7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
7 Ramazan 1429
07 Eylül 2008, Pazar
Ayet
Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.
Bakara-184
hadis
Ramazan bereket ayıdır. Allah bu ayda, günahları bağışlar, duaları kabul eder.
Taberani

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 43 (11 Kayıtlı ve 32 Misafir) bulunmaktadır.

Online   ...SoNsUzLuK..., berre, hafize-i rabia, keLepir kaleM, nur talebesi, nurgül, siluet, ŞüHeDa hafsa, Hak-dilaram



Hak-dilaram » GENEL » Hayatın İçinden » Bediuzzaman' In Vefat Yildönümü


 
Seçenekler
Tecrübeli Üye
 
tamara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.10.2006
Mesajlar: 149




Teşekkür etti: 50
Teşekkür aldı: 37 konuda 79 kere
kucult  büyük
Bediuzzaman' In Vefat Yildönümü

Gerçek boyutunda görmek için tıklayın.

23 MART USTAD BEDIUZZAMAN SAID NURSININ VEFAT YILDONUMU.......
VEFATININ 47 INCI YILINDA O BUYUK ALIMI RAHMETLE ANIYORUZ....RABBIM ONDAN EBEDI RAZI OLSUN...ESERLERINI OKUYUNCA AHIR ZAMANIN DEHSETLI KARANLIGINDA BIR NUR GIBI AYDINLATIYOR ....
RABBIM NURUN ISIGINI YAGMUR GIBI YAGDIRSIN UZERIMIZE KURANIN O GUZEL YOLUNDAN BIZLERI AYIRMASIN............
__________________
Gelse celâlinden cefâ
Yahut cemâlinden vefâ
İkisi de cana sefâ
Lütfün da hoş, kahrın da hoş.

İbrahim Hakkı

Konu tamara tarafından (27.03.2007 Saat 17:44 ) değiştirilmiştir..
eski 23.03.2007, 20:03 tamara isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
tamara isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
.................
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.453




Teşekkür etti: 26.780
Teşekkür aldı: 11.809 konuda 41.814 kere
kucult  büyük
Amin, Allah rahmet eylesin..

- Bana ıztırab veren, dedi, yalnız İslâm'ın mâruz kaldığı tehlikelerdir.

Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti.

Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz.. çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder.


Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir.

İşte benim ıztırabım, yegâne ıztırabım budur.

Yoksa şahsımın mâruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeğe bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate mâruz kalsam da îman kalesinin istikbali selâmette olsa
!



Yüzbinlerce imanlı, talebeleriniz size âti için ümit ve teselli vermiyor mu?

- Evet, büsbütün ümitsiz değilim...

.................................................. ..........................................

Dünya, büyük bir mânevi buhran geçiriyor. Mânevi temelleri sarsılan garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir taûn felâketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor.

Bu müthiş sârî illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslariyle mi?

Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz, Onun için, ben yalnız iman üzerine mesaimi teksif etmiş bulunuyorum
.



Risale-i Nur'u anlamıyorlar. Yahut anlamak istemiyorlar. Beni, skolâstik bataklığı içinde saplanmış bir medrese hocası zannediyorlar.

Ben, bütün müsbet ilimlerle, asr-ı hazır fen ve felsefesiyle meşgul oldum. Bu hususta en derin meseleleri hallettim. Hattâ bu hususta da bazı eserler te'lif eyledim. Fakat ben, öyle mantık oyunları bilmiyorum. Felsefe düzenbazlıklarına da kulak vermem. Ben, cemiyetin iç hayatını, mânevi varlığını, vicdan ve îmanını terennüm ediyorum. Yalnız Kur'an'ın tesis ettiği tevhid ve iman esası üzerinde işliyorum.. ki İslâm cemiyetinin ana direği budur. Bu sarsıldığı gün, cemiyet yoktur.



Bana, "Sen şuna buna niçin sataştın?" diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor. 0 yangını söndürmeğe, imanımı kurtarmağa koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? 0 müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler! Dar görüşler!



Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar? Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, Ahiretimi de. Seksen küsür senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum. Bütün ömrüm harb meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti. Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı. Divan-ı harblerde, bir câni gibi muamele gördüm; bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım. Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan menedildim. Defalarca zehirlendim. Türlü türlü hakaretlere mâruz kaldım. Zaman oldu ki hayattan bin defa ziyade ölümü tercih ettim. Eğer dinim intihardan beni menetmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti


Sonra, ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne Cennet sevdası var, ne Cehennem korkusu.

Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun. Kur'ân'ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur.

Milletimizin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmağa razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül-gülistan olur.



NURDAN iNCiLER

Eyvah, aldandık!

Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik.

O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik.

Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur;

bir rüya gibi geçti.

Şu temelsiz ömür dahi;

bir rüzgâr gibi uçar, gider.



Hazırlanınız!..


Başka, daimî bir memlekete gideceksiniz.

Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir.


Fâniyim, fâni olanı istemem.

Âcizim, âciz olanı istemem.

Ruhumu Rahmân’a teslim eyledim;

gayr istemem.

İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim.

Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.

Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.

Allah'ı, tanımayanın dünya dolusu bela başında vardır.

Allah'ı, tanıyanın dünyası nurla ve mânevi sururla doludur.


__________________
“Zikret"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 24.03.2007, 00:09 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #2
monaroza isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Tecrübeli Üye
(Konuyu Başlatan)
 
tamara - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 02.10.2006
Mesajlar: 149




Teşekkür etti: 50
Teşekkür aldı: 37 konuda 79 kere
kucult  büyük
hak razı olsun monoroza harıka bır anma oldu bugun ıcın arastırma nıtelgındekı bu guzel mesajın ıcın sonsuz tesekkurler....
yuregın dert gormesın arkadasım...
selam ve duayla.......
__________________
Gelse celâlinden cefâ
Yahut cemâlinden vefâ
İkisi de cana sefâ
Lütfün da hoş, kahrın da hoş.

