26 Şaban 1429
28 Ağustos 2008, Perşembe
26 Şaban 1429
28 Ağustos 2008, Perşembe
Ayet
Eğer biz bu Kur'an'ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.
Haşr-21
hadis
İnsanoğlu sabaha çıkıp güne başladığında bütün organları diline yalvararak şöyle derler:Hakkımızda Allah’tan kork. Çünkü bizim doğru yönde ilerlememiz ancak seninle mümkündür. Sen doğru çizgide olursan,biz de doğru çizgide oluruz.Sen doğru yönden saparsan,biz de saparız.
Tirmizi

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 61 (14 Kayıtlı ve 47 Misafir) bulunmaktadır.

Online   !ŞEYMA!, ...SoNsUzLuK..., aicha, bir lahza, DeRCan, dilerim, el-Aciz, gul555, HamS, münacaat, nur talebesi, turab , Ummu Seleme


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
Lütfen, gerçekleşen son olaylar üzerine konu açmayın!


Hak-dilaram » GENEL » Hayatın İçinden » Bir kadin gittiginde..


 
Seçenekler
ADMİN
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.462




Teşekkür etti: 26.825
Teşekkür aldı: 11.817 konuda 41.857 kere
kucult  büyük
Bir kadin gittiginde..

KADINLAR gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar.

Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde "yetim-öksüz" kalan çok olur:

Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler...

Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştır tabaklar.

Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların.
Sık sık boynunu büker "sarıkız".

O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamaz krom hac tasının.

Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.

Bir kadın gittiğinde...

Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci...

Bir anne gider...
Bir dost...
Bir arkadaş...
Bir sevgili...

Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.

Sözcükler yetim kaldı.
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar,dualar yetim kalır.

Kapı eşiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz, annesi gitmiştir "geç kalma"nın.
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler.

Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın gittiğinde pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında.

Alıntı
eski 27.08.2006, 23:18 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #1
mumeha
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
Harika bir yazı,bir kadın olarak devamını bekliyorum...
eski 27.08.2006, 23:40  
Alıntı ile Cevapla   #2
ADMİN
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.462




Teşekkür etti: 26.825
Teşekkür aldı: 11.817 konuda 41.857 kere
kucult  büyük
Evet ben de çok beğendim, yazarını da aradım epey ama bulamadım maalesef, yürekten yazılmış belli..

Hadi devamını da senden alalım mumeha
eski 27.08.2006, 23:56 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #3
mumeha
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
Kadın

Kadından kendisinde olmayanı isteriz;
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz...


Üstad ne güzel söylemiş,değil mi?...

Bu dizeden sonra diğer bir üstad olan Cemil Meriç!in bir makalesini paylaşmak istedim:


Kadın Ruhunun Anahtarı, Merkezinin Kendi Dışında Oluşu
Ne lüzum var inkâra: Erkek başka, kadın başka.. Herkesin bildiği vücut ve ruh farkları bir yana, kadını erkekten ayıran önemli bir fark var.. Aşağı yukarı ötekilerin temeli bu fark. Kadın özgecidir (diğergam), merkezi kendi dışındadır. Yani, hazlarının da kaygılarının da bir başkasıdır kaynağı: Sevdiği ve sevilmek istediği biri: Koca, çocuklar, baba, dost, vs... Çevresindekilerin ne sevinçlerine yabancı kalabilir, ne acılarına; kadın onlarsız kâm alamaz hayattan. Onlara beğendirmek için yaratır, onlar beğenmiyor diye yıkar. Onların hoşuna gitmeye çalışır. Damak zevkleri de kulak, göz, kafa zevkleri de vız gelir kadına.

Düşündüğü ve kendisinin düşünen biri yoksa, kendisiyle beraber kâm alacağı, kendisiyle beraber hareket edeceği biri yoksa zevk alamaz hayattan, yaratamaz, iş göremez. Başkaları için yaşamaya can atan kadın, kendisini başkalarına feda etmeye hazır olan kadın, başkalarından gördüğü iyiliklere sonsuz bir minnettarlık duyan kadın, başkalarından minnettarlık görmeyince, başkaları kendisiyle ilgilenmeyince, kendisi için yaşayacağı, kendisi için hayatını fedadan çekinmeyeceği biri olmayınca mahvolur. Böyle birine kavuşunca coşar, üzülüyorsa böyle birinden mahrum olduğu içindir. Yani,
aydınlatacağı biri yoksa alevi söner kadının.

