Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
Haşr-21
İnsanoğlu sabaha çıkıp güne başladığında bütün organları diline yalvararak şöyle derler:Hakkımızda Allah’tan kork. Çünkü bizim doğru yönde ilerlememiz ancak seninle mümkündür. Sen doğru çizgide olursan,biz de doğru çizgide oluruz.Sen doğru yönden saparsan,biz de saparız.
Tirmizi
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 75 (27 Kayıtlı ve 48 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
Malezya Dışişleri Bakanı Reis Yetim, muhalif lider Enver İbrahim'in Kuala Lumpur'daki büyükelçiliğine sığındığı Türkiye'yi içişlerine karışmakla suçladı.
The Star gazetesine konuşan Yetim, Büyükelçi Barlas Özener'i Wisma Putra'ya (Dışişleri Bakanlığı) çağırarak Enver'e neden sığınma hakkı verdiğini izah etmesini isteyeceklerini söyledi.
Malezya Dışişleri Bakanı Yetim, Enver'in siyasi bir amaçla değil, fiili livatanın da aralarında olduğu eylemler nedeniyle suçlandığını vurgulayarak, büyükelçiliğin muhalif lidere sığınma hakkı sağlayamayacağını savundu. Yetim, "Büyükelçiden kararını yeniden gözden geçirmesini isteyeceğiz, çünkü bu Malezya'nın içişlerine karışmaktır. Türk Büyükelçiliği'nin yaptığı çok şüpheli. Soruşturma sürecine engel olmamalılar " dedi. Reis Yetim, muhalif liderin içinde bulunduğu duruma uluslararası ilgi çekmek için büyükelçiliğe sığınmış olabileceğini öne sürdü.
Enver İbrahim'in yardımcılarından Bekri Zinin (23), muhalif liderin kendisine fiili livatada bulunduğu şikayetiyle önceki gün polise başvurmuştu. Suçlamaları 'hayal ürünü' olarak nitelendiren Enver ise, Büyükelçi Özener'e kendisine elçilikte sığınma hakkı vermesi dolayısıyla teşekkür etti. İddiaları 'hükümetin komplosu' olarak nitelendiren Enver, suçlu bulunması halinde 20 yıla kadar hapisle cezalandırılabilecek. Muhalif lider, 1998 yılında da benzer bir suçlama nedeniyle hapis cezası almış, fakat 2004'te yüksek mahkeme tarafından aklanmıştı.
Enver, Türk Büyükelçiliği'nden kişisel internet sayfasına postaladığı açıklamasında parti içi muhalefet nedeniyle zor durumdaki Abdullah Bedevi hükümetini suçladı, ve kendisine suikast düzenlenmesinin ihtimal dahilinde olduğunu öne sürdü. Başbakan Abdullah ise komplo iddialarını yalanladı.
GÜVENLİĞİM GARANTİ EDİLİRSE TÜRK BÜYÜKELÇİLİĞİ'NDEN ÇIKARIM
Bu arada Amerikan Associated Press (AP) ajansı, Enver İbrahim'in Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yakın arkadaşı olarak bilindiği yorumunu yaptı. AP'ye telefonda konuşan Enver, hükümetin kişisel güvenliğinin sağlanacağına dair kesin bir taahhüt vermesi durumunda sığındığı Türk Büyükelçiliği'nden ayrılabileceğini ifade etti. Enver, suikasta uğramaktan korktuğunu söyledi.
Öte yandan, Enver İbrahim'in avukatları fiili livata suçlamasında bulunan erkek yardımcı hakkında Yüksek Mahkeme'ye suç duyurusunda bulundu. Avukatlar, Enver'in adını temizlemek istediğini vurguladı.
Ergenekon gözaltılarıyla ilgili en ilginç iddia İngiliz The Independent gazetesinden geldi. Gazete, konuyla ilgili haberinde göz altına alınan generallerin Orhan Pamuk’u öldürtmekle suçlandıklarını yazdı.
DÜNYA GÜNDEMİNE DE BOMBA GİBİ DÜŞTÜ
Dün aralarında emekli orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygur’un da bulunduğu Ergenekon gözaltıları dünya gündemine de bomba gibi düştü. Operasyonla ilgili yabancı basın yayın organları, darbe planlamakla suçlanan generallerin tutuklandığını bildirirken, en ilginç yorum İngiliz The Independent gazetesinden geldi.
