8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
8 Şevval 1429
08 Ekim 2008, Çarşamba
Ayet
Muhakkak O (kur’ân), arşın sâhibi (Allah katında) yüksek mevkiye sâhip, çok şerefli, güçlü bir elçinin (Cebrâil’in, Allah’tan) getirdiği sözdür.
(Tekvir 19-20 )
hadis
Resullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahim yapsın.
(Buhari, Edeb 12)

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap

Online Üye

Şuan Forumda: 70 (12 Kayıtlı ve 58 Misafir) bulunmaktadır.

Online   aXa, Bevadih, DeRCan, drkoyuncu, kardes, siyahsancaktar, TeK_ÇaReM, tÜrkÜ, Tugba kebirulcady06



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İLİM ve DÜŞÜNCE ÖNDERLERİ » ÜSTAZ FAKiH ŞEYH iSMAiL ÇETiN EFENDi HK


 
Seçenekler
Hademe
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.614




Teşekkür etti: 11.041
Teşekkür aldı: 4.928 konuda 25.050 kere
kucult  büyük
monaroza´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu cezbe mes'elesinde;

Derler ki tabiatı toprak olan insanlar herşeyi hazmederler, dışa bir şey vurmaz, belli olmaz.. Ama tabiatı ateş olanlar, böyle değil.. Bilen var mı?
salik-i meczub meczub u salik meselesi bu... biri ehli temkin, diğeri feveran kazan...

üstaz, hakikatte cezbe'den ziyade, ilim ve istikamete ehemmiyet veren bir terbiye usulunu talim eder...

bu özellikle nakşibendi'nin müceddidiyye kolunun hususiyetlerindendir... cezbe, malum aşk mahsulüdür; lakin üstaz'ın şu sözü bu hususu izaha kiyafet etsin:

'bir trenle yol alırken, envai çeşit manzaralara şahit olmak mümkündür. bu manzara güzelmiş, şu manzara daha güzelmiş heyecanı ile manzaranın ihtişamına kaptırıp kendini, trenden atlayan; yol alan treni kaçırmış oluyor... manzaraya ehemmiyet verilmez. trenin hedefi bellidir, kabe...'
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 07.12.2007, 15:26 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #151
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
Hademe
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.614




Teşekkür etti: 11.041
Teşekkür aldı: 4.928 konuda 25.050 kere
kucult  büyük
DİNDE ZORLAMA VAR MI?

Dinde zorlama yok diyorlar " Dinde zorlama yok" cümlesi doğrudur. Fakat doğruyu yanlış ve batıl bir şekilde kullanmak da doğru değildir.

Dinde zorlama yoktur'un manası: Bir kafire , kılıç zoruyla ' ille de
gel müslüman ol diye zor kullanılmaz. çünkü zor kullanıldığı
takdirde ne our? Adam münafık olacak! zahirde diyecek ki: ' Ben
İslamiyeti kabul ettim.' Kalbinde inkar eder, münafık olur. Küfürden
adamı kurtarmakla onu nifaka sokmuş oluyor... İşte bu islamda
yoktur. Bunun için dinde zorlama yoktur.

Fakat müslüman olduktan sonra, kadın olduğuna göre örtünmeye
mecburdur; veya erkek olursa onbeş yaşından itibaren aklı olduğu
müddetçe namaz kılmaya mecburdur. zinadan sakınmaya mecburdur.
hırsızlık yapmaktan kaçmak mecburiyetindedir. Buna zor
kullanılır; "hırsızlık yapma" yaptığı takdirde ceza verilir. " İçki
içme" içtiği takdirde ceza verilir. Bu demek değildir ki; '
müslümanım' dedikten sonra, müslümanlığı tatbik etmeyen hakkında zor
kullanılmaz. Böyle bir şey yoktur.

Her ne kadar bugün yer yüzünde islami olarak hüküm eden bir devlet
olmasa dahi, dünyada bizim cezamız verilmese dahi, ahirette
verilecektir. Afuv-u İlahiye yetişirse o müstesna.. Şefaate uğrarsa
o müstesna..