İbrahim Hakkı
eski 24.03.2007, 00:55 tamara isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
.................
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.453




Teşekkür etti: 26.780
Teşekkür aldı: 11.809 konuda 41.814 kere
kucult  büyük
Senden de olsun
__________________
“Zikret"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 24.03.2007, 01:06 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #4
FIRAT
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
Allah rahmet eylesin..

Eyvah, aldandık!

Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik.

O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik.

Evet, şu güzerân-ı hayat bir uykudur;

bir rüya gibi geçti.

Şu temelsiz ömür dahi;

bir rüzgâr gibi uçar, gider.
eski 24.03.2007, 07:35  
Alıntı ile Cevapla   #5
.................
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.453




Teşekkür etti: 26.780
Teşekkür aldı: 11.809 konuda 41.814 kere
kucult  büyük
Risale-i Nur kalpleri aydınlatır


Hekimoğlu İsmail

1954 senesinde Babaeski'de memurdum. Hikmet Polat, beni ziyarete geldi. Bana bir kitaptan bölüm okudu.

Hiçbir şey anlamadım.

Dedim ki; "Bu kitap nedir?"

Dedi ki: "Bu kitap Musa Aleyhisselam'ın kitabıdır."

Kapağını gösterdi; Asa-yı Musa...

O konu orada kapandı.

Sonra Eşref Edip'in yazdığı Risale-i Nur'larla alakalı kitabı elime geçti. Okudum; fakat yine fazla bir şey anlamadım. Sırf kültürümü geliştirmek için Osmanlıca öğrendim. Kur'an-ı Kerim öğrenmeye çalıştım. Risale-i Nur'larla böyle tanıştım.

Bediüzzaman'ı ilk Emirdağ'da gördüm. Ziyaret yasaktı, kitap götürmüştüm. Bir evde oturuyordu. Çok fakir bir evdi...

Üstad, tahta bir sandalyede oturuyordu. Şöyle buyurdu:

"Günah-ı kebairi terk, sünnet-i seniyyeye ittiba, namazı erkanıyla kılmak, sonundaki tesbihatı çekmek."

Hayatıma, bu tembihe göre yön vermeye çalıştım.

Risale-i Nur'ları okumak yazmak yasaktı. Bu yasağa isyan ettim. "Ben Risale-i Nur'ları dağıtacağım!" dedim.

Kim Risale-i Nur isterse evine kadar götürüp teslim ederdim.

Ben hapis yatmayı tehlike kabul etmiyordum. "Batıl bir dava için hapse girenler varken, hak dava için ben neden hapse girmeyeyim?" diyordum.

İçinde yaşadığım toplumu beğenmiyordum. 'Daha iyi bir seviyede yaşamalıyım' diyordum. Daha iyi bir seviye derken, çalışmalarımızda maddi bir kazanç yoktu.

Mânen hoşuma gidiyordu. Nezaretler, tevkifler, sürgünler birbirini takip ediyordu. Artık ben, bir mücadele adamı olmuştum. Yaşamanın tadı çıkıyordu. O hayat anlatılamaz. Şimdi o hayatı özlüyorum...

İslamiyet kıyamete kadar devam edecektir. İslamiyet, insanla devam edecektir. Bu sebepten Allah, bazı kullarına İslam'a hizmet imkânı vermiştir. Bediüzzaman'a da Allah, İslam'a hizmet fırsatı vermiştir. Dolayısıyla ondaki harika haller kendisinden değil, Allah'ın lûtfu iledir.

O, her şeyiyle bizden farklıydı. Çok az yerdi. Paraya, mala, eve ihtiyacı yoktu. Dağın başında bir ay kalırdı.

Ben aynı yere gündüz vakti çıkıp oturdum. Öyle bir yalnızlık vardı ki, ürperdim aşağı indim...

Gündüz vakti çıkamadığım bir yerde o, gece rahatlıkla kalabiliyor. Bu harika haller, Allah'ın bir lûtfudur.

Risale-i Nur'ları anlamak zordur. Fakat nasıl oluyor da dünyanın her tarafında risaleler okunabiliyor? Okunan risaleleri yediden yetmişe herkes dinler. "Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz." emrini dinlerler.

Bana soruyorlar: "Risale-i Nur'a nasıl hizmet edebiliriz?"

Risale-i Nur'a hizmet, onları okumakla mümkündür.

İngilizce öğrenenler, dünya ve ahiret saadeti için Osmanlıca da öğrenmeliler.

Zübeyir Gündüzalp diyor ki:

"Dünyada huzur ve rahat mı arıyorsunuz? Ukbada saadet mi istiyorsunuz? Risale-i Nur okuyunuz. İslam'ın ve hakikatin zevkini tatmak, sürurla yaşamak ihtiyacını mı hissediyorsunuz? Müjdeler olsun sana ey kardeş! İşte sana Risale-i Nur! O son derece canlı, son derece mücahit ve son derece heyecanlı bir ruha maliktir."

Üstad'ımın mekânı cennet olsun...

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/ya...?yazino=518227
__________________
“Zikret"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 24.03.2007, 09:08 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
''yolcu''
 
emir_ali - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 18.01.2007
Mesajlar: 550




Teşekkür etti: 119
Teşekkür aldı: 207 konuda 399 kere
kucult  büyük
Allah rahmet eylesin
eski 26.03.2007, 18:18 emir_ali isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #7


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:20 .


Page generated in 0,35248 seconds with 14 queries