7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
7 Şevval 1429
07 Ekim 2008, Salı
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 58 (6 Kayıtlı ve 52 Misafir) bulunmaktadır.

Online   canane, DeRCan, fatihlerin_nesliyiz, koylu, mir Dagistan



Hak-dilaram » GENEL » Haber ve Siyaset » Gündem » Son Dakikalar ;) HABERLER


 
Seçenekler
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721




Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.795 konuda 10.409 kere
kucult  büyük
Amerika'da evlere bedava Kuran dağıtılıyor

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurahman Yalçınkaya, AK Parti hakkında açtığı kapatma davasında Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun öğrencilere Kuran dağıttığını iddianamesine koyadursun, Amerika’daki Müslümanlar evlere Kuran dağıtımı gerçekleştiriyor.

KURAN GİRMEYEN EV KALMAYACAK

Şikago’daki Al Furkan Vakfı’nın başlattığı çalışmada, Amerika’da Kuran girmeyen evin kalmayacağı hedeflenirken, şimdiye kadar Teksas, Şikago ve Houston kentlerinde 100 bin adet Kuran-ı Kerim dağıtıldı.

KAPI KAPI DOLAŞARAK TESLİM EDİLİYOR
Al Furkan Vakfı Başkanı Vecahat Seyit, amaçlarının Amerikalılara İslam’ı birinci kaynaktan öğrenmelerini sağlamak olduğunu ifade ederek, İngilizce tercüme Kuran-ı Kerimlerin kapı kapı dolaşarak dağıtıldığını söyledi.

İSTEMİYORSANIZ, GERİ GÖNDERİN
Dağıtılan Kuran-ı Kerimlerle birlikte bırakılan bir notta da, “Lütfen Kuran’a saygılı bir şekilde davranın. Eğer Kuran-ı Kerim’i istemiyorsanız, bizi haberdar edin, biz gelip alırız ya da çevredeki bir camiye teslim edebilirsiniz” deniliyor.

AMERİKALILARIN ÇOĞU İSLAM’I BİRİNCİ KAYNAKTAN ÖĞRENMEK İSTİYOR
Vakıf Başkanı Seyit, Amerikalıların yaptıkları çalışmadan yüzde 30’unun memnun, yüzde 30’unun ilgisiz, geri kalan kesimin de kızgın olduğunu ifade etti. Seyit, birçok Amerikalının kendilerine medya ve İslam karşıtı gruplarca sunulan bilgilerden dolayı İslam’ı yanlış tanıdığını ve Kuran-ı Kerim okuyarak, ön yargı ve yanlış bilgilerden kurtulmak istediğini söylediğini kaydetti.

(habervaktim.com-Dış Haberler)

2008-05-26 10:30:48
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 26.05.2008, 17:11 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #111
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721




Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.795 konuda 10.409 kere
kucult  büyük
'Sürgün edilmeseydik, Yassıada havaya uçacaktı'

27 Mayıs 1960'ta gerçekleştirilen darbe, aslında 25 Mayıs'ı 26 Mayıs'a bağlayan gece gerçekleştirilecekti. Cuntacıların İstanbul ekibi harekat emrini bile vermişti.


Aksiyon dergisinin haberine göre, 27 Mayıs 1960'ta gerçekleştirilen darbe, aslında 25 Mayıs'ı 26 Mayıs'a bağlayan gece gerçekleştirilecekti. Cuntacıların İstanbul ekibi harekat emrini bile vermişti.

Derginin haberine göre, Türkeş karşıtı grubun Yassıada'yı havaya uçurmak istedikleri anlatılıyor. Cemal Madanoğlu ile Alparslan Türkeş grubu arasındaki rekabet o kadar uç noktalar ulaşmış ki Türkeş ve ekibi Yassıada'ya karşı Sivriada'da mahkeme açıp İsmet İnönü'yü yargılamayı bile planlamış.

Dönemin MBK üyesi Ahmet Er, ihtilalin yapıldığı ilk günden itibaren bir karşı darbeyi düşündüklerini ifade ederek, "Kuvveti elinde bulundurduğumuz dönem içinde harekete geçseydik karşı grubu tasfiye edebilirdik. Ancak biz başarılı olsaydık Yassıada'yı havaya uçuracaklardı. Adadaki binaların altına tahrip kalıpları yerleştirmişler. Biz onları tasfiye etseydik o tahrip kalıplarını patlatacaklardı" dedi.

Darbeyi yapan ve İstanbul ayağını yöneten Kurmay Yarbay Orhan Kabibay'ın anlattığına göre, Ankara'dan 25 Mayıs akşamı gelen, "Washington'daki Dündar Sayhan'ın oğlu ikmale kaldı" telgrafı ile darbe tehir edilmiş. Ertesi gün ise "Emekli sandığından paranız çıktı" parolası ile 27 Mayıs darbesine kapı aralanmış. Derginin haberine göre, Cumhuriyet Gazetesi'nde 15 Temmuz ile 23 Ağustos 1960'da 'İkinci Cumhuriyet'in İhtilal Meclisi Üyeleri' adıyla darbecilerle bir dizi seri röportaj gerçekleştirilmiş. Cemal Gürsel, Alparslan Türkeş ve 38 kişilik Milli Birlik Komitesi üyesi cuntacı subayla yapılan röportajlar ani şekilde durdurulmuş. Darbenin ve darbecilerin gerçek yüzlerini gün yüzüne çıkaran röportajlarda bir çok sır deşifre ediliyor.

"YASSIADA'DAKİ BİNALARIN ALTINA TAHRİP KALIPLARI YERLEŞTİRMİŞLER"
27 Mayıs'ta ihtilalci subayların Alparslan Türkeş kanadında yer alan Ahmet Er ile yapılan röportajda ise Türkeş karşıtı grubun Yassıada'yı havaya uçurmak istedikleri anlatılıyor. Cemal Madanoğlu ile Alparslan Türkeş grubu arasındaki rekabet o kadar uç noktalar ulaşmış ki, Türkeş ve ekibi Yassıada'ya karşı Sivriada'da mahkeme açıp İsmet İnönü'yü yargılamayı bile planlamış. Dönemin MBK üyesi Ahmet Er, bu mücadele sırasında bir karşı darbe olup olmayacağını, karşı grubu tasfiye etmeyi düşünüp düşünmedikleri sorusunu da bir hayli ilginç şekilde cevaplıyor: "İhtilalin yapıldığı ilk günden itibaren bunu düşündük. Kuvveti elinde bulundurduğumuz dönem içinde harekete geçseydik karşı grubu tasfiye edebilirdik. Ancak biz başarılı olsaydık Yassıada'yı havaya uçuracaklardı. Adadaki binaların altına tahrip kalıpları yerleştirmişler. Biz onları tasfiye etseydik o tahrip kalıplarını patlatacaklardı. Yassıada'nın güvenliğinden sorumlu Yüzbaşı Remzi Oral anlatmıştı bana."

Dergiye göre, Demokrat Parti'nin kurulduğu Celal Bayar'ın memleketi Bursa Umurbey, ihtilalden sonra akıl almaz psikolojik ve fiziki baskılara maruz kalmış. Umurbeyli şahitlerin anlattığına göre, köyün civarı uçaklarla bombalatılmış, alçak uçuş yapan uçaklar yüzünden düşük yapan hamile kadınlar bile var.

27 MAYIS CUNTACILARININ İLK VE SON RÖPORTAJLARI
'Günlerden pazartesi… Saat 15'e çeyrek var. Küçük bir salon. Ortada salonu boydan boya kaplayan mavi renk bir masa… Etrafında sandalyeler. İkide bir kapı açılıyor ve içeriye her rütbeden subaylar giriyor. Ateşli bir oturumun başlayacağı anlaşılıyor. Gelenlerin hepsi subay, fakat bu askerî bir toplantı değil. Bu görünümü bize verdiren şeyin bir hayalin olduğunu sanmayınız, doğrudan doğruya gözlerimizle gördüğümüz manzaradır. Yalnız Türkiye'de değil, dünyanın hiçbir yerinde böyle subaylar toplantısında görülemeyecek usuller, âdetler var bu salonda. Başka bir yerde ekseriyetin binbaşılarla, yüzbaşıların da olduğu bir içtimaa bir general girerse bütün salon bir hamlede ayaklanır değil mi? Hayır, burada öyle şey yok. Sanki herkes aynı rütbede, herkes aynı masada. Bana bundan bahseden bir yüzbaşı, rütbeler şu gördüğünüz kapının dışında kalır, dedi. 'Koridorlarda rastladığımız zaman askerlik gereklerinin ve terbiyesinin bütün kurallarıyla selamladığımız orgeneral, general ve albaylar burada bize tamamen müsavidirler.

"Nihayet saat ağır ağır üçü vurdu. Şimdi bütün zihinlerde aynı sual dolaşıyor: 'Başkanlık sırası kimde?' Bir binbaşı masanın başına geçti. Yanında iki yüzbaşı (katipler) yerlerini aldılar. Masanın üstünde bir defter var. Herkes bu deftere imza atıyor. Bu devam cetveli gibi bir şey… Bir başka yerde orgeneral, general, albay ve yarbayların katıldıkları bir toplantıya genç bir binbaşının başkanlık ettiğini görebilir misiniz? Bütün nazarları önlerinde bugünkü toplantının gündeminde ve gündem tamamen askerlikle alakası bulunmayan işlerle dolu… Aniden kapı yine açıldı. Tuhaf şey bu sefer gelen bir sivil. Dikkatle bakacak olursanız onu tanıyacak ve hayret edeceksiniz. Bu bir bakandır. Sessizce bir köşeye oturuyor. Kendisiyle yalnız başkan alakadar olmuştur. Diğerleri sanki içeriye girdiğinin dahi farkına varmamışlardır. İşte başkan toplantının açıldığını bildirdi. Evvela bakan konuştu. Subaylar ona sual sordular. Derken subaylar birbirleriyle tartışmaya başladılar. Bir generalin fikri, bir yarbay tarafından reddolundu. Bir yüzbaşı, bir albayın düşüncelerini şiddetle tenkit ediyor. Bir söz alan bir daha istiyor. Biraz sonra yine konuşuyor. Nihayet saatlerden sonra müzakere bitti. Başkan, kabul edenler el kaldırsın, dedi. Eller kalktı ve kanun kabul edildi. Kanun mu ?

"Evet, biz 27 Mayıs'tan beri millet adına Türkiye'nin mukadderatına hâkim bulunan bir heyetin toplantısındayız. Heyet Milli Birlik Komitesi, yer eski Büyük Millet Meclisi binasının ikinci katındaki Bütçe Encümeni Salonu. Mülga Millet Meclisi'nin yerini alan Milli Birlik Komitesi'nde idari sistem, eskiye nazaran büyük değişikliğe uğramıştır. Evvelce 14 komisyon hâlinde çalışan Meclis'te şimdi yalnız iki daire var. Evvelce üç kişiden teşekkül eden başkanlık divanını şimdi vazifeli üç subay işgal etmektedir."

Cumhuriyet Gazetesi'nin 27 Mayıs darbecilerini temize çıkarmak için ihtilalin kahramanları (!) ile yaptığı 'İkinci Cumhuriyetin İhtilal Meclisi Üyeleri' başlıklı röportajlar serisi bu hikâye ile başlıyor. Röportajlar, 15 Temmuz ile 23 Ağustos 1960 arasında yayımlanıyor. 'Milli Birlik Komitesi'nin gizli içtimaına girersek neler görürüz' başlıklı ilk yazıyı kaleme alan isim Cevat Fehmi Başkut. Herkes asker olmasına karşın rütbelerin işe yaramadığını, generalin yüzbaşıya müsavi olduğunu anlatan bu sahneler darbecilerin hâli pürmelâlini ortaya koyuyor. Darbeyi yapan birkaç general, çoğu albay, binbaşı, yüzbaşı rütbesindeki cuntacıların Cumhuriyet Gazetesi'nde yayımlanan ilk ve son röportajları ihtilalcilerin tartışılmayan yüzünü gözler önüne seriyor adeta.