Erkek öyle mi? Ne egoisttir o. Daha doğrusu merkezi kendi içindedir. Yani, yaşadığı dünyanın merkezi kendi şahsı, kendi çıkarı, kendi hazları, kendi meşgaleleridir. Tek başına yaşayabilir erkek, hayatın tadını çıkarabilir. Çevresindekiler sevinçliymiş, üzüntülüymüş ona ne! İlgilenmez başkalarıyla. Onlar da kendisiyle ilgilenmeyince fazla üzüntü duymaz. Kendi rahatını düşündüğü için her heyecandan kaçmak ister. Aşksız da yaşayabilir, kinsiz de. Sevinçli olmuş veya olamış aldırmaz. Başkaları beğenmiş veya beğenmemiş umurunda mı? Çizdiği yolda yürür gider. Damak, göz, kulak zevklerine bayılır. Zengin olacak, hükmedecek herkese, kafasını geliştirecek. Hazlarının merkezi kendisi.

Çocuklara bakın: Kız, bebeklere düşkündür. Erkek, tüfeğe. Kız, anne olmak ister, öğretmen, hastabakıcı olmak ister. Küçüklerle oynamaktan, onları okşamaktan, okşanmaktan hoşlanır. Kendisini annesine veya hocasına beğendirmek için deli divane olur. Erkek kendinden büyüklerini arar. Ya arabacı olmak ister, ya general. Kumanda edecek, herkes boyun eğecek ona. Durup dururken yardım etmez annesine, ya korktuğu için yardım eder ya mükâfat beklediği için.

İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur. Yaşlanan erkek kavgadan çekilir. Başkasının kendisiyle ilgilenmesini ister, ama kendisi hiç kimseyle ilgilenmek istemez. Fakat, yaşlanan kadın hayat kavgasından çekilmek şöyle dursun, çalışma sahasının daraldığını gördükçe kendini yer. Daha çok çalışmak ister, daha hassaslaşır. Kendini başkalarına feda edemeyince, ister ki başkaları doğruluğuna inandığı davaları için fedakârlık yapsınlar. Tapar torunlarına. Yavrular onun için hem büyük bir dert, hem büyük bir hazdır. Çocuklarından çok torunları için çırpınır. Kimsenin yaptıklarını beğenmez. Hep iş arar kendine. Hep kaygı arar. Arkada kalan yılların yalnız üzüntülerini hatırlar. Hayatın tadını çıkaracağı yıllarda eskisinden bin kat beter üzülür.

Kadının hayatında en baytiyar çağ, bütün varlığını ailesine, bütün varlığını cemiyete verebildiği çağdır. Gerçek ve tabii bir heyecan. Kendi başkaları için çırpınır, başkaları onun için. Kadın, çocuğu için hem süt anne hem terbiyeci, hem sevgili olduğu yıllarda bahtiyardır.

Uğrunda didineceği kimsesi yoksa, kendine bağlanacağı kimse yoksa ölür gider kadın. Evlenmemiş bir kız düşünün. Ne kardeşi var ne yeğeni. Sevmiyor ve sevilmiyor. Acılarını dindirecek kimsesi yok, fedakârlık edemiyor. Duyguları hiç kimsenin işine yaramıyor, ne öğretmen ne hemşire. Canlı bir hedefi yok. Ne olur bu kızcağız? Solar ve kurur.

İşsizlik, ilgisizlik, en büyük felâket kadın için. Heyecansız bir hayat, bağlanamamak, kendine bağlayamamak. Ölümden beter. ...
eski 28.08.2006, 00:15  
Alıntı ile Cevapla   #4
ADMİN
(Konuyu Başlatan)
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 15.462




Teşekkür etti: 26.825
Teşekkür aldı: 11.817 konuda 41.857 kere
kucult  büyük
Kırkambar'dan değil mi? Çok güzel ama istisnalar kaideyı bozmuyor, bu hak ta mahfuz her zaman
eski 28.08.2006, 00:29 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #5
Üye
 
imam_hatip_li - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 55




Teşekkür etti: 0
Teşekkür aldı: 11 konuda 25 kere
kucult  büyük
Erkek gittiğinde ne olur acaba ?

