duyguyu yaşayamıyor, potansiyellerini basınç altında tutuyorlar.”

Merter’in iddiasına göre, Rahman, Rahîm, Vedûd, Halîm, Hâlik, Hafız, Sabûr, Nâfi gibi Allah’ın “cemal isimleri” diye tanımlanan sıfatlarını daha yoğun yaşayan bir kadının kişiliğinde belli olumlu değişiklikler gözlenmesi olası.

Aynı yaklaşımı, verdiği ikinci örnek olan maço ve maganda erkeklere de uyarlıyor Merter:

“Anima’larını yaşayamayan, Animus yanları ile özdeşleşmiş, Orta Çağ zırhlarına bürünmüş, güçlü gibi gözüken ama aslında sıkıntıdan patlayan maço veya maganda erkekler içlerindeki celâl yerine, cemâl isimlerine aşina olsalar, sorunları azalacak!”

Depresyona, hayır terapisi!

İslam dininde, Allah’ın 99 isminin her birinin kendine ait sayısı var ve o sayı kadar tekrarlanarak zikir şeklinde bir ibadet olarak uygulanıyor.

Ancak Merter, bir terapistin terapi sürecinde Esma-ül Hüsna’yı zikir olarak vermesine karşı:

“Zikirden ziyade, o isimleri nasıl yaşayabileceğimiz önemli.

Hafız, Vedud, Rahman, Veli isimleri, ne yaparsak içimizde tecelli edebilir?

Daha ziyade pratik uygulamaları açısından ele alıyorum. Mesela Rahman’ın tecelli etmesi için, psiko-hijyene dikkat etmek, yalan söylememek, dürüst olmak vs. lazım. Vedud isminin tecelli etmesi içinse yaşlılara yardım edilebilir.”

İnsan eğer mutlu ve özgür olmak istiyorsa “alma” halinden “verme” haline geçmesi gerektiğini savunan Merter, terapilerinde de insanları alan-varoluş konumundan veren-varoluş konumuna geçmeye teşvik ediyor.

Bu ilginç terapiyi ise “hayır terapisi” olarak adlandırıyor: “İnsanın dünyaya bir şeyler vermeye başlaması lazım. Ama bunu hangi kanaldan yapacağını kişi kendi bilir. Şimdi çok güzel hayır kuruluşları var, onlara katılabilir.”

Merter’e göre, aslında depresyon insana “Sana bu kattaki varoluşun yetmiyor” diyen bir çağrı!

Bu çağrı, Merter’in de kitabında işlediği “insanın çok-katlı yapısı” konusunu içeriyor:

“İnsanı bir gökdelen gibi düşünün. Bir, aşağıya, mahzenlere doğru iniş potansiyelimiz; bir de bulunduğumuz kattan yukarı doğru çıkma potansiyelimiz var.

Bu alt ve üst katları bilinçdışı olarak tasavvur edebiliriz.

Aslında insan, yaratılışı itibari ile ‘Hazreti insan’… Yani içinde müthiş bir potansiyele sahip! Ancak, bulunduğu katı ve orada kendisini sınırlayan rolleri ancak bir üst kata çıkıp aşağı bakınca fark edebiliyor.”


“Batı psikolojisi nefsin katlarını bilmiyor!”

İslam tasavvufunda nefsin yedi mertebesi olduğunu söyleyen Merter, bu mertebeleri de şöyle sıralıyor:

“Nefsi Emmare, yani kötülüğü emreden ve bundan zevk alan;
Nefsi Levvame, yani kötülük yaptığında bundan pişman olup af dileyen;
Nefsi Mutmainne, yani tatmin olmuş;
Nefsi Radiyye, yani Allah’tan razı olmuş;
Nefsi Mardiyye, yani Allah’ın razı olduğu;
Nefsi Mülhime, yani Allah’tan ilham almaya başlayan;
Nefsi Kamile, yani olgunluğa ermiş…


Tüm psikoloji ekollerinin ortak noktası, nefs-i emarenin arzularını tatmin etmektir.

Üst katlara doğru gelişebilmek için, ilk önce bu katların varlığını bilmek gerek.

Oysa üst katların varlığından haberdar olmayan Batı psikolojisi, aynı katı süslemeyi amaçlıyor.

Bu yüzden, insanları bu katlardan haberdar etmeye çalışıyorum.

Çünkü bir üst kata, Nefsi Levvame’ye çıkınca alt katlara bakmak, ‘Ben bu rolümden sıyrılabilir, benim için daha özgürleştirici bir varoluş tarzına geçebilirim’ demek mümkün.”


Ancak, tasavvufi bir rehberlik yapmadığının da altını çiziyor Merter:

“O üst mertebelere, yani makamlara çıkmak, tasavvufi eğitim ile mümkün. Ben sadece insanlara gönül ferahlığı yaşatmaya çalışıyorum. Nefsin üst katmanlarına çıkabilmek içinse, Allah’ın isimlerinin tecellisi bir zaruret.”

Anlattığı tüm bu terapi süresince, rüyaların çok önemli olduğunu vurguluyor Merter.

“İçimizde bize yardım etmeye çalışan bir dost var ve bizimle rüyalar aracılığı ile konuşuyor. Ama onu anlayabilmek için şifrelerini bilmek gerekiyor” diyen Merter, rüyaların her insana özel şifrelerinin terapi sürecinde açığa çıktığını savunuyor:

“Böylece insan ‘can’ını hissediyor, varoluşu bir boyut daha kazanıyor.”