DEVLET DESTEKLİ ÇETE
Gazete, Ergenekon operasyonunda göz altına alınan generallerin devlet destekli bir çetenin en üst düzey üyeleri olduğunun düşünüldüğünü belirterek, bu kişilerin aynı zamanda Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Orhan Pamuk’u da öldürtmeyi amaçladıklarından şüphelenildiğini yazdı.
ASKERİ PERSONELE BİLE SUİKAST PLANI
Haberde, yakalananların, entellektüellere ve Kürt politikacılara, hatta askeri personele bile suikast düzenleyip Türk toplumunu kargaşaya sürükleyerek darbe ortamı hazırlamakla suçlandıkları ifade edildi.
Haberde, yakalanan generallerin Sarıkız ve Ayışığı isimli darbe planlarının da mimarları olduğu belirtildi.
Son ÜAK toplantısında YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e barış mesajları gönderilmesi akademik çevreleri kaygılandırdı. Bazı akademisyenler 5 ay önce yaşananların unutulmaması gerektiği uyarısında bulundu ve “mason taktiği” benzetmesi yaptılar.
Üniversitelerarası Kurul Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Rektörü Mustafa Akaydın, 30 Haziran’da gerçekleştirilen ve YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın da katıldığı toplantıda yaptığı konuşmada 5 ay önce yaşanan sorunları hatırlatmış ve “Belki bugün kaseti geri sarsak, başa dönsek hepimiz bundan birtakım çıkarsamalar yapsak, bir daha bu olayları yaşamazdık diye düşünüyorum. Bunun çok samimi duygular olarak algılanmasını istiyorum. Bugün gelinen birliktelikten büyük bir mutluluk duyuyorum. Hepimizin tek ortak amacı, Türk yükseköğretiminin çıkarları” şeklinde şaşırtıcı bir açıklama yapmıştı.
5 ay önceki saygısızlık unutulamaz
Ancak Akaydın’ın bu ifadeleri samimi bulunmadığı gibi bir oyunun parçası olarak nitelendirildi. Konu ile ilgili olarak habervaktim’e açıklamalarda bulunan Muğla Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Selçuk Özdağ, yaklaşık 5 ay önce göreve yeni atanan YÖK Başkanı Özcan’ı alkışlar ve “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganları ile protesto eden ÜAK Başkanı Mustafa Akaydın ve yasakçı rektörlerin son toplantıda barış havası estirmelerini anormal olarak değerlendirdi.
Birinci olan rektörler atanmamalı
ÜAK toplantısında yaşananları elitist bir yaklaşım olarak nitelendiren Özdağ, “Uzlaşma taktiği timsahın gözyaşlarıdır. Cumhurbaşkanı ve YÖK Başkanı dikkat etmeli ve bu oyuna gelmemelidir. Geçmiş cumhurbaşkanlarının yaptığı temayülleri unutmadık. Gül, rektörlük seçimlerinde kanunun kendisine verdiği tüm hakları kullanmalıdır. Son rektörlük seçimlerinde birinci olanları atamamalıdır. Çünkü içlerinde hak ederek birinci olan yoktur. Kesinlikle hepsi görevde bulundukları süre içerisinde çok iyi kadrolaşmıştır. Hatta 16 yıl boyunca rektörlük yapanların şimdi de hanımları aday oldu ve isimleri YÖK listesine girdi. Saltanata karşı olanların böyle bir şeyi yapması nasıl karşılanabilir?” diye sordu.
Gül’e “Bu oyuna kanma” çağrısı
“Cumhurbaşkanı ve YÖK Başkanı’nın bu oyunlara kanmaması gerekiyor” diyen Özdağ, rektörlük atamaları ile ilgili olarak da şu çağrıyı yaptı: “Sayın Gül’den Ahmet Necdet Sezer dirayetini bekliyoruz. Burada yetkisini kullanmalı ve kendisine kanunla verilen hakları hatırlatıyoruz. Cumhurbaşkanı, seçime giren adaylardan her hangi birini atama hakkına sahiptir. Birinciyi de atayabiliyor ikincileri de atayabiliyor. Demirel de, Özal da ikincileri, üçüncüleri, hatta istedikleri isimleri atamışlardı. Sezer, bunun en bariz örneklerini göstermişti. Seçime giren diğer rektör adaylarının da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğu unutulmamalı.”