"Dinde zorlama yoktur" demek; Kafiri , münafık ettirmek yoktur
demektir. Çünkü bir kimse zahirinde inanır, kalbinde inkar ederse
münafık olur. Küfürden çıkarıp da nifaka sokmak yoktur. Ama
müslümanım dedikten sonra zorlama vardır. Aksi takdirde islamiyetin
bir faydası yoktur.

yani islam dini kalbden yaşanacak bir inançtan ibaret değildir.
"Dini kalbimde yaşıyorum, kalbim temizdir" diye birşey yok... Madem
ki inanıyoruz inancımızı tatbik etmeye mecburuz. Mecburiyet olursa
zor kullanmak vardır. Eğer dünyadaki hakimler zor kullanmazlarsa,
amirler buu tatbik ettirmezlerse; ahirette yirmi kırbaç yiyecekler,
biz de on kırbaç yiyeceğiz. Alaküllihal kişi müslüman olduktan
sonra, günahlardan sakınmak mecburiyetindedir. sakınmadığı takdirde
zor kullanmak vardır.

Allah teala Zülcelal hazretleri tüm ümmete intibah versin, bize de.
tüm ümmeti ıslah ve hidayet etsin, bizi de. tüm ümmeti gavurların
şerrinden korusun, bizi de. kalbler beraber olsun; zikir olsun;
kendinizi sıkıntıya sokmayın

Pek sıhhatli kitaplarda görmedim ama, sıhhati az olan kitaplarda
gördüm. çok ulema bunu inkar etmişler, bazıları da isbat etmişler,
kesin kanaata varmadım; ama hikaye şu:

Hazreti Ömer radıyallahu anhu'nun oğullarından birisinin hakkında
koğuculuk yapılmış, iftira edilmiş; bilhusus zina ile suçlamışlar.
bekar olduğu için Hazreti Ömer buna had vermiş; ceza vermiştir.
Habeşi bir kölenin eline kırbac veriyor; yüz tane kırbac vurmasını
emrediyor:
" Yüz kırbaçtan sonra yaşarsa yaşar, ölürse ölür, doksanbeşinci
kırbaçta , oğlu:
'Baba, bir yudum su...' hazreti Ömer:
'Beş kırbacın kalmış, beş kırbactan sonra sen öldüğün takdirde
Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem'in yanına gidersen
diyeceksin ki: Babam senin şeriatini benden daha fazla seviyordu.. '
Ve bu arada vefat etmiştir... Su içmeden, kırbac altında...

Bazı serseri insanlar diyorlar ki: Biz de ashab gibiyiz.. Var mıdır
bizden böyle ashab gibi evladına ceza verecek!?.. namaza kalkmaz,
namaz kılmaz!.. Gençtir!.. Saat onikide, bir de eve gelir!..
Gençtir!.. Kız, oğlan beraber dolaşır, görülür! Arkadaştır, sınıf
arkadaşıdır!.. Bir de ashab gibidir!.. Bunlar Ehli Sünnet
değildir... Bunlar Ehli sünnet değildir.. Eğer gerçek ehli Sünnet
ise, dini, tefrikasız, öz evladından daha fazla sever.

Allah'ın son dini yani şeriati, fakir-zengin, amir-memur hakkında
aynıdır. hatta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: " Vallahi
eğer benim kızım Fatıma dahi hırsızlık yaparsa elini keserim."
buyuruyor.

' Gençtir sonra tevbe edecektir. ' diye bir hüküm yoktur. büyük
günahlardan vaz geçmeye mecburdur. Eğer bir kimse gençlikte,
gençliğini Allah Teala'ya verirse ihtiyar olduktan sonra Allah onu
sever....

Not: Üstaz İsmail Çetin kuddise sırruhu'nun 27-9- 1990
Cuma gecesi Sohbetinden bir bölümdür....
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 10.12.2007, 21:21 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #152
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 17 üye:
Hademe
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.614




Teşekkür etti: 11.041
Teşekkür aldı: 4.928 konuda 25.050 kere
kucult  büyük
Bir adam " Ben Ehli sünnet velCemaatim." diyor. Alevi olsun, sünnî olsun, mu'tezile olsun, havârici olsun herkes dava ediyor, iddia ediyor: " Ben Ehli Sünnet velCemaatim... " Ama Şeyh Ahmed Ziyâeddin Gümüşhanevi Hazretlerinin buraya dikkat çekerek buyurduğu gibi, iş davada kalmıyor. Ehli Sünnet velCemaatin alametleri vardır.

En azından Ehli Sünnet velcemaat, mezheblere tabi'dir . Bütün fikirlerini hayat ölçülerini mezheb imamlarından alıyor. Mezheb imamlarının görüşleri ayet ve hadisin dışına çıkmıyor. En güzeli birinci asırda olan ulema, sonra ikinci asırda olan ulema, sonra üçüncü asırda.. Ki bu üç asır hakkında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem müsbet bir şahitlik yapmıştır; en hayırlı cemaat olduğunu beyan etmiştir. Ehli sünnete tabi olanlar hayat ölçülerini bu üç asrın içerisinde yaşayan alimlerden alıyor.

