20 Şaban 1429
22 Ağustos 2008, Cuma
20 Şaban 1429
22 Ağustos 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler! Aranızda gizli konuşacağınız zaman günahı, düşmanlığı ve Peygamber'e karşı gelmeyi fısıldamayın. İyilik ve takvayı konuşun. Huzuruna toplanacağınız Allah'tan korkun
Mücâdele-9
hadis
İnsanlar arasında ara bozma niyeti ile laf götürüp getirmek, insanlara hakaret etmek ve sövmek, kendi ırkını üstün görüp başka milletleri aşağı görmek..İşte bu 3 davranış, cehennemdedir. Bunlar, bir mü’minin ahlakında yer alamaz.
Taberani

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 43 (7 Kayıtlı ve 36 Misafir) bulunmaktadır.

Online  ...SoNsUzLuK..., Asfiya, Gülzar-ı İrfan, MAG-73, selimbay, sntrlopr, ta-ha


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye



Hak-dilaram » GENEL » Hayatın İçinden » "Arkadaşım Özal"


 
Seçenekler
ADMİN
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.352



Yarışma Puanı: 520
Teşekkür etti: 26.615
Teşekkür aldı: 11.690 konuda 41.079 kere
kucult  büyük
Pfeil "Arkadaşım Özal"

GAZETECİ YAZAR MEHMET BARLAS’IN ANILARINDAH YANSIYANLAR

“ARKADAŞIM ÖZAL”

Cumhuriyet tarihimiz içinde adından en fazla söz ettiren isimlerden birisi hiç şüphesiz Turgut Özal’dır.
Hakkında çok şeyler söylendi. Belki birbirine taban tabana zıt ifade ve nitelemelere aynı anda muhatap olan ender şahsiyetlerdendi.
Ama öyle veya böyle, 20. yüzyılın son çeyreğine adını yazdıran, yaptığı icraatlarla “Özal Dönemi” unvanıyla bir dönüm noktası olarak ifade edilen önemli bir şahsiyetti. Cumhurbaşkanı olduktan sonra da renkli kişiliği, duruşu ve misyonuyla, ülkemizdeki hemen her gelişmede adı hemen dillerden dökülüyor. Tıpkı Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi dönemde olduğu gibi.
Aylık olarak yayınlanan Moral Dünyası dergisi, Nisan sayısında merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a çok yakın bir duruş sergileyen ve Özal hakkında çok sayıda yazı, araştırma ve kitaba imza atan Mehmet Barlas’la yapılan bir röportaja yer verdi.
Dr. Veli Sırım tarafından gerçekleştirilen bu röportajda Özal hakkında neredeyse yok yok. Mehmet Barlas’ın anılarında kalan birbirinden ilginç örneklerden bazı kesitleri dikkatlerinize sunuyoruz:

İLGİNÇ BİR ÖZAL PORTRESİ
“Turgut Özal” ismi anıldığında, onun gerek bir siyaset adamı, gerek Cumhurbaşkanlığı yapmış bir devlet adamı kimliğinden belki daha da ön plana çıkan bir yön zihinlerde canlanıyor: Şahsı, kimliği, kişiliği.
Böyle bir izlenimi nasıl değerlendirirsiniz? Sizin dünyanıza yansıdığı şekliyle “Turgut Özal” portresini nasıl aktarırsınız?
-İsterseniz önce Özal’ı nerede tanıdığımı ve nasıl sevdiğimi ifade edeyim. 1980 öncesi yıllarda bir gece bir davetteydik. O gece alaturka vardı, bir fasıl vardı. O sıralarda Özal’ı uzaktan tanıyordum. Fasıl başladı. Nihavend faslına girildi. Ben de aralarındaydım. Birden Özal kalktı koltuğundan, söyleyenlerin arasına katıldı. Benim yanıma oturdu. Baktım; müthiş alaturkacı. Ben ondan önce de bu yönü olan bir başka politikacıyı daha çok sevmiştim: Turan Güneş. Baktım Turgut Özal da öyle.
Benim içinde şöyle bir duygu vardır. Bir Türk, hele ikinci dünyası alaturkaya dönük bir Türk iyi bir insandır şeklinde bir önyargı, bir apriori gibi bir şey var bende. Sonra kendisiyle uzun uzun sohbet ettik. Kendisine bu alaturka sevgisinin kaynağını, sebebini sordum. “Ben gençliğimde, öğrencilik yıllarında alaturkanın ve faslın tadına vardım” dedi.

….

