7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
Ayet
Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.
Bakara-184
hadis
Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.
Taberani

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 25 (9 Kayıtlı ve 16 Misafir) bulunmaktadır.

Online   DeRCan, Efser, iklimya, kebirulcady06, ramazanhos, sehle, siluet, teyfo, uşaklı



Hak-dilaram » GENEL » Genel Kültür » Atatürk'ün Güneş-Dil Nazariyesi


 
Seçenekler
Super Moderator
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.708




Teşekkür etti: 3.321
Teşekkür aldı: 1.463 konuda 5.506 kere
kucult  büyük
Atatürk'ün Güneş-Dil Nazariyesi

YAVUZ BÜLENT BAKİLER
DÜŞÜNDÜKÇE

Atatürk'ün üç ayrı Türkçe anlayışı


Türkçe başka, Öztürkçe başkadır.
Türkçe, milletimizin dilidir, Öztürkçe ise bir avuç azınlığın!
Yahya Kemal'in ifadesiyle,
'Ağzımızda anamızın sütü gibi helal ve güzel duran Türkçe, varlık sebebimizdir. Şah damarımızdır, ses bayrağımızdır. İncelikler ve güzellikler dünyamızdır. Öztürkçe ise bir çıkmaz sokaktır. Hatta felaket tellalımızdır' diyorum.

Öz kelimesi, annede güzel, babada güzel, kardeşte ve vatanda güzeldir. Öztürkçe ibaresinde ise bölen, iten, red ve inkar eden bir büyük öfke gizli. Türkçe, bizim bin yıllık dilimizdir.

Öztürkçe ise bulucinli, kirpi dikenleri gibi sivrilmiş saçlı, ağzı sakızlı, kulağı küpeli yeni yetme delikanlıların veya göbekleri açık şaşkın kızlarımızın yaşında.

Kabile dili değil

NİHAT Sami Banarlı üstadımızın ifadesiyle:

'Biz, büyük devletler, büyük imparatorluklar kuran bir milletiz. Bizim dilimiz aynı zamanda bir büyük imparatorluk dilidir. Basit bir kabile dili değildir. Her dil imparatorluk dili olamaz. Çünkü her millet imparatorluk kuramaz.'

Şimdi güzelim Türkçemizi sala bindirip sel'e atanlar veya ona bir ağaçkakan takırtısı tukurtusu haline getirenler, karşımıza hep Atatürk'ten aldıkları bir cümleyle çıkıyorlar. Bize, hakimane bir edayla soruyorlar:
'Atatürk, Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk Milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır dememiş miydi?' diyorlar.
Doğru! Doğru! Doğru! Ama Atatürk bu sözü hangi tarihte söylemişti? Sonra ne olmuştu?

Atatürk, Türkçe'nin bütün yabancı kelimeler boyunduruğundan kurtarılması gerektiğini 2 Eylül 1930 tarihinde söyledi. O zaman, Türk Dilini Tetkik Cemiyeti daha kurulmamıştı. Bu cemiyet kurulduktan sonra, Atatürk, bizzat bu cemiyetin çalışmalarına katıldı. Talimatlar vererek Türk dilindeki bütün yabancı kelimelerin ayıklanmasını, dilimizden çıkarılıp atılmasını istedi.

Çıkmaz sokak

ATATÜRK bu konuda o kadar ileri gitti ki, şey kelimesini bile (Arapça olduğu için) yasakladı. Sonunda 1932-1934 yıllarında, Türkçe, anlaşılmaz bir dil haline geldi. Halkımız yazılanları anlayamaz oldu. Nihayet, Atatürk, Türkçe'nin bir çıkmaz sokağa girdiğini görerek bu yoldan kesinlikle vazgeçti. Falih Rıfkı Atay, o güzelim Türkçesi'yle yazdığı ÇANKAYA isimli değerli eserinin 471. sayfasında diyor ki:
- Bir akşam Atatürk, sofra bittikten sonra, yanıbaşındaki iskemleye oturmamı emretti... Dili bir çıkmaza saplamışız, dedi
Sonra:
- Bırakırlar mı dili bu çıkmazda? Hayır! Ama ben de işi başkalarına bırakmam! Çıkmazdan biz kurtaracağız, dedi.


Atatürk, kendi ifadesiyle çıkmaza sapladığı Türkçemize, yeniden nefes aldırmak istedi. Böylece 1934-1936 yılları arasında, Türkçeleşen Türkçe'dir! inancı içinde oldu. Bu görüş, 1911 yılında çıkan Genç Kalemler dergisinde, Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem tarafından ortaya atılmıştı: Türkçeleşen Türkçe'dir!