Merter’in iddiaları sonrası İslam ve psikoloji üzerine tartışmalar da alevlenecek gibi görünüyor…

“Ormanda kaybolmuş insanın izini sürüyorum”

“Dokuz Yüz Katlı İnsan” kitabında örnekli rüya analizlerinin yanında Batı psikolojisine, farklı bilinç hallerine, namaz-oruç gibi İslami uygulamalarda yaşanan bilinç değişimlerine, günümüz insanının yaşadığı tüketim çılgınlığı ve krizlerine, Mevlana ve İbn Arabi gibi tasavvuf alimlerinden alıntılarla yer veren Merter’in, aslında mesleğe ilk başladığında bu konulara ilgisi yokmuş.

Bir kadın hastasının, terapi sonrası “Şimdi ne olacak” diye sormasıyla insanların daha da gelişme potansiyelini araştırmaya başlamış. Böylece İslam ve tasavvufla tanışmış.

“Geldiğiniz noktadan memnun musunuz” sorumuzu şöyle yanıtlıyor:

“Değilim. Bu bir başlangıç, ama iyi bir iz üzerinde olduğumuzu hissediyorum. Karanlık varoluş ormanında kaybolmuş insanı anlamak için bir patika bulduk ve yavaş yavaş çıkıyoruz.”

Benötesi Psikoloji: 21. yüzyılın ekolü olmaya aday

“Psikanaliz”, “varoluşçu” ve “insancıl” ekollerinden sonra psikolojinin dördüncü ekolü olan “benötesi psikoloji” (Transpersonal Psychology), psikoloji ve spiritüel deneyimlerin kesiştiği bir alanda faaliyet gösteriyor.

Psikolojinin kavram, teori ve metotlarını, spiritüel disiplinlerin konu ve pratikleriyle kaynaştırıyor. Benötesi psikolojinin temelinde, her insanın derinliklerinde, genelde bilinen, güncel hayata yansıyan yönünden daha yüce bir yön olduğu inancı var.

Buradan yola çıkarak benötesi psikoloji, dünyanın dört bir yanındaki, farklı inanç sistemlerinin uygulamalarını kullanıyor.

Benötesi (Transpersonal) teriminiyse ilk kez C. Gustav Jung kullanmış. Ancak, benötesi psikolojinin ayrı bir alan olarak ele alınması Abraham H. Maslow’un çalışmalarıyla başlıyor. Roger Walsh, Frances Vaughan, Stanislav Grof, Arthur J. Deikman, Ken Wilber ve Charles T. Tart gibi bilim adamlarının katkılarıyla gelişen benötesi psikoloji, 21’inci yüzyılın ekolü olmaya aday!
__________________
“Bâki kalan bu kubbede, hoş bir sadâ imiş"


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 04.07.2007, 22:03 monaroza isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #4
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
GüzellikGöreninGözündedir
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.882
Teşekkür aldı: 1.524 konuda 4.116 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Şimdi okuyunca güncelliyeyim dedim ..Onun isminin geçtiği hersey mükemmel olur...her akla huzur ferah , her kalbe aşkını verir..

Piskolojim bozuk diene onun ismini anmak kafidir ismini anmak onu hatırlıyor olmak demektir e onu diende piskolojiyi düşünmeyeceğine göre..

Nede güzel bir katman kat kat yeterki anlamasını bil..
__________________
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit..

http://yanmakgerek.blogcu.com/
http://ifham.blogcu.com/
http://seleme.blogcu.com/
http://www.radyorisale.com/ Radyo Risale

Leys ablam demiş ki;

Allah arayanın, soranın, bekleyenin, bakanın..
ARAYANI, SORANI, BEKLEYENİ, BAKANI OLSUN..
eski 09.02.2008, 23:38 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #5
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
GüzellikGöreninGözündedir
 
Ummu Seleme - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.09.2006
Mesajlar: 2.662


Yarışma Puanı: 810
Teşekkür etti: 4.882
Teşekkür aldı: 1.524 konuda 4.116 kere
Blog-Yazıları: 4
Ummu Seleme - AİM üzeri Mesaj gönder
Ben bu yazıyı okudukça piskolojim düzeliyor bir güncelleme namına okumayan arkadaşlarımız için vesselam...
__________________
Eğer Çekemezsen Gülün Nazını Ne Dikene Dokun Ne Gülü İncit,Sahrada Mecnun Değilsen,Ne Leyla`yı Çağır,Ne Çölü İncit..

http://yanmakgerek.blogcu.com/
http://ifham.blogcu.com/
http://seleme.blogcu.com/
http://www.radyorisale.com/ Radyo Risale

Leys ablam demiş ki;

Allah arayanın, soranın, bekleyenin, bakanın..
ARAYANI, SORANI, BEKLEYENİ, BAKANI OLSUN..
eski 18.04.2008, 23:14 Ummu Seleme isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #6
Ummu Seleme isimli üye'ye teşekkür edenler
ONURSAL ÜYE
 
siyahsancaktar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.03.2008
Mesajlar: 1.104


Yarışma Puanı: 780
Teşekkür etti: 5.671
Teşekkür aldı: 601 konuda 1.419 kere
allah razı olsun ablam...
inşallah dilimizle ve kalbimizle daima zikir halinde oluruz....
__________________
__________________________________________________ ___


Canımız gündüz,bedenimiz gece gibidir.Biz gece ile gündüz arasındaki sehere benzeriz.
eski 18.04.2008, 23:20 siyahsancaktar isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #7
Cevapla

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:07 .