Bu rektörlere dikkat edilmeli
Özellikle Akdeniz Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi rektörlerine dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Özdağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bütün bunların da ötesinde bir an önce üniversite hocalarının merkezi sınav sistemi ile alınması sağlanmalı. Rektörler tarassut altına alınmalı. YÖK’ün gözü ideolojik gözlerin üzerinde olmalı. Üniversitedeki Ergenekon türü yapılanma da ideolojik, keyfi ve akraba yapılanmasıdır. Bunlara da dur denilmelidir.”
Pabuç bağlı, şirinlik yapıyorlar
“5 ay önce yaptıkları ayıptan ötürü özür dilemiyorlar. İdeolojik davranışlar sergiliyorlar, kanunların vermediği görevleri sergiliyorlar. Şimdi ise pabuç bağlı olduğu için ve geçici gülücükler ve öpücükler yağdırıyorlar. Amaçları, rektörlüklerini, korku imparatorluklarını ve keyfi yapılanmaları sürdürebilmek. Üniversiteler ciddi şekilde mali denetim altına alınmalı. YÖK de Denetleme Kurulu’nun üye sayısını çoğaltmalıdır. 9 kişi ile üniversite denetlenemez. Her 3 üniversiteye bir denetçi yapılanması kanunla düzenlenmelidir. Sayıştay’ın gönderdiği denetçilerin de milyonlarca evrakı denetlemesi mümkün değil. İhbarların yapıldığı üniversitelere dikkat edilmelidir.”
Eruygur’la görüşen rektörler kim?
Selçuk Öçdağ: Öte yandan Ergenekon operasyonlarında gözaltına alınan ADD Genel Başkanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur’la görüştükleri söylenen 15 üniversite rektörünün de bir an önce ortaya çıkarılması gerektiğini belirterek, “Eğer böyle bir şey varsa, rektörler kendi isimlerini açıklamalılar. Kendilerini söylerlerse demokrasiye katkıda bulunmuş olurlar. Aksi taktirde zaten bir şekilde bu gerçek ortaya çıkacak. Bilimselliğin dışında faaliyet gösterenlere kesinlikle dur denmeli” diye konuştu.
Ergenekon operasyonları kapsamında yaşanan son gözaltılar gündemi meşgul ederken, gözaltına alınan isimlerin yakın çevrelerinden tehdit dolu açıklamalar geliyor.
Başını CHP’lilerin çektiği tehditçi kanada, kendisine ait olduğu bilinen ART isimli televizyon kanalında konuşan Türkiyem Topluluğu Sözcüsü Mustafa Özbek de katıldı.
Balbay’ın yakın arkadaşından şok sözler
Aynı zamanda gözaltına alınan Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın çok yakın arkadaşı olan ve ART’de Balbay’ı devamlı programında konuk eden Özbek, “Devleti’ni yöneten siyasi irade ne yaptığının farkında değil” diyerek başladığı konuşmasında şok sözler sarfetti. İşte ayrıntıları:
Baykal’ı örnek aldı
Baykal’a özenerek meseleyi laiklik ve rejim meselesi olarak lanse eden Özbek, “Bizi yıldıramazlar” dedi ve meydan okudu: “Laik, demokratik Cumhuriyeti Atatürk’ü bu gerici zihniyete ezdirmeyeceğiz. Ne yaparlarsa yapsınlar, hangimizi içeri alırlarsa alsınlar, bizi yıldıramazlar. Biz Atatürk’ün gençliğiyiz. Atatürk Cumhuriyetinin hastasıyız, laik demokratik Cumhuriyetin yılmaz savunucuyuz ve bekçileriyiz. Altını çizerek söylüyorum; ne pahasına olursa olsun bizi bu yoldan döndüremezler…”
“Türkiye işgal altında” iddiası
AK Parti iktidarı için “Damat Ferit hükümetinden daha kötü bunlar” ifadelerini kullanan Özbek, Türkiye’nin işgal altında olduğunu şu sözlerle iddia etti: “Onlar manda istiyorlardı. Biz mandadan da daha kötüyüz şuan… Ben iddia ediyorum. Türkiye işgal altında: Ekonomik işgal altında, siyasi işgal altında, sosyal işgal altında, kültürel işgal altında. Her tarafımız bağlanmış, kıpırdayacak tarafımız yok.”