Söyleşileri Yaşar Kemal, Ecvet Güresin ve Cevat Fehmi Başkut yapmış. Milli Birlik Komitesi'nin (MBK) gizli toplantılarından birini tasvirle başlayan röportajlarda askerlerin 27 Mayıs'a giden yolda yaşadıkları, dünya görüşleri ve planları anlatılıyor. Türkçe ibadet, çarşaf, Atatürk devrimleri, darbenin haklılığı gibi konuları işleyen, düşüklerin (sabık iktidar mensuplarının) sözde ayıplarının deşifre edildiği bu röportajlar 13 Ağustos'ta aniden kesiliyor. Sonra 23 Ağustos'ta Kurmay Yüzbaşı Ahmet Er ile yapılan röportajla sona erdiriliyor.

AYRI DÜNYALARIN İNSANLARI!
Röportajların detaylarında yer alan bilgilere göre, ihtilal öncesi Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanlığı yapan Albay Osman Köksal, 22 Mayıs'ta Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı öldürmek için makamında beklemiş. Kurmay Yarbay Orhan Kabibay'ın itiraflarına göre, 27 Mayıs'tan önce 25-26 Mayıs gecesi ihtilal girişimi yaşanmış; ama Ankara'dan gelen emirle darbe bir gün ertelenmiş. İhtilali tehir parolası hayli ilginç: "Washington'daki Dündar Sayhan'ın oğlu ikmale kaldı."

İtiraflar cuntacıların birbirlerinden ne kadar ayrı dünyalarda yaşadıklarını gösteriyor. Ayrıca, Demokrat Parti ve onun siyasi kadroları hakkında nasıl kin kustuklarını da… Röportajlardan ihtilal planlarının 1954'ten itibaren yapılmaya başlandığı da anlaşılıyor. Aksiyon tarihin tozlu raflarında kalmış bu röportajları arşivlerde araştırınca şu gerçekler ortaya çıktı.

Yaşananları anlamak için önce o dönemde olanları hatırlamak lazım. Biliyorsunuz 27 Mayıs ihtilalinden sonra çok partili siyasi hayat kesintiye uğradı. Başbakan Adnan Menderes ile bakan arkadaşları Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edildi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun ile Demokrat Partili bakanlar ve milletvekilleri Yassıada'da yargılandı. Çoğu haksız yere hapsedildi.

"AĞA CEMAL: ÇARŞAF TÜRK KADINI İÇİN YÜZ KARASI, TÜRKÇE KUR'AN ŞART"
Ülkeyi 27 Mayıs 1960 - 25 Ekim 1961 tarihleri arasında MBK yönetti. Komitenin başında Orgeneral Cemal Gürsel, Korgeneral Cemal Madanoğlu ve Kurmay Albay Alparslan Türkeş vardı. Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne mensup 38 kişilik subaylar grubu söz konusu komite içinde yer aldı. İktidara el koyan askerler, ülkeyi bu komitenin aldığı kararlar doğrultusunda yönetmeye çalıştı. Girişte bahsi geçen toplantı da MBK'nın yüzlercesini yaptığı toplantılardan sadece biriydi.

Bu kısa bilgilerden sonra mezkûr röportajlarda yer alan görüşlere geçildiğinde; Cevat Fehmi Başkut'un Orgeneral Cemal Gürsel'le yaptığı mülakatın giriş cümleleri şöyle: "Devlet ve Hükümet Başkanının inkılaplar, çarşaf, Türkçe Kur'an hakkında düşünceleri, merak ve itiyatları, kendi ağzından hayat hikâyesi." İşte, orduda 'Ağa Cemal' olarak tanınan Cemal Gürsel'e yöneltilen sorular ve Gürsel'in verdiği cevaplardan bazıları:

-İnkılâplar mevzuunda düşünceniz?

Arkada bıraktığımız devrede inkılâpların geri gittiğine inanıyorum. En büyük fenalık da zaten bu olmuştur.

-Dini istismar edenlere verilen tavizler için ne diyorsunuz?

Buna artık asla meydan vermeyeceğiz. Anayasa projesini hazırlayan profesörlere vazife verirken mutlaka bu istismarı önleyici hükümler koymalarını bilhassa rica ettim.

-Ya çarşaf?

Çarşaf, Türk kadını için bir yüz karasıdır. Türk kadınının güzel yüzünü saklaması için bir alın karası bulunduğunu sanmıyorum. Dünya önüne temiz yüzü ile çıkmak onun hakkıdır. Tarih boyunca kahramanlar doğurmuş, büyük evlat yetiştirmiş, büyük tarihî hadiseler yaratmıştır. Kimden ne korkusu vardır ki yüzünü saklamak ihtiyacı duyuyor. Çarşafın namus ile de alakası yoktur. Türk kadınlarından rica ederim, kendilerine yakışmayan bir kıbalde gözükmelerine meydan vermesinler, yüzlerini saklamasınlar.

-Türkçe Kur'an için fikriniz...

Türk milleti Kur'an'ı kendi dili ile öğrenmesini bilmelidir.

Cemal Gürsel, ihtilal öncesinin kudretli Kara Kuvvetleri Komutanı olduğunu hatırlatıp bakın neler anlatıyor: "Kara Kuvvetleri Kumandanlığı'nda iken bu hususta (ağalık) daha selahiyetli olarak ordu menfaatlerini korumağa ve bu uğurda mücadeleye devam ettim. Fakat çok şey yapamadığımı itiraf ederim, çünkü idare orduya arkasına çevirmiş vaziyette idi. Ordunun dertlerini duyan azdı ve hükümet buna hiç aldırmıyordu. Nihayet bildiğiniz gibi kurtuluş anı geldi, biz esasen hazırdık, teşkilat kurulmuştu. Şahsen ben, artık başka imkân olmadığı kanaatine varmadan bu işe ordunun karışmasını istemiyordum, genç arkadaşlarımın teşebbüslerini durduruyordum. Kayseri hadiselerinden sonra üniversite hadiseleri, daha evvel basına yapılan feci baskı ve hapisler esasen fikirleri hazırlamıştı. İşler öyle bir noktaya vardı ki, benim orduyu bu işe sokmamak yolundaki fikrime rağmen, ordunun müdahalesi olmadan memleketin kurtulmasına imkân görmediğim için arkadaşları vazifelerinde serbest bıraktım. Ve tamam zamanı gelince de vazifelerini yaptılar."
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 26.05.2008, 17:12 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #112
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721




Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.795 konuda 10.409 kere
kucult  büyük
Oysa Alparslan Türkeş'in 1994'te ortaya çıkan hatıralarında bu durum çok farklıdır. "İhtilal tamamlanmış, ancak lideri yoktu. İşte bu boşluğu doldurmak için birtakım kimselerde gayretler baş gösteriyor, boşalan Çankaya Köşkü için yeni bir sahip aranıyordu. İhtilalcilerin karargâh olarak kullandıkları Harp Tarihi Dairesi'ne gelen bir telefon arayışın örneklerindendi. Madanoğlu, İnönü'yü alarak Çankaya Köşkü'ne götürmek, bütün subayları da toplamak istiyordur. Ama Türkeş'in bunu duymasından sonra plan suya düşer. İzmir'de emekliliğini bekleyen Cemal Gürsel lider olarak seçilir. Ve derhal 27 Mayıs günü oraya bir uçak kaldırılır. İzmir'deki uçağa binen Gürsel 24 gün önce çıkarttığı orgeneral üniformasını giyer ve silahını kuşanıp genç ihtilalciler ile Ankara'ya gelmek üzere yola koyulur. İhtilalciler de başsızlıktan böylece kurtulur."

"TÜRK CAMİSİNDE TÜRKÇE KUR'AN OKUNUR!"
O gün Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğunda oturan ancak aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle 13 Kasım 1960'ta Hindistan'a sürgüne gönderilecek olan Alparslan Türkeş röportajı yapılan ikinci kişi olur. Darbenin bildirilerini radyo yayınıyla duyuran Türkeş, röportajında memleketin en önemli meselesinin maarif olduğunu söylüyor ve Köy Enstitüleri'ni eleştirip soruları cevaplıyor:

-Ya Halkevleri, daha eskiye gidersek Türk Ocakları?

Halkevleri açık bulundukları devirde faydalı olmakla beraber tam beklenileni veremediler. Politika cereyanlarına karıştılar. Bir nevi mebusluk fideliği oldular. Türk Ocakları'na gelince biraz evvel Hamdullah Suphi Bey buradaydı. Türk Ocakları'nın takviye ve inkişafına çalışılmasını istiyor. Bence bu ocaklar da ömürlerini tamamlamışlardır. Şimdi biz bunların yerine halkı aydınlatmak üzere Kültür Ocakları kurmak istiyoruz.

-İnkılâplar? Atatürk inkılâpları onun ölümünden sonra yerlerinde saymış olsalardı, belki de bu davayı (maarif) şimdiye kadar halletmiş olacaktık?

Atatürk inkılâpları yerlerinde saymadılar, gerilediler. Din, kıyafet ve en mühimi zihniyet sahasında gerilediler.

-Kıyafet derken Türk kadınını o utanılacak kılığa sokan çarşafı kastediyorsunuz değil mi?

Son zamanlarda Anadolu'yu hiç dolaştınız mı? Çarşafın nasıl kapkara bir yangın halinde bütün yurdu sardığını gördünüz mü?

-Yalnız kıyafet ve zihniyette mi geriledik?

Hayır Türkçecilikte de… Türkçecilik bu millete Atatürk'ün en büyük en faydalı hediyelerinden biri idi. Evvela ezanı Arapça okutmakla buna ihanete başladılar.


-Ya Kur'an'ın Türkçeleştirilmesi teşebbüsleri? Sabıkların baltaladıkları bu teşebbüslere taraftar mısınız?

Mutlaka… Türk camiinde Türkçe Kur'an okunur, Arapça değil.

-Politikacıların dini istismar edenlere taviz vermelerinin bu millete büyük zararlar getirdiğine kanisiniz değil mi?

Şüphesiz… Tarih boyunca bu böyle oldu. Son devirde ise her iki parti de (DP, CHP) aynı şekilde taviz yolunu tuttular.

27 MAYIS HAREKETİ 1957'DE OLABİLİRDİ
Röportajın devamında, Türkeş darbe ile ilgili bir itirafta bulunuyor: "27 Mayıs hareketi 1957'de olabilirdi. Doğrusu başka herhangi bir memlekete benzeyeceğimiz düşüncesi bize tiksinti veriyordu. Onun için böyle bir harekete girişmek için son dakikayı, bütün ümitlerin ortadan kalkmasını bekledik."

Röportajlarda yer alan bilgilerden biri de 27 Mayıs'ı organize eden rütbelilerden Kurmay Yarbay Orhan Kabibay'ın anlattıkları. 27 Temmuz 1960 tarihli röportaja göre Kabibay, darbenin aslında 25 Mayıs'ı 26 Mayıs'a bağlayan gece yapılacağını anlatıyor. Ecvet Güresin'in yaptığı röportaj şöyle başlıyor: "25 Mayıs sabahındayız. Saat 9'u biraz geçiyor. Genç bir kurmay yarbay Kadıköy'deki evinde sabırsızlıkla bekliyordu. Aslında ev kız kardeşinin evi idi. Ankara'dan gelen ziyaretçilerle bu evde buluşmayı ve haberleşmeyi oradaki telefonla temin etmeği daha uygun bulmuştu. Orhan Kabibay o gün de bir ziyaretçi bekliyordu. Kabibay, arkadaşı vasıtasıyla beklenen haber geldikten sonra yapacaklarını kafasında bir kere daha planlaştırırken kapı çalındı. Kurmay Albay Muzaffer Yurdakuler idi gelen. Beklenen günün geldiği adeta gözlerinden okunuyordu. İki arkadaşın konuşması çok kısa sürdü.

"Kabibay hemen telefon başına geçip birkaç görüşme yaptı, randevular verdi, sonra beraber çıktılar ve Kadıköy'den Köprü'ye gittiler. Köprüde onları üçüncü bir subay bekliyordu; Binbaşı Orhan Erkanlı. Evvela Harp Akademisi'ne daha sonra Sıkıyönetim Komutanlığı'na, Taksim ve Beyazıt Asayiş Komutanlıkları'na gittiler. Konuşmaları belki çok kısa sürüyordu. Zaten yapılacak hareketler evvelden kararlaştırılmış olduğu için uzun boylu konuşmağa müzakere etmeğe de ihtiyaç yoktu. O gece yarısı yani 25 Mayısı 26 Mayısa bağlayan gece Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini eline alacaktı."