-Bu ilginç yönü belki kamuoyunca bilinmeyen yönlerinden birisiydi. Acaba Cumhurbaşkanı olduktan sonra, vefat edinceye kadar devam etmiş miydi?
-Evet devam etti. Meselâ son dönemde, Harbiye Orduevinde kızının düğünü esnasında gördüğüm bir izlenimimi aktarayım. Bu evlilik Özal ailesi için fazla mutlu bir evlilik değildi sanırım. Turgut Özal çok gergindi. Yanına gittim ve “Canınız sıkılıyor galiba” dedim. “Sorma” dedi. Hemen ardından kendisine “Hadi ben sizi buradan kaçırayım” dedim. “Nereye?” dedi. “Şişli’deki bir lokalde Muazzez Abacı var. Oraya götüreyim” dedim. “Semra hanımı ikna edersen memnuniyetle!” dedi. Semra hanımla görüştüm. “Turgut Bey istiyorsa, tabii olur” dedi.
…..
Hatırlıyorum da, Turgut Özal’la olan dostluğumuzun ilk günlerinde de, vefat edinceye kadarki son günlerinde de hep Türk müziği vardı. Beni Özal’a bağlayan en önemli öğelerden birisi işte bu yönüydü.

TEKNOLOJİ DELİSİ ÖZAL
Bir ikinci yanı daha var. Buna dair bir örnek anlatayım: Turgut Özal öldükten kısa bir süre sonra kırklı yaşlarda genç bir adam bana gelmişti. Bir üniversitede doçentmiş. Ayrılmış. Bir arkadaşıyla birlikte bir bilgisayar yazılım şirketi kurmuşlar. Türkçe bir program yazdıklarını söyledi. 1992 yılı olması lâzım. Ankara’da bir bilgisayar fuarında ürünlerini sergiledikleri yerde birden her taraf polislerle dolmuş. “Cumhurbaşkanı Özal geldi” demişler. “Baktık Özal geldi. Önümüze durdu” dedi. Özal onlara “Ne yapıyorsunuz siz?” demiş. Doçent misafirim gelişmelerin devamını anlattı:
“‘Bir şirket kurduk. Bilgisayar programı yazıyoruz’ dedim. Özal ‘Verin bakayım’ dedi, disketi aldı, bilgisayarın başına geçti. Polisler de bekliyor. Etraf çok kalabalık. Bilgisayarda programa biraz göz attı. ‘Bunda bir hatâ var’ dedi. Bunun üzerine ‘Sayın Cumhurbaşkanım, ben doçentim’ dedim. İzah etmeye çalıştım. Ama Özal, ‘Ver bu disketi bana’ dedi ve yanında götürdü. Gece saat 3’te evimin kapısı çalındı. Gelenler polisti. ‘Çankaya’dan sizi istiyorlar’ dediler. Gittim. Pijamasıyla bilgisayarın başındaydı. Bana ‘Senin yanlışını buldum’ dedi. Sonra bana ‘Şunun konfigürasyonunda hatâ yapmışsınız’ dedi ve gösterdi. Hakikaten hatâ yapmışız.”
Misafir doçent bunları söyledikten sonra ağlamaya başladı. “Ben bir daha programımı düzeltecek bir Cumhurbaşkanını nerede bulurum?” dedi.
Ben Özal’ı ilk tanıdığım günden itibaren, yeni olan, ileri olan ne varsa hepsine merak duyan birisi olarak gördüm karşımda.
Yine Cumhurbaşkanıyken bizim eve misafir olmuştu. Kızımın suratının asık olduğunu görmüş. “Ne oldu?” diye sordu. Kızım “Bilgisayar kilitlendi” dedi. Yukarıdaki çalışma odasına çıktı. Yarım saat uğraştı. Bilgisayarı onardı. Kızıma “Al haydi, bilgisayarına ne yapacaksan yap. Serbestsin” dedi.
1980’lerin sonunda, New York’a gittiğimde ilk CD Romlar çıkmıştı. İki tane aldım. Birisini kendime, diğerini Özal’a. CD’lerde Shakespeare’in bütün eserleri vardı. Bütün din kitapları vardı. Özal’a verdiğimde, hatırlıyorum iki gün o CD’lerin başından ayrılmamıştı.
Özal’ın teknolojiye dönük müthiş bir heyecanı vardı. Yeniye dönük müthiş bir heyecanı vardı. Yeni bir cihaz bulsun veya yeni bir hayvan görsün. Meselâ Rauf Tamer’in evinde bir papağan vardı. Bir akşam onlardayız. Bir saat boyunca papağanı konuşturmak için uğraştı. Yani farklı olan, değişik olan ne varsa onlara karşı bir heyecanı vardı. O farklılığı ve yeniliği yaşama heyecanı. Özal’ı bu özelliği sebebiyle de çok sevdim.


