Şüphesiz Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısına göre ayların sayısı on ikidir.Bunlardan dördü haram aylardır.İşte bu, Allah’ın dosdoğru kanunudur.Öyleyse o aylarda kendinize zulmetmeyin.
Tevbe-36
Recebin 1.gününde oruç tutmak üç senelik, 2.günü oruçlu olmak iki senelik ve yine 3.günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.
Camiu-s sağir
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 47 (3 Kayıtlı ve 44 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Yazmak insanca bir eylemdir. İnsanlık tarihinin en önemli gelişmelerinden biri de yazının icat edilmesidir. Fakat daha da önemlisi sürekli değişim ve gelişim halinde bulunan insanın yazıyı geliştirmesi ve sanatın yazı boyutunu tüm zenginliği ile ortaya koymasıdır belki de. Çünkü bizim kültürümüzde sanat “mutlak sanatkar”a ulaşma çabasıdır. Sanat,-Roger Garaudy’nin ifadesiyle- görünen ve bilinen güzellikleri kopya etmek değil, gözle görülemeyen “mutlak güzel”i arayış çabasıdır.
Her dönemde insan topluluklarının estetik anlayışları mevcuttu. Fakat Arapça asıl sanatsal boyutuna İslam’dan sonra kavuşmuştur diyebiliriz. Bu sebeple yazı sanatı denildiğinde “Hüsn-ü Hat” akla gelmektedir. İslam’ın resim ve heykel gibi bazı sanat dallarına mesafeli yaklaşımı müslümanların değişik sanat alanlarına yönelmelerini sağlamıştır. İşte hat sanatının müslüman toplumlarda gelişmesinin en önemli sebebi budur. Hat sanatının gelişimini temel olarak şu sebeplere bağlamak mümkündür: Birincisi; İslam’ın –iyiliği emretmek, kötülüğü engellemek- ilkesi, ikincisi; “Allah güzeldir, güzeli sever” hadisinde ifadesini bulan estetik anlayışıdır.
Kur’an-ı Kerim’in vahyedildiği zamanlarda yazıya geçirilmesiyle başlayan yazıyla tebliğ metodu İslam’ın coğrafi ve bilimsel olarak yayılmasına paralel bir gelişim göstermiştir. Kur’an-ı Kerim’in elyazması olarak çoğaltılması, Kur’an ilimlerine temel teşkil eden kaynak hadis ve fıkıh eserlerinin te’lif edilmesi, ilmi çalışmaların yaygınlaşması hat sanatının da gelişim sürecine paraleldir. İslam’ın ilk yıllarında vahiy katiplerinin Kur’an ayetlerini yazıya geçirmelerini hat sanatının gelişim sürecine başlangıç olarak esas alabiliriz. Ancak hat sanatı asıl hünerlerini Osmanlı İmparatorluğu’nun elinde, diğer sanat dallarının da zirvede olduğu dönemlerde ortaya koymuştur. “Kur’an Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu ve İstanbul’da yazıldı” sözü boşuna değildir. Arapça, Osmanlı döneminden itibaren hattatlarımızın mahir parmaklarında en güzel formuna kavuşmuş, göz zevkine hitabeden bir estetiğe ve ruhlara işleyen bir derinliğe bürünmüştür.