Ne bekleyen mutfak kalır ne yuva ...
eski 28.08.2006, 00:52 imam_hatip_li isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #6
belki bir gün...
 
έγŁüŁ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 146




Teşekkür etti: 9
Teşekkür aldı: 28 konuda 63 kere
kucult  büyük
evet biz gidince butun mutfak ev huzne bogulur...ee o hanim olmanin farki
eski 28.08.2006, 15:00 έγŁüŁ isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #7
muhacir
Gast
 
Mesajlar: n/a

 
kucult  büyük
mumeha´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Kadın

Kadından kendisinde olmayanı isteriz;
Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz...


Üstad ne güzel söylemiş,değil mi?...

Bu dizeden sonra diğer bir üstad olan Cemil Meriç!in bir makalesini paylaşmak istedim:



Erkek öyle mi? Ne egoisttir o. Daha doğrusu merkezi kendi içindedir. Yani, yaşadığı dünyanın merkezi kendi şahsı, kendi çıkarı, kendi hazları, kendi meşgaleleridir. Tek başına yaşayabilir erkek, hayatın tadını çıkarabilir. Çevresindekiler sevinçliymiş, üzüntülüymüş ona ne! İlgilenmez başkalarıyla. Onlar da kendisiyle ilgilenmeyince fazla üzüntü duymaz. Kendi rahatını düşündüğü için her heyecandan kaçmak ister. Aşksız da yaşayabilir, kinsiz de. Sevinçli olmuş veya olamış aldırmaz. Başkaları beğenmiş veya beğenmemiş umurunda mı? Çizdiği yolda yürür gider. Damak, göz, kulak zevklerine bayılır. Zengin olacak, hükmedecek herkese, kafasını geliştirecek. Hazlarının merkezi kendisi.


Sormamız lazım bu hangi kültürün erkek modeli.Bize uymuyor gibi...

Konu muhacir tarafından (28.08.2006 Saat 18:56 ) değiştirilmiştir..
eski 28.08.2006, 16:02  
Alıntı ile Cevapla   #8
kûnfeyekûn
 
MafraK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.08.2006
Mesajlar: 1.872




Teşekkür etti: 1.174
Teşekkür aldı: 1.481 konuda 4.938 kere
kucult  büyük
BİR KADIN SEVDİ VE YAZDI AŞK I

Ne çok üzmüş ama ne çok sevmiştim seni...
Bana boyacı çocuklar ile konuşmayı öğreten bir adam sevdim ben...
Cam önlerindeki çiçekleri farkettiren bir adam. Arka sokaklardaki ahşap viran evleri, şile bezinden sehpa örtülerini, demli çayı, kalemi , karanlığı ve acıyı sevdiren bir adam sevdim ...

Kendisi ile birlikte beni şehr-i İstanbul`a aşık eden olgunlaşmış üzüm rengindeki gözlerin sahibi bir adam...Toprak gibi olgun ve dost, hayat kadar karışık ve net bir adam ... Nefesim kadar, su kadar, ekmek kadar sevdim...

Derdini sevk edinmiş bir derviş gibi, gülün goncasından çok dikenine aşık bir bülbül gibi celladına tutkun bir hükümlü gibi sevdim...

Korkusuz , yalın ve razı ...

Ayrılık bir gün aramıza uzak yollar gibi girsede biliyordumki her boyacı çocuğun yüzüydü onun yüzü. Cam önlerindeki çiçeklerin rengiydi gözlerinin yeşili...

Saçlarının dalgasıydı boğaz sularında çırpınan...

Yağmurlu bir günde üzerine düşen her damla soğuk gecelerde başını yasladığı yastık olurum...

Saçını her tarayışında ellerim olur tarağı...
Geceleri bıçkın ve bir o kadar yorgun ayakları ile ezdiği yollar, kaldırımlar olurum.
Kadıköy`de , Üsküdar`da içtiği çayda bir yudum, elini kestiğinde süzülen kan olurum...

Başını okşadığı bir dilenci çocuğun gözleri olur gözlerim...

Son nefeste bile yalnızca O olur, O`nun olurum..
Bir adam sevdim işte...
Boyacı çocukların yüzüydü yüzü...

Ahmet SAVAŞ
eski 28.08.2006, 16:23 MafraK isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #9


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:14 .


Page generated in 0,43443 seconds with 14 queries