HALKLA İÇ İÇE ÖZAL
- Ben ayda bir Mısır Çarşısına giderim. Mercan Yokuşundan, Bakırcılar Yokuşundan aşağıya doğru inerim. Tahtakale’yi gezerim. Mısır Çarşısını gezerim. Kapalı Çarşıda esnafla görüşürüm. “Ne oluyor, ne bitiyor?” diye sorarım. Çünkü piyasanın nabzı oralarda da atar. Nereye gitsem, hangi dükkâna gitsem Özal’ın o dükkânın sahibiyle fotoğrafını görürüm.
Biz üniversitedeyken, Hukuk Fakültesinde öğrenciyken yine Mercan Yokuşundan iner, akşamüstü Mısır Çarşısından taze ekmek alırdık. Orada bir pastırmacı vardı. Taze ekmeğin içine pastırmayı doldurtur, sonra vapura atlar, Yeniköy’e eve giderdik.
Aradan yıllar geçtikten sonra, bir gün aynı pastırmacı dükkânına girdim. Baktım orada da dükkânın sahibinin bir resmi var. Yanında da Özal var. Omuzuna elini atmış. Özal’ın kravatında Cumhurbaşkanlığı arması var. “Bu ne?” dedim. Adam şöyle anlattı:
“Bir gün dükkânın önünde büyük bir kalabalık oldu. Cumhurbaşkanı geldi. İçeri girdi. ‘Sen hâlâ pastırma mı satıyorsun?’ dedi. ‘Sayın Cumhurbaşkanım ne yapayım?’ dedim. ‘Yahu uyuyor musun? Sovyetler Birliği çöktü, dağıldı. Azerbaycan bağımsız oldu. Azerbaycan dünyanın en iyi havyarına sahip. Havyar dünyanın en pahalı malı. Azerbaycan’a git, havyar temsilciliği al. Onu burada sat’ dedi. Atladım Azerbaycan’a gittim. Havyar temsilciliği aldım.”
Kapalı Çarşıda, Bedestende mermer işi yapan bir dükkâna girdim. Baktım yine Cumhurbaşkanı Özal’ın kolunu adamın omuzuna atmış şekilde bir resim asılı. Dükkâna gelmiş ve dükkan sahibine “Sen farkında değil misin?” demiş. “Yatırım mallarında, önemli ürünlerdi bütün gümrükleri sıfırladık. Bak sen mermer işi yapıyorsun. Git İtalya’ya, orada mesleğinle ilgili âletler al. Mermerle gümüşü birleştir. Yeni bir ürün üret. Dünyaya açıl” diye tavsiyelerde bulunmuş. Hakikaten adam Özal’ın sözünü dinlemiş. “Gittim, gerekli âletleri aldım. Şimdi satışlarım 5’e katladı. Benim yaptığımı da kimse yapamıyor” dedi.

……..
SİVİL ÖZAL
-Özal halktan, sivil toplumdan gelen bir insandı. Askerî disipline değil, sivil toplumun aklına, özgürlüğüne ağırlık veren bir politikacıydı, bir liderdi.
Aslında insanların sivil olup olmadıklarını sadece üstlerindeki elbiseye bakarak anlamayabilirsiniz. Sivil paşalar vardır meselâ. Kendilerini askerden gibi görürler. Öyle siviller vardır ki Bonapartizm yaparlar. Militarizm yaparlar. Darbe körükçülüğü yaparlar. Özal halka güveniyordu. Türk halkının, toplumun doğru olanı seçeceğine inanıyordu. İşte sivillik de budur zaten.

………
ÖZAL ÖLDÜRÜLDÜ MÜ?
-Merhum Cumhurbaşkanı Özal’ın ölümü de çokça gündeme geldi. Hattâ yakın bir geçmişte oğlu Ahmet Özal bir gazetede yayınlanan röportajında “Babamı Rusya öldürttü” şeklinde bir iddiayı dile getirdi.
-Ben de o demeci okudum. Bakın ben şunu söylemek istiyorum: Özalın ölümü Türkiye için de dünya için de bir kayıptır. Ancak Özal sağlıklı bir insan değildi. Özal by-pas ameliyatı geçirmişti. Özal’da prostat kanseri vardı, kanser ameliyatı geçirmişti. Özal çok aşırı kiloluydu. Bütün tavsiyelere rağmen kilosunu bir türlü gözetemiyordu ve çok sağlıksızdı. Son seyahatinde de çok yorgun olduğunu, bütün seyehatte bulunanlar söylüyordu. Şimdi Özal öldü mü öldürüldü mü? Bu konuda bir şey benim söylemem mümkün değil. Bu konuda hiç bir somut bilgim yok. Ama burda feci olan nokta, Özal’ın kalp krizi geçirdiği sırada Çankaya da doktorun bulunmamasıydı. O gün doktor izinliydi. Özal’ın sağlığına, Cumhurbaşkanının sağlığına Türkiye devleti gereken özeni gösteremedi. Asıl mesele bu.
- Aslında bu ihmal suikastten daha kötü, daha ağır, değil mi?
-Yani nasıl ihmalden dolayı çocuk rögardan düşüyorsa, Cumhurbaşkanı kalp krizi geçirince doktor bulunamıyor. Çankaya’da da böyle, İstanbul’da sokakta da böyle.