GERİSİNİ ECVET GÜRESİN VE ORHAN KABİBAY ŞÖYLE KONUŞUYOR:

-Peki sonra ne oldu yarbayım?


Uğradığımız yerlerde gerekli tedbirleri yani harekâtın 25 Mayısı 26 Mayısa bağlayan gece yapılması için gereken tertipleri aldıktan sonra Orhan Erkanlı bizden ayrılarak kıtasının başına gitti. Biz de Yurdakuler'le birlikte Harbiye binasına geldik. Bu sırada arkadaşlardan biri bize Ankara'dan şöyle bir mesaj aldığını bildirdi: "Washington'daki Dündar Sayhan'ın oğlu ikmale kaldı."

Bu kötü bir haberdi. Zira daha evvel harekâtın tehir edilmesi ihtimaline karşılık hazırladığımız parola idi bu. Fakat yapacak bir şey yoktu. Birkaç saat evvel dolaştığımız yerlere süratle bir kere daha giderek durumu izah ettik, Orhan Erkanlı'ya haber verdik. Velhasıl harekâtı durdurduk. Teessür umumi idi. Bu teessürü akşam uçakla Ankara'ya hareket eden Albay Yurdakuler görmüştü. Kendisine eğer çok vahim bir sebep yok ise, harekâta 26 Mayısı 27 Mayısa bağlayan gece yarısından sonra saat 4'te mutlaka başlamamız gerektiğini bildirttik. Ertesi gün hem telefon hem kurye ile haber bekleyecektik. Gece eve saat 1'de gittim ve ertesi sabah telefon başında beklemeğe başladım. Saat 12.35'te santral memuru Ankara'dan beni aradıklarını bildirdiği ve karşıda konuşan Albay Muzaffer'in sesini aldığım zaman duyduğum heyecanı tasavvur edemezsiniz. Elindeki normal muhavereden bana aynen şöyle dedi:

-Orhancığım senin emekli sandığından istediğin parayı alıp, telledim. Yarın mutlaka eline geçmiş olacak. Miktarı 2730 liradır. Her ne kadar 2740 lira idi ise de on lirasını telgraf için kestik. Kusura bakma, cimriliğim tuttu.

Ben de şöyle cevap verdim:

-Herhalde bugün telgrafı alırım. Yarın para mutlaka elime geçmeli, çünkü ihtiyacım var.

Muzaffer Yurdakuler devam etti:

-Haa bir şey daha var. Eskişehir'deki bizim havacının da parasını aldım ve seninkiyle beraber gönderdim. Miktarı seninki kadardır. Ben kendisine vakit bulup haber veremeyeceğim, sen lütfen haber ediver.

-Merak etme, şimdi onu bulur parasının yolda olduğunu söylerim.

İHTİLAL PAROLASININ SIRRI!
Sevinç içindeydik. Konuşmamızın sonunda o İstanbul'daki arkadaşlara ben Ankara'dakilere selamlarımızı söylüyor, böylece iki grup olarak birbirimize muvaffakiyetler diliyorduk. Ankara ile görüştükten sonra arkadaşları telefonla aradım, kendilerine (Son olarak girdiği lisan imtihanını muvaffakiyetle geçtiği) haberini veriyordum ki bu da bir parola idi. Bu işler bitince karşıya (Avrupa yakası) geçtim. Bir gün evvel dolaştığım yerleri yeniden dolaştım ve bildiğiniz gibi o gece netice alındı.

Gazeteci Güresin'in kritik bir sorusu başka bir gerçeği daha aydınlatmaya yetiyor aslında: "Ankara ile yaptığınız telefon konuşmasında Emekli Sandığı'ndan alınan 2740 lira ile kesintili olan 2730 liranın manası nedir?" Cevabı Yarbay Kabibay şöyle veriyor: "Bu konuşmada parayı telledim sözü harekata karar verildiğini, 2740 liranın 2730'a inmesi de 27 Mayıs saat 4'te yapılacak olan harekatın saat 3'e alındığını göstermektedir."

İhtilalin bir gün tehir edildiği ifşaatı Kurmay Yüzbaşı Kamil Karavelioğlu ile genç eşi Fatma'nın Yaşar Kemal'e verdikleri röportajda da yer alıyor. Fatma Hanım'a "İhtilalden ne zaman haberdar oldunuz?" sorusu yönelten Yaşar Kemal, ummadığı bir cevapla karşılaşıyor: "26 Mayıs'ta söyledi. İhtilal o gün olacaktı. Benimle vedalaşırken, gidip de gelmemek var, dedi. Ben soğukkanlılıkla karşıladım. Memleket için bir insan her şeyini verebilmeli." Ve Yüzbaşı Karavelioğlu ekliyor: "26'sında olmadı ihtilal, 27'ye tehir ettik."

Darbecilerin bilinmeyen yanlarından biri de kadrolaşmalarıydı. Bunu da Kurmay Yarbay Suphi Karaman deşifre ediyor. Yaşar Kemal'in 10 Ağustos 1960 tarihli yazısı şöyle başlıyor: "Kurmay Yarbay Suphi Karaman Genelkurmay'ın Erkan Şubesi Başkanıdır. Bu iş önemli bir iştir. Çünkü generallerin ve kurmayların tayinlerini yapar. Bu şubenin daha önceki başkanı Kurmay Albay Osman Köksal'dır. Osman Köksal Muhafız Kıtası Komutanlığına tayin edilince, ondan boşalan yere Suphi Karaman getirilmiştir. Osman Köksal'ın Muhafız Kıtası Komutanlığı'na tayini çok önemli bir olaydır. Suphi Karaman'ın da Erkan Şubesi Başkanı olması çok önemli bir iştir. Genelkurmay'ın can alıcı noktalarından birisidir. Milli Birlikçilerin kilit noktalarına getirilmeleri gerektir. Bu da Suphi Karaman eliyle sağlanabilir."

Yaşar Kemal'in bu tespitleri yersiz değildir. Karaman'ın dönemin Milli Savunma Bakanını tayin ve terfilerde nasıl aldattığını anlattığı anısı da bir hayli ilginç. Adnan Menderes'i yanılttığı söylenen Ethem Menderes'in aldatıldığının işaretlerini veriyor. "İşkence gören Samet Kuşçu'nun ihbar ettiği, sonradan beraat eden 9 subaydan birisi olan Kurmay Albay İlhami Barut bir yıl sonra bazı ailevi sebeplerden dolayı İstanbul ve yakınlarından bir yere tayinini istiyor. Suphi Karaman'ın bu arkadaşını tayin ettirmesi gerektir.

Ama bu nasıl olacaktır? Zor iştir. Çünkü bu dokuz subayın her biri damgalanmış ve düşüklerin (DP iktidarı) gözünden düşmüşlerdir. Suphi Karaman 35 kişilik bir kurmay tayin listesine İlhami Barut'un da adını yazıyor. Listeyi vekile götürüyor. Vekil listeyi imzalıyor. Fakat Suphi Karaman biliyor ki, İlhami Barut'tun İstanbul'a tayinini düşükler haber alırlarsa, kendisi için iyi olmayacak, düşüklerin ona güvenleri sarsılacak. Halbuki sarsılmaması gerektir. Bakan imzayı çaktıktan sonra, 'Bir dakika Vekil Beyefendi' diyor Karaman. 'Size bir sözüm var. Bu listedeki bütün subaylar, az önce de arz ettiğim gibi hakları olan yerlere verilmiştir. Bunların içinde bir de 9 subaydan biri olan Kurmay Albay İlhami Barut vardır. O da haklı olarak İstanbul'a verilmiştir, ama biliyorsunuz 9 subaydan bir tanesidir. Onun için bunu sizin tasvibinize arz ediyorum. Ne dersiniz?' Bu sözler üzerine Bakan Ethem Menderes masaya ellerini dayıyor: 'Çok teşekkür ederim yarbayım. İşte bizim, sizin gibi kıymetli subaylara ihtiyacımız var. Hatırlattığınız için teşekkür ederim. Öyleyse İlhami Barut'u İstanbul'dan uzaklaştıralım.'

Daha önce Adapazarı için Barut ile Karaman anlaşmışlardır. Hemen oracıkta Suphi Karaman Barut'un tayinini Adapazarı'na yapıverir. Yolcu memnun, hancı memnun. Üstelik Bakanın Suphi Karaman'a sarsılmaz güveni var. Karaman bakana öyle bir güven veriyor ki, adı demokrata çıkıyor. İşin aslı 27 Mayıs'tan sonra anlaşılıyor. Kurnaz cuntacı Yarbay röportajın sonunda 'en çok şaştığınız olay?' sorusuna şöyle cevap veriyor: Düşük Ethem Menderes'in Osman Köksal'ı Muhafız Kıtası'na atamasına, beni de Erkan Şubesi Başkanı yapmasına."

ÜÇ YIL ÖNCE KARARLARIMIZI ALMIŞTIK
Hakikaten şaşılacak hadisedir. O, Erkan Şubesi Başkanı Alparslan Türkeş ve ekibini de aldatarak aralarında Cemal Madanoğlu, Sıtkı Ulay, İrfan Baştuğ'un yer aldığı 7 komite üyesini terfi ettirecektir. Kavga büyüyünce Türkeş ve ekibindekiler 13 Kasım'da birer birer yurtdışına sürgüne gönderilecektir.

MBK Genel Sekreter Yardımcısı Binbaşı Orhan Erkanlı "Bir gün böyle bir ihtilalde yer alacağınızı düşündünüz mü?" sorusuna doğrudan ve net bir cevap veriyor: "Evet. Bilhassa son zamanlarda bu maksatla kendimi ve kendime yakın olanları ihtilal fikriyle yetiştirmiştim." Ya 27 Mayıs'ın anlamı nedir? Bu soruya cevabı ise şöyle : "1954'ten sonra iktidarda bulunmuş olan zümre milletin bütün haklarını çiğnedi. Milleti aldattı. Memleketi iktisadi ve sosyal alanda felakete sürükledi. Manevi değerler unutuldu ve unutturuldu. Devlet kurumu tam bir parti kurumu haline getirildi. Memlekette tek organize güç olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin her vesileyle gururu kırıldı, tarihimizin en asil mirası olan üniforma, taşıyanları utandıracak hale getirildi. Üniversiteye karşı girişilen tertiplerle ilmin başı ezilmek istendi. Ve köylü uyuşturuldu. Emperyalistlerin Uzakdoğu ve Afrika'da tatbik ettikleri metodlarla halk istihsal olmaktan çıkarıldı. Bu ve bunun gibi sebeplerle 27 Mayıs devriminin platformu hazırlandı. Millet zulme karşı isyan hakkını kullanmaya hazırdı. Onun özü, ruhu ve en büyük garantisi olan TSK bu hakkı kullandı."

Oysa manzara tam tersineydi. Ülkede ekonomik atılım başlamıştı. Köylünün yüzü gülüyordu. Cuntacılar ise halk adına hareket etme hakkını halka rağmen kullanıyorlardı.

İlginç röportajlardan biri de Yüzbaşı Rıfat Baykal'ın cuntacıların nasıl organize olduklarını anlattığı satırları barındırıyor.