Osmanlı Devleti’nin yükseliş döneminden itibaren sanatın hemen her dalında olduğu gibi hat sanatı alanında da muhteşem eserler verilmeye başlanmıştır. Bu dönemlerde en güzel camiler inşa edilmiş ve süslemeleri için de en güzel hat eserleri ortaya konulmuştur. Halen bu camiler İslam sanatının ve maneviyatının abideleri olarak dimdik ayakta durmaktadırlar. “Allah ” lafzı ve “Muhammed ” ismiyle birlikte raşid halifeler ve aşere-i mübeşşere (cennetle müjdelenen on sahabe)’nin isimleri hemen her caminin baş süslemelerini teşkil etmektedir. Bunlarla birlikte özellikle kubbe süslemelerinde daha çok “ayet-ül kürsi” ya da “esma-ü’lhüsna” (Allah’ın güzel isimleri) kullanılır. Ayrıca duvar ve sütunlarda uygun yerlere Kur’an-ı Kerim’den kısa ayetler ya da ayet ve hadislerden parçalar işlenmiştir. Böylece ne kadar çok değişik camiye giderseniz, Allah lafzının, Muhammed isminin, ayet ve hadis metinlerinin o kadar değişik formunu görebilirsiniz. Bu yazılar kimi zaman sülüs biçiminde çıkar karşınıza, kimi zaman geometrik ve kufi olarak görürsünüz, bazen nefis bir divani yada hoş bir ta’lik şeklinde nakşolur hafızanıza. Ama her birinde ayrı bir zevk yaşar, Cemal-u’llah (Allah’ın güzelliği)’ın dünyaya yansımasını yalın bir şekilde görürsünüz.
Hat tezgib sanatına olan ilgim ve o sanatı icra edebilme şevkim gün geçtikçe arttı
güzel sanatlar fak. o bölümü okumayı dahi düşündüm
kısmet nasip olmadı okumak
kendim bir şeyler yapma gayreti içerisindeyim yinede...
kim bilir belki bir gün olur
__________________ Neylesin can âlemde yok ise canan...
Hat tezgib sanatına olan ilgim ve o sanatı icra edebilme şevkim gün geçtikçe arttı
güzel sanatlar fak. o bölümü okumayı dahi düşündüm
kısmet nasip olmadı okumak
kendim bir şeyler yapma gayreti içerisindeyim yinede...
kim bilir belki bir gün olur
Hat tezgib sanatına olan ilgim ve o sanatı icra edebilme şevkim gün geçtikçe arttı
güzel sanatlar fak. o bölümü okumayı dahi düşündüm
kısmet nasip olmadı okumak
kendim bir şeyler yapma gayreti içerisindeyim yinede...
kim bilir belki bir gün olur
amin korgun kardeşim
ve azadeyim kardeşim, hayırlısıyla gönlünüze göre versin Rahman
Ama size bir şey söyleyeyim mi; bir şeyi gerçekten derinden isterseniz, Rahman esirger mi hiç? Sevindirir kulunu, muhakkak, ebeden..
Yeter ki; samimiyetimiz başkasında değil, O'na yönelsin
O zaman öyle tevafuklarla kapınız çalınır ki, siz davet etmeye kalmadan gül kokusu sarar hayalinizi...
Ne diyeyim, heyecanınız daim olsun ve inşaAllah hayırlısıyla size hep yol aldırsın
vesselam...
__________________
Derdin sendendir bilmezsin,
Çaren de sendedir görmezsin,
Evrende bir noktayım sanırsın,
Tüm alemler kainat
sen de özetlenmiştir de,
Görmezsin.
Hafız Osman daha hayatta iken yazıları aranan, çok rağbet gören bir hattatmış.
Öyle ki Sahaflar Çarşısında Hafız Osman’ın hangi eserini hangi gün yaptığı bile bilinirmiş. Bir gün Beşiktaş’tan bir kayığa binip Üsküdar’a geçiyormuş. Kayık iskeleye yanaştığında Hafız Osman üstünü arayıp para bulamayınca kayıkçıya dönmüş, parasının olmadığını belirtmiş ve “Sana bir vav yazıversem olmaz mı?” demiş.
Kayıkçı isteksizlik etmişse de, Hafız Osman hemen bir vav yazıp kayıkçıya uzatmış. Günler sonra kayıkçı yazıyı Sahaflar Çarşısına götürdüğünde yazının Hafız Osman hattı olduğunu hemen anlayan bir sahaf çıkarıp on altın lira vermiş. Hiç ummadığı kadar para kazanınca pek sevinen kayıkçı Hattat daha sonra yine kayığına bindiğinde “Para istemez hoca, sen yine bir vav yazıver bana...” deyince Hafız Osman: “O vav her zaman yazılmaz, sen al bakalım paranı” diye cevap vermiş.