Atatürk bir gece Çankaya'da, (KTB) kökünden türetilen kelimeleri okuduktan sonra dedi ki: Arkadaşlar! Bu listedeki, kitap, katip, kalem, mektup tamamen bizimdir. Çünkü Türkçeleşmişlerdir. Ama, ketebe lem yektup, em yektup, iktip, ektip... Arabındır. Çünkü bu kelimeler Türkçeleşmemişlerdir.

1936-1938 yıllarında ise Atatürk Güneş- Dil Nazariyesine inandı. Bu nazariyeyi ona, Avusturyalı bir dil heveskarı olan Kıvarniç telkin etmişti. Güneş Dil Nazariyesi'ne göre 'İlk insan Türk'tür... İlk lisan Türkçe'dir. Ve bütün dünya dilleri Türkçe'den doğmuşlardır.'
Atatürk bu görüşü benimsedi. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'ne resmen ders olarak koydurdu. Prof. İbrahim Necmi Dilmen, Güneş- Dil Nazariyesi'ni altı yıl müddetle okuttu.
Ama İsmet İnönü, 'ilmi değildir' gerekçesiyle, 1944 yılında Güneş- Dil Nazariyesi'ni yasakladı.
Şimdi lütfen siz söyleyin. Bu üç ayrı görüşten hangisini benimsiyorsunuz. Ben, dün olduğu gibi bugün de: 'Türkçeleşen Türkçe'dir!' inancındayım.

*************

Makale burada bitti. Zamanın Cumhurbaşkanı tarafından İsveç Veliahdı Prens Gustav Adolf'a karşı söylenen nutkun bir bölümü şöyledir:

"Altes Ruayal! Bu gece ulu konuklarımıza, Türkiye'ye uğur getirdiklerini söylerken duygum tükel özgü bir kıvançtır. Burada kaldığınız uzca sizi sarmaktan hiç durmayacak ılık sevgi içinde, bu yurtta, yurdunuz için beslenmiş duyguların bir yankısını bulacaksınız. İsveç-Türk uluslarının kazanmış olduğu utkuların silinmez damgalarını tarih taşımaktadır. Süerdemliği, onu, bu iki ulus, ünlü şanlı, özelerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır. Ancak daha başka bir alanda da onlar erdemlerini o denlü yaltırıklı yöndemle göstermişlerdi." [1]

Bu nutkun bir devrin zihniyetini göstermesi bakımından çarpıcı bir misal olduğunu düşünüyorum. Kadir Mısıroğlu’nun kitabında ise Batı menşeli bazı kelimelere karşılık olmak üzere uydurulmuş kelimeler verilmiş:

adres: bulunak
alarm: tetikdur
anekdot: gülüncek
dedektif: izlemci
espri: bulucuklu
fraksiyon: bölüngü
ideoloji: düşüngü
kampus: yerleşme
kanalizasyon: arkdüzen
lamba: ısıtacı

Bu uydurma kelimeleri Türk Dili isimli derginin Ocak 1978 tarihli 316. sayısından nakleden K. Mısıroğlu diyor ki:

“Evet lütfen gülmeyin. Eğer lisan mes’elesinde henüz salim bir prensibe bağlanamamış iseniz, yarın bu kelimeleri sizin de kullanmak ihtimaliniz vardır.” [2]

Kadir Mısıroğlu haklı; mesela, bu mevzuya ehemmiyet verdiğim halde, ben de zaman zaman uydurma kelimeleri (genellikle daha genç yaştaki bir muhatabım tarafından kolay anlaşılabilmek için) kullanıyorum doğrusu....

Necip Fazıl’ın sözleriyle bitirelim:

Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!


[1] Cumhuriyet Gazetesi, 5.10.1934. Bkz. D. Mehmet DOĞAN, Batılılaşma İhaneti, Hareket Kitapları, Dergah Yayınları, 4. baskı, Kasım 1978.
[2] Kadir Mısıroğlu, Bin Uydurma Kelimeyi BOYKOT, Sebil Yayınevi, İstanbul, 1993.