-27 Mayıs gibi bir ihtilalde vazife alacağınızı evvelden hiç düşündünüz mü Yüzbaşım?
Biz daha üç sene evvel gidişi gördük ve arkadaşlarla aramızda kararlar verdik. (27 Ekim 1957'de DP yüzde 47,7 oy ile 424 milletvekili çıkarmış, tekrar iktidara gelmişti.) Nisan 1960 hadiselerinden evvel teşkilatımız kurulmuştu. Bence nisan hadiseleri (öğrenci olayları) vuku bulmasa da hareket olacaktı. O ayın hadiseleri yalnız işi tacil etti, o kadar... Ankara'da Personel Okulu'nda karargâh bölük kumandanı idim. Vazifem dolayısıyla arkadaşlar arasında daha rahat irtibat temin ediyordum. İhtilal gecesi muhtelif sınıflardan 9 arkadaş benim evimde toplandılar. Saat üçte emrimdeki kuvvetleri silahlandırdım. Arkadaşlara makineli tabancalar dağıttım ve tam üçte plan mucibince Dikimevi'ne doğru hareket ettik. Dikimevi ile Sıhhiye arasının kontrolü bana verilmişti. Yol üstünden tıbbiyelileri de kaldırdım. Bize iltihak ettiler ve plana göre sahada vazifeye başladık. Saat 4'te Ankara düşmüştü. Saat 8'de benim saham dâhilinde bulunan Tevfik İleri'nin evine gittim. Evinden çıkması için haber yolladım. (Yukarı gelsin) demiş. Kendisine evinden çıkması için iki dakika mühlet verdim. Bir buçuk dakika dolmadan soluk soluğa kapıdan çıktı. Milletin bizi nasıl karşılayacağını biliyorduk. Buna yüzde yüz emindik. Ama tepki görsek dahi onu kıracak kuvveti elimizde bulunduruyorduk."

1954'TEN İTİBAREN YAPILAN GİZLİ TOPLANTILAR!
Tank Binbaşı Muzaffer Karan ise harp okulu talebeleriyle işbirliği yapan tanklarla bakanları evinden alan bir başka isimdi. İhtilal girişimleri onun ifadeleriyle ta 1954'lere dayanıyordu: "1954 yılından itibaren bunların yanlış yola saptıklarını, siyasi ihtiraslarından başka bir şey düşünmediklerini ve Atatürk'e düşman olduklarını fark ettim. Ve o zamandan beri çeşitli arkadaşlarla gizli toplantılar yaparak bunun düzeltilmesi yolunu aradık. Hafiyeler tarafından takip edildik, mimlendik. Böyle ufak tefek şeyler bizi yıldıracak yerde azmimizi artırdı."

Kumanda ettiği birliğin işini 5 Ağustos tarihli röportajda Karan şöyle anlatıyor: "Ankara Zırhlı Birlikler Okulu Tank Taburu ile teması vardı. Bütün tabur personeli bu hareket için önceden hazırlanmıştı. O gece taburla birlikte harekâta katıldım. Tank taburu Ankara'nın her yerinde vazife aldı. Bu taburda 20 tank vardı. O gece piyadeyle ve Harp Okulu talebeleriyle işbirliği yaptık. Celal Bayar'ın tevkifine kadar tanklarla bütün vazifelere katıldım." Tank Binbaşı bununla da yetinmeyip darbe geleneğinin süreceğini şöyle dile getiriyor: "Gençlik ve ordu böyle bedbaht kimselerin (DP'liler) başında daima Demokles'in kılıcı gibi asılı duracaktır."

Evet gerçekten de öyleydi. 27 Mayıs ihtilali öncesinde en çok kullanılan yine gençler olmuştu. Özellikle Ankara ve İstanbul'daki öğrencileri yönlendirmek için vazifeli subaylar vardı. Bunlardan biri Binbaşı Şefik Soyuyüce idi. 29 Nisan 1960'ta gençleri yakından görmek için İstanbul Üniversitesi'ne giden Soyuyüce, "Bizi bu zulümden kurtarmayacak mısınız?" diyenlerin sözlerine çok ağlamış o gün: "Oradan uzaklaşırken gençlerin intikamının alınması ve artık milletin kurtarılması anının geldiğine karar verdim. İstanbul bölgesinin asayiş birliği Kurmay Başkanı olarak 2 Mayıs 1960 günü o zamanın Merkez Komutanı Binatlı ile aramızda geçen hadiseler, gençlerle irtibat kurmak için gayretler, hele 26 Mayıs 1960 günü üniversite senato toplantısına verilen dilekçelerin alınması vazifesinin yapılışı ayrı ayrı hayatım boyunca unutamayacağım birer maceradır."

İhtilal günü Sıdık Sami Onar ile rektör Nail Kubalı'yı Ankara'ya gönderen isim de Soyuyüce'dir. Öğretim üyeleriyle birbirlerine sarılıp ağlayacaklardır Yeşilköy Havalimanı'nda. Çünkü ihtilal onların da eseridir: "Esasen ihtilal biz teşebbüs etmeden başlamıştı. Çünkü memur, üniversite öğretim üyeleri ve gençlik bu ruhu evlerden dairelere, üniversitelere, oradan halk kitleleri arasına, caddelere, meydanlara intikal ettirmiştir. Ve bize gerek ihtilalin kolay yapılmasını ve gerek milletin buna sempati ile bağlanıp bizleri desteklemesini sağlamışlardır."

Kurmay Yarbay Ahmet Yıldız da üniversite bahçelerinin kahramanlarındandır. Hatta Ankara'daki cunta ekibi son toplantısını 26 Mayıs gecesi, günlerdir olayların çıktığı Ankara Üniversitesi bahçesinde yapacaktır. Üniversite ve bahçesi sıkıyönetimin kontrolü altında olduğu için ihtilalci subaylar son görüşmeyi burada yapmayı faydalı bulmuşlar. Subaylar yavaş yavaş ağaçların altında, bahçenin en karanlık yerinde toplanıyorlar. Bu toplantı son toplantı. Günlerden beri konuşulmuş, karara varılmış planın teferruatı bir daha gözden geçirilecek. Öyle yapılıyor. Plan konuşması son bulunca arkadaşlar, sınıf arkadaşları, ideal arkadaşları helalleşiyorlar. Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek var. Yarın belki hiçbiri sağ kalmayacak, karıları dul, çocukları öksüz kalacak. Belki de inandıkları işi başaracaklar, memleket iyi bir yarına götürülecek.
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 26.05.2008, 17:14 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #113
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721




Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.795 konuda 10.409 kere
kucult  büyük
ALBAY KÖKSAL: "EMİR VERSE BAYAR'I VURACAKTIM"
"Yukarıya çıkarken karar verdim. Bayar bana böyle bir iş yapmamı emrederse, daha emrin sonu gelmeden derhal tabancamı çekecek ve kendisini vuracaktım. Bu kararla evime uğradım, tabancamı doldurdum." Bu sözler Albay Osman Köksal'a ait. 21 Mayıs günü, yani ihtilalden neredeyse bir hafta önce Celal Bayar'ı vurmaya karar verişini ve yapacaklarını anlatıyor. Darbeden önce Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Kumandanıydı Albay Köksal. Darbede Bayar'ı tevkif eden de o oldu. Köksal, Genelkurmay Erkan Şubesi'nden atandığı Köşk'te hiç huzurlu değildi. Başından itibaren hem Cumhurbaşkanı'nın hem de hükümetin talimatlarını dinlememe onun için adeta gurur vesilesiydi. Cumhuriyet Gazetesi'nin 18 Temmuz 1960 tarihli neşriyatında şu cümleler ona ait:

"22 Mayıs günü Riyaseticumhur Muhafız Alayı subaylarına mahsus lojmanlarından birinin küçük salonunda inkılâp tarihinin belki de yazmayacağı, ehemmiyetsiz gibi görünen, fakat hakikatte çok manalı, çok alaka çekici bir konuşma geçmişti. Siz buna 27 Mayıs İhtilali dramının en karakteristik sahnelerinden biri de diyebilirsiniz. Salonda albay üniformalı, orta boylu bir subay aşağı yukarı gezinmektedir. Yüzünün rengi hafifçe atmıştır. Heyecanlı mıdır? Onun vermiş olduğu kararı kim verse heyecanlanır. Evet, belki heyecanlı, fakat telaşlı değildir. Ağır adımlarla salonun kapısına doğru yürür, açar eşine seslenir. Şimdi salonda ikisi karşı karşıyadırlar:

-Sana biraz para bırakmak istiyorum.

Param var istemem.

-Canım bu da yanında bulunsun. Zaten yanımda topu topu 50 liram var. Al sende kalsın.

Akşama gelmeyecek misin?

-Tabii geleceğim.

Osman ne yapmak istiyorsun?

-Hiçbir şey.

Fakat biraz evvel tabancanı doldurdun.

-Dolu bir tabanca boş bir tabancadan daima daha iyidir.

Şimdi nereye gidiyorsun?

-Tabii vazifeye.
Ama nereye?

-Her zamanki gibi…
Mukaleme burada kesiliyor. Albayın eşinin dudaklarında acı bir gülümseme yapışıp kalmıştır. Kadının yüzünden ayrılmayan albayın ısrarlı bakışlarıysa sanki ona veda ediyor gibidir. Kadın belki her şeyi anlamamış, fakat şüphelenmiştir. Belki hıçkıra hıçkıra ağlamak için kendini güç tutmaktadır. Albay hakikaten vazifeye mi gidiyor? Evet, şüphe yok, bu da vazife, hem de tarihî bir vazife… Bütün bir milletin mukadderatını değiştirecek bir vazife. Yalnız bu vazife de her zamanki gibi kelimeleriyle verilmek istenen alelade manayı arayacaklar, beyhude yorulmuş olurlar. Albay, devrin Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı öldürecektir. Buna kati karar vermiştir. Niçin? Bırakalım da kendisi anlatsın:

-21 Mayıs günü Harbiye mitinginin ta içinde bulundum. Hadiseleri sonuna kadar dikkatle takip ettim. Bir ara beni telsizle aradıklarını haber verdiler. Arayanlar Koraltan'ın (TBMM Başkanı Refik Koraltan) evinde imişler. Oraya gittim. Bayar, Koraltan ve Menderes üçü de ordaydılar. Üçünün de renkleri sararmıştı. Üçü de perişandılar. Ben içeriye girince biraz toparlanır gibi oldular.

Bayar sesini yükseltti:
-Kumandan hazır mısınız?
Hazırım efendim.

Gerçi böyle söylemiştim ama, hazır falan değildim. Alayıma alarm işareti dahi vermemiştim.

MUHAFIZ ALAYI KOMUTANI HARBİYE MİTİNGİNDE SUBAY MİTİNGİ ORGANİZASYONU YAPIYOR
-Peki gidip beni yukarıda bekleyiniz. (Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde…)
Kumandan hazır mısın demekle neyi kastetmişlerdi acaba, yanlarından çıkarken bunu düşünüyordum. Herhalde benden asla yapamayacağım şeyleri isteyeceklerdi. Doğrusu bunun için tam adamını bulmuşlardı. Halbuki benden şüphelenmeleri lazımdı. Bunun için sebepler de vardı. Bir aralık benim tevkifim dahi aralarında konuşulmuştu. Sonradan bunun ileride bir gün (28 Mayıs) yapılmasını kararlaştırmışlardı. Şu halde bu adama böyle işler nasıl yaptırılırdı? Yukarı çıkarken karar verdim. Bayar bana böyle bir iş yapmamı emrederse, daha emrin sonu gelmeden derhal tabancamı çekecek ve kendisini vuracaktım. Bu kararla evime uğradım, tabancamı doldurdum ve Bayar öldükten sonra belki beni de vuracaklarını, halbuki karımın parasız olduğunu düşünerek bütün mevcudum yanımdaki 50 lirayı eve bıraktım ve işte böylece Köşke gittim. Bir müddet sonra Bayar gelip de kendisini gördüğüm zaman daha uzaktan eliyle işaret ederek bağırdı: 'İstemez, vazgeçtim.' Neyi istemiyordu, neden vazgeçmişti söylemedi."

Cumhuriyet Gazetesi'nin bir kahraman gibi gösterdiği Osman Köksal, aslında Ankara Örfi İdare Komutanlığına atanan Korgeneral Namık Argüç'ün emirlerini de hiçe saymıştı. İhtilalden önce Ankara'da yaşanan isyanlar ve öğrenci olaylarında Muhafız Alayı'ndan tek bir asker vermediği için övünecekti. Konu Bayar'a kadar intikal ettirilmişti. Bayar NATO toplantısı için gittiği İstanbul'dan dönerken havaalanında kendisini karşılayan heyetteki Albay Köksal'ı yanına çağırıp uyaracaktı:

-Kumandan ben askerlikten anlamam. Fakat örfi idare kumandanının istediği kuvveti vermeniz lazım idi.
Daha o günden densizliğini gösteren Albay Köksal, anlattığına göre Bayar'a şu cevabı vermiş:

-Ben Albayım, askerlikten anlarım. Yaptığım doğrudur.
Albay Köksal, Ankara'da Harp Okulu öğrencilerine yaptırılan Genç Harbiye mitinginde hem izleyici hem koordinatör görevindedir. Bunu da röportajda şu satırlarla itiraf ediyor: "Genç Harbiye mitinginin akşamında Bayar beni yanına çağırdı. Bu miting hakkındaki fikrimi sordu. 'Olduğu gibi mi anlatayım, yoksa istenilen gibi mi?' dedim. 'Olduğu gibi' cevabını verince, bunu birçok hadiselerin takip etmesinin muhtemel bulunduğunu söyledim. Kızdı. Bilahare benimle görüşmek isteyen Ethem Menderes'e ise daha açıkça fikrimi anlattım.

