"Şunu kat'i olarak biliniz ki, bana Kur'an ile birlikte, onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir. Karnı tok bir şekilde koltuğuna kurulmuş olan bazı kimselerin:
"Bize Kur'an yeter! Onda helâl olarak ne görmüşseniz, onu helâl; neyi de haram görmüşseniz, onu da haram kabul ediniz." diyeceği zamanlar yakındır.
Bilin ki, Allah resûlü'nün haram kıldığı da Allah'ın haram kıldığı gibidir."
dengesiz; zira Kur'an yeter diyenler, aslında şahsi fikriyatlarına Kur'an'dan uygunluk desteği arayışında. bence hadis de yetmez. en önce sağlıklı bir akıl lazım
Kur'an'ın yeterli olacağı görüşü, Tabiun dönemine kadar uzanmaktadır. Yukarıda iktibas edilen ve Peygamberimizin "yakın zamanda" diye işaret ettiği gerçek, Tabiun döneminde ortaya çıkmıştır.
Hz. Peygamber’in sağlığında cereyan eden bazı hadiseler onda sadece Kur’an ile yetinme fikrinde kişilerin olabileceği fikrini uyandırmıştı. Bu konuda İrbad b. Sariye şöyle der: Resulullah ile Hayber’de beraber konakladık. Yanında sahabeden bazıları vardı. Azgın bir inkarcı olan Hayber Melik’i Nebi’ye gelerek ‘Ey Muhammed! Develerimizi kesmeye meyvelerimizi yemeye ve kadınlarımızı dövmeye ne hakkınız var?’ dedi. Resulullah sinirlenerek ibn Avf’ı çağırarak: atına bin ve git Müslümanları çağır. ‘ buyurdu. Namazı kıldırdıktan sonra ayağa kalkarak oradaki Müslümanlara ‘ yoksa içinizde koltuğuna kurularak Alllah’ın Kur’an’dakiler dışında hiçbir şeyi haram kılmadığını sayanlar mı var? Şuna dikkatinizi çekerim. Ben de bazı şeyleri emreder, yasaklar, ya da tavsiyede bulunurum. Bunlar da en az Kur’an’daki emir ve yasaklar kadar bağlayıcıdır. Şüphesiz Allah izinsiz olarak ehli kitap olanların evlerine girmenizi, kadınlarını dövmenizi ve borçları ödedikleri taktirde de meyvelerini yemenizi haram kılmıştır.’ buyurdu. (Ebu Davud, İmare 32)
İmrân b.Husayn (r.a) (bir sohbet esnasında) şefaat konusunu zikretti. Orada bulunan bir adam " Ya Ebâ Nuceyd! sizler bize bazı hadisler söylüyorsunuz ki biz Kur'ân'da onların bir aslını bulamıyoruz" der. Bunun üzerine İmrân (r.a) kızdı ve adama şöyle dedi; "Sen Kur'ân'ı okudun mu?" Adam "evet" deyince, "Peki Kur'ân'da yatsı namazının 4, akşam namazının, 3, sabah namazının 2, öğle namazının 4 ve ikindi namazının 4 rek'at olduğuna dair bir şey buldun mu ?" diye sordu. Adam "hayır" dedi. İmrân (r.a), "Peki bu namazların rekat adetlerinin böyle olduğunu kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de onu Hz.Peygamber (sav)'den öğrendik.." ( Abdürrezzâk XI 255; Es-Suyutî, "Miftahu'l Cenne Fi'l ihticaci'l sûnne",(El-Beyhaki'nin "El-Medhal"inden naklen)9-10.)
Bu rivayetler, erken dönemde (Peygamberimiz (sav)'in "yakın zamanda" diye işaret buyurduğu "tabiun" döneminde) sünnet'e karşı gösterilen münferit menfi tavırlara emsal teşkil eder. Sünnete karşı hareketlerin başlangıç tarihini araştırdığımızda "Ehl-i Bidat" olarak nitelendirilen grupların çıkış tarihine ulaşmaktayız. Hz.Osman (r.a)ın şehid edilmesi, cemel ve sıffîn vakıaları, tahkim olayı gibi sebepler bu fırkaların doğmasını intaç etmiş ve ardından Sahabe'nin adaleti sorgulaması gündeme gelmiştir. Onların adaletini tartışan kişiler elbetteki onları cerh edecek ve onlar vasıtasıyla (senedleriyle, rivayet kanallarıyla) bize ulaşan hadis/sünnetleri de tartışacak ve red etmeye yöneleceklerdir.
Geçmişteki tartışmalarla günümüzdeki tartışmalara baktığımızda hadislere karşı olumsuz tavır takınanların geçmişte olduğu gibi günümüzde de rasyonalist bir zihniyete sahip oldukları ve itirazın genelde bu akılcı zihniyetten kaynaklandığı gözden kaçmamaktadır...
ALLAH'tan bu zihniyetteki kişilere acil şifalar ve hidayet diliyorum.
Selam ve dua ile...
__________________
Olayları ve düşünceleri kritik etmek için cins kafa ister, fakat taklit etmek için fazla zeki olmaya gerek yok
Hz. Muhammed efendimiz Canlı Kur' an dır Dolayısıyla onun yaşayışı da bize örnektir.
Ancak Resullullah' tan olduğu rivayet edilen bazı hadis-i şeriflerin! dahi Kur' an-ın bütünlüğüne göre ölçü ve tartısı yapılmalı ve öyle kabul edilmelidir.
Kaldiki değişmeden günümüze kadar korunmuşluğu garanti olan tek kaynak Yüce Kitabımız KUR' AN-I KERİM den başkası değildir.
Diğer alimlerden aktarılanlara gelince,
Resullullah tan geldiği rivayet edilen hadisleri bile eğer hadiste şüpheli bir hal sezimlediysem Kur'an'ın bütünü ile tartmadan kabul etmemeye dikkat ediyorsam
diğer alimlerinden aktarıldığı söylenen yada yazılan bilgilerin doğruluğunu niçin araştırmayayım ki ???
Neden Kur' an a başvurmayayım ???
Kur'an kendi bile İslam' da ruhban sınıfı yoktur dedikten sonra neden tüm insanlara hitap eden kitabı okuyup amel etmek ve Resullullah' ın sünnetlerini aracısız olarak öğrenmeye çaba göstermeyeyim. ???
Eğer anlamdığım olursa ki muhakkak olacaktır bu durumda diğer alimlerin kaynaklarından yararlanıp feyz alabilirim tabiki ancak birine takılı kalarak değil hepsinden feyz alarak.
Koşulsuz tabi olunacak tek kaynak Allah ve Allah' ın Resul' ü dür. Ve dahi Allah Resul' ünden olduğu rivayet edilen hadislerin dahi asıl olup olmadığını yani sonradan uydurma yada aslı değişmiş olup olmamalarını anlamak için Kur'an-ı kaynak almalıyız.
Diğer tüm din adamlarından feyz alınabilir ama onlara tabi olup at gözlüğü takmış misali diğer alimlerin aktardıklarını yokmuş sayarak değil.
Ama en makbul olanı Allah' ın vermiş olduğu aklı kullanarak yapılan ibadet değilmidir ?
Daha biz namazı bile doğru dürüst kılamıyorken...
Aklımı bir kenara atıp niçin Allah ve Resul' ü dururken bir başkasına yöneleyim.
Bu arada namaz kılmak dedim de aklıma geldi. Biz Allah' ın bizden istediği tarzda namaz kılıyormuyuz gerçekten.
Niçin yatıp kalktığının bilincinde olmadan Allah muhafaza içeriğini idrak etmeden makinalı tüfek gibi ayetleri okuyup namaz kıldığını zanneden zekası olsa bile aklen yoksun olanlar gibi mi olmalıyız.
Yoksa zikr adı altında yine biri ağzında biri boğazında tesbih çekenler gibimi olmalıyız !!!
Siz herhangi biriniz bende dahil her hangi bir işyeri yada askerde olan kardeşler amirinizle konuşurken de böyle biri ağzınızda biri boğazınızda mı konuşuyorsunuz. ???
Veya ben denilen aşağıılık nefsim sen bir isteğin olduğunda menfaat için birinden böyle mi konuşuyorsun makinalı tüfek gibi yoksa kendini şekilden şekle sokup sözüm ona tüm nezaket kurallarını en alasından kullanarak mı istiyorsun senin gibi aciz olan bir kuldan ?
Gerçekten kılmayı öğrenebilsek zaten hocalar uzun ayet okuyup süreyi uzattıklarında namaz sonunda onlara sitem etmek yerine Allah razı olsun dememiz gerekmezmi ???
Çabuk kıldıran hocanın camisine değilde aksine sindire sindire okuyan hocayı tercih etmemiz gerekmez mi ?
Bu durumda biz yaptığımız ibadeti gerçekten Allah rızası için mi yoksa sadece kendimizi rahatlatmak, kandırmak için mi yapıyoruz ? O zaman mirac' a nasıl varacağız
Dünyada mirac' a varamayan ahirette varacağını mı zannediyor?
Tabi Allah' ın diledikleri müstesna.
Yoksa herşeye rağmen ben cahilim nasıl bileyim demeye devam edip sonra İslam' ı tanıdıktan sonra cahil olmanın da günah sayıldığı ( Daha ilk ayete ters ) o günde ne cevap verip kendimizi nasıl kurtaracağız bakalım.
Allah' ım akıl nimetinden bizleri esirgeme.
Eğer bir kimse aklını kullanmayı bilmiyorsa imanı bile sallantıdadır her an gidebilir. Allah muhafaza.
Öyle bir İman sahibi olmalıyızki,
Allah muhafaza o izin vermedikçe hiç bir yaratık bizi imanımızdan caydıramasın. Sadece sözle değil uygulamada da. Belki sözde inanıyoruz diyoruz ama yaşamımıza bakarsak hiçte öyle görünmüyor.
Bırakalım herşeyi, bunu anlamamız için, kıldığımız namazın ne halde olduğunu düşünmek bile yeter.
Allah' ım sen bizi bağışla ve bize basiret ver.
Amin.
Es Selamu Aleyküm,
Konu Bakara-216 tarafından (20.10.2006 Saat 13:28 ) değiştirilmiştir..