“Bizimle baş edemezler”
“Korkunun ölüme faydası yok” diyerek sokaklara dökülme çağrısı yapan Özbek, ilginç meydan okumasını şöyle sürdürdü: “Bana göre meydanlar dolmalıydı. Yani demokratik tepki nedir? Demokratik tepki toplumu olmak nedir? Sivil toplum örgütlerinin görevi nedir? (…) Eğer Atatürkçülerin ve laik demokratik cumhuriyeti savunanların tamamını tutuklarlarsa hapishane bulamazlar. Ha o zaman onlar da kendi başlarının çaresine bakacaklar… Onlar bizimle baş edemezler. Böyle bir yıldırma ile bu içinde bulunduğumuz sistem içerisinde devletimizi yıkmak, çökertmek, efendim başka sistemlere doğru götürmek… Biz Allah’a teslim oluruz, kula değil. Allah da alnımıza ne yazdıysa o olur. Buna inanan insanlarız biz.”
“Atatürk için harp etmeye hazırım”
Programın ilerleyen dakikalarında kendisine yöneltilen sorular üzerine hızını alamayan Özbek, çok tartışılacak şu sözleri sarfetti: “Ömrüm yettiği müddetçe Cumhuriyet ve Atatürk için harp etmeye hazırım. Ben savaşa hazırım, ben mücadeleye hazırım… Hepimiz de böyleyiz. Bütün Atatürkçüler böyledir. Onun için bizimle fazla uğraşmasınlar. Ergenekon adından da vazgeçsinler. Böyle hayali bir takım davalarla, hayali isnatlarla, hayali bir takım şeylerle insanları yıldırmaya çalışmasınlar.”
Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ilginç gönderme
Özbek, daha da ileri gittiği konuşmasında, son gözaltıların Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratma amaçlı olduğunu iddia etti ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye Cumhuriyeti devletini ayakta tutan kurumların başında Türk Silahlı Kuvvetleri gelir. Buradaki hedef Türk Silahlı Kuvvetleridir. Demokrasi katlediliyor, hukuk katlediliyor. Bu katledenler nedir? Katleden katildir. Bunlar cezasını görmeyecek mi? Tabiî ki görecek, eğer hukuk varsa… Türkiye’de hukuk varsa, demokrasiyi ve hukuku katledenlere sesleniyorum: Bir Anadolu deyişi ile söylersek; ‘yağmur yağar şişe şişe, bir gün size bir gün bize…’ Bu iş böyle, sırayla…”
Bu da Tuncay Özkan Taktiği
Ve Özbek’in şu sözleri de, duyanların aklına “Biz kaç kişiyiz?” sloganından sonra hezimete uğrayan malum gazeteci Tuncay Özkan’ı getirdi: “Bizim sayımız öyle birer birer, üçer beşer vurulmayla bitecek bir şey değiliz. Bizim sayımız milyonları geçiyor, 70 milyonuz biz… 70 milyon biz… Öyle ikişer üçer, 20 şer içeri almakla bizden kurtulamazlar. Biz onlardan kurtulacağız. Hem de milletin iradesiyle… Hem de bu mahkeme kararları ortaya çıktıktan sonra. İnşallah o zaman göreceğiz bunları…”
“Mustafa Balbay’a can kurban”
Özbek, Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay’ın gözaltına alınmasına ise şu tepkiyi gösterdi: “Çok sevdiğimiz bir Toros Yörüğüdür Mustafa Balbay. Ona can kurban… Yani Balbay’ı aldılar, beni de alsınlar. Neden almıyorlar? Ben onunla program yapan insanım değil mi? Yani böyle şey mi olur? Niye alıyorsunuz Balbay’ı? Pırıl pırıl bir insan… Ben her şeyine kefilim Balbay’ın, olur mu öyle şey…”
İngiltere’de yargı erkinin en üst makamında bulunan Adalet Bakanı Lord Phillips, daha önce Müslümanlar için şeriat yasalarının uygulanmasını isteyen İngiliz Kilisesi Başpiskoposu Dr. Rowan Willams’a destek verdi.
DAHA ÖNCE DE BAŞPİSKOPOS SÖYLEMİŞTİ
Willams’ın ‘Müslümanlar için şeriat yasaları getirilebilir’ sözleriyle başlayan tartışmalarda, İngiliz muhafazakar çevreler Willams’ın istifasını istemişlerdi. İngiltere Adalet Bakanı Lord Phillips, Müslümanların ekonomi ve aile hukukunu şeriata göre düzenleyebileceklerini belirterek, İngiltere’de Williams’ın başlattığı tartışmayı alevlendirdi.