…………
AİLE REİSİ ÖZAL
- Özal’la uzun yıllar yakınlığınız ve diyalogunuz oldu. Görüşmeleriniz sırasında Özal’ı ailesiyle birlikte de tanıma imkânınız oldu. Acaba Özal nasıl bir aile reisiydi?
-Çok babacan bir aile reisiydi. Bir kere eşine ve çocuklarına karşı çok büyük bir zaafı vardı. Onların hatalarını bile görmek istemezdi. Aslında bütün babalar böyledir. Evlatlarının hatalarını görmek istemezler. Ama insan Başbakan veya Cumhurbaşkanı olduğu zaman ailesinin yaptıkları, doğru veya yanlış, komuoyuna da mâloluyor.
-Ama Özal hem Başbakan olduğu dönemlerde, hem Cumhurbaşkanlığı döneminde ailesi hakkında çokça menfî ve olumsuz haberler, yorumlar ve eleştirilere hedef olmuştu.
-Şunu söyleyeyim, ben Özal’ı tarafsız olarak değerlendiremem. Ailesine karşı en ufak bir söz söyleyemem. Ama Özal yaşarken ve iktidarda bulundukları dönemde çokça eleştirdim. Yazılar yazdım. Kavgalarımız oldu. Hattâ benim ailesine yönelik yaptığım eleştirilerimden ötürü konuşmadığımız dönemler oldu. Ama Özal’ın ölümünden sonra onun ailesi hakkında ağzımı açamam. Yalnız şunu söyleyeyim. Türkiye’de kim Başbakan veya Cumhur başkanı olursa olsun, ailesi hakkında mutlaka bir şey söylenecektir. Özal’ın şansızlığı üç tane çocuğu vardı. Demirel’in hiç çocuğu yok. Ama yeğenlerini bilmeyen var mı? Bu ve benzeri örneklere baktığınız zaman, çok içe kapalı olunduğu takdirde, aileyi dışa karşı kapama başarıldığı takdirde bu gibi konuları kimse farkına varmaz. Ama Özal o tip bir kişi değildi. Hele demokratik ülkelerde demokratik liderler ailelerini evlerine kapatamıyorlar. O bakımdan Özal’ın ailesinden hareketle yıpratılması doğaldır. Yöneltilen eleştirelerden bir kısmı doğruydu. Burada önemli olan nokta, ailelerin dikkatli olmalarıdır. Bir aileden Başbakan, Bakan, Cumhurbaşkanı çıktığı zaman ailenin kendini toparlaması gerekir. Devlet kuşu bir aileye konduğu zaman o ailenin içe kapanması gerekir. Ticaret yapmamaları lâzımdır. Ortada bulunmamaları lâzım. Doğru olan da budur. Ama bu maalesef istenilen ölçüde yapılamıyor.

…..

KISACA ÖZAL
-Özal hakkında, onun çok yakında bulunan bir kişi olarak çok önemli ve dikkat çekici bilgiler verdiniz. Son söz olarak Özal’ı az ve öz olarak tarif etmenizi rica etsek, ne derdiniz?
-Çok iyi bir arkadaştı. Gerçekten değerli bir insandı. Oturup konuştuğunuz zaman çok şey öğrendiğiniz, sizden yaşça büyük, ancak kafaca aynı titreşim katsayısında dünyalı bir insandı. Yani Amerika’da da kendisini rahat hisseden, Türkiye’de de kendisini rahat hisseden; bir ayağı Malatya’da, diğer ayağı New York’ta olan dünyalı bir insandı.
Türkiye onu kaybetmekle çok şey kaybetti.
Özal tıpkı bir kuyruklu yıldız gibi geldi ve geçti. Onu tutamadık.
__________________
“Zikret"

http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 17.04.2007, 23:24 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:33 .


Page generated in 0,32235 seconds with 17 queries