Hükümetin istifa etmesi lazım geldiğini, başka çıkar yol bulunmadığını bildirdim. İnkılâp hareketinden birkaç gün önce Komitedeki arkadaşlarla toplanmış, Harbiye'den sonra subayların da 28 Mayıs Cuma günü için miting hazırladıkları haberini yaymaya karar vermiştik. Duymuşlar. Önce Ethem Menderes beni çağırttı:

-Subayların miting yapacaklarını duyduk doğru mu?
Sanırım doğru. Ben de duydum.

-Ne gibi tedbirler alabiliriz?
Hiçbir tedbir alamayız. Erler, subaylar üzerine ateş etmezler.

Ethem Menderes bu cevaptan fena halde müteessir oldu. Ben yanından çıkar çıkmaz Bayar'a telefon etmiş olmalı ki bu sefer de o çağırttı. Ona da aynı cevabı verince sinirlendi. Bilahere öğrendim işte bu sözlerimden sonra benim tevkifime karar vermişler."

27 Mayıs 1960 ihtilali demokrasinin önünü kesmekle kalmamış, cunta zihniyetinin ilk emsali olmuştur. Alparslan Türkeş'in deyimi ve yıllar sonra gelen itirafı ile 27 Mayıs'tan 45 gün sonra her şey rayından çıkmış, ikinci darbe gerekmiştir. Asıl amaç olan CHP'yi iktidara getirmeyi başaramamışlardır. Yassıada ile trajedi büyümüş, memleket evlatları asılmış, demokrasi tarihine de kara bir leke bırakılmıştır.

TBMM eski Başkanı Ferruh Bozbeyli:

EZAN ARAPÇA OKUNDUĞU GÜN DARBEYE KARAR VERDİK DİYENLER BİLE VARDI
27 Mayıs 1960'ı takip eden ikinci ayda Temmuz ve Ağustos'ta Cumhuriyet'te yayımlanmaya başladı bu Milli Birlik Komitesi üyeleriyle ilgili röportajlar. Bu röportajda genellikle Milli Birlik Komitesi üyelerine aynı sorular soruluyordu. Yani niçin 27 Mayıs'ı yaptınız? Bu fikir sizde ne zaman doğdu? Hangi olaylar veya olay sizi buna sevk etti gibi sorular soruyorlardı. Yanlış hatırlamıyorsam yirmi sekize kadar geldiler. Yani milli birlik komitesi üyelerinden yirmi sekiz kişiyle görüşmek imkânı oldu. Her ne olduysa röportajlar durduruldu. Ama tahmin ediyorum ki, zaten okundukça görülecek. Birbirinden çok farklı, birbiriyle çelişkiye düşen ve 27 Mayıs'ın çehresini bozan, basitleştiren bir konu sergilenmiş oluyordu. Kendi iç tartışmaları ortaya çıktı. Bu yüzden daha fazla ileriye gitmemek için böyle oldu. Mesela bazıları diyor ki, 1950'de ezan Arapça okunmaya başladığı gün ihtilal yapmaya karar vermişler. Şu hale bakın. Gerekçeye bakın. Yani onun için aslında öyle ulvi sebepler yok. Bakarsanız öfkeye dayalı, iftiraya dayalı, anlamsız suçlamaya dayalı sebepler var orta yerde. 27 Mayıs bir öfkenin ürünüydü. Bu röportajlar da onların foyalarını ortaya döktü galiba.

SÜRGÜN EDİLMESEYDİK, YASSIADA HAVAYA UÇACAKTI
Ahmet Er, 27 Mayıs'ı yapan Milli Birlik Komitesi'nin yaşayan üyelerinden. Türkeş'in grubu olarak bilinen 14'lerden Er, Menderes'in idamını sürgünde radyodan dinlediğini söylüyor ve ekliyor: "Haberi duyunca eşimle saatlerce ağladık."

O gece İstanbul Üniversitesi, ağırladığı konuklarla askerî birlikten farksızdı. Bahçedeki askerî cipler arka arkaya sıralanmış, şoförler ve muhafızlar ise 'hazır ol' vaziyetini almıştı. Hemen yirmi metre ilerde üst rütbeli subaylar, 'beklenen gün' için son kez toplanmıştı. Herkes heyecanlı ve kararlı bir şekilde Kurmay Binbaşı Ahmet Yıldız'ı dinliyordu. İhtilale saatler kalmıştı. Bir hata her şeyi altüst edebilirdi. Bu yüzden binbaşı, önce dikkat edilecek hususları anlattı tek tek. Ardından ele geçirilecek kritik nokta ve askerî birlikleri.

İstanbul Radyoevi'ni ele geçirme görevi Yüzbaşı Ahmet Er'e düşmüştü. Saatler ilerledikçe heyecan da artmıştı. Gece yarısından sonra harekât başladı. Ahmet Er, yanındaki birliklerle Harbiye'deki radyoevine geldi. Kapıdaki nöbetçilere "Artık güvenlikten biz sorumluyuz. Yerlerinize marş marş" diye emir verdi. İçeri girip nöbetçi binbaşıyı buldu, durumu izah etti. Radyoevi başta olmak üzere İstanbul'daki bütün kritik noktalar ele geçirilmişti. Artık Ankara'dan haber bekleniyordu. Ancak başkentten ses seda çıkmıyordu. İstanbul grubu endişelenmeye başlamıştı. Kısa süre sonra beklenen mesaj ihtilalin kudretli albayı Alparslan Türkeş'ten gelmişti: "Dikkat… Dikkat… Demokrasimizin içine düştüğü buhran ve son müessif hadiseler dolayısıyla kardeş kavgasına meydan vermemek üzere Türk Silahlı Kuvvetleri memleketin idaresini eline almıştır."

Türkiye, 27 Mayıs sabahına askerî bir darbe ile uyanmıştı. On yıllık Demokrat Parti iktidarı sona ermiş, emekleme dönemindeki demokrasi tekrar rafa kaldırılmıştı. İhtilal, ülkedeki kardeş kavgasını önlemek için yapılmıştı; ancak asıl kavga darbeyi yapan 38 kişilik Milli Birlik Komitesi'nde yaşanıyordu. Daha ilk günlerde komite içinde ihtilaflar çıkmaya başlamıştı. Tutuklanan DP'lilerin durumu, nasıl yargılanacakları, CHP'li vekillerin subaylarla birlikte hareket etmesi, anayasayı hazırlayacak olan kurul üyeleri, seçimlerin ne zaman yapılacağı gibi konular komiteyi de ikiye bölmüştü. Milliyetçi subaylar, Alpaslan Türkeş'in liderliğindeki grupta, diğerleri ise Cemal Madanoğlu grubunda toplanmıştı. Aslında ihtilalciler arasındaki fikir ayrılıkları darbeden önce de vardı. Ancak ayrılık ve bölünmeler, darbeden sonra netleşti. Her iki grup da ayrı ayrı toplantılar yapıyor, birbirleri için tasfiye planları hazırlıyordu. Bu iç çatışmanın galibi Madanoğlu grubu oldu. Darbeden 5,5 ay sonra Türkeş grubu MBK'dan tasfiye edilerek sürgüne gönderildi. Türkeş ile birlikte 13 kişi farklı ülkelerin Türkiye büyükelçiliklerine tayin edildi.

YASSIADA'YA KARŞI SİVRİADA MAHKEMESİ'Nİ KURACAKTIK
Yüzbaşı Ahmet Er, Türkeş'in grubunda yer alan isimlerden biri. Milliyetçi bir subaydı. Çankırı Atış Okulu'nda iken Türkeş onun savunma hocasıydı. 1951 yılında tanıştığı Türkeş ile uzun yıllar yol arkadaşlığı yaptı. Sadece darbede aynı grupta yer almadı, siyasi hayatta da Türkeş'in sağ kolu oldu hep.

-Neden tasfiye edildiniz?
MBK üyeleri arasındaki ayrılıklar her geçen gün daha da belirginleşmişti. Madanoğlu grubu hemen seçime gidip iktidarı İsmet İnönü'ye vermek istiyordu. Biz buna karşı çıkıyorduk. Hükümet üyelerini İsviçre'de ikamete mecbur kılıp seçim şartları hazırlandıktan sonra ülkeye dönmelerine ve siyasete katılmalarına izin vermeyi düşünüyorduk. Sadece DP'lilerin değil CHP'lilerin de yargılanmasını istiyorduk. Biz Menderes'in asılmasına karşıydık. Bütün hapishaneleri açacaktık. Onlar Yassıada Mahkemesi'nde ısrar ederlerse biz de Sivriada Mahkemesi'ni açacaktık. İsmet İnönü'yü de burada yargılayacaktık. Aslında komite içinde herkes farklı düşünüyordu. Ümit Özdağ'ın ifadesiyle bir değil 38 tane 27 Mayıs vardı. Bizim grup Eylül ayına kadar komiteye hâkimdi. Çünkü Türkeş'in Cemal Gürsel ile arası iyiydi. Ancak Madanoğlu ve Sami Küçük daha sonra Gürsel'i yanına çekti. Dengeler değişince tasfiye edilen biz olduk.
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 26.05.2008, 17:15 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #114
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721




Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.795 konuda 10.409 kere
kucult  büyük
İNÖNÜ İHTİLALCİ SUBAYLARA SENATÖRLÜK TEKLİFİNDE BULUNDU
-Dengeler nasıl değişti?
Madanoğlu, Gürsel'e "Mısır'da albay Nasır nasıl general Necib'i devirmişse Türkeş de sizi devirecek" demiş ve onu inandırmıştı. Tabii bir de MBK içinde İnönü'den emir alan subaylar vardı. Hatta CHP'li bu komite üyelerinin zaman zaman toplanıp yönetimin CHP'ye devri konusunda müzakereler yaptığına dair haberler alıyorduk. Bu toplantılardan biri Prof. Dr. Afet İnan'ın evinde oldu. O toplantıda İnönü ihtilalci subaylara senatörlük teklifinde bulunmuş ve bu teklifi kabul edilmişti.

-Peki, siz karşı grubu tasfiye etmeyi düşündünüz mü hiç?
İhtilalin yapıldığı ilk günden itibaren bunu düşündük. Kuvveti elinde bulundurduğumuz dönem içinde harekete geçseydik karşı grubu tasfiye edebilirdik. Ancak biz başarılı olsaydık Yassıada'yı havaya uçuracaklardı. Adadaki binaların altına tahrip kalıpları yerleştirmişler. Biz onları tasfiye etseydik o tahrip kalıplarını patlatacaklardı. Yassıada'nın güvenliğinden sorumlu Yüzbaşı Remzi Oral anlatmıştı bana.

