Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 11 (2 Kayıtlı ve 9 Misafir) bulunmaktadır.
Allah’ın dinini omuzları üstünde bina ettiler
Sonra da, dünya yüzlerine gülmeden çekip gittiler.” Sahabe efendilerimiz için söylenen bu mısralar, Yaradan’ın rızası için tüm varlığını feda eden kutlu ruhlar için geçerli.
Kendi benliğinden vazgeçip başkaları için çırpınan kimselerin yapıp ettiklerini dinlemek çoğu zaman insanın kendi âlemine dönüp bir muhasebe yapmasına vesile oluyor.
Modern zamanların insanı her ne kadar kendinden uzaklaşıp dünyanın meşgalesine dalsa da hâlâ bir yerlerde sahabe ruhuyla hemhal olmuş birilerinin varlığından haberdar olmak, başkaları için sessizce uğraş verdiklerini görmek insanı umutlandırıyor.
Gazeteci Şemsinur Özdemir’in Ailem dergisinde yayımlanan ve okurların büyük ilgisini çeken “hizmet anneleri”nin portreleri tam bu noktada daha da anlamlı hale geliyor.
Hizmet Anneleri adıyla yayımlanan kitap, okuru, Müşerref Anne’den, Halide Teyze’ye, Hümeyra Abla’dan Mukaddes Hoca’ya pek çok gönül insanının, bir anne sıcaklığında, biraz mahcubiyetle anlattıkları aşk ve şevk dolu hikâyelerine ortak ediyor.
Hizmet Anneleri’nde on altı fedakâr kadının portresi var. İlk olarak 2006’da Ayşe Erdoğan ile başlayan sohbetler, ardından pek çok ‘isimsiz kahraman’ ile devam etmiş.
Samimiyet yeter...
İnsanın her gideceği yerde çalacak bir kapısı olması kadar güzel bir duygu yoktur.
M. Fethullah Gülen’in İzmir’den itibaren yaptığı bütün vaazları kaydeden Cahit Erdoğan’ın eşi olan Ayşe Hanım da bu türden bir güzelliğin sahibi. Ona göre hizmet etmek için samimiyet yeter.
Tabibe-i hazika-ı mütedeyyine (işinin ehli doktor) olarak adlandırılan 82 yaşındaki Hümeyra anne ise 57 yıldır hâlâ doktorluk yapıyor. İmam hatip liselerinin kurulması için büyük gayret veren Celalettin Ökten’in kızı olan Hümeyra Hanım senelerce hastaların yardımına koşmuş, tüm engellere rağmen asla vazgeçmemiş.
Mukaddes Hocahanım ise 27 yıl boyunca pek çok hafız yetiştirmiş bir isim. Hâlâ konferanslar verip ilim ve kültür hizmetlerine koşturan Hocahanım, “Kur’an öğretmekten emekli olunmaz.” diyerek vazifesini sürdürüyor.
Bediüzzaman Said Nursi’nin ‘evladım’ diyerek bağrına bastığı talebelerinden Mustafa Sungur’un eşi Emine Hanım da bu fedakar annelerden biri. Yedi çocukla memleketinde, sanki eşi yokmuş gibi her işin üstesinden gelerek yaşamış senelerce.
Emine Hanım, 2,5 yıl görmediği eşi eve geldiğinde “Üstad’ı bırakıp neden geldin?” diyebilecek kadar da fedakar bir kadın. O dönemlerde yaşadığı zorlukları dile getirmek ise epey güç. Kendisi de zaten derdini kimseye açmaz, kendi deyişiyle “derdi verene sığınır”.
Her dertlinin gönlüne su serpme arzusuyla tutuşan ve “halka hizmet Hakk’a hizmet” düsturuyla yola koyulan bir anne de Diyarbakır’dan. Necla Hattapoğlu, Güneydoğu’da yardıma muhtaçlara el uzatmaya çalışıyor yıllardır. Kermesler düzenliyor, kurslar açıyor, konferanslara katılıyor. Yaşına rağmen dur durak bilmeyen bir heyecan içinde yardıma koşuyor.
Kitaptaki hizmet annelerinin öyküsü bunlarla sınırlı değil, tabii ibret alınası daha niceleri var. Eski zamanlarda yaşayan, menkıbelerden kulağa üflenen insanlar değil bu anlatılanlar, bu zamanın Fatımaları, Ümmi Eymenleri, Halime Hatunları…
Kitapta anlatılan hizmet anneleri bugün hâlâ sessiz sedasız hizmet etme gayesiyle hayatlarını sürdürüyorlar. Kimselerin varlıklarından haberdar olmalarını istemeden, sessiz sedasız...
Musa İğrek- Kitap Zamanı
__________________
"...Ve Ancak Rabbine Rağbet Et "
"aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
adımı aşkın üzerine kendim yazarım."
__________________ Bir gözyaşı, bir cevherdir ateşten kaynayan ve alev gibi yanan.
Özü sudur ama avuçta bir yalım, gönülde bir yangın olur.
Bir ateş düşünün,
dumanı âh ile çıkar da külleri göz yaşına karışır ya…
Hayat bir mum alegorisidir hani, mumun başındaki yanış gözde yaş olur da gözyaşı alevle barışır ya…
Alev can ipliğini yakınca, acıdır ki, bedenini eritir de mumun, su ile alev birbiriyle yarışır ya…