• Usta bir hattat , öğrencisinin yazısında çok beğendiği bölümleri kalemle çizerek daire içine alırmış. Buna “yazıya kaftan giydirmek” denir.
• Hattatlar alçak gönüllüğü hiç elden bırakmazmış. Öyle ki yazılarının altına “fakir” ,“hakir” ,“günahkar”, “aciz” gibi küçültücü sıfatlarla imza atarlarmış.
• Dönemin ünlü hattatlarının hokkalarını tutmak bir saygı gösterisiymiş. Sultan 3. Mustafa zaman zaman saray protokolünü bir kenara bırakıp ünlü hattat Hafız Osman yazı yazarken hokkasını tutarmış.
• Hattatın attığı imzaya “ketebe” denir.
• İstanbul’da Hattatlar için mürekkep hazırlayan son dükkan 1910 yılında yılında kapanmış.
• Ünlü ressam Picasso gördüğü bir hat karşısında dakikalarca durup baktıktan sonra “İşte resim bu! Bu yazıyı yazabilseydim eğer, belki de resim yapmazdım” demiş.
• Son dönemde özellikle hat eserlerini toplayanlar Museviler. Japonlarda hat eserlerimize büyük ilgi gösteriyor…Yabancılar hattı soyut resme benzetiyorlar, bazıları da bu yazıları gizemli ve şifreli olduğunu düşünerek alıyormuş..
• Hat sanatı yükselen değer. Hattatlarında , hat satın almak isteyenlerinde sayısı her geçen gün artıyor. Antik A.Ş’nin sahibi Turgay Artam: “Bu harfler altın değerinde. Hat koleksiyonu yapanlar, altın ve gayrimenkule yatıranlardan daha çok kazanıyor” diyor.
[Mesajda yer alan hat çalışması Aziz Efendiye aittir]
Aziz Efendi 1872 yılında Trabzon Maçka’da doğdu. İlk tahsilini Eyyüb Sultan’da Şah Sultan İbtidai Mektebinde bitirdi.Daha Sıbyan Mektebinde iken güzel yazıya olan merakı ve kabiliyeti sebebiyle Filibeli Arif Efendi’den “sülüs ve nesih” yazılarını öğrenmeye başladı.Çok geçmeden üstün ahlakı ve kabiliyeti sayesinde hocasının muhabbetini ve takdirini kazandı. Kağıthane Köyünden Nuruosmaniye’deki Hat Mektebine bazen Saraçhanebaşı’ndaki evine haftada iki gün , uzun yıllar yaya olarak ; yazı öğrenmek azmiyle devam etti.
Aziz Efendi’nin çocukluk devresine ait güzel bir hatırasını şöyle naklederler:
Çok şiddetli bir kış günü Hocası Arif Efendi hem yolların karla kaplı , hem de hasta olması sebebiyle meşkhaneye gitmekte tereddüt eder. Fakat bu zorlu günde hiç kimse gelmese bile Aziz gelir düşüncesiyle dershaneye gelen Arif Efendi talebesinin kendisini beklemekte olduğunu görünce “Evladım bugün ders gösteremeyecek kadar rahatsızdım fakat seni mahzun etmemek için geldim” der. Çocuk ruhunun tertemiz sanat aşkı ve sabrı, hocanın feragatı ve karşılık vermeden verdiği hizmet…İşte sanatta ve ruhta kemal ve cemale varmanın kutlu yolu. İşte şerefli ecdadımızın nefsani kirlere bulaşmadan yükselişlerinin sırrı. Her şaheseri vücuda getiren ruhun bu olduğuna şüphe yoktur.