BAŞPİSKOPOS’UN GÖRÜŞLERİ RADİKAL DEĞİL
Londra’nın doğusundaki Doğu Londra İslam Merkezi’nde konuşan Lord Phillips, Başpiskopos Williams’ın ‘şeriat getirilebilir’ özlerinin çok radikal görüşler olmadığını belirterek, aile ve finans hukukunun şeriata göre düzenlenebileceğini kaydetti.
ŞERİAT HUKUK YANLIŞ ANLAŞILIYOR
Lord Phillips, şeriat ya da başka herhangi bir dinin kurallarının sorunlara çözüm konusunda alternatif olabileceğini belirterek, şeriat hukukunun İngiltere’de yanlış anlaşıldığını kaydetti. Şeriat hukukuyla ilgili yanlış algılamalardan bazılarının taşlama, elleri kesme olduğunu söyleyen Lord Phillips, ceza hukukunun İngiliz hukukuna göre düzenlenebileceğini ancak, diğer sorunların azınlıkların kendi dini kodlarıyla çözebileceğini söyledi.
Lord Phillips’in şeriatla ilgili bu sözleri tartışmaları yeniden alevlendirirken, İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti’nin önde gelenleri, şeriat hukukunun toplumda bölünmelere yol açabileceğini belirtti.
---
Erdoğan da camideydi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Regaip Kandili'ni Ankara Ulus'taki Hacı Bayram Camii'nde vatandaşlarla beraber kutladı.
Yatsı namazını Hacı Bayram Veli Camii'nde kılan Başbakan Erdoğan, cami içerisinde vatandaşların kandilini kutladı. Namazın ardından dua eden cami imamı Başbakan Erdoğan'a Hacı Bayram Camii'ne geldiği için teşekkür ederek, "Hizmetli arkadaşlarım ve cemaatim adına camimize geldiğiniz için teşekkür ediyorum. Kendisine sağlık mutluluk sıhhat diliyorum " dedi. Namazın ardından yaklaşık 50 dakika camide kalan Başbakan Erdoğan, çıkışta cami önünde toplanan cemaat tarafından alkışlandı. Kalabalık arasından güçlükle ilerleyen Başbakan Erdoğan halkı selamladı. Makam aracının yanına gelen Başbakan Erdoğan burada bir süre vatandaşların arasından gelen bir kadınla ayaküstü görüştü.
Başbakan Erdoğan camiden çıkmadan önce korumaları makam aracından camiye iki büyük poşet dolusu oyuncak götürdü. Oyuncaklar, camideki çocuklara dağıtıldı.
Ergenekon operasyonunda üçüncü gözaltı dalgasının yankıları sürerken, Anayasa Mahkemesi’nin önünde bulunan kapatma davası, duyarlı çevreleri ‘istikrar baltalanacak’ endişesine sevkediyor.
Türkiye Sağlık İşçileri Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, mahkemenin AK Parti ile ilgili olarak vereceği kararın, hem kendisinin, hem de Türkiye’nin demokrasiye olan bağlılığını kanıtlayacağına dikkat çekerek, “Türkiye, 1946’da başladığı çok partili demokratik hayatı zaman zaman kesintiler de olsa sürdürerek, demokrasiye olan bağlılığını ve desteğini kanıtlamıştır” dedi.
Kapatma gerekçesi İslam’ı savunmak mı?
Geçmiş dönemlerde bazı sebeplerle kapatılan partilerin demokrasimizi güçlendirmeye hiçbir katkı sağlamadığını kaydeden Başoğlu, “Yurt içinde ve yurt dışında Anayasa Mahkemesinin vereceği karar büyük bir önem taşıyacaktır” dedi ve ekledi: “Cumhuriyet Başsavcısının partinin kapatılmasıyla ilgili olarak ileri sürdüğü iddialar arasında, Sayın Tayyip Erdoğan’ın İslâm’ı savunduğu, AK Partili bazı bakanların da başörtüsü yasağının kaldırılmasını istediği ve imam hatip liseleriyle ilgili sözler, partinin laikliğe aykırı odak haline geldiğini ileri sürmüş ve bu nedenle kapatılmasını yüksek mahkemeden talep etmiştir.”
Yürürlükte olan kanunlarda başörtüsü yasağı yok
Yürürlükte olan kanunlarda ve Anayasa’da başörtüsünü yasaklayan hiçbir madde bulunmadığını hatırlatan Başoğlu, “Yine biliyoruz ki, imam hatip liseleri, devletin resmi liseleridir. Bu liselerin yönetimi devlete aittir. Ders müfredatını da devlet tespit etmektedir. Yasak olmayan konuları Sayın başsavcı iddianamesine alarak, partinin kapatılmasını talep etmesi ülkemizin gerçeklerini yansıtmamaktadır” değerlendirmesinde bulundu.