CEMAL GÜRSEL: "MBK'YI FESHETTİM"
13 Kasım 1960 gecesi Ahmet Er'in evinde üst rütbeli subaylar toplantı hâlindeydi. Milliyetçi subaylar, karşı grubun nasıl tasfiye edileceğini konuşurken kapı çalmıştı. Gelenler polisti ve Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'den önemli bir mektup getirmişlerdi: "MBK'yı feshettim. Şahsi emniyetiniz ve milli menfaatiniz bakımından evlerinizden çıkmamanızı rica ederim." Bu satırlarla başlayan mektup 14'lerin tutuklanma emriydi aslında. Mektubun geldiği saatlerde evin etrafı da sarılmıştı. Kadere bakın ki Türkeş grubu Ahmet Er'in evinde diğer ihtilalci grubu nasıl tasfiye edeceklerini konuşurken aynı saatlerde karşı darbeye maruz kalmışlardı. Zaten Türkeş'in bir ay önce Başbakanlık müşavirliğinden istifa etmesiyle bu grup iyice zayıflamıştı. Komite, o gece Türkeş'in grubunda bulunan 13 subayı tutuklamıştı. Komitenin bazı üyeleri, 14'leri Bolu'da kurşuna dizerek cesetlerini meçhul bir yere gömmek istemişti. Gürsel bunu engelledi. Bu tartışmalar sonucunda 14'lerin yurtdışına sürgüne gönderilmesi kararı alındı. Türkeş ve grubu 5 gün Mürted Askerî Havaalanı'nda tutuklu kaldı. 19 Kasım'da Türkeş Hindistan'a, Ahmet Er Libya'ya, Orhan Kabibay Belçika'ya, Orhan Erkanlı Meksika'ya, Numan Esin İspanya'ya, Münir Köseoğlu İsveç'e, Mustafa Kaplan Portekiz'e, Muzaffer Karan Norveç'e, Şefik Soyuyüce Finlandiya'ya, Fazıl Akkoyunlu Afganistan'a, Rıfat Baykal İsrail'e, Dündar Taşer Fas'a, İrfan Solmazer Hollanda'ya ve Muzaffer Özdağ ise Japonya'ya gönderildi. 14'ler Türk elçiliklerinde iki yıl kalacaktı.

GÜRSEL: 'ELİMDEN İNÖNÜ BİLE KURTULAMAYACAK'
14'lerin her birini farklı bir ülkeye sürgüne gönderen komite böylece onları birbirinden koparmak istemişti. Ancak durum hiç de düşünüldüğü gibi olmadı. 14'ler Türkiye'deki gelişmeleri yakından takip ediyor, mektuplarla haberleşiyordu. Numan Esin ve Orhan Kabibay, komitenin attığı her adımı diğer arkadaşlarına aktarıyordu. Türkeş ise gönderdiği mektuplarda nasıl hareket etmeleri gerektiğini anlatıyor ve komiteyi 'ne idüğü belirsiz Yeniçeri bozuntuları', 'zorba' ve 'soysuz' olmakla suçluyordu. Bu haberleşmelerden sonra 18 Temmuz 1968'de Brüksel'de toplanmaya karar vermişlerdi. Bu toplantıdan önce Orhan Erkanlı ve Rıfat Baykal Türkiye'ye gidip Cemal Gürsel ile görüşmüştü.

-Gürsel ile görüşmesi için neden iki arkadaşınızı gönderdiniz?
Türkiye'deki gelişmeleri öğrenmek için göndermiştik onları. Bu arada Cemal Gürsel ile de görüşmüşlerdi. Gürsel kendilerine 'Erken gelin, ihtilalde beraber olalım.' teklifinde bulunmuş ve şunu eklemiş: 'Bu sefer elimden İsmet İnönü de kurtulamayacak.'

TÜRKEŞ, TALAT AYDEMİR'LE İHTİLAL YAPMAKTAN SON ANDA VAZGEÇTİ
-Bu teklifi değerlendirdiniz mi Brüksel toplantısında?
Bunu tartıştık; ancak toplantıda liderlik tartışması vardı. Kabibay ve Türkeş arasında. Ciddi tartışmalar yaşandı. En sonunda 8 ve 6 kişilik iki gruba ayrıldık.

13 Kasım 1960'ta 14'ler olarak sürgüne giden milliyetçi subaylar ikiye bölünerek yurda dönmüştü. İlk duydukları haber ise ordu içinde ihtilal faaliyetlerinin yeniden alevlendiği. Talat Aydemir grubunu onlar da duymuştu. Albay Aydemir 22 Şubat 1962'de yapılan atama ve tutuklamalara karşı, askerî öğrencilerin de desteğini alarak direniş hareketini örgütlemişti. Bu direniş hükümetle uzlaşma ile sonlandırılmış ve Aydemir emekli edilmişti. 10 Mayıs 1962'de çıkarılan özel af yasasıyla serbest bırakılmıştı. 14'ler sürgüne gönderilince ordu içindeki sempatizanları Aydemir'in etrafında toplanmıştı. Aydemir, ikinci bir ihtilal peşindeydi ve sürgündeki subayların döndüğünü duyunca Türkeş'e görüşmek istediğini bildirmişti.

-Talat Aydemir, Türkeş ile neden görüşmek istedi?
Türkeş bir gün Atatürk Orman Çiftliği'nde bizleri topladı. Ben, Baykal, Özdağ, Kaplan ve Türkeş. Numan Esin gelememişti. Talat Aydemir'in kendisiyle görüşmek istediğini söyledi. Bizimle de istişare ediyordu. Ben ve Kaplan, görüşmesi taraftarı değildik. Baykal ve Özdağ ise görüşme taraftarı. Aradan bir müddet geçti ve Türkeş'in 10 Nisan 1963 günü Dikmen sırtlarında Aydemir ile görüştüğünü öğrendik.

-Neyi görüştüler orda?
Aydemir ile Türkeş, yanlarındakilerden uzaklaşarak baş başa görüşmüşler. Aydemir, ihtilal teklifinde bulunmuş; ancak anlaşamamışlar. Zannediyorum liderlik konusunda anlaşamadılar.

Bu görüşmeden sonra Talat Aydemir, 21 Mayıs 1963'te Anayasa'da öngörülen reformların gerçekleştirilmediği gerekçesiyle ikinci darbe girişiminde bulunmuş ve başarılı olamamıştı. Yanındaki subaylarla birlikte tutuklanarak cezaevine konulmuştu. Kısa bir süre sonra Aydemir ile ilişkisi olduğu gerekçesi ile Türkeş, Özdağ ve Baykal da tutuklanmıştı. Yapılan mahkemeden sonra Aydemir, Binbaşı Fethi Gürcan ile birlikte idama mahkûm edilmişti. Türkeş ve grubu ise beraat etmişti. Bu olaylardan sonra Türkeş grubu kendisine yeni bir yol haritası çizdi. Artık hedefte siyasi bir parti vardı.

TÜRKÇÜLÜK HAYATINA İSLAM'I GETİRDİM
Ahmet Er, 1951 yılında bitirdiği Kara Harp Okulu'ndan sonra Çankırı'daki atış okulunda Türkeş ile tanışır. Türkeş, onun savunma hocasıdır. Aynı görüşte olduğunu görünce hocası ile arasını iyi tutar. Bir süre sonra dostluk başlar. Milliyetçi subaylar zaman zaman Türkeş'in evinde buluşur. Burada siyaset ve milliyetçilik konuları konuşulur. Ahmet Er, Çankırı'daki eğitimini tamamlayınca Hadımköy 16. Piyade Alayı'na tayini çıkar. İstanbul'da da milliyetçi subaylarla tanışır. Bir süre sonra ilginç bir gerçeği görür: "Fark ettim ki bu Türkçü hareketin içinde İslam yok. Fikir bakımından Türkçülük çok ağır basıyordu. 'Arabın dini' ifadelerini kullanıyorlardı. Türkeş de Türkçüydü. İslami kelime onun da ağzından çıkmıyordu. Türkiye'de Türkçülük hayatına İslam'ı sokan şu fakir kardeşinizdir."

İstanbul'a gelir; ama Türkeş ile diyalogunu hiçbir zaman koparmaz Ahmet Er. Mektuplaşır, zaman zaman da yüz yüze görüşür. 1952 yılında Numan Esin ve Rıfkı Erdoğdu ile 'Tanrı Dağı Yayınevi'ni kurar. 1953'te Jandarma Subay Okulu'na gider. Bir yıl sonra Hozat'a tayini çıkar. Bu tarihlerden sonra sırayla Diyarbakır (Çermik) ve İstanbul'daki (Balmumcu-Fatih) çeşitli birliklerde görev alır. 1955 yılından sonra asker içindeki ihtilal dedikoduları milliyetçi subayları da etkiler. Askerî liseden beri tanıştığı Numan Esin ve Muzaffer Özdağ ile birlikte hareket eder. İlk temasları Piyade Atış Okulu'ndan hocaları Alpaslan Türkeş'tir.

İHTİLALİ İHBAR ETMEKTEN VAZGEÇTİK
-İhtilal komitesine nasıl girdiniz?
Biz askerî liseden ihtilale kadar Türkiye'nin siyasetinde rol almayı düşünüyorduk. Türk Silahlı Kuvvetleri içinde ayrı ayrı ihtilal grupları teşekkül etmişti. 1960 yılında ihtilal hazırlıkları süratlendi. Gençlik arasındaki şiddet olayları tahrik ve teşvik görürken iktidar bunları önlemekte zorluk çekiyordu. Böyle bir ortamda Numan Esin, örgüt üyeleri ile temasa geçti. Türkeş de örgütün içindeydi. Biz de katıldık. Ayrı bir grup kurduk örgüt içinde.

-Diğer grubun amacı neydi?
Örgüt içinde bazı subaylar DP iktidarını alaşağı edip İsmet Paşa'yı yönetime getirmek istiyordu. Buna asla rıza gösteremezdik.

-Engellemeyi düşündünüz mü?
Uzun uzun düşündük. Mecidiyeköy dutluklarında Özdağ, Esin ve ben toplandık.

-Nasıl bir karar çıktı toplantıdan?
3 ihtimal üzerinde durduk. İhtilali ihbar etmek, örgütten çekilmek ve ihtilale katılmak. İhtilali ihbar etmeyi kendimize yakıştıramadık. Zaten o saatten sonra iktidarın bunu önlemesi mümkün değildi. İhtilalden çekilseydik CHP lehine dönerdi. Bu nedenlerden dolayı katılmaya karar verdik. Biz Halk Partisi'nin tasallutunu önlemek için ihtilale girdik. Halk Partililer bizzat orduyu tahrik ediyordu.

İDAMI DUYUNCA SAATLERCE AĞLADIK
Komite henüz darbe yapmamıştı; ama fikir ayrılıkları gün yüzüne çıkmıştı. Bu ayrılıklar ihtilalden sonra bölünmelere neden olmuştu. 14'ler olarak bilinen Türkeş grubu tasfiye edilmiş, her biri ayrı bir ülkeye gönderilmişti. Sürgün hayatı devam ederken Yassıada'da DP'liler yargılanıyordu. Mahkeme sona ermiş; Menderes, Polatkan ve Zorlu hakkında idam kararı çıkmıştı. Türkeş, Yeni Delhi'den Cemal Gürsel'e bir mektup göndermiş ve 14'lerin bu karara karşı olduğu mesajını vermişti.

-Menderes'in idamıyla ne hissettiniz?
17 Eylül günü radyodan öğrendim. Hacı teyzenle ikimiz de saatlerce ağlamıştık. Menderes değil İnönü idam edilmeliydi. Bu zulmün geleceğe husumet tohumları taşıyacağını söylemiştim.

-İdamları engellemeye çalıştınız mı?
Biz zaten idamlara karşıydık. Değil ordunun genç subayları, dünyanın bütün orduları idamlardan yana olsa bile biz gene de idamlara karşıyız diye mesaj veriyorduk komiteye.

CHP ORDUYU TAHRİK ETTİ
Ahmet Er, yurda döndükten sonra Türkeş ile birlikte siyasete atıldı. 31 Mart 1965'te Alpaslan Türkeş'le birlikte CKMP'ye geçti. CKMP'nin 1969 Şubatında Adana'daki kongresinde MHP'ye dönüşümüyle birlikte, bu partinin 12 Eylül darbesine kadar genel başkan yardımcılığını yürüttü. 7 Temmuz 1992'de MÇP'den ayrılan Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının kurdukları Büyük Birlik Partisi'ne geçti. Uzun bir dönem bu partinin genel başkan yardımcılığı görevini sürdürdü. Daha sonra doğduğu köye yerleşen eski MBK üyesi, 1997 ve 1999 yıllarında üç kez beyin kanaması geçirdi. Vücudunun sol tarafı felçli olan Er'in kalbine pil bağlandı. Bugün köyünde mütevazı bir hayat yaşıyor.