__________________
-DİPSOMAN-
eski 11.06.2008, 18:25 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
leys isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Tecrübeli Üye
 
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.03.2008
Mesajlar: 193




Teşekkür etti: 92
Teşekkür aldı: 150 konuda 494 kere
kucult  büyük
Hocam sende bu mezarından çıkarıpta astıkları ismail hakkı efendi hakkında bilgin var mı,ne suç etmiş
eski 11.06.2008, 18:51 Vukuf-i Kalbi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
Vukuf-i Kalbi isimli üye'ye teşekkür edenler
Super Moderator
(Konuyu Başlatan)
 
leys - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 15.09.2006
Mesajlar: 1.708




Teşekkür etti: 3.321
Teşekkür aldı: 1.463 konuda 5.506 kere
kucult  büyük
hocam siz buyrun
__________________
-DİPSOMAN-
eski 11.06.2008, 19:03 leys isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
leys isimli üye'ye teşekkür edenler
Tecrübeli Üye
 
Vukuf-i Kalbi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.03.2008
Mesajlar: 193




Teşekkür etti: 92
Teşekkür aldı: 150 konuda 494 kere
kucult  büyük
leys´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
hocam siz buyrun
Yok,'yemiyo' dicem şimdi

Boşver,reklamı yaptık anlatmaya luzüm yok zaten
eski 11.06.2008, 19:05 Vukuf-i Kalbi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
Vukuf-i Kalbi isimli üye'ye teşekkür edenler
Hademe
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.462




Teşekkür etti: 10.820
Teşekkür aldı: 4.716 konuda 23.391 kere
kucult  büyük
Türk'ün, dilini küçümsemesini kınıyorum.

Farsça ve Arapça'yı Selçuklu ve Osmanlı'nın kültürüne dini bir norm algısıyla yerleştirip, Türkçe'ye bozkır barbar dili muamelesi yapanların vahim hatasının ceremesini çekmekten de azap duyuyorum.

Dile kelime girişi çıkışı son derece doğaldır; ama bu doğallık bizde ibadet aşkıyla olmuş. Arapça kelime kullanınca ne hikmetse kişi kendini daha çok müslüman hissediliyor olmuş. Halbuki Ebu Cehil'den daha güzel Arapça konuşabileceğini sanmıyorum en takva Türk'ün!

Bu eziklik ve aşağılanmışlığın bedelini özellikle son yüzyılda çok çektik. Duru, gelişmeye uygun, harika bir dilimiz var ve atıl kalmışlığımız, uygun türetilmiş kelimelerin bile bizde sırıtmasına neden oluyor. Çalab'ı duyunca ya da Tanrı'yı yüz buruşturan Türk evladı, Hüda'yı duasına yerleştirmiş! Hüda Farsça mı, olsun! Daha bir ilahi duruyor maşallah denilmiş.

Yarın İran işgale kalksa kurşun sıkmayacak, hatta kendi safındakini devirecek o kadar çok kişi var ki...

Arap ve Farisi'nin örfünü dinleştirip İslam'ın evrenselliğini iddia ediyoruz.

Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem evet Arap'tı; ama o, 'üstünlük takvadadır' dedi ve takva için de adres gösterdi.

Peygamber aleyhisselam'ı sevmek, kuru bir kalıp ile onun gibi giyinmek, onun gibi yemek içmek ile ifade edilip, özde iman sakala, cübbeye sarığa indirgendiğinde Yaşar Nuri bunu diline dolayınca 'yuh!' diyenlere acı acı tebessüm ederim; başka değil...

'Takva buradadır' diye kalbini işaret eden, sanırım giydiği entariyi kastetmemişti işaretine simge olarak.

Ya da 'oldu efendim, bütün dünya çöl iklimli Arabistan yemek kültürünü, giyim kültürünü benimsesin. bunun adı İslam inancı olsun...'

Kızılderili sarık takınca ciddi müslüman mı olmuş olacak?

Kızın başını açınca saf Avrupalı olduğu gibi!

Kepi mezuniyetinde havaya fırlatanın adam olmuşluğu gibi ya da!

İnsanların imanından önce kılığına bakılsın. İman ölçerimiz de kılığımız olsun!

Gömlek cebinde misvak taşıyan kızılderili en dindar müslüman olsun!

Söze 'binaenaleyh' ile başlayan en sıkı mütedeyyin, 'başarılar' yerine 'muvaffakiyetler' dileyen en sadık mümin olsun.

Yine de hamd olsun ya Rasulu Muhterem aleyhisselam, Antartika'dan va'z etseydi dinini! Yağlanmayanı gavur ilan ederdik herhalde!

Ya da kızlderili bir kabile'den cihana yayılsaydı İslam, tamtam çalmak, duman tüttürmek, gece ateş etrafında dans etmek ile mi bilinecektik İslamlık sıfatımızla!?

abarttım! evet, ne var da!

Herkes kendi haline baksın!

tevbe estagfirullah...
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 11.06.2008, 20:12 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #5
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:29 .


Page generated in 0,31811 seconds with 14 queries