Mahkeme ezber bozmalı
Başoğlu, Anayasa Mahkemesi de vereceği kararla demokrasiye önemli bir katkıda bulunacak yahut iktidar partisini kapatarak millet iradesini bir bakıma yargılayıp mahkum edecektir. Kanunlarımızda milli iradeyi yargılamak ve kapatmak diye bir kural bulunmamaktadır. Ümit ediyorum yüksek mahkeme bütün bu gerçekleri dikkate alarak AK Parti’nin kapatma uygulamasını ve anlayışını vereceği kararla değiştirecektir” dedi.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Biz, herkesin hukukunu savunuruz. Senin de gün oldu hukukunu biz savunduk. Sen milletvekili bile olamıyordun, başbakan olamıyordun. Senin başbakan olma hakkını, hukukunu CHP Genel Başkanı Deniz Baykal savundu'' dedi.
İzmir ziyareti sırasında Narlıdere'de belediye hizmet binasının açılışını yapan Baykal, ''giderayak'' birilerinin Türkiye'yi karıştırmak için elinden geleni yaptığını ve ülkede panik ve terör havası yaratmaya çalıştığını ileri sürdü.
''Devletin, milletin en saygıdeğer insanları, niçin olduğu söylenmeden, gözaltına alınmaya çalışılıyor'' diyen Deniz Baykal, şunları söyledi:
''Dünyanın hiçbir hukuk devletinde, hiçbir demokrasisinde bu olmaz. Demokrasiyi, insan haklarını katlediyorlar. Bu faşizan uygulama, bu yıldırma operasyonu, bu kolektif gözaltılar halkta tepki yaratmaya başladı. Bunun üzerine Başbakan temiz ellerden söz etmeye başladı. Sanki yapılan işler, halkı baskı altına almaya çalışma operasyonu değil, temiz eller operasyonuymuş gibi bir izlenim vermeye çalışıyorlar.
Temiz eller kim, sen kimsin? Gözaltına aldıklarına bakıyorum da kendilerinden kimse yok, eğer sen temiz eller yapacaksan önce kendi çevrendekileri gözaltına al. O enerji çeteleri, mafyalarını, o ihale çetelerini, mafyalarını gözaltına al.''
Çetelerle, mafyalarla uğraşan, temiz eller için çalışan kişilere karşı çıktığı için kendisine de ''avukatlık yaptığının söylendiğini'' belirten Baykal, konuşmasını şöyle sürdürdü:
''Biz herkesin hukukunu savunuruz. Bundan da şeref duyarız. Senin de gün oldu, hukukunu biz savunduk. Sen milletvekili bile olamıyordun, başbakan olamıyordun. Senin başbakan olma hakkını, hukukunu CHP Genel Başkanı Deniz Baykal savundu. İnsan hakları konusunda engel çıkmasın diye mücadele ediyorduk. O zaman avukatlığımızdan şikayet etmiyordun. Şimdi sen zulmediyorsun, baskı yapıyorsun. Senin zulmüne baskına karşı çıkmak boynumun borcudur.''
Bundan tam 13 yıl önce, insanlık tarihinin en vahşi katliamlarından biri, Bosna Hersek'te, adı ''Gümüşhane'' anlamına gelen Srebrenitsa'da yaşandı. Silahsız binlerce Müslüman Boşnak erkek, Avrupa'nın gözleri önünde hunharca katledildi.
11 Haziran 1995’te, Birleşmiş Milletler’in “güvenli bölge” ilan ettiği Srebrenitsa kenti, bölgeyi gözetim altında tutan Hollandalı askerlerin hiçbir müdahalesiyle karşılaşmaksızın Sırp kasabı Ratko Mladiç emrindeki 500’den fazla Sırp asker tarafından saldırıya uğradı. Kentte bulunan ve “güvenli bölge” olması nedeniyle silahsızlandırılan 12 binden fazla Müslüman Boşnak erkek, bu katliamda şehit oldu.