Er, 27 Mayıs ihtilalinin yaşanmasında CHP'nin önemli bir rolü olduğunu düşünüyor. CHP'li vekillerin halkı kış

2008-05-26 1423
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 26.05.2008, 17:17 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #115
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721




Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.795 konuda 10.409 kere
kucult  büyük
Richard Skaff


Beyrut'taki Çatışmalar, Yeni Ortadoğu İçin Savaş Sinyali mi?

ABD’nin sponsorluğunu yaptığı Irak’taki iç savaş durumu acaba Ortadoğu ve Orta Asya’ya, bölgenin haritasını değiştirerek, süper güçlerin ve uluslar arası şirketlerin ihtiyaçları böyle gerektirdiği için, yayılabilir mi?

Bu ülkeler dini, etnik, sahip oldukları zenginlikler ve bulundukları coğrafi özelliklere göre mi bölünecekler?

Bu, askeri endüstri için büyük, kanlı ve kazanlı bir iş olur. Peki, uzun zamandan beri beklenen bu savaş ne zaman olacak? Acaba mevcut Amerikan yönetimi ayrılmadan bu yaz başlayabilir mi? Bu savaş Amerikan halkı ve savaşa dahil olan diğer halklar için yeni ekonomik problemler getirecek mi? Daha fazla özgürlükler devam eden bu çatışmadan dolayı kaybedilecek mi? İnsanlar, bu deliliği durdurmak için ne yapmalı?

Şimdi, konuyla ilgili bazı ipuçları verece olan bu ürküten ve zor soruları analiz edelim. Naharnet.com’un bildirdiğine göre, Hizbullah lideri Seyit Hasan Nasrallah, kendi partisinin iletişim sistemini korumak için silah kullanacağını söylemesinden sonra Beyrut’un bazı bölgelerinde şiddetli çatışmalar meydana geldi. Nasrallah, hükümetin Hizbullah’a karşı bir savaş başlattığını ve tüm kırmızı çizgilerin geçildiğini bildirdi. Nasrallah’ın bu basın açıklamasından hemen sonra Hizbullah üyeleri ile Sünni Mustakbel hareketi üyeleri Msaitbe, Ras Nabaa, Mazraa ve Basta’da çatışmaya başladı.

İronik bir şekilde counterpunch haber sitesinden Andrew Cockburn 2 Mayıs 2008’de, Başkan Bush’un altı hafta önce İran’a saldırılması için gizli talimat verdiğini bildirdi. Cockburn’un haberi aynı zamanda Bush’un gizli talimatlarında Lübnan’dan Afganistan’a kadar olan coğrafi bölgede operasyon yapmayı kapsadığı belirtildi. Daha da önemlisi bu tip bir talimat aynı zamanda suikastlere de izin veriyor. Raporda ayrıca, bu genişletilmiş kapsamda, Dışişleri Bakanlığı tarafından terörist listesine alınmasına rağmen, İranlı muhalif örgüt Mücahidin Khalq’ın askeri ve silah bakımından desteklenmesi de bulunuyor.

Benzer şekilde, İran’ın Belucistan eyaletinde, Afgan sınırındaki İranlı Sünni grup Candullah’a da hiçbir kısıtlama yapılmadan gizli bir şekilde finans sağlanıyor. Cundullah’ın lideri Dan Rather’ın raporunda daha yakın bir geçmişte damadının boğazını kesmişti. Cockburn yine ABD’nin öneri ve cömertliğinden yararlanacak diğer elementleri de sıralıyor, ki bunlar Iranlı Kürt milliyetçiler, Güney Batı İran’daki Ahvazi Araplar. Daha da ötesi, Lübnan’daki Hizbullah’a karşı operasyon yapılacak ve Suriye rejimi istikrarsızlaştırılacak. Buna ek olarak, Cockburn’ın raporuna göre, para isteyen tüm bu operasyonlar Amerikan Kongresi tarafından onaylanması gerekiyor ya da istihbarat komitesinden birkaç kişinin onayı. Bu bir problem değil. çünkü, 300 milyon dolarlık başlangıç bütçesi, karşı çıkılan mevcut savaşa rağmen onaylanmış durumda.

Yine başa döndük. Bir başka savaş, özgürlüğün başka bir kaybı ve birkaç kişinin hükümranlığı için toplumun yeniden fakirleştirilmesine yönelik bir adım. Bizler, çok geç olmadan derin uykularımızdan uyanmamız lazım. Lübnan halkı uykudayken, onların hayalleri, toprakları, onurları, özgürlükleri dış güçlere sadık siyasi fraksiyonlar tarafından çalınıyor. Bu siyasi fraksiyonlar, ölmek üzere olan yeşil dolarlarla satın alınıyor.

(çev:habervaktim.com)
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 26.05.2008, 17:19 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #116
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721




Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.795 konuda 10.409 kere
kucult  büyük
'Golan'ı verirsen seni öldürürüz'

‘İşgal altındaki Golan Tepeleri’ni geri veren her kim olursa olsun ölüm cezasıyla cezalandırılacaktır.’ Bu sözler İsrailli bir milletvekiline ait.


YAHUDİLER İŞGALİ BARIŞA TERCİH EDİYOR
Geçtiğimiz günlerde İsrail’de yapılan bir araştırmada Yahudilerin büyük çoğunluğunun Suriye’ye ait Golan Tepeleri’nin işgalinden yana görüş belirtmesinin yankıları sürerken, İsrailli bir milletvekili de Golan’ı geri verenlerin idam edilmesini talep etti.

BÜYÜK İSRAİL’DEN TAVİZ VEREN ÖLDÜRÜLECEKTİR
Aşırı sağcı Yahudi milletvekili Arieh Eldad, İsrail’in işgali altında bulunan Golan Tepeleri’ni Suriye’ye geri veren kim olursa olsun idam edilmesini istedi. Eldad, “Büyük İsrail’in bir parçasını veren her kimse idam cezasıyla cezalandırılmalı” dedi.

RABİN’İ DE ÖLDÜRMÜŞLERDİ
Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin arabuluculuğuyla Suriye ve İsrail arasında gerçekleşen görüşmelerde Golan Tepeleri’nin Suriye’ye iade edilmesi konusunda yol kat edilirken, Eldad’ın bu açıklamaları, 1993’te Filistin lideri Yaser Arafat’la barış anlaşması imzalayan İsrail Başbakanı İzak Rabin’in 1995’teki suikastini ima ettiği belirtiliyor.
1967’den beri işgal altında bulunan Golan Tepeleri’nde 20 bin illegal Yahudi yerleşimci yaşıyor.

(habervaktim.com – Dış Haberler)

2008-05-27 1510
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 27.05.2008, 14:47 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #117
ŞüHeDa isimli üye'ye teşekkür edenler
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721




Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.795 konuda 10.409 kere
kucult  büyük
Başbakan tarihi planı açıkladı

Diyarbakır'da bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yeniden start verilen GAP eylem planının ayrıntılarını anlattı.


Başbakan Erdoğan, GAP Eylem Projesi ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. İşte, Başbakan'ın ifadeleriyle tüm Türkiye'de olumlu etkileri olacak, istihdama büyük katkılar sağlayacak GAP Eylem Projesinin ana başlıklarıyla ayrıntıları:

TÜRKİYE İÇİN YENİ BİR MİLAT
"Bu eylem planı Türkiye için yeni bir milat olacaktır. Bu güne kadar çözüm önerileri için çok sayıda paket açıklandı. Bir çoğu gerekenin yalnızca bir bölümünü ortaya koyuyordu. Ama asıl olması gereken bir bütün olarak düşünebilmektedir. Popülist söylemlerle yol alınamayacağı çok açıktır. Kararlılık ve azim önemlidir. Bugün açıkladığımız bir rapor, proje değil, kaynağı temin edilmiş ve tanımlanmış bir eylem planıdır."

TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLIĞI VURGUSU
"Türkiye demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bu temel niteliklerin gereği, ülkemizi bir bütün olarak kucaklamaktır. 70 milyon insanı bir görmektir. Herkes için refah ve özgürlük üretmektir. Dinimiz, inancımız düşüncemiz, yaşam biçimimiz etnik kökenlerimiz her ne olursa olsun unutmayalım ki millet olarak kaderimiz birdir. Aynı gökkubbe altında yaşıyoruz. Bütün farklılıklarımızın üzerinde bizi tek bir millet yapan yüksek değerlerimiz var. Bizi birleştiren temel kaynağımız da Türkiye Cumhuriyiti vatandıaşlığıdır. Hep birlikte kaybetmemek için hep birlikte kazanmak mecburiyetindeyiz."

MİLLETİMİZİN ORTAK TALEPLERİ
"Bu bereketli topraklarda ekmeğimizi birlikte paylaşacağız. Aşımızı birlikte büyüteceğiz. Sorunlarımızı birlikte aşacağız. BU ülkenin tüm çocukları, gençleri geleceğe emniyet içinde baksınlar. Yolumuz açıktır. geleceğimiz aydınlıktır. Her vatandaşımızın başı dik olsun. Çözemeyeceğimiz hiç bir mesele yoktur. Biz kardeşliğimizi pekiştirdiğimiz sürece aşamayacağımız hiç bir engel yoktur. Türkiye'nin bütün şehirlerinde bütün topraklarında mayınlı alanları biz temizleyeceğiz. Ama kimlerle, hep beraber. Bu ülkenin evlatlarını mayın döşemek suretiyle yok etmek isteyenlerin hesabını benim milletim hep birlikte soracaktır. 70 milyonun da bu cumhuriyete aynı bayrak altında aynı istikrarı korumanın gururunu birlikte yaşayacağız. Elde ettiğimiz bütün kazanımların arkasında demokratik istikrarın yattığını bileceğiz. Demokrasi talebi de kalkınma talebi de milletimizin ortak talebidir. Bu gerçeği anladığımız gün hiç bir meselemiz kalmayacak."

BÖLGESEL FARKLILIKLAR KALKACAK
"Attığımız adalet tohumları 7 bölgemizi de yeşertecektir. Buraya yapacağımız yatırımlar geleceğimize yapılan yatırımlardır. Bölgesel farklılıkları ortadan kaldıracak bir projedir. 100 yılın en büyük kalkınma projesidir. Sloganlarla, asabiyetle değil, akılla, sevgi ile yüreklerimizi birleştirelim. Yeter ki gücümüzü dağıtmayalım. Enerjimizi zayi etmeyelim. Demokratik siyaset her türlü sorunun tartışıldığı zemindir. Bütün sorunlarımız için çare daha çok demokrasi ve özgürlüktür. Çare daha çok yatırım, daha çok üretimdir. Çare güven ve istikrardır. Bunun olmadığı bir yerde asla gelişme olmaz. Terör ve şiddetin olduğu yerde kalkınma olmaz. Can ve mal gücvenliğine kasteden terör örgütü menfur saldırılarla heç bir değer tanımadığını bütün dünyaya göstermiştir. Bölücü terörün insanlık dışı yönünü herkes gördü. Mücadelemiz neticesinde terör örgütü içeride ve dışarıda hiç olmadığı kadar yalnızlaştırılmıştır. Topyekün bir mücadele yürütülyoruz. Refah yayıldıkça, özgürlükler işlendikçe insanlarımız topyekün kazanacak. Kaybeden terör olacaktır."

YATIRIM GÜVEN ORTAMINI SEVER
"Bu son hamle ve açılımlarımızda örgütün istismar ettiği alanlar daha fazla daralacak. Öncelikli şartımız güven VE İSTİKRARI tesis etmektir. Göçte, sosyal tahribatta terörün büyük etkisi olmuştur. İnanıyorum ki milletimiz bir bütün olarak artık huzur istiyor, aş istiyor, hak ve özgürlüklerin gelişmesini istiyor. Türkiye hızlı ve istikrarlı büyüme ivmesini kazanmış ve belli bir noktaya gelmiştir. Biz bir teşvik yasası çıkardık. Ağırlıklı olurak Güneydoğu, Doğu ve Doğukaradeniz bölgelerimizi kapsamaktadır. Yatırımcı neden gelmiyor diye kendimize sormamız lazım. Yatırımcı kendisi için güvenlikli ortam istiyor. Terörün adeta kendisi için yerleşik bir zemin oluşturduğu bu alana yatırımcı girmiyor. Bunun sıkıntısını her türlü taahhüde rağmen yaşıyoruz. Bu attığımız adımlarla olayı biraz daha farklı bir boyuta taşıyoruz. Bu bölgemizin insanı istiyoruz ki bizzat kendisi yapsın. Göreve geldiğimizde GSYİH 230 milyar dolardı. 5 senede bunun üzerine 429 milyar dolar ilave ettik. 659 milyar dolar oldu. Hesap ortada. 79 senede GSYİH 230 milyar dolar, ama 5 senede 429 milyar dolar eklemişiz. Şu anda kişi başına GSYİH 9 bin 300 dolara ulaşmıştır. Dünyanın 17. ekonomisi olduk. 26. sıradaydık. Avrupada 6. büyük ekonomi olduk. Bölgesel kalkınmada farklı yerleri yakaladık. Bu bölgede müzeret üreken olmadık. 5 senede sadece bu iki bölgemizde 8 milyar dolar yatırım yaptık."

