13 Şevval 1429
13 Ekim 2008, Pazartesi
13 Şevval 1429
13 Ekim 2008, Pazartesi
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 12 (2 Kayıtlı ve 10 Misafir) bulunmaktadır.

Online   barika



Hak-dilaram » GENEL » Haber ve Siyaset » Gündem » Son Dakikalar ;) HABERLER


 
Seçenekler
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.566




Teşekkür etti: 16.312
Teşekkür aldı: 3.807 konuda 10.528 kere
kucult  büyük
Ertuğrul ve Aydın 'Ergenekon'un neresinde?

Türkiye’de çete ve mafya benzeri örgütlenmelerle darbe yapmakla suçlanan Ergenekon terör örgütüne haber ambargosu koyarak görmezden gelen Hürriyet gazetesinin sessizliği merak konusu oldu.


Ergenekon soruşturmasıyla birlikte birden bire hükümete muhalefet etmeye başlayan Gümüşhaneli iş adamı Aydın Doğan’ın gazeteleri, ya Ergenekon’u görmezden geliyor ya da Ergenekon soruşturmasını hafife alıyorlar.

UCU KENDİLERİNE DOKUNACAK DİYE Mİ KORKUYORLAR?
Daha önce, Ergenekon soruşturmasında göz altına alınan Doçent Ümit Sayın’ın Sevil Atasoy ile yaptığı msn görüşmelerinde Ertuğrul Özkök’ün ismi de geçmişti. Ancak, Özkök bu konuda sessizliğini koruyor. Şimdi kulislerde, “Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök’ün Ergenekon’u görmezden gelmesi ya da hafife alması, Ergenekon’un kendilerine dokunduğundan mı endişe etmelerinden mi kaynaklanıyor?” sorusu soruluyor.

ERGENEKON’UN MEDYA GÜCÜ
Kulislerde konuşulan bir başka iddia ise, Aydın Doğan ve Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün, Ergenekon örgütünde, medya gücü olarak yer aldığıyla ilgili. Bu iddiaya kanıt olarak da, Doğan medyasının Ergenekon soruşturmasını görmezden gelmesi ve bu soruşturmadan sonra ‘yargı darbesi’ olarak adlandırılan kapatma davası sürecindeki tavrı gösteriliyor.

‘HÜKÜMET MUHALİF SESLERİ SUSTURUYOR’ MESAJI
İddialara göre, Doğan medyası hükümete muhalefet ederek, Ergenekon soruşturması kapsamında Aydın Doğan ve Ertuğrul Özkök’ün göz altına alınmasını önlemeye çalışıyor. Zira, Ergenekon’da adı geçtikleri söylenen Doğan ve Özkök, eğer göz altına alınırlarsa, kamuoyuna ‘Hükümet, kendisine muhalif basını susturmak için bu göz altıları yaptırdı’ mesajı vermek istiyor. Bu yüzden de, bir anda hükümete karşı aleyhte yayın başlatarak, Ergenekon soruşturmasından kurtulmak istiyor. Hükümete yönelik bu aleyhte yayınların bir diğer nedeni de, Ergenekon’la ilgili hazırlanacak iddianamede Doğan ve Özkök’ün isminin bulunmasını engellemek olduğu düşünülüyor.

İDDİANAMEDE ADLARI GEÇECEK Mİ?
Şimdi gözler Ergenekon soruşturmasını yapan Savcı’nın hazırlayacağı iddianamede. Msn kayıtlarına rağmen, henüz ifadesine başvurulmayan Özkök ve sessizliğini koruyan Aydın Doğan, henüz göz altına alınmazken, bunun sebebinin hükümetin Doğan’ın propagandasından çekinmesinden kaynaklandığı iddia ediliyor. Hükümet, eğer bu iki kişi göz altına alınırsa, Doğan medyasının ‘Hükümet muhalif basını susturuyor’ propagandası yapmasından çekindiği belirtiliyor.

habervaktim.com

2008-05-09 17:06:43
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 09.05.2008, 17:31 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #61
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.566




Teşekkür etti: 16.312
Teşekkür aldı: 3.807 konuda 10.528 kere
kucult  büyük
Tuncay'ın gece yarısı telefonları

Mazisi zigzaglarla dolu olan Tuncay Özkan, Cumhuriyet gazetesinden ayrılıp Aydın Doğan'ın yanına geçtiği günlerde eski solcu arkadaşlarını arayıp, ''Holdinge geçtim ama ruhumu satmadım, ben yine o eski solcu Tuncay'ım'' diyormuş.


Tuncay Özkan, geçmişindeki ilginç detaylarla dikkat çekiyor. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde sıradan bir öğrenci iken Harb-İş Genel Başkanı’nın kızıyla evlenmesinin ardından “önlenemez yükselişi” başlayan Özkan’la ilgili olarak eski bir okul arkadaşı habervaktim’e çarpıcı açıklamalarda bulundu.

KAVGA ANLARINDA SIRRA KADEM BASARDI
Tuncay Özkan’ın, adının açıklanmasını istemeyen okul arkadaşı, fakülte yıllarında her fırsatta “solcu, marksist” olduğunu söyleyen Özkan’ın, propaganda çalışmalarında hep ön saflarda göründüğünü belirterek, “Ancak garip bir biçimde kavgalı ortamlarda asla Tuncay ortalıkta görünmezdi. Biz kaç defa dayak yemiştik ama o ise sanki gizli bir el kendisini koruyormuş gibi sırra kadem basar, burnu kanamadan kurtulmuş olurdu” dedi. Tuncay Özkan’ın öğrenciliğinin vasat geçtiğini de anlatan okul arkadaşı, “Pek çok dönem mezunu, ulusal basında kendisine iş bulurken, o Harp-İş Sendikası’nın aylık dergisine girebilmişti ancak. Ama burada sendika genel başkanının kızıyla evlendikten sonra ise önü açıldı. Sendika, faaliyet alanı icabı üst düzey ordu mensuplarıyla oldukça yakın temastaydı. Tuncay Özkan, sendika başkanının damadı olması faktörünü kullanarak geniş bağlantılar sağladı kendisine. Önce Cumhuriyet’e, ardından da Hürriyet’e girdi. Agresif, bir çoğu yalanlanan ama sonuçta sansasyonel haberlerle dikkat çekti ve nihayet Kanal D’nin haber koordinatörü oldu” diye konuştu.