Şeyh Ahmed Gümüşhanevi Hazretleri diyor: " Mesela, birisi - İmam Şafiî şöyle dedi, İmam Malikî yahud İmam Hambelî böyle dedi- dediği vakitte başka birisi de, - bu benim görüşüm... aklım öyle demez- diyorsa mezhebe karşı çıkmış olur. " Madem ki biz Hanefîyiz, Hanefî mezhebine göre hayatımızı tasnif etmeye mecburuz.

Ehli Sünnet alimleri namaz kılan bir kimseyi nifakla veya küfürle suçlamamışlardır. Gıybetten sakınmıştır. Birinci haslet budur. Ehli sünnet velCemaat beş vakit namazlarını cemaatle kılmıştır . İkinci alamet de budur. Ehli Sünnet velCemaat bir araya geldiklerinde, cemaat zamanında, birbirlerini günahlardan vazgeçirmeye çalışmışlardır. Eğer bir cemaat birbirini günah işlemekten vazgeçirmeye çalışmazsa Ehli sünnet velCemaat değildir.

Mezhebler; ayet ve hadisin izahı demektir. Görüş ve fikirleri, İslamın bütün ahkamı, hükümleri temel itibarıyla ikidir:

Bir kısmı ictihadı kabul etmez, yani görüş kabul etmez; buna usûl-ü din denilir. Peygamber Sallallahu aleyhi ve sellem ve ashab-ı kiram tarafından kemiyet ve keyfiyet bakımından apaçık olan hükümlerde ictihad yoktur; zinanın haramlığı gibi, namazın farz oluşu gibi, orucun tutulması gibi, namaz kılmayana ceza vermek, oruç tutmayana ceza vermek meseleleri gibi.

Bir kısım da vardır ki, açık olarak ashab tarafından hükmü beyan edilmemiştir. Mesela namazda el bağlamak veya bağlamamak; bir kısım ashab-ı kiram bağlamış, bir kısım bağlamamıştır. Namazda el kaldırmak veya kaldırmamak; Kunut okumak veya okumamak.. İkinci şeklinde olan, bunlar ictihâdî olur. İctihad araya girer. Ama Asr-ı saadet'te veya ikinci ve üçüncü asırda açık olarak hükmü beyan edilen şeyler ictihad kabul etmez.

Allah'ın Rasulu sallallahu aleyhi ve sellem, müctehidlerin hakkında bir müjde vermiştir. Müctehidler hata yaptıklarında, Allah onu afuv eder. Fikri isabetli olduğu vakitte, ona iki mükafat verir. bizim zamanımızda ictihad kapısı açık olsa dahi, ictihad edecek derecede, şartlarına haiz bir kimse yoktur. Beşinci asırdan bu yana, kıyamete kadar mehdi aleyhisselam müstesna, diğerlerinin hepsinin mezheb arkasından gitmek mecburiyeti vardır.

Ehli Sünnet velCemaat çizgisine dahil olan tüm mezhebler hak mezhebdir. Aslı on sekiz mezhebdir; zamanımızda devam eden mezhebler dört tanedir. Hanefî, Şafiî, Mâlikî, Hanbelî mezhebleridir. Yalnız Ehli Sünnet velCemaat; gençleşmiş, İslam kardaşlığını temin etmiş, birbirine emr-i ma'ruf, nehy-i an-il-münkeri tebliğ eden cemaattir .

Özet olarak Ehli Sünnet velCemaatin beş alameti vardır .

1- Hiç birini diğeri tekfir etmez. Her biri diğerini takdir eder.

2- Emr-i ma'ruf ve nehy-i an-il-münkeri, bir araya gelirlerse birbirlerine tebliğ eder. Farz, vacibleri öğretir, günahlardan vazgeçirmeye çalışırlar.

3- Beş vakit namazı ta'dil-i erkanla cemaat ile kılmaya çalışırlar.

4- Şeriat ahkamını icra etmeye çalışırlar. Kendi nefsinde, iyalinde veyahut da toplumda Allah'ın hükümlerini tatbik etmeye çalışırlar.

5- Kendisinden olmayanları dahi, ehli kıble olanları da iman çerçevesinde görürler. Büyük günah işleyen kimseye kafir demezler. Nitekim İmam Azam radıyallahu anh zamanında bir soru kendisinden sorulmuştur. İmam şöyle cevap veriyor:

" Yüzde doksan dokuz küfür ihtimali olan bir kimsenin, ( yüzde bire binâen) imanı hakkında hükmeder; mü'mindir deriz." Bundan gayrı, Ehli sünnet velCemaati parçalayacak olan hal hareket ve sözler, tefrikaya sebeb olur; tefrika denir.