SİVASIN DOĞUSUNA GİDEMEDİLER
"Hedef şu: Sivas'ın doğusuna geçemeyenler derdinizi anlamaz. Kaç tane lider Sivas'ın doğusuna geçebildi. Bunlar Ankara'nın dışına çıkamadılar. Fakat, iktidarımız 81 vilayetin 80 tanesinde halkımızın teveccühüne mazhar olarak bugüne geldi ve yola durmadan devam ediyor. Halkımıza karşı yapmamız gereken çok işimiz var. Biz halkımızı seviyoruz, halkımız da bizi seviyor. Fakat biz halkımızı her hangi bir ayırıma tabi tutmasızın seviyoruz. Biz kimseyi etnik ayrımcılığa tabi tutarak deği, yaradıladı yaratandan ötürü seviyoruz. Anlayışımız bu. ortak paydamız Türkiye Cumhiriyeti vatandaşlığıdır."


KALKINMA AJANSLARI VE CAZİBE MERKEZLERİ PROJESİ

"Geç kalınmış kalkınma meşalesini yakmak üzere buradayız. 60. hükümeti kurduktan hemen sonra Nazım Ekren beyi bölgeye gönderdim. GAP idaresi ile birlikte yoğun çalışmalar yaptı. İl il, milletvekillerimiz, valiler ve bu işe katkı vermek isteyenlerle çalışma yaptılar. Bu proje tüm Türkiye'yi kapsamaktadır. Büyük heyecan içindeyiz. Bölgesel kalkınmayı sağlamak için çok önemli yapısal değişiklikler yaptık. Önemli hizmetler kazandırdık. Önümüzdeki dönemde bölgelerimizin nekabet gücünü arttıracağız. Kalkınma Ajansları ve Cazibe Merkezleri uygulamasını başlatıyoruz. Bölgeler arası farkların kapatılmasına destek sağlayacak. Adana ve Mersini kapsayan Çukurova bölgesi ile İzmir ilinde bunu harekete geçikdik. Her yıl kalkınma ajanslarına yaklaşık 850 trilyon bir kaynak tahsis ediyoruz. Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin, Erzurum, Konya, Samsun'da kalkınma ajansları bu yıl içinde faaliyete geçecek. Cazibe merkezlerinin desteklenmesi programını uyguluyoruz. Göç bölge içine yönlendirilecek, göç etmiş olanları kendi illerine dönmeye teşvik edecektir. Buna GAP olarak şu andan itibaren Diyarbakır'dan başlıyoruz. Trabzon ve Sivas'ta program uygulaması için çalışmalar 2008'de başlayacaktır."

KUYRUKLARDA AZ MI BEKLEDİNİZ?
"Bu projeler için 2005-2008 döneminde 5.3 katrilyon ödenek tahsis edilmiştir. 2003-2008 arasında 26 bin 400 derslik yaptık. 86 bin bilgisayar gönderdik bu iki bölgemize. Çağdaş olmak, modern olmak böyle olur, lafla olmaz. Ayrıca, 170 öğrenci pansiyonunu ve 111 spor salonunu bu arada tamamladık. Doğu ve Güneydoğu illerinde 15 yeni üniversite, 30 fakülte kurduk. Size söz verdik ve Türkiye'de şu anda üniversite kurulmayan il kalmadı. Hakkari'nin de, Tunceli'nin de, aklınıza neresi geliyorsa hepsinde mevcuttur. Sağlıkta önemli yatırımlar yaptık. 1.6 katrilyon tutarında 212 sağlık yatırımı yaptık. Doktor sayısında ciddi oranlarda artış oldu. Hedefe ulaşmak için elimizden geleni yapıyorum. Hanım kardeşlerim çok iyi biliyor, artık hastane kapısında ötelenen kimse kalmadı. İlgisizlik varsa sistemden değil, uygulayıcıdan kaynaklanan sorun var demektir. Nereye gidersen git, hepsinin kapısı açık. Emekli, Bağ-Kur'lu, SSK'lı ve Yeşil Kartlı da dahil. Sizin şahsınızda Türkiye'ye sesleniyorum. Daha önce ilacını alabilmek için kuyruklarda az mı beklediniz? Şimdi istediğin eczaneden gidip ilacını alabiliyor musun? Ah benim Güneydoğulu, Karadenizli kardeşim, bir hamile kardeşim o sancı dönemine girdiğinde hastaneye gidebilmek için köpeklerin çektiği kızaklar üzeninde yol alıyordu. Bu devran kapandı. Bu bölgelere paletli ambulanslar tahsis ettik. Bununla da kalmadık, doğumuna 10 gün kala şehir merkezinde Sağlık Bakanlığı tarafından misafir ediliyor, doğumunu yapıyor 10 gün daha misafirimiz sayılıyor sonra taburcu ediliyor. Biz insana endeksli bir Türkiye özlemi ile yola çıktık. Adımımız bu. Biz, bu milletin efendisi değil, hizmetkarıyız. Farkımız bu. Kimse millete efendilik yapma gayretine girmesin. Bu makamlara gelenler yerini iyi bilmeli. Biz yerimizi iyi biliyoruz. Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş diyerek yola devam ediyoruz. 2002 de aşılama oranı yüzde 92'ye çıktı. KÖYDES için ayırdığımız miktar yaklaşık 1 buçuk katrilyona ulşatı. Bu illerimizde 48 bin 500 konut yaptık. 32 binini sahiplerine teslim ettik. Bunların toplam değeri 3 katrilyon. Dağıttığımız yardımlar, kömür, soba... Kitaplar, her yıl sıraların üstünde bekliyor."

HÜKÜMETİN DESTEKLERİ VE YENİ PROJELER
"Tarıma tam destek, GAP bölgesinde 4 katrilyon bizden tarımsal destek alındı. Kooperatif desteklerine hiç girmiyoruz. Onda da tarihi rekorlar kırdık. hükümetimiz döneminde hayvancılığa verdiğimiz destek çok daha farklı. 2002 yılında bu destekler, DSP-MHP-ANAP döneminde 83 milyon Ytl idi. 2007 sonu itibari ile 1.3 katrilyona ulaştı. Nereden nereye. Tüm imkanlarımızı seferber ettik. Her afetten sonra sorunlara ivedilikle eğildik. Benim Bingöllü kardeşlerim nasıl yeni bir Bingöl kurduğumuzu çok iyi bilir. Erzurum'daki kardeşlerimiz çok iyi biliyor. 14 ilimizde köye dönüş projesini uyguluyoruz. Geri dönmek isteyen kardeşlerimizin sayısı artıyor. Bunun için şu ana kadar 68 trilyon harcadık. Terörden zarar gören kardeşlerimize de 468 trilyon ödedik. Demokratikleşme alanında da çok ciddi reformlar gerçekleştirdik. Temel hak ve özgürlükler alanında ciddi gelişmeler sağlandı. Sosyo kültürel hayata ait önemli düzenlemeler yaptık. Farklı dil ve lahçelerde yayın yapmak mümkün oldu. İlk etapta sadece kamu televizyonlara verilen yerel dil ve lehçelerde yayın yapma hakkı, 2005 yılında özel kuruluşlara da verildi. Haftada 2buçuk saat olan yayın süresini yeni bir düzenleme ile ele alıyoruz. Bugün TBMM'de bu konu görüşülüyor. TRT'nin bir kanalı tamamen farklı dil ve lehçelerde yayın için tahsis ediliyor. Demorratikleşme hukuk devleti normlarının geliştirilmesi devam etmesi gereken bir durum. Bireyi devlete göre önceleyen hükümetimiz demokratikleşme sürecini ve yaşam standardını değiştirmekte kararlı. Bu bölgelerimizde özellikle sivil insiyatiflerin gelişmesi. SKT'ların güç bulması bizim öncelikli arzumuzdur."
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 27.05.2008, 14:49 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #118
ŞüHeDa isimli üye'ye teşekkür edenler
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.721




Teşekkür etti: 16.297
Teşekkür aldı: 3.795 konuda 10.409 kere
kucult  büyük
VE GAP DİYARBAKIR'DAN BAŞLIYOR
"Şimdi yeni bir eylem planını uygulamaya koyuyoruz. GAP'ı bugün buradan başlatıyoruz. Bu aynı zamanda işsiz vatandaşlarım için bir kapı. İstihdam paketi. Benim işsiz vatandaşım burada kendisine yeni iş imkanı bulacak. GAP 1.8 milyon hektar alanın sulanmasını, 27 milyar kilovaksaat elektrik üretimi sağlamısını, gelirin artmasını, 3.8 milyon kişile iş imkanının sağlanmasını öngören bir projedir. Cumhuriyet tarihinin en büyük projesi çeşitli sıkıntılar nedeniyle başarılı olamadı. Şu anda GAP için 2007 sonuna kadar 25.6 milyar yeni türk lirası harcama yapıldı. Nakdi gerçekleşme oranı yüzde 62.7. 17 yılda bu sağlandı. Bu dönem itibariyle kamu yatırım kaynaklarından yılda ortalama yüzde 7 pay ayrıldı. Bu yıl bizim tahsis ettiğimiz rakam 1 katrilyon. Payı yüzde 12 seviyesine yükseltiyoruz. Bu pay, tarihi bir orana icabet etmektedir. GAP kapsamında 2008 itibariyle 272 bin 972 hektar alan sulamaya açıldı. Büyük bir alanda da sulama şebeke inşaatı devam ediyor. Bölgenin sorunlarının çözümünde etkili olduğuna inandığımız GAP'a özel bir önem verdik. Bunun tamamlanması kararını aldık ve eylem planı oluşturduk. Konya Ovası projesini de bu kapsamda ele aldık. Bu çalışmalar için tüm çevrelerle oturularak ayrıntılı görüşmeler yapıldı. Hükümet olarak bölgenin sorunlarını ve çözümünde en etkili araç olarak inandığımız GAP'ı bu şekilde takibe aldık. Eylem planında 73 ana eylem bulunuyor. 4 ana başlık altında."

EYLEM PLANI 4 ANA BAŞLIK ALTINDA 73 EYLEMDEN OLUŞUYOR
"Her ilimizde tek tek ne yapılacak eylem palında vardır. 4 ana hedef belirlendi. Ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesi, sosyal gelişmenin sağlanması, alt yapının geliştirilmesi, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi. 2012 yılına kadar hedeflerimiz: Ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmesi kapsamında 2008'de cazibe merkezlerini oluşturuyoruz. Teşvik politikalarını yeniden şekillendiriyoruz. Kobilere önemli destekler sağlıyoruz. Kredilerin kullanılmasını yaygınlaştırıyoruz. Yatırım projelerini destekliyoruz. Üniversiteler bünyesinde teknoparklar kurulacak ya da geliştirilecek. Bölgenin, doğal ve kültürel varlıkları geliştirilecek. Turizm alt yapısı geliytirilecek, çekim merkezleri oluşturulacak. Adıyaman'ın çeşitli yerlerindeki 10 eski esere ilaveten onarım gerçekleştireceğiz. Hasankeyf projesini süratle bitireceğiz. Hasankeyf yok oldu diyerek istismar edenler var. Bunu yok edecek kadar vatana ihanet içinde olamayız. Tam aksine cumhuriyet tarihinde bizim kadar tarihi eserlerine sahip çıkan yoktur. Bugüne kadar 3 bin 500 restorasyon çalışması yaptık. Diyarbakır'da surların tamamını onaracağız. Sadece bir ka