5 gün süren katliam boyunca Birleşmiş Milletler ya da dünyanın öteki “büyük” devletleri hiçbir müdahalede bulunmadı. Hollanda hükümeti, geçen yıl, Srebrenitsa’da görev yapan ve katliama seyirci kalan askerlerini madalyayla ödüllendirdi. Yine geçen yıl, Uluslar arası Adalet Divanı, Srebrenitsa’da yaşananları “soykırım” olarak nitelendirdi ama ne Sırp kasaplarını, ne Hollandalıları, ne de öteki sorumluları suçlu ilan etti. Kısacası dünya Srebrenitsa’da yaşananlara “soykırım” dedi ama suçu kimin işlediğini “söyleyemedi.” Srebrenitsa, Bosna Soykırımı’nın en kanlı parçası olarak, Avrupa’nın mezar taşı oldu!
Srebrenitsa için çok şey anlatıldı, anlatılacak, anlatılmalı. Biz bu vahşetin orta yerinde şehit olan kardeşlerimize Allah-u Teala’dan rahmet dilerken, sözü Bosna’nın Bilge Kral’ı, yirminci yüzyılın en büyük komutan ve liderlerinden merhum Aliya İzzetbegoviç’e bırakalım:
“Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.
(…)
Bize saldıranlar, Hazreti İsa’nın bütün sözlerini çiğnemişlerdir. Irza tecavüz, masumları katletmek hiçbir dine sığmaz. Onlar cani ve sadece canidir. Bunu aklınızdan çıkarmayın.
(…)
Nefrete nefretle cevap vermeyin. Bosna için nefret çıkmaz sokaktır. Nefret sadece bizim ruhlarımızı zedelemiyor, Bosna’nın özünü de zedeliyor.
(…)
Düşmanlarımıza gelince… Onlara adaletten başkasını borçlu değiliz.”
İnsanoğlunun evrim sonucu maymundan türediğini ve güçlü olanın zayıfı ezerek ayakta kalabildiğini iddia eden Darwin ‘Teorisi’ni, bilimsel çalışmalarla çürüten Adnan Oktar (Adnan Hoca), Avrupa’nın da gündeminde.
DARWINCİLERİ TELAŞ SARDI
Amerika’dan Uzak Doğu’ya, Avrupa’dan Afrika’ya kadar binlerce üniversiteye gönderilen Adnan Oktar’ın evrimi çürüten eserleri, Avrupalı Darwincileri telaşlandırıyor. Amerika ve Avrupa’da Adnan Hoca’nın ‘Yaratılış Atlası’ isimli kitabı şimdi Avrupa’da birçok okulun müfredatında yer alırken, Darwin’in ‘Güçlüysen ayakta kalırsın. Senin atan maymun’ tezini savunan ‘bilim’ adamı, Adnan Hoca’ya karşı mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyor.
‘DİNSİZLER UYUYOR, YARATILIŞÇILAR ÇALIŞIYOR’Danimarka’da Darwinci tezi savunan Aarhus Üniversitesi Öğretim Üyesi Peter Kjaergaard, Adnan Oktar’ın Avrupa’da büyük bir kampanya başlattığını ve yakında Avrupa’da Darwin’in tezinin okullarda kaldırılabileceği uyarısında bulundu. Kjaergaard, Avrupa’daki dinsizler uyurken, çok organize olmuş yaratılışçıların Avrupa’da büyük bir çalışma içerisine girdiğini belirtti.
POLONYA EĞİTİM BAKAN YARDIMCISININ SÖZLERİ
The New Hümanist dergisinde kaleme aldığı makalesinde, Adnan Oktar’ın çalışmaları nedeniyle Avrupa’da yaratılış tezinin giderek güç kazandığına değinen Kjegaard, Polonya’da Eğitim Bakanı Yardımcısı’nın “Evrim teorisi bir yalan ve bir hata. Biz bunu ortak bir doğru olarak yasallaştırmışız” sözlerine de dikkat çekti.
OKTAR’IN AVRUPA’DAKİ ETKİSİ
Harun Yahya mahlasıyla yazan Adnan Oktar’ın kuşe kağıda basılı ‘Yaratılış Atlası’ isimli kitabının Avrupa’da birçok üniversite ve ilköğretim okullarına gönderildiğini yazan Kjegaard, Avrupa’da yaratılışı savunanların Adnan Oktar’dan etkilendiğini yazdı. Oktar’ın Darwincilerin yakından tanıdığı bir isim olduğunu yazan Kjegaard, Oktar’ın 20. yüzyıldaki tüm felaketlerin (Faşizm, Komünizm, Terörizm, 11 Eylül Saldırıları) sorumlusunun Darwin olduğunu söylediğini yazan Kjegaard, Oktar ve ekibinin çok organizeli bir şekilde çalıştığını ve bu yüzden bu durumu çok ciddiye almak gerektiğini ifade etti.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, 'kapatma davası sonuçlandığında ne olur?' sorusuna, "Türkiye çok güçlü bir ülkedir, kıyamet mıyamet kopmaz" dedi.
Fransa Büyükelçiliği'nin milli gün nedeniyle gerçekleştirdiği resepsiyona katılan Kılıç, burada gazetecilerin, mahkemenin Başkan Vekili Osman Paksüt'ün bir süre önce yaptığı 'kapatma davası açıklandığında kıyamet kopacak' şeklindeki açıklamalarını hatırlatması üzerine, "Türkiye çok büyük bir ülkedir. Kıyamet mıyamet kopmaz. Bu ülke çok şey gördü geçirdi. Onun için de kimsenin endişelenmesine gerek yok. Türkiye'de kurumlar çalışmaktadır. Türkiye'de kurumlar üzerine düşen görevleri yerine getirmektedir. Büyük ülkelerde bu tür sorunlar her zaman yaşanır. Bunun üstesinden de her zaman gelmesini bilmiştir. Bunun için de benim herhangi bir endişem, herhangi bir kıyamet senaryom yok'' karşılığını verdi.
ZAMAN VERMEK DOĞRU OLMAZ
Sözlü iddianame ve savunmaların ardından raportör Osman Can'ın raporunu yakın bir zamanda vereceği iddialarının hatırlatılması üzerine ise Haşim Kılıç, ''Raportör arkadaşımız ne zaman tamamlarsa, raporu getirdiğinde ben de size duyuracağım merak etmeyin'' dedi. Üç dört hafta gibi bir süreden bahsedildiğini kaydeden basın mensuplarına Kılıç, ''O konuda bir şey söylemek mümkün değil, raportör arkadaşımız da o konuda işini tamamlamadan hiçbir kimsenin de bir şey söylemesi mümkün değil. Onun için ben raportörün raporunu bekliyorum'' dedi. 'Tahmininiz var mı?' sorusu üzerine ise Kılıç, ''Hiçbir şey söylemiyorum'' diye konuştu.
Raportörün raporu tamamlamasının ardından, mahkemenin ne zaman karar vereceğine yönelik bir soruya ise Kılıç, ''Arkadaşlarımızın çalışma düzenine bağlı o konu biliyorsunuz. Arkadaşlarımızla oturup konuşacağız, ne kadar bir süre içinde çalışmalarını tamamlayabilirler, onu da göz önünde bulundurarak gündemi vereceğim tabiî ki'' ifadelerini kullandı.
"BENİM AĞZIMDAN ÇIKMAYANA İNANMAYIN"
Bir basın mensubunun, Paksüt'ün açıklamalarına dayanılarak yapılan yorumlarda kararın ağustos ayı ortası ya da sonunda verileceğine işaret edildiğinin hatırlatılması üzerine Kılıç, ''Bu konuda yetkili benim. Benim ağzımdan çıkmadığı sürece hiçbir şeye inanmayın'' dedi.
Ergenenekon soruşturması ile ilgili yaşanan gelişmelerden Anayasa Mahkemesi üyelerinin etkilendiği yorumları ile ilgili başka bir soruya ise Kılıç, ''Yok hayır. O konularda soru sormayın cevap da vermem'' karşığılığını verdi.
---
'Ulusa sesleniş'te bombayı patlattı!
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, BM Genel Kurulu'na katılmak için ABD'ye gidecek.
Ahmedinejad, televizyondan canlı yayınlanan "ulusa sesleniş konuşmasında" bu yılki BM Genel Kurulu toplantısına katılmak üzere ABD'ye gideceğini söyledi.
Ziyaretin gerçekleşmesi halinde Ahmedinejad, göreve geldiği 2005'ten bu yana 3. kez ABD'ye gitmiş olacak.
İran Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz yılki BM Genel Kurulu toplantısı için gittiği New York'ta 11 Eylül terör saldırısında hayatını kaybedenler için yapılan anıtı ziyaret edip, çelenk koymak istemiş, ancak güvenlik gerekçesiyle bu isteğe olumlu cevap verilmemişti.
Ahmedinejad'ın, ABD Başkanı George W. Bush ile dünya sorunlarını canlı olarak televizyonda tartışma teklifi de Beyaz Saray tarafından geri çevrilmişti.
Ahmedinejad, BM Genel Kurulu'nda ve Columbia Üniversitesi'nde konuşma yapmıştı.