Hatırlıyorum bir zamanda bu mesele ortaya konulmuştu. bir alim Ehli sünnet hakkında konuşuyordu. -Dürzî diye tabir ettiğimiz; alevilerden bir taifedir bunlar, geceleri var filan.. Tunceli tarafında, Diyarbakır tarafında bunlar çoktur. Bunlardan birisi de orada oturmuştu:

Ben de Ehli Sünnetim dedi. O alim de bunu tanıyor:

Arkadaş, senin Ehli Sünnet olmana hayret ediyorum! Neyle Ehli sünnetsin sen!?..

Ben sünnet olmuşum!!! ..

Bu da iddia ediyor: Ben de Ehli Sünnetim, diye ve Ehli sünnet olduğu iddiasının delili de var. Ben sünnet oldum diyor.

Cemaatsiz dini yaşamak imkanı yoktur. Üç kişi bir araya gelirse cemaat sayılır. Küçük cemaat, büyük cemaat, birisi burada, birisi burada.. Bir camide imamın arkasında namaz kılanlar, o saatte hepsi namaz kılıyorsa burada birleşiliyor.

Particilik yüzünden, ırk yüzünden, ticaret yüzünden, Müslümanların birbirlerinin aleyhine girmeleri doğru değildir. Partiler gelip geçici şeylerdir... Alış veriş gelip geçici şeydir. Ebedi hayat içinde; insan çalışmak, Müslüman olarak çalışmak mecburiyetindedir. Ebedi hayatı nazar-ı itibara alarak insan, cennette karşı karşıya oturur, bir araya gelir ve ister.

Dini bir gaye olmaksızın Müslümanların birbirlerinin aleyhinde olmaları doğru değildir.

Türk olsun Arab olsun, ne olursa olsun Lâ ilâhe illallah; Muhammeden Rasûlullah der büyük günahlardan sakınır bir kimse, birbirine kardaştır.

Kardaş kardaşın aleyhinde bulunamaz, malına tecavüz edemez. Onun şerefini korur, namusunu korur, kendi nefsini koruduğu gibi...

Böyle olursa Ehli sünnet velCemaattir.... Dürzî dedi: Ben Ehli Sünnetim!.. :Ben de sünnet olmuşum!...

Dini, namusumuzu, toprağımızı, Müslüman olmayanlara çiğnetmeye hakkımız yoktur, korumak mecburiyetindeyiz ve her şeyden üstün tutmak mecburiyetindeyiz. Bütün dünya kafir olsa, bir Müslüman İslamiyeti kabul ettiği andan itibaren, İslamiyeti kendi nefsinde iyalinde, elinden gelirse çevresinde tatbik etmeye mecburdur....


Not: Üstaz İsmail Çetin kuddise sırruhu'nun bir Cuma gecesi Sohbetinden bir bölümdür....
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 10.12.2007, 23:44 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #153
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 11 üye:
ER HAMİL
 
nesimi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.11.2007
Mesajlar: 757




Teşekkür etti: 4.814
Teşekkür aldı: 721 konuda 3.391 kere
kucult  büyük
Yıl 95 herhalde

İçeri girdim Üstaz ve 8-10 kişi sohbet ediyor

Bir kenara oturdum

Dikkatimi, Abdülkerim amca çekti

O güne kadar üstazın karşısında çok rahat oturan şaka yapan Bediüzzamanın yanında da amel etmiş Abdülkerim amca, diz çökmüş hafif hafif sallanıyor ve çisil çisil sakalını ıslatıyor.


O gün üstazla 4-5 saat beraber olduk o yine hep öyle

Akşama doğru eve döneceğim, Abdülkerim amca kendisini de götürmemi rica etti

Önümüzde 1 saatlik yolumuz var. Ara sıra yüzüne bakıyorum rahmetlinin yine çaktırmadan çisil çisil

Dayanamadım

Abdülkerim amca rica ediyorum neden ağladığımızı merak ediyorum Hadi sen biliyorsun. Beni niye ağlıyorum bilmek istiyorum

devam edecek
İnşaallah

Konu nesimi tarafından (11.12.2007 Saat 01:50 ) değiştirilmiştir..
eski 11.12.2007, 00:56 nesimi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #154
nesimi isimli üye'ye teşekkür eden 12 üye:
ER HAMİL
 
nesimi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 06.11.2007
Mesajlar: 757




Teşekkür etti: 4.814
Teşekkür aldı: 721 konuda 3.391 kere
kