16 Şevval 1429
16 Ekim 2008, Perşembe
16 Şevval 1429
16 Ekim 2008, Perşembe
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 35 (11 Kayıtlı ve 24 Misafir) bulunmaktadır.

Online   ashqi, ilayda, keLepir kaleM, Ninja Kedi, nurgül, RaBi_a, ta-ha, TeK_ÇaReM, Tugba kebirulcady06



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » Hadis » Öküz dedi ki


 
Seçenekler
Mü'min
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 615




Teşekkür etti: 569
Teşekkür aldı: 611 konuda 3.004 kere
kucult  büyük
Öküz dedi ki

Ebu Hureyre radıyallahu anh rivayet ediyor:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazını
kılmıştı. İnsanlara yöneldi ve şöyle buyurdu:

Adamın biri bir öküzü sürüyordu. Hayvana bindi
ve ona vurdu. Hayvan adama döndü ve dedi ki:

- Biz bunun için yaratılmadık. Biz tarla sürmek
için yaratıldık.
İnsanlar şaştılar. ‘Sübhanellah! Öküz konuşuyor,
hayret!’ dediler.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem buyurdu ki:

- Ben buna inanıyorum. Ebu Bekir ve Ömer
de inanıyor. Bir kere de adamın biri koyunlarını
bekliyordu. Bir kurt koyunlardan birini
kaptı ve kaçırdı. Adam peşinden koştu, koyunu
kurdun elinden kurtardı. Kurt adama dedi ki:

- Bunu benden kurtardın. Yırtıcıların saldırdığı
gün gelir, o gün benden onu kim kurtarır?
O gün benden başka çobanları kalmaz.
İnsanlar şaştılar. ‘Sübhanellah! Kurt konuşuyor!’
dediler. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
buyurdu ki:

- Ben buna inanıyorum. Ebu Bekir ve Ömer
inanıyor. (Böyle buyurduğu esnada Ebu Bekir ve
Ömer orada değillerdi.)

Buhari, Enbiya, 52 (3284); Müslim, 2388


Hadisimiz Ne Anlatıyor?

1- Bir sabah namazının ardından Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, ashabına konuşma yapmaktadır. Ashabtan Ebu Hureyre radıyallahu anh da bu konuşmayı dinlemiş ve bize kadar ulaşacak şekilde rivayet etmistir. Biz bu hadise Buhari ve Müslim kanalıyla ulaşmış bulunuyoruz. Her iki kitap da Kur’an’dan sonraki en güvenilir birinci ve ikinci kaynağımızı oluşturduğuna göre elimizdeki rivayete güvenme açısından bir sıkıntımız yoktur. Olay bir hikâye değildir. Hikâye olmayışının da iki nedeni vardır: 1- Her iki olayı da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem anlatmıştır. Onun anlattığı şeylerde
bizim bir şüphemizin olması, Müslüman adını taşıdığımız sürece mümkün
değildir. 2- Bu bilginin O’ndan bize ulaşma süreci de güvenli bir süreçtir.

2- Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin anlattığı olayın birinci bölümünde,
öküzü binek olarak kullanmak isteyen bir insana öküzün dönüp, yaptığı işin
yanlış olduğunu söylemesi vardır. Bu insan için olağanüstü bir durumdur.
Normal durumlarda hayvanlar, dolayısıyla öküz konuşamaz. Burada konuşmuştur.

3- Öküzün dile getirdiği şey, bir gerçeğin hatırlatılması olmuştur. Öküz gibi bir
hayvan insana, yaratılış maksadı dışında bir hayvanı kullanmanın yanlışlığını söylemiştir.

devam..
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”




http://ebumusab.blogcu.com
eski 23.05.2008, 06:37 ebu mus'ab isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
mutasyon
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
Unglücklich bilmemek değil öğrenmemek ayıp.

hiç bir şey sebebsiz değildir.Allah hayvanları belli sebebler ve de amaçlar için yaratmıştır.burdada hayvanların dile gelmesi şeklinde öküzün hangi hizmet için yaratıldığı.vahşi doğanın dengesinin nasıl korunduğu anlatılıyor.
garib olan bu verilere sahip olup yorumlayamamak.senin safsata deyip bir kenara attığın böyle kıymetli bilgileri ,okul kitaplarında evrim teorisi olarak okumak.işte garibi bu.
bi gariplikte şu inanmamızı sağlamak için kullanılan metod.kimin tasdik ettiği.ALLAHIN resulu tasdik ediyor.onay veriyor.teslim olmak gerekir.
o onay vermiş,maalesef ki benim haberim yok.
garipleşmiş şekilde benim doğrularım evrim süzgeçinden geçirilmiş,kapitalizmin ruhuyla harmanlanmış ve de eğitimimin içine girmiş.vah bana vahlar bana .
eski 23.05.2008, 07:59  
Alıntı ile Cevapla   #2
isimli üye'ye teşekkür eden 6 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 615




Teşekkür etti: 569
Teşekkür aldı: 611 konuda 3.004 kere
kucult  büyük
4- Ashab bu olaya hayretle yanaşmışlardır. Bu da elbette doğaldır. Hayretlerini
dile getirmeleri normal olmakla beraber, Resûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem anlattığı bu mucizevî olaya karşı, o mecliste bulunmayan Ebu Bekir ve
Ömer’in kendisi gibi inanacağını söylemiştir.

5- Dinleyenlerin bu şaşkınlıkları devam ederken Resûlullah sallallahu aleyhi ve
sellem ikinci bir mucizeden söz etmiştir. Bu mucizede de başka bir hayvan, kurt dile gelmiş ve konuşmuştur. Bu da olağanüstü bir olaydır. Henüz öküzün konuştuğuna anlam vermeye çalışırken dinleyenler, konuşması öküzden daha zor kabul edilebilecek bir hayvan olan kurdun dile gelmesini dinlemişlerdir.

6- Kurdun dile gelmesine de, yine orada bulunmayan Ebu Bekir ve Ömer radıyallahu anhumayı kendisine şahit göstermiştir.

7- Şüphesiz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin anlattığı bu olayda ana maksat, eski ümmetlerde cereyan eden olaylardan ibret alınmasıdır. Buna benzer vakalar efendimiz zamanında da meydana gelmiştir. Bazılarının de gelecekte vuku bulacağını bildirmiştir. Her halükarda, müminlerin insanı
konuşturan Allah’ın taşı ve diğer mahlûkatından herhangi birini konuşturmaya
muktedir olduğunu bilmeleri ve bunda tereddüt etmemeleri gerekmektedir. Nitekim Neml suresinin 18. ayetinde Allah Teala, Süleyman aleyhisselamın geçtiği bir vadide, karıncalardan birinin konuştuğunu bildirmektedir.
Gerek hayvanların kendi aralarında bir dille anlaşmaları boyutu ve gerekse,
hayvanların insanlarla, insanların hayvanlarla konuşmaları olağan üstü bir durum
olarak görülebilir. Öyle görülmesi de gerekmektedir. Ama bu olağan üstü olma durumu insan içindir. Allah için hiçbir şeyde zorluk yoktur. Allah Teala, diledi insanı konuşturdu. Dilediğinde de hayvanı konuşturur, taşı, ağacı konuşturur. Nitekim, Kur’an’dan öğrendiğimize göre kıyamet gününde, Allah Teala, insanın uzuvlarını kendi aleyhinde şahit olarak konuşturacaktır. Zorluk veya imkânsızlık insan içindir. Allah için zor yoktur.

8- Bu tip bilgilerin bize ulaşma sürecini tahlil ederiz. Hikâyelere inanmak durumunda değiliz elbette. Ancak sıhhatine inandığımız bilgilerin içeriğini, tartışma malzemesi yapamayız. Aklı zorlayan durumlarda Ebu Bekirleşmek en güzeli ve en kurtarıcısıdır.

devam..
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”




http://ebumusab.blogcu.com
eski 23.05.2008, 08:39 ebu mus'ab isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 615




Teşekkür etti: 569
Teşekkür aldı: 611 konuda 3.004 kere
kucult  büyük
Dersler

1-Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem sabah namazı vaktini bile, ashabını
eğitmek için değerlendirmiştir. Ashabının bir kelime duyabilecekleri her
an ve her yer onun için bir fırsattı ve o bu fırsatları iyi değerlendirdi.
Ashab da böyle anlarda duyduklarını, daha sonra birbirlerine anlattılar,
kendilerinden sonra gelen kuşaklara öğrettiler. Bu tür bilgiler de bize böyle
ulaştı.

2-Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, O’nun meclisinde bile hayret uyandıracak düzeyde olağan dışı bir vakıayı dillendirince, ashab hayretlerini
gizleyemediler. Bu hayret ifadesinde kullandıkları ‘SÜBHANELLAH’
sözcüğü üzerinde durulduğunda şunu görüyoruz: ‘Sübhanellah’, Allah’ı
noksanlıklardan tenzih etmektir. Böyle bir durumda ilk refleks olarak bunun
dile getirilmesi bir Müslüman’ın, böyle bir şeyi yapmaya muktedir
olmasını Allah’a çok görmemesini, O’nun kudretine imanını gösterir. Ashab da bunu yapmıştır. Allah onlardan razı olsun.

3-Ashabın hayretli bakışları arasında Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem
efendimiz, Ebu Bekir ve Ömer ismini kullanarak, kendisinin ve o iki dostunun
böyle bir şeyi Allah’ın yaratacağından şüphesi olmadığını söylemiştir.
Aslında o mecliste, böyle bir vakıayı inkâr edecek kimse belki de yoktu.
Herkes ‘doğru’ demişti veya derdi. Bundan daha zor anlaşılır bilgileri
doğrulayarak mümin olmuşlardı zaten. Ancak Resûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem ilk refleks olarak, kendisinin buna inandığını, Ebu Bekir ve
Ömer’in de inandığını söyleyerek bu iki ismin O’na ne kadar yakın olduklarını anlatmıştır.

Bu yakınlık da, Ebu Bekir ve Ömer radıyallahu anhumanın geçen dönem içinde gösterdikleri vefakâr tavır, can ve mal pahasına verdikleri destek ve ölçüleri zorlayan sevginin sonucu olarak gerçekleşmiştir.

İmam Müslim bu hadisi Ebu Bekir radıyallahu anhın faziletlerini anlattığı bölümde zikretmiştir.
İmam Müslim’in anlayışına göre bu hadis her şeyden önce bu sahabilerin faziletine işaret etmektedir. Gerçek de budur. Bir Müslüman için erişilebilecek muhteşem bir hedefe erişmekten baska bir şeyle yorumlanamaz bu. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, filan muharebe esnasında kendisini müdafaa etmesi için filan şahsa itimat ettiği gibi gayba ait bir konuda Ebu Bekir ve Ömer’e itimat etmiştir. Akılla yapılacak bir muhakemeye göre reddedilmesi tabii gibi görülen bir meselede, istişareye ihtiyaç
hissetmeden ‘Ebu Bekir de, Ömer de’ diyerek, onlar adına imzalamaya güvenmesi bu iki sahabi için anlatılması zor bir şeref vesilesi olmuştur. Peygamber aleyhisselama bu derece itimat telkin edebilmiş olmak da, yıllarca süren sebat ve sabrın sonucu olsa gerek.

Buradaki mesele sadece savaş anında ölüme katlanıp destek verme meselesinden ibaret değildir. Silahlı bir mücadele anında yalnız bırakmama, cana can katma bir destek olduğu gibi, fikir ve davanın fikir ve söz desteğine ihtiyaç hissettiği anlarda destek vermek de uzun süre iz bırakacak bir destek türüdür. Konumuza gündem olan bu iki sahabinin ikisi için de Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ‘destek’ olarak anılabilecek her vasfı bulmak
mümkündür. Mirac dönüşü Ebu Bekir radıyallahu anhın sözü bir destekti. Hicret
anındaki tavrı bir destekti. Ömer radıyallahu anhın, canlı bir fedai gibi Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellemi izlemesi bir destekti. Yirmi üç yıl süren beraberliklerinin hemen her gününde bir tür destekle sivrilmiş iki isim oldukları için ‘Ben, Ebu Bekir ve Ömer’ payesini hak etmişlerdir.

Ebu Bekir ve Ömer radıyallahu anhumanın ikisi de gösterdikleri teslimiyet ve verdikleri desteğe karşılık, Allah ve Resulü’nden ahirete yönelik büyük müjdeler aldılar. Bu müjdelerden öncede insan için en doğal isteklerden olan, yaşarken sonuç görme olarak anlaşılabilecek semereler de gördüler.

Ebu Bekir radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin kurduğu İslam Devleti’nin Peygamber aleyhisselamdan sonraki ilk başı olma şerefine erdi. İslam’ı peygamberinden sonra sıkıntılarından düzlüğe çıkaran, en zor günlerini zaferlerle sonuçlandıran başarılı bir yönetimle, kıyamete kadar yaşayacak bütün müminlerin gönlünde taht kurdu.
Daha sonra da, hayatını uğruna feda ettiği sevgili hicret arkadasının yanı basında kabre kondu.

Ömer radıyallahu anh için de benzer seyler söylenebilir. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden sonra ikinci adamlığı, onun sağlığında olduğu gibi vefatından sonra da oldu. İkinci halife olarak ümmetin başında on yıl durdu. Adaleti ve idari sistemi sayesinde, bir beşerin sevilebileceği noktanın çok üstüne çıktı. Takdir ve övgülerle dolu bir hayat yaşadı.

Netice de o da kıyamet sabahına kadar bekleyeceği kabir hayatında, insanlığın en büyüğü ve ümmetin en değerlisi ile kendisinden önceki iki iyi ile beraber bırakıldı.

devam..
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”




http://ebumusab.blogcu.com
eski 24.05.2008, 08:13 ebu mus'ab isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
mutasyon
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
güven ,sadakat,teslimiyet...
davanın en önemli üç kalemi gibi.
şu an ki durum ise
güvenemediğimiz için sadık değiliz.sadakatsizlik de teslimiyete engel.
beynimiz ve kalbimiz hakka yönelik değil....
eski 24.05.2008, 08:27  
Alıntı ile Cevapla   #5
isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
.................
 
Ayşe Reşad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.418




Teşekkür etti: 27.060
Teşekkür aldı: 12.025 konuda 43.528 kere
kucult  büyük


Allah razı olsun kardeşim.

Buradan tüm eğitimcilere, özellikle de annelere mesajlar var

Yaşanan gündelik olaylar, ani gelişenler vb. hemen bakışlarını ötelere çevirmek vb..

Devam inşaAllah..
__________________

"Nasıl dünya maîşeti insanlardan kazanılıyorsa, ahiret maîşeti de insanlardan kazanılır!"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 24.05.2008, 09:04 Ayşe Reşad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
Ayşe Reşad isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
.................
 
Ayşe Reşad - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.418




Teşekkür etti: 27.060
Teşekkür aldı: 12.025 konuda 43.528 kere
kucult  büyük
monaroza´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster


Allah razı olsun kardeşim.

Buradan tüm eğitimcilere, özellikle de annelere mesajlar var

Yaşanan gündelik olaylar, ani gelişenler vb. hemen çocukların bakışlarını ötelere çevirmek, her olayı, yaşanmışlığı fırsat bilmek..

Devam inşaAllah..
__________________

"Nasıl dünya maîşeti insanlardan kazanılıyorsa, ahiret maîşeti de insanlardan kazanılır!"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 24.05.2008, 09:05 Ayşe Reşad isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #7
Ayşe Reşad isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 615




Teşekkür etti: 569
Teşekkür aldı: 611 konuda 3.004 kere
kucult  büyük
4-Öküzün dile gelmesi olağan üstü bir olaydır.
Önceki ümmetlerde bu tür olayların daha çok cereyan ettiğini görüyoruz.
Bizim ümmetimizde de, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin
dönemi özellikle dikkate alınacak olursa benzer olağan üstü olaylar gerçekleşmistir.
Bu olayların bazıları sağlam bilgiler şeklinde bize kadar ulaşmıstır.
Önceki ümmetlerde meydana gelenlerden ise, Kur’an ve sünnet kaynaklı
olanlara inanmak ve kendimize dersler çıkarmak durumundayız. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizle konuşan deve, kendisine selam veren ağaç, üzerinde konuşma yaptığı kütüğün terk edilmesi üzerine çocuk gibi ağlaması, onu okşayınca susması ve benzeri olağan üstü olaylar meydana gelmiştir. Bu olayların pek çoğu yüzlerce sahabinin gözleri önünde olup bitmiştir. Bizim itikadımız şudur: Allah için insanı konuşturmakla,
herhangi bir hayvanı konuşturmak arasında bir fark yoktur. Dilediğini dilediği
gibi konuşturur.

5-Hayvanlar da dâhil, herkes muayyen bir iş için yaratılmıştır. O işin dışına
taşırılması bir zulümdür. Öküze yapılmak istenen de böyle bir olaydır.
Öküz, eti yenmek ve tarla sürmek için yaratılmıştır. Binek hayvanı olarak
kullanılması, yaratılış maksadı dışına taşırılmasıdır ki bu bir zulümdür. Bu
zulmün, öküz gibi bir hayvanın dile gelip, insanı uyarmasını gerektirecek
hadde geldiği olmuştur.

Tabii olmak sadece, üzerine beton yığılmamış, ağaçlık ve dereli bir çevrede
olmak olarak görülmemelidir. Hilkate göre kalmak, hilkate uyumlu işler yapmak da en tabii görülmesi gereken durumlardandır. İnsan tabiatın bozulmasından söz ederken, sadece ağaçların imha edilmesinden, çevrenin bozulmasından söz etmekle bir nevi zulüm işlemektedir.
Aynı insan, yaratılış maksadı dışına taşırdığı her hangi bir işi yapmakla da tabiatı
tahrip etmektedir.

- Kadının kadınlığının, erkeğin erkekliğinin, çocuğun çocukluğunun yanlış yönlendirilmesi de öküzün ikazını gerektirecek türden görülmelidir.
Bu hassas anlamı bize anlatan önemli hadislerden birisinde Resûlullah sallallahu
aleyhi ve sellem efendimiz, ‘yönetimini kadına devreden bir toplumun felah bulmayacağını’ söylemiştir. Çünkü kadının asıl görevi, insanın yaratılması için yegâne sistem olan doğurmayı ve büyütmeyi ifa etmektir. Kadının bu kutsal nitelikli görevi ifa etmeye direkt veya dolaylı bir engel oluşturacak ikinci hangi ise yönelirse yönelsin, asıl görevini ifaya karşı hata işlemektedir. Kadın bu görevini, oturduğu evin temizliği ve aksesuarı ile ilgilenirken bile aksatmış olsa hatalıdır. Kadın veya erkek, her taşın olduğu yerde ağır olacağı ilkesini zedelememelidir.

Bu hassasiyeti Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin başka bir örnekte daha ortaya koyduğunu görüyoruz: Kadının erkeğe, erkeğin kadına benzemesini, kılık kıyafette dahi böyle bir kaymaya meydan verilmesini bir nevi lanet konusu olarak önümüze koymaktadır. Basit bir elbise giymek veya çıkarmak olarak görebileceğimiz tutumdan, lanetli olmak veya lanetten kurtulmak gibi bir sonuç çıkmasının ana nedeni budur.

Herkesin yaratıldığı ve konduğu konumda kalması gerekiyor. Öküzle ineğin süt
verme veya vermemeyi değiştirmelerinin mümkün olamamasını kabullendiğimiz gibi, ineğin binek hayvanı olarak kullanılmamasını da kabullenmemiz gerekmektedir. Aynı şekilde, Allah’ın erkeğe biçtiği rolle kadına biçtiği rolü de değiştirmeye kalkmamız tabiatı tahrip etmektir. Burada tartışmaya müsait bir konu ortaya çıkmaktadır. Peki, kadına Allah’ın biçtiği rol, sadece evde oturup doğum yapmak, erkeğe biçtiği rol de eve hiç girmeyip hep dışarıda cihad etmek midir? Biz önce şunu tesbit etmek durumundayız:

Gerek Kur’an’ımızda ve gerekse hadislerde, erkek ve kadın için santimlik ölçüler
yoktur. Şu kadar saat evde, şu kadar dışarıda diyemeyiz. Ama Kur’an’ın kadınlar için ‘evinizde oturun’ talimatı kesindir. Santimlik ölçülerden söz edilemez ama kesin kurallardan söz edilebilir. İnsan doğurup büyütmek, iffete dikkat etmek, ziyneti göstermemek, erkeği tatmin etmek gibi görevler kesin talimatlardır. Erkeğe camide cemaate devam etme, sosyal işleri izleme, cihad meydanlarına koşma gibi görevler verilirken yoğunluğu dışarıda geçen bir hayat tarzı telkin edilmiştir. Erkeğin dışardalığı ile kadının içerdeliği arasında buluşulabilecek bir alt payda vardır.

Bu alt paydayı biz bir denge noktası olarak da görebiliriz. Ashab üzerinde tatbik edilen ilk ve onaylı Müslümanlığın bu dengeyi oturttuğunu görüyoruz. Çok çocuklu ve Uhud’da pansuman yapan kadınlar bu denge noktasında durmaktadırlar.

- İlim adamlarının, ilmin yanında değersiz kalan yönlerde harcanması da sonuçları açısından tabiiliğin dısına taşma olarak görülmelidir. Siyasette ve ticarette, ilmiyle mütenasip olmayan bir alanda heder edilen ilim adamıyla aslında heder edilen ilimdir.
İlim insanlığın ortak değerlerinden olduğuna göre, derelerin ve ormanların, nesillere devredilecek bir değer olarak tabiiliğinin bozulmasına bakısımızın ilim adamlarının yanlış alanlarda harcanmasına karşı da devrede olması gerekir.

- Çocukları hayata hazırlayanların, onların fıtri yeteneklerine dikkat etmemeleri bir tür tahriptir. Bir çocuğun eve yakın okula verilmesi, o okulun vereceği seye uygun bir yapısının olup olmadığının incelenmemesi, olsa olsa geri kalmıslık olabilir. Böyle bir uygulamayı eğitim diye adlandırmakla eğitim icra edilmiş olamaz.

- Örneklendirmeyi çeşitlendirmemiz halinde, mevsiminde yetişmemis yiyeceklerden, görselliğin etkisinde kalınarak giyilen giysiye kadar tabiiliği zedelediğimiz pek çok örnek bulabiliriz. Tamamında söylenebilecek söz şudur:
Sadece ormanların, akarsuların, havanın kirlenmesiyle tabiat tahrip edilmiş olmuyor. Tabiatta var olan ilahi kuralların, fıtratın yanlıs yönlendirilmesi de bir
tahriptir.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”




http://ebumusab.blogcu.com
eski 25.05.2008, 15:17 ebu mus'ab isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #8
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
mutasyon
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
Lächeln ellerine sağlık,Allah razı olsun

eski 25.05.2008, 18:39  
Alıntı ile Cevapla   #9
isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Mü'min
(Konuyu Başlatan)
 
ebu mus'ab - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.02.2008
Mesajlar: 615




Teşekkür etti: 569
Teşekkür aldı: 611 konuda 3.004 kere
kucult  büyük
6-Kurdun koyun kaçırması ve çobanın koyununu kurttan kurtarması olayını
anlatırken sevgili Peygamber aleyhisselam efendimiz, kurdun dilinden geleceğe
ait bir olayı anlatmıştır: ‘Bunu benden kurtardın. Yırtıcıların saldırdığı
gün gelir, o gün benden onu kim kurtarır? O gün benden başka çobanları
kalmaz.’ Kurdun ağzından ama Resûlullah sallallahu aleyhi ve
sellemin aracılığıyla gelecekteki sıkıntılardan biri bildirilmektedir. Bildirilen
bu olay da, ‘Ben, Ebu Bekir ve Ömer’ üçlüsünün inandığı bir bilgidir. Bugün
veya yarın ama er veya geç tahakkuk edecek bir haberdir bu.

İnsanlığı bekleyen tüyler ürpertici olaylar dizisinden biri bildirilmektedir bu haberde. Başka hadisler de incelendiğinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin benzer şeylerden haber verdiği görülmektedir. Yırtıcı hayvanların insanlarla konuşması, İnsana kırbacının konuşması, Terlik kayısının konuşması,
Uyluğunun insana evinde olup biteni haber vermesi gibi bilgiler, önemli hadis kitaplarında, kıyamete yakın gerçekleşecek olaylar olarak bildirilmiştir.

İçeriği ne olursa olsun Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin lisanından bize ulaşan bu tür bilgilere olduğu gibi inanırız. Muhtevalarında insanı tehdit eden, sıkıntılara işaret eden malumat varsa, ondan da Allah’a sığınırız. Bu tip bilgileri, vahiy menşeli oldukları için, akıl süzgecinden geçirme denemesi yapmayız.

7-Hayvanların dilsiz ve çaresiz olmaları, onları dilediğimiz gibi kullanmamıza
yol açmamalıdır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin hadislerinden
açık bir şekilde, hayvanlara eziyet etmenin, ahiret diyarına intikal
eden sorumluluklar arasında olduğunu görüyoruz. Özellikle evcil hayvanların
sahipleri tarafından horlanması, muhatabı hayvan dahi olsa ortaya bir ‘hak’
mefhumu çıkarmaktadır. Bizzat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin müdahale
ettiği olayları hadis kitaplarında görüyoruz.
Müslüman’ın hayvanlarla ilgili hassasiyetini belirleyen temel faktörün, hayvan-insan ilişkisinden çok, hayvanın yaratıcısı-insan ilişkisi olarak belirlenmesi meselenin anlaşılmasına yardım edecektir.

Dinimizde, hayvanların boğazlanmasına bile merhamet ve hassasiyet kuralları getirilmiştir.
Hayvanların, helal görülenlerden olmaları halinde yük veya binek için kullanılmaları, etleri ya da diğer ürettikleri için beslenmeleri, üzerlerinden ticaret yapılması mahzurlu değildir.
Ancak, temel ölçünün böyle belirlendiği bir ortamda insanın hayvanı eğlence metaı olarak kullanması, hayvanın eziyet çekmesinden zevk alınması bir taraftan sözünü ettiğimiz tabiiliğin yok edilmesidir. Bir başka yönden de, insanın kendisi dışındakileri hizmetinin ötesinde bir maksat için kullanmaya yeltenmesidir.

Öyle veya böyle bu bir insanlık olamaz. Belki mahza bir hayvanlık olabilir.
Bunu yapanın ayak sayısı, diliyle konuşuyor olması sonucu değiştirmez. Nihayetinde kurtlar da konuşabilmektedir.
__________________
“Yarısı Allah’ın, yarısı da dünyanın olacak şekilde
yarım kalple yaşayamam ben.”




http://ebumusab.blogcu.com
eski 26.05.2008, 06:55 ebu mus'ab isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #10
ebu mus'ab isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:12 .