GECE İÇER, BENİ ARAR, “RUHUMU SATMADIM” DERDİ
Özkan’ın, Kanal D’ye geçtikten sonra aldığı transfer parası ve yüksek maaşının eski solcu arkadaş çevresinde sıkça konuşulduğunu anlatan okul arkadaşı, şöyle devam etti: “Biz eski arkadaşları ‘solcu’ Tuncay’ın bir holding gazetecisi olmasını elbette dilimize dolamıştık. Bunlar onun da kulağına gidiyordu. Bu yüzden zaman zaman beni ve bazı eski arkadaşları geceleri aradığı olurdu. Bana kaç kez telefon etti. İçip içip arar, ‘Ben eski solcu, marksist Tuncay’ım. Ruhumu, holdinge, Aydın Doğan’a satmadım’ derdi.”

ÇÖP KAMYONU KAZA YAPTI, “BU BOMBA BANAYDI” DEDİ
Yaptığı haberleri fazlasıyla önemsediğini dile getiren Tuncay Özkan’ın eski arkadaşı, “Önem atfettiği haberleri yüzünden bir gün suikasta kurban gideceğini ileri sürüyordu. Bu, onda adeta fikr-i sabit haline gelmişti” dedi. Özkan’ın arkadaşı şöyle devam etti:
“Ankara ve İstanbul’dan bir grup arkadaşı olarak evinde misafirdik. Oradan buradan konuşurken, dışarıda büyük bir gürültü koptu. Tuncay, heyecanla yerinden kalkarken bir yandan da bize ‘İşte, size hep diyordum, bana suikast yapacaklardı diye. Bomba patladı’ diyerek pencereye koştu. Biz de peşinden tabii. Görüntü tam bir komediydi. Tuncay’ın bembeyaz bir yüzle baktığı sokakta bomba filan patlamamıştı. Sadece çöp kamyonunun dikkatsiz sürücüsü, çöp konteynırına oldukça sert bir biçimde çarpmıştı. Fazla dolu olmayan konteynır da büyük bir gürültü kopartmıştı. O gece Tuncay’ı iyi dolamıştık dilimize.”

(Murat Unay – habervaktim)

2008-05-09 07:30:53
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 09.05.2008, 17:32 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #62
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.566




Teşekkür etti: 16.312
Teşekkür aldı: 3.807 konuda 10.528 kere
kucult  büyük
Lübnan'da neler oluyor?

ABD ve İsrail, Sinyora ve Hariri’ye ‘Hizbullah’tan kurtulun’ diyor. Lübnan’ın Hizbullah’tan kurtulması, İsrail olması anlamına geliyor. İsrail’in Lübnan siyasetindeki istihbaratçısı Canbolat, perde arkasından Hizbullah’ı hedef alıyor. Hizbullah ise bu sefer daha kararlı görünüyor. Lübnan’da neler oluyor?


YENİ BİR İÇ SAVAŞ MI?
Lübnan yeniden iç savaşın eşiğinde. 1975-90 yılları arasında 15 yıl süren ve 150 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği iç savaşın acıları daha taptaze iken, ABD ve İsrail’in desteklediği Sinyora Hükümeti ve bir suikast sonucu öldürülen eski Başbakan Refik Hariri’nin oğlu Saad Hariri, ülkeyi yeni bir iç savaşın içine sürükleyerek iktidarlarını muhafaza etmek istiyorlar.

11 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ
Sinyora Hükümeti’nin Hizbullah güçlerinin ulusal güvenliği tehdit ettiğini söylemesiyle başlayan gerginlik ülkeyi iç savaşın eşiğine getirdi. Şimdiye kadar 11 kişinin hayatını kaybettiği çatışmalarda, Hariri’nin evine de bir roket isabet etti.

SİNYORA VE HARİRİ, ABD VE İSRAİL’İN SÖZCÜLERİ GİBİ
İsrail ve ABD’nin bölgeyi, kendisine muhalefet eden ülke ve gruplardan temizlemek ve en önemlisi de İran’a karşı yapılacak bir saldırıda Hizbullah’ı bertaraf etmek amacıyla desteklediği Fuad Sinyora ve Saad Hariri, şimdiye kadar verdikleri demeçlerin ABD ve İsrailli yetkililerin söyledikleriyle paralellik göstermesi dikkat çekiyor.

HİZBULLAH ÇATIŞMADAN UZAK DURMUŞTU
17 aydır devam cumhurbaşkanlığı krizinde, Hizbullah’ın uzlaşma önerilerini reddeden Hükümet, ,ABD’nin baskılarıyla, Hizbullah’ın silahlarını bırakmasını talep ediyor. Hizbullah, Sinyora Hükümeti ve ortağı Hariri’nin ortamı geren demeçlerine rağmen, şimdiye kadar olası bir çatışmadan uzak kalmayı yeğlemiş ve Lübnan’ın yeniden bir iç savaş yaşamasına müsaade etmeyeceğini bildirmişti.

GERİLİMİ SİNYORA BAŞLATTI
Ancak, hükümetin Hizbullah’ın askeri iletişim ağının illegal olduğunu ve bunun güvenlik tehdidi oluşturduğunu bildirmesi, ardından Beyrut Havaalanı Güvenlik Şefi’ni görevden alacağını bildirmesi, Hizbullah’ı harekete geçirdi. Hükümetin bu tutumunun kendilerine karşı başlatılmış bir savaş olduğunu söyleyen Nasrallah, kendileriyle savaşanlara karşı savaşacaklarını söyledi.

BEYRUT HAVAALANI ULAŞIMA KAPALI
Hükümetin bu provokatif demeçlerinden sonra harekete geçen Hizbullah güçleri ve Şii Emel Partisi yandaşları, kısa sürede Sünni bölgeleri ele geçirdi. Şu ana kadar meydana gelen çatışmalarda 11 kişi hayatını kaybederken onlarca kişi de yaralandı. Çatışmalar nedeniyle üç gündür Beyrut Havaalanı ulaşıma kapatılırken, Hizbulllah, Hariri taraftarı televizyonun yayını durdururken, gazetelerin de basılmasına izin vermedi.


HİZBULLAH NEDEN ÇATIŞMAYI GÖZE ALDI?

Peki şu ana kadar Sinyora Hükümeti’nin tüm provokatif eylemlerine karşı çatışmalardan uzak duran Hizbullah, neden bu sefer çatışmayı göze aldı. Gerginlik her ne kadar Sünni ve Şii kampları arasında yaşanıyor diye düşünülse de, Lübnan’daki birçok olayın perde arkasında duran ismin Dürzilerin lideri Velid Canbolat’ın olması dikkat çekiyor.


PERDE ARKASINDA DÜRZİ CANBOLAT VAR

2006 yılındaki Lübnan Savaşı’nda İsrail’e bilgi sızdırdığı iddia edilen Canbolat, son olarak Beyrut Havaalanı Güvenlik Şefi’nin İran’la bağlantıları olduğunu iddia ederek, hükümete Havaalanı Güvenlik Şefi Vefik Şükeyr’i görevden almasını istedi. Hükümet, Canbolat’ın bu iddiaları karşısında, Şükeyr’i görevden alacağını bildirmesi ve Hizbullah’ın askeri iletişim ağının güvenlik tehdidi olduğunu bildirmesi, Nasrallah’ı bu sefer önlem almaya zorladı.

HİZBULLAH’IN GÜÇSÜZLEŞTİRİLMESİ, İSRAİL’İN RAHATÇA AT OYNATMASI DEMEK
Zira, Şükeyr’in görevden alınma olasılığı ve Hizbullah’ın askeri iletişim ağının ortadan kaldırılması, İsrail’in rahat bir şekilde Lübnan’da neler olup bittiğinden haberdar olması anlamına geliyor. İsrail’in, istihbarattan yoksun ve silahsızlandırılmış bir Hizbullah’a karşı daha rahat edeceği ve olası İran saldırısında önündeki en büyük engelin de kaldırılacağını düşünüyor. Hizbullah, Şükeyr’in görevden alınmasının kabul edilemez olduğunu ve bunun bir savaş ilanı olacağını belirterek, Sinyora Hükümeti’ne sert yanıt vermişti.

HARİRİ’DEN UZLAŞMA ÇAĞRISI
Saad Hariri, bugün yaptığı açıklamada Hizbullah ile oturup anlaşmaya hazır olduğunu ve Şükeyr’in görevden alınamayacağına dair imalarda bulunması belki gerginliği azaltabilir, ancak Hükümet’in ABD, İsrail ve Canbolat’ın tahrik ve baskılarına boyun eğmesi, Lübnan’ı içinden çıkılmaz, tüm bölgeyi ateşin içine atacak bir iç savaşı başlatabilir.

(habervaktim.com – Dış Haberler)

2008-05-09 15:03:22
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 09.05.2008, 17:34 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #63
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.566




Teşekkür etti: 16.312
Teşekkür aldı: 3.807 konuda 10.528 kere
kucult  büyük
'Bu gece seni döve döve öldüreceğiz ve kimse görmeyecek'

Milli Nizam Partisi kurucularından ve Milletvekillerinden, Bediuzzaman Said Nursi’nin Avukatlarından Hüsamettin Akmumcu habervaktim.com’a çarpıcı açıklamalarda bulundu.


1969 yılında Adalet Partisi’nden Isparta milletvekili seçilen Hüsamettin Akmumcu, Demirel’in uygulamalarından rahatsız olur ve yeni bir siyasi arayış içine girer. O tarihlerde Necmettin Erbakan Konya’dan milletvekili seçilerek TBMM’ye girmiş ve bağımsız bir hareket başlatmıştır. Ankara’da toplantılar düzenlenir, Akmumcu da bu toplantılara iştirak eder. İşte o günlerde Milli Nizam Partisi’nin temelleri atılır. Adalet Partisi’nin amansızca hüküm sürdüğü dönemlerdir o günler. Demirel’in memleketi Isparta’dan vekil seçilen Akmumcu, Demirel’den duyduğu rahatsızlığını istifa ederek gösterir ve Erbakan’ın saflarına katılır. Akmumcu, TBMM’de masonların ağırlığını iyice hissettirdiğini gördüğü bir dönemde verdiği gensoru önergesiyle şimşekleri üzerine toplar. Büyük tepkiler ve tehditler de alır. Hatta suikasta bile uğrar. Demirel’le aralarındaki soğukluk, Akmumcu’nun Demirel’in çevresi tarafından ölümde tehdide kadar vardırılır. Beduüzzaman Said Nursi’nin avukatlığını yaptığı dönemde çok defa haksız yere gözaltına alınır ve ölümle tehdit edilir.

Şu an 84 yaşında olan Akmumcu, yaşadıklarını tüm ayrıntılarıyla arkadaşımız Yener Dönmez’le paylaştı. İşte Akmumcu ile söyleşimizin ilk bölümü.

Bediuzzaman’la nasıl tanıştınız? O dönemde yaşadıklarınızı anlatır mısınız?
Cenab-ı hakk nasip etti. 1957 senesinde üstad hazretleri ile tanıştık. Risale-i Nur davası ile ilgili olarak avukatlığını yaptım. Ancak, Üstad hazretleri vefatının da haber verildiği tarihte, Mart’ın 24’üydü sanırım. Cenab-ı Hakk onu düşürmedi. Onu ziyarete gidiyorum ben de. Şubat ayında onu ziyarete giderken iki cip kapıda bekliyordu. İçlerinden fırtına gibi çıkan polisler üzerime atladı. ‘Benim avukat olduğumu bilmiyor musunuz ’ dedim. ‘Senin okuduğunu biz çoktan okuduk da unuttuk’ dediler. ‘Mesele kalmadı o zaman’ dedim. Emniyete götürdüler beni. Anlayın, bir alimi, yaşlanmış, hastalanmış bir alimi ziyaret ettirmek bile istemiyorlar. Gidip geldiğimi bildikleri halde. Karakolda, ‘gitmeyeceksin bir daha oraya’ dediler. ‘Bırakmasanız nasıl gideyim’ dedim. ‘Burada oturtursanız gidemem.’ Bıraktılar. Sonra Üstad hazretleri Noter’i çağırttı. Noter geldi. Onun gelmesi ile beraber Üstad hazretleri vekalet verdi.

-Bediüzzaman, yaşadığı döneme nasıl bakıyordu, millet ve ordu hakkında ne düşünüyordu?
Üstad hazretleri neyin üzerinde durmuş. İmanlı hakikatlerin gönüllerde inkişafını istemiş. Şimdi, biz çok partili hayata atıldığımız güne kadar, Adnan Menderes Başbakan oluncaya kadar, Türkiye’de dindarlara karşı bir cihad açılmıştı. Küfür cihadı. Onlar küfrün memlekette mutlak hakimiyetini elde etmek istiyordu. Çeşitli bahanelerle her devirde bir irtica yaygarası kopartıyorlardı. Bitmiyordu bu. Gerek üniversitelerde gerek diğer yerlerde olsun, talebe yurtlarına kadar indiler. En nihayet biz de Üniversite Talebe Birliği’ndeydik ve biz de ayrıldık birbirimizden. Şimdi Ankara’da Üniversite Talebe Birliği’nde Başkan olacak adam, kura çekiliyor üniversitelerin içinde. Kura kime çıkarsa üniversite başkanlığını, talebe birliği başkanlığını o alıyor. Biz de de kura çekildi, çekilince bir veterinere gitti. Ben de Hukuk Fakültesi temsilcisiydim. Yani Hukuk’a düşer de biz de üniversite birliğinin başkanı olur muyuz diye düşünüyoruz. O sıra Adnan Menderes Ezan-ı Muhammedi’yi aslı gibi okunması gerektiğini belirterek mevcut düzenlemeyi değiştirdi ve başarılı oldu. Tabi İnönü ve ekibi de rey verdi. Halbuki vermemeleri lazımdı. Onlar Ezan-ı Muhammedi’yi tam bitireceğiz dedikleri anda Cenab-ı Hak bitirtmedi. Ve devam ettirdi.

-O dönemde yaşadığınız önemli bir olay var mıydı? Özellikle de bu bahsettiğiniz öğrenci olaylarından..
Rahmetli Ahmet Hamdi Akseki’in cenazesinin toprağa verileceği gün, üniversitede toplantı yapıp irticanın hortladığını bildireceklerdi. Üniversite Talebe Birliği adıyla. Biz de rahmetli Akseki’in cenazesine gittik. Ben Belediye Otobüs İşleri Müdürü’ne dedim ki, üniversite talebelerinin Halk Evi’nde toplantısı var. Biz oraya gideceğiz, otobüsler arkadaşları indirdi biz de gittik. Oraya vardıktan sonra konuşmaya başladılar. İddialarını savunmaya çalıştılar. Bizim arkadaşlar da tabi cevap verdiler. Ben arkadaşlara ses çıkarmamalarını tembihlemiştim. Onlar ne söylerse söylesin ses çıkarmayın. Ama arkadaşlar dinlemedi. Bir tane yavrucuk vardı, Atletizm Federasyonu Başkanı mı ne. O içlerinden birinin ensesinden tuttu tekmeyi poposuna yerleştirdi. Ben de Hukuk Fakültesi temsilcisi olarak kalktım dedim ki, 'biz burada toplantı yapıyoruz, biraz önce çok ciddi ve milli bir alimi toprağa verdik, onun ruhu için bir Fatiha okuyalım' dedim. Ötekiler karşı çıktılar. İlahiyat Fakültesi'nden bir arkadaşımız, ‘Bir az evvel ebediyete uğurladığımız Akseki için Lillahi Tealel Fatiha’ dedi. Ondan sonra adamlar dağıldı. Derhal emniyete gitmişler. ‘Türkiye Milli Talebe Federasyonu ile toplantı yapıyoruz, toplantının gayesinin dışına çıktılar, toplantıyı irticacılar bastı, dağıttı’ falan.

-Bu süreçte Müslümanlar nasıl bir psikoloji içerisindeydi? Bir de Bediüzzaman’ın yaşadığı büyük sıkıntılar var haliyle…
Bu tarihe kadar ne oldu? Ehli tarik, vazifesini ifa etti. Nakşibendi, Kadiri olanlar her tarafta gizli toplantılar, ibadetler, taatler yaptı. Böyle devam etti. Üstad hazretleri de Risale-i Nur külliyatından eserleri neşretti. Eserlerin okunmasını istedi. İnsanlarda iman yolunda gelişmeler olsun, iman şuuruna sahip olan insanların artmasını istedi. Ama bizim gençler, arkadaşlar devamlı surette ne istiyorlardı? Bir an evvel İslam hakim olsun ve gerçekleşsin. İslam hakim olsa, o seviyede düşünce mekanizmasına sahip olan arkadaşlar ne yapacaklar ki? İslam’ı nasıl yerleştirecekler bu topraklara? İlim irfan sahibi olmadan Müslümanları bir arada bulundurma hedeflerini, istikametlerini tayin etmek mümkün olur mu? Onun için Üstad hazretleri ehli imanın dalaletten kurtulması lazım diyor. Ehli iman dalalette olur mu? Olur. 'Taklidi imandan tasdiki imana geçilmeli' diyor. ‘Euzubillahi mineşşeytani vessiyasi’ dedi. Siyasetin ve şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. Senelerce hapishaneler, aç bırakılmalar, Afyon’da sıfırın altı 30 derece, yanında hizmet edenleri alıyorlar, yemek vermiyorlar, ölmesini bekliyorlar. Bu şartlar altında yaşadı Üstad. Buna rağmen Bakanlara, Başbakanlara mektubu var. İslam’a hizmetin kösteklenmemesi gerektiğini delilleriyle ispat eden yazıları var üstadın.

BEDİÜZZAMAN: “KAHRAMAN VE MÜCAHİD ORDU, DİNDAR MİLLET”
Gelelim üstadın eserlerine; ne demiş Üstad hazretleri? 5. Şua’da söyledikleri şu: ‘Kahraman ve mücahit ordu ve dindar millet.’ Ruhundaki nuru Kur’an ve iman ışığıyla hakikatleri görecek o kumandanın, dehşetli tahribatı tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılmaktadır. Hadislerde belirtilmektedir bu. Ne diyor Üstad: ‘Kahraman ve mücahit ordu.’ Bu cümleyi okuduğum zaman üzerime bir soğukluk çöküyor. Ondaki hikmet nedir? Ben onu düşündüm. Kahraman ve mücahid ordu ve dindar millet. Bir hizmet içindesiniz, Allah sevabına nail eylesin. Hizmette ihlası kaybetmemeye çalışın. Çok insanlar acelecidir. Muayyen bir ilim ve irfan seviyesine gelmeden ‘neticeyi al’ mı diyecek Cenab-ı Hak Teala? Çeşitli imtihanlardan geçmeyecek miyiz?

“BUGECE SENİ DÖVE DÖVE ÖLDÜRECEĞİZ”

Üstad’ın talebelerinden Musafa Sungur, Abdullah Yeğin şahittir. Antakya’ya gittiğiminze onlar kalacağımız evi aramaya gittiler, polis geldi beni yakaladı; hadi karakola. Sivil polisler. Birinci şubenin şefi, amir olan, ikili oturduğumuzda ne dedi bana biliyor musunuz? ‘Bu gece seni döve döve öldüreceğiz. Kimse görmeyecek.' Dedim ki ‘Görecek, Allah görür. O zaman huzuru ilahide dökülen kanlarımın hesabını sizlerden soracağım.’ Biz buraya Allah rızası için gelip gidiyoruz, ben mahkemelere giriyorum. Üstad’ın hizmetinde bulunduğum zamanlarda gelip gidiyorum. Oğlan böyle kaldı. O gece saat 10 buçuk civarlarında sanırım, Antakya Şoförler Cemiyeti Başkanı, Vali’nin evine telefon açıyor ve hadiseyi anlatıyor. Vali gecenin 12’sinde ‘onu serbest bırakın’ diye telefon ediyor. ‘Ne hakkınız var tutuyorsunuz?’ diye soruyor. Beni gecenin 12’sinde tahliye ettiler, kalacağımız ev tespit edilmiş, arkadaşlarım beni kapıda gülerek karşıladılar. Gaziantepli bir arkadaşım vardı, ‘Benim ismimi vermedin hakkıma girdin, sana hakkımı helal etmiyorum’ diyerek bana çıkıştı. Ben onun ismini vermemiştim. Senelerce ne oldu, her tarafta medreseler açıldı. Dini tedrisatlar yapıldı. Kurslar vesaire. Cenab-ı Hakk vaadini gerçekleştirmek için ahir zamanda her tarafla da bir yakınlık doğurdu. Müslümanlar arasında bir yakınlaşma, bir birleşme, bütünleşme, hiçbir zaman olmayan hadiseler bu senelerde oldu böylece. Şimdi bizim intizarımız, ömrümüz vefa ederse tabi, Cenab-ı Hakkın vaadi ilahisinin gerçekleşeceği günleri görmek.

2008-05-10 13:50:35
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 10.05.2008, 13:53 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #64
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.566




Teşekkür etti: 16.312
Teşekkür aldı: 3.807 konuda 10.528 kere
kucult  büyük
Libya, İtalya'da bakan bile değiştirtebilir

Libya, Berlusconi’nin koalisyon ortağı Kuzey Ligi Partisi’nden Roberto Calderoli’nin ‘özrünü’ kabul etti. Calderoli, 2006 yılında Peygamberimize hakaret içeren tişörtler giydikten sonra Libya, İtalya ile olan ilişkilerini gözden geçireceğini bildirmişti.

LİBYA ALENEN TEHDİT ETTİ

Geçtiğimiz haftalarda yapılan seçimleri Berlusconi’nin öncülüğünde sağ ittifakın kazanmasından sonra, Libya Calderoli’nin kabinede yer alması halinde ya da özür dilememesi halinde, artık kaçak göçmenlerle ilgili tedbir almayacağını ve Libya’ya iş gören İtalyan petrol şirketleriyle sözleşmeleri feshedeceği tehdidinde bulunmuştu. Libya,

CALDEROLİ: YANLIŞ ANLAŞILDIM ÖZÜR DİLERİM
Ancak, Calderoli’nin hakaret içeren tişörtler nedeniyle özür dilemesi, Libya ile İtalya arasındaki buzları eritti. Daha önce işbirliğini keseceği tehdidinde bulunan Libya, kabinede kendisine yer verilen Calderoli’nin “Ben yanlış anlaşıldım ve bu yanlış anlaşılmadan dolayı üzgünüm. Umarım Libya ile aramızda bundan sorun olmaz” diyerek, Libya ile işbirliği yapmak istediğini söyledi.

Calderoli’nin Libya’nın Roma Büyükelçisi ile de bir araya gelerek, önceki hareketinden dolayı ne kadar üzgün olduğunu anlattığı ve özür dilediği de belirtildi.

LİBYA ÖZRÜ KABUL ETTİ
Calderoli’nin bu sözlerini not eden Libya, bu durumdan memnun olduğunu bildirdi. Libya’nın bu sert tehdidi karşısında Berlusconi de, Libya ile ilişkilerini iyi tutacaklarını ve aralarındaki yanlış anlamaları gidereceklerini söylemişti.

İtalya’da göçmenlere karşı olan tutumuyla bilinen Calderoli, bir keresinde de cami için seçilen bir alanda köpeğiyle birlikte yürüyerek provokasyon yapmıştı. Calderoli, İtalya’daki Yahudiler tarafından da destekleniyor.

2008-05-10 14:09:46
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 10.05.2008, 13:54 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #65
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.566




Teşekkür etti: 16.312
Teşekkür aldı: 3.807 konuda 10.528 kere
kucult  büyük
Müslüman Polisler Derneği kuruldu

İngiltere’den sonra İskoçya’da Müslüman polisler örgütleniyor. Müslümanların polis teşkilatına katılımını arttırmak amacıyla İskoçya’da ilk kez Müslüman Polisler Teşkilatı kuruldu.

İSKOÇYA’DA BİR İLK OLACAK

İskoçya’da Müslümanların polis gücüne katılımını arttırmak amacıyla, Müslüman Polisler Derneği kuruluyor. Strathclyde bölgesi Emniyet Müdürlüğü’ndeki Müslüman polislerin öncülük ettiği İskoçya’nın ilk Müslüman Polisler Derneği kuruldu.


MÜSLÜMAN TOPLUMUN SORUNLARINI ÇÖZMEYİ AMAÇLIYOR

İskoçya’da Müslüman azınlığın sorunlarını birinci elden çözmek ve yükselen İslomofobya’ya karşı mücadele edecek Müslüman Polisler Derneği, aynı zamanda polis teşkilatına katılan Müslümanların teşkilatta kalmalarını da sağlamaya çalışacak.


2008-05-10 07:52:10
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 10.05.2008, 13:55 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #66
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.566




Teşekkür etti: 16.312
Teşekkür aldı: 3.807 konuda 10.528 kere
kucult  büyük
Vakit kararındaki iki çelişki

''Konu azmettirme ise, takibatın oradan başlatılması gerekiyordu. Cezanın parasal değerinin yüksekliği başka bir düşünceye isabet ediyor. Azmettirme varsa adli takibat nerde? Değilse bu ceza ne?''


12 Eylül Askeri Savcısı Merhum Özal dönemi ANAP Milletvekili Faik Tarımcıoğlu, Vakit gazetesine verilen cumhuriyet tarihinin en ağır para cezasını habervaktim.com’a değerlendirdi.

“Teknik açıdan bir kere burada çok yüksek para cezasının üst sınırı nedir ya da takdir yetkisi neye göre yapılmıştır, bunun ortaya çıkması lazımdır. Önce bunun yorumunu yapalım. Dikkat çeken ilk mesele budur” diyen Tarımcıoğlu, Vakit’in haber başlığı ile mahkeme kararı arasında ciddi çelişkiler bulunduğunu belirti.


KARARDAKİ İKİ ÇELİŞKİ

Bunun, para cezasının yüksekliğinin dışında bir çelişki olduğunun altını çizen Tarımcıoğlu, “Bu karar azmettirme ise oradan takibat yapılması lazımdı. Eğer bu azmettirmeyi hukuki unsur olarak kasıt yönünden maddi ve manevi unsur yönünden uygun bulmuyorsanız bu cezayı veremezsiniz. Eğer azmettirmeyse onun cezasını verirsiniz. Azmettirme değil ve hiçbir takibat yapılmıyorsa, sadece bu manşetin heyecanından ötürü böyle bir Cevza veremezsiniz. İki çelişki var. Biri takdir hakkını kullanırken yüksek meblağ ödemek başka bir düşünceye mi isabet ediyor? İkincisi azmettirme varsa onun adli takibatı nerde? Azmettirme yoksa bu ceza ne?” diye sordu.

“ABSÜRD BİR DURUM BU”
Tarımcıoğlu, karara neden olduğu öne sürülen Vakit gazetesinin haberi ile ilgili olarak da şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu menfur cinayet işlendikten sonra özellikle adli takibat yapılması lazımdı. Bunu yapmadan sadece manşetin heyecanından, telaşından dolayı böyle bir karar verilemezdi. Bu sadece bir İslami korunma refleksiyle verilen bir haberdi. Türban kararını veren hakimlerin yanlış yaptığını ifade eden bir manşetti. Haberde bir yanlışlık da yok. Hakimlerin türbanla ilgili kararının yanlışlığını ifade eden bir haberdi ama heyecanlı bir ifadeyle verilmişti. Adli deliller anlamında manevi suça azmettirme saiki yok ise, böyle bir iddia yok ise bu cezayı vermek absürd bir durum gibi geliyor.”


“KARARIN OBJEKTİFLİĞİ ŞÜPHELİ”

Rakamın çok yüksek olmasının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizen Tarımcıoğlu, “Takdir hakkı nedir bu önemlidir. Yeni ceza kanununda bu tür cezalar var, mesela ağaç dikme cezası verebiliyor hakim. Bu doğrudur. Eski klasik ceza anlayışından farklı bir anlayış var bu mümkündür fakat bunun takdiri kolay değildir. Her hakime göre değişen bir takdir ortaya koyan komik cezalar oluşuyor. Mezhebine, meşrebine göre değişen bir durum ortaya çıkar. Kararın objektif olduğu konusunda şüphem var” diye konuştu.

DOĞRUDAN İRTİBATLANDIRMAK İMKANSIZ
“Aynı durum başka gazetelerde de defalarca işlenmiştir. Çifte standarttır bu” diyen Tarımcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uygulamada objektiflik olsa kimsenin itirazı yoktur. Ancak kararlar belirli bir yöne doğru çekilirse bu yanlıştır. Türban kararını veren hakimlerin resimlerini basmak elbette uygundur. Bunun altında suç arama durumu olamaz. Buna rağmen ummadığınız bir şekilde irtibatlanma şansı olmayacak şekilde bambaşka çeteler, kendine bir takım payeler vererek bu habere dayansın ya da dayanmasın, okusun ya da okumasın böyle bir cinayeti işleyebiliyor. Bu affedilebilecek bir durum değildir. Ancak bu haberle doğrudan irtibatını sağlamak da asla mümkün değildir. Bu arabasında kupür bulunmuş vesaire iddiaları da olsa bu bir provokasyon olabilir. Ve çok net bir şekilde provokatif bir eyleme konu olabilir. Alırlar kendi emellerine göre kullanabilirler. Her hangi bir şahıs ya da çete.”

“LAHANA TURŞUSU İLE PERHİZ DURUMU”
“Azmettirmenin çok önemli maddi vurguları vardır. Bir kere kesin olarak kasıt olacaktır. Bu şahısları tahrik etmeye yönelik olacaktır. Sanık samimi olarak bundan etkilendiğini söyleyecektir. Bu olsa bile bundan emin olmak asla mümkün değildir. Böyle de bir karanlık ortamda ‘sen azmettirdin’ diye suçlamak da mümkün değildir. Vakit gazetesi nitekim hiç suçlanmamıştır. Bu konuda hem herhangi bir şey yapmıyorsunuz, sadece abartılı para cezası veriyorsunuz, bu biraz lahana turşusu ile perhiz durumunu hatırlatıyor.”

YARGITAY NE YAPACAK?
Tarımcıoğlu, “Mahkeme’nin Danıştay saldırısı ile ilgili diğer gelişmeleri ve bağlantıları da göz önünde bulundurması gerekirdi” dedi ve ekledi: “Elbette ortada bir azmettirme durumu söz konusu ise bütün detayları ile bunun ortaya çıkması lazımdı. Bu kararın, para cezasının bunu da ihtiva etmesi gerekiyordu. Değilse eksik soruşturma vardır. Yargıtay’ın bunu nazara alması lazım. Ancak genel olarak baktığımızda onaylanan kararlardan hiç memnun değilim.”

Engin Kaşdaş-habervaktim.com

2008-05-10 07:48:37
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 10.05.2008, 13:57 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #67
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.566




Teşekkür etti: 16.312
Teşekkür aldı: 3.807 konuda 10.528 kere
kucult  büyük
'Kimse işitmesin millet düşmanınızdır'

''Kafileyi durdurdum. Subayları bir kenara topladım. Dedim ki, içinde bulunduğumuz vaziyeti iyi bilesiniz. Bundan başka subay olarak da yerinizi bilmelisiniz. Padişah düşmanınızdır. Yedi düvel düşmanınızdır. Bana bakın dedim. Kimse işitmesin, millet düşmanınızdır.''


haberdem yazarlarından Ali Aktaş, 8 Mayıs 2008 tarihinde kaleme aldığı “Korku Tünellerinden Geçmek” başlıklı yazısında; Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Milli Nizam Partisi, Refah Partisi ve diğerlerinin neden kapatıldığını analiz etti. Bir asırdır sürdürülen korku politikalarının millet üzerindeki etkilerine dikkat çeken Aktaş, İsmet İnönü’nün millete bakışını ve Masonların perde arkasında çevirdikleri gizli planları gözler önüne serdi. İşte o yazı:

“Korku tünellerinden geçmek”

“Vaktiyle Kongo’da insanları köleleştirmek isteyen Avrupalılar şöyle bir metot uyguladılar. Hamile kadınları bir meydanda toplayıp doğumuna az bir süre kalmış olan birini seçtiler. Mancınık haline getirilmiş bir ağaca bağladılar ve yüzlerce siyahi anne adayının çığlıkları arasında mancınığı bağlayan ipi keserek bu kadını ölüme fırlattılar.

Bir annenin karnındaki bebeğiyle parçalanışını izleyen anne adaylarının yaşadığı korku bu sahnenin her ay tekrarlanması ile devam etti. Öyle ki; artık insanlar beyaz adamı nerede görseler ondan korkmaya başladılar. Her ay devam eden bu sahne karınlarındaki bebeklerin de travma yaşamalarına ve doğdukları zaman korkuyu ruhuna sindirmiş sadık köleler olmalarına yol açtı.

Embriyo Psikolojisi ile ilgili olan bir makalede yer alan bu hikaye bize Türk Demokrasi tarihinin neden darbelerle ve parti kapatmalarla dolu olduğunu da anlatıyor. İhtilallerle, başbakan idam etmelerle, siyasi parti kapatmalarla amaçladıkları tek şey var: ses çıkarmayan ve koyun sürüsü gibi bir halk meydana getirmek.

İkinci İnönü Savaşları sırasında Bursa’dan geriye doğru göçen ve içinde subayların-ailelerinin bulunduğu bir kafileye rastlanır…

İsmet Paşa, kafileye nasıl hitap ettiğini anılarında şöyle anlatıyor:
“Kafileyi durdurdum. Subayları bir kenara topladım… Dedim ki, içinde bulunduğumuz vaziyeti iyi bilesiniz. Bundan başka subay olarak da yerinizi bilmelisiniz… Padişah düşmanınızdır... Yedi düvel düşmanınızdır…
Bana bakın dedim… Kimse işitmesin, MİLLET DÜŞMANINIZDIR!”
(Kaynak: CHP lideri İsmet İnönü’nün Ulus gazetesinde yer alan hatıratından, 17 Mayıs 1968)

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Milli Nizam Partisi, Refah Partisi ve diğerleri… Milletin ehlileşmediğine inanan bir azınlık zümrenin tahakkümü sonucu kapatılan partilerin bazıları. Halka reşit ve mümeyyiz olmamış çocuk muamelesinin yapıldığı bir ülkede yaşıyoruz.

28 Şubat Korku Tüneli başlı başına bir hikaye. Yaşananlar; sun’i olarak dizayn edilmiş irtica paranoyaları. İktidarlarını korumak için çabalayan kompradorların milleti ezmeye çalıştıkları acı dönem.

Bu dönemleri ne de sık yaşıyoruz.

“Erbakan’ı betona gömmek lazım” diyenler onu betona gömemediler ama 10 yıldan beri siyaset sahnesinden uzaklaştırmayı başardılar. Şimdi ise Filozof Rıza Tevfik’in yazdığı “Abdulhamidin Ruhaniyetinden İstimdat” şiiri gibi Erbakan Hocanın ne kadar haklı bir siyasi anlayışa sahip olduklarını tekrarlayıp duruyorlar. Millet harap olduktan sonra ne çare. Partilerimizi kapatanlar, liderlerimize siyasi yasak getirenler bu ülkede iktidarlarını millete devretmek istemeyen bir azınlıktır. Habire bizi korkutmak ve kendilerine sadık köleler olmamız için üzerimizden tanklar geçiriyorlar. Ama şu bilinsin ki; üzerimizden geçen tankların şoförleri de, onu karargahlarından sevk edenlerde bu milletin evlatlarıdır.Gerçek iktidar sahiplerinin, bizi korkutarak “sürekli itaat” halinde bulunmamızı isteyenlerin kimler olduğunu tespit etmek istersek tarihe bakmamız lazım.

31 Mart İhtilaline zemin hazırlayan en önemli olay İttihat ve Terakki Yöneticisi Resneli Niyazi’nin dağa çıkıp isyan etmesi ve yöre halkını haraca bağlamasıdır. Bu tarihimizin ilk ihtilali olarak kayıtlara geçmiştir. Bu ülkede 100 yıldan beri perde arkasındaki gerçek iktidar sahiplerinin veya yönlendiricilerin kimler olduğunu da gösteren bir kaydı nakledelim isterseniz; . Paris’te çıkan “Le Temps” gazetesinin 20 Ağustos 1908 tarihli nüshasında Selanik’te İttihat ve Terakki liderlerinden Resneli Niyazi bey kendisi ile yapılan bir röportajda şöyle diyor:
“Masonluk ve özellikle İtalyan Masonluğu bize manen destek oldu… Bizleri korudular, bizlere birer sığınak oldular. Çoğumuz Mason olduğumuzdan örgütlenmek için genelde localarda toplanırdık.” (Tamer Aykan, Atatürk ve Masonluk, s. 134)
Mason localarından bir anlamda Yahudi’nin “Usta Erat Muayene İstasyonundan” talimat alanların kurdukları bir dünya ve 40 yıldır bu dünyaya direnen bir lider. Ne dersiniz. Doğru yolda olmadığımızı kim söyleyebilir.”

habervaktim.com

2008-05-10 09:55:25
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 10.05.2008, 13:59 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #68
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.566




Teşekkür etti: 16.312
Teşekkür aldı: 3.807 konuda 10.528 kere
kucult  büyük
Üniversiteye giriş sistemi baştan aşağı değişiyor

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, üniversiteye giriş için tek aşamalı ancak adayların yılda birkaç kez girebilecekleri bir sınav modeli düşündüklerini açıkladı. Özcan, "Ne alan kalacak ne katsayı, hepsi gidiyor. Tamamen başarıya odaklı bir sistem olacak" dedi.


Özcan, Öğrenci Seçme Sınavı'nda (ÖSS) yapmayı düşündükleri değişikliklere ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlarken,MEB ile ortak çalışacak aşamaya henüz gelinmediğini söyledi. Özcan, ''Onlarınki, öğrencinin her yıl lise 1, 2, 3 ve 4 yıllardaki gösterdiği performansın ortalamasının sene sonundaki bir imtihanla birleştirilmesi ve onun nota dönüştürülmesi şeklinde. Biz de İngilizlerin yaptığı gibi düşünüyoruz'' diye konuştu.

İngiltere'deki sistemde adaylara 12-13 konu verildiğini ve adayların bu konulardan istedikleri birkaçını seçerek sınava girdiklerini anlatan Özcan, kendilerinin de bu model üzerinde durduklarını ifade etti. Özcan, şöyle konuştu:

''12-13 konuda imtihan verelim öğrencilere, öğrenciler 5'ini seçsin imtihana girsin, hepsinden girmesin. Yerleştirme işini ÖSYM'ye verebiliriz, üniversiteye de yaptırabiliriz.

Her halde ikisini karıştırırız. Henüz net değil. Tek bildiğimiz şey sistemin kesinlikle değişeceği.''


''Bu sistemde öğrencinin hangi okuldan mezun olduğunun önemi kalmayacak mı?'' sorusuna Özcan, ''Ne alan kalacak ne katsayı, hepsi gidiyor. Tamamen başarıya odaklı bir sistem olacak. Çocuğun, 3 dersten veya her neyse lise 1, 2, 3 ve 4'teki başarısına dayanan bir sistem olması lazım'' yanıtını verdi.

Özcan, üniversitelerdeki her bölüm için adayların hangi derslerden veya konulardan başarılı olması gerektiğini üniversitelere soracaklarını belirterek, ''Onlar belirleyecek. Daha sonra bunları ÖSYM'nin kitapçığında yayınlayacağız'' dedi.

MEB'in öngördüğü sistem ile ilgili görüşlerinin sorulması üzerine Özcan, şunları kaydetti:

''O da iyi bir sistem. Fakat orada ben bir şeye güvenmiyorum: Ortalama ağırlıklı puan konusu. Bu puanın hesaplanması konusunda... Ondan korkuyorum. Öyle olacağına, genel bir imtihan olsun, hiçbir sübjektif tarafı olmayan, öğrenci imtihana girsin, oradaki başarısına göre olsun, bu daha iyi.''

''Siz, tek sınav mı düşünüyorsunuz?'' sorusunu Özcan, ''Aynı üniversite sınavı gibi tek ama senenin her anında yapılabilir bir sınav düşünüyoruz. Böyle bir defada olmasın, aday onu 3-5 defa alabilsin. ÖSYM, bu imtihanları döndürsün istiyoruz'' diye yanıtladı.

Böyle bir sistemin teknik olarak uygulanıp uygulanamayacağının sorulması üzerine Özcan, ''ÖSYM uygulayabilir'' dedi.


Böyle bir sistemde sınavın Ankara'da yapılmasından yana olduğunu belirterek, daha sonra birkaç ile yaygınlaştırılabileceğini kaydetti.

''Bu durum tepki çekmez mi, Ağrı'daki bir aday buraya nasıl gelecek?'' sorusuna Özcan, ''Kastettiğim şey kontrollü olsun, kontrol edebileceğimiz iller olsun. Hakkari'deki sınavı ben kontrol edemem. O yüzden hakim olabileceğimiz Doğuda birkaç il, Orta Anadolu'da bir kaç il olabilir'' karşılığını verdi.

Özcan, yeni sistemin, ''İngiliz sistemi göz önünde bulundurularak, ülke koşullarına uygun bir sistem olmasını düşündüklerini'' kaydetti.

İngiliz sisteminde açık uçlu sorular da yöneltildiğinin belirtilmesi üzerine Özcan, ''Bazılarında açık uçlu sorular var. Sosyal alanında sorular açık uçlu zaten, test değil. Bizde eskiden uygulanan olgunluk sınavlarının aynısı. Mesela Tarihten 'şu savaşın etkilerini yazın' diyor. Hepsi test değil yani'' dedi.

''Yeni sistemde de öyle mi olacak'' sorusuna Özcan, ''Tabii. Onu kaldıran konularda hepsi açık uçlu olacak'' dedi.

Özcan, düşünülen değişikliğin ne zaman uygulamaya konulacağı konusunda da ''Gelecek yıl için olmasa bile, bu sefer alan ve katsayıları kaldırırız. Ona bir hazırlık olur. Evet, yetişmeyebilir, olmazsa bir sonraki sene geçeriz'' diye konuştu.

''Alan ve katsayıların kaldırılması halinde adaylar nasıl yerleştirilecek?'' sorusu üzerine Özcan, ''Aldığın puana göre yerleştirileceksin'' dedi.


2008-05-12 13:22:27
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 12.05.2008, 17:41 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #69
Yolcunun Şehri Kayıp :)
(Konuyu Başlatan)
 
ŞüHeDa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 24.01.2008
Nerden: İzmir
Mesajlar: 4.566




Teşekkür etti: 16.312
Teşekkür aldı: 3.807 konuda 10.528 kere
kucult  büyük
Amerikalılar Müslüman hastanelere koşuyor

Amerika’da, alt gelir tabakasından insanların yaşadığı yerlerde Müslümanlar tarafından açılan hastaneler büyük rağbet görüyor. Kar amacı gütmeyen ve bu yüzden normal hastanelerden daha ekonomik olan hastanelere, her dinden ve ırktan insan geliyor.

KAR AMACI GÜTMÜYOR

Amerika’nın Houston kentinde Müslümanların açtığı bir hastane yoğun ilgi görüyor. Kar amacı gütmeyen ve Müslüman topluluğa hizmet amaçlı olarak açılan İbni Sina Vakfı Hastanesi, diğer hastanelere göre çok ucuz olduğu için, Katolik ve Protestanlardan da büyük ilgi görüyor.

ÖZELLİKLE FAKİR İNSANLARA HİZMET VERİYOR
Houston Chronicle gazetesinde yer alan haberde, Latin kökenli fakir ailelerin özellikle İbni Sina Vakfı Hastanesi’ni tercih ettiği, çünkü kar amacı gütmeyen hastanenin kaliteli ve ucuz hizmet sunduğu belirtildi.

Amerika’daki Müslüman topluma yönelik açılan hastaneler üzerinde araştırma yapan Boston Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Lance Laird’in hazırladığı bir raporda da, bu hastanelerin Amerika’daki sağlık problemlerine çözüm olarak ortaya çıktığı ve alt gelir tabakasından insanlara hizmet sunduğu kaydedildi.

HASTALAR, FARKLI KÖKENLERDEN GELİYOR
Houston’daki İbni Sina Vakfı Hastanesi Aijaz Ali Khowaja, kendilerine gelen hastaların dinlerine bakmadıklarını belirterek, hastaların yüzde 45’inin Asya kökenli, yüzde 30’unun Latin, yüzde 12’sinin Afro-Amerikalı ve yüzde 10’unun da beyaz Amerikalılardan oluştuğuna dikkat çekti.

(habervaktim.com – Dış Haberler)

2008-05-12 1158
__________________
.°•. °•. °•. °•.
««BeNi kayBetmeYi Ba$aRaNı,
kaZanMak için asLa uĞra$mAm»»

ѕυѕкυηℓυкℓαяα нüкüм gιу∂ιк...

.•° .•° .•° .•°.

ŞampiyonLuk YoLunda Omuz Omuza;
Güç VeRiR Size O KutsaL FoRma!
GeRiye Düşsende,Sakın YıkıLma!
And İçtik Bu sene de İki Kupaya!

OnLaRa İnanıyoRuz ve GüveniyoRuz!

UltrAslan
eski 12.05.2008, 17:43 ŞüHeDa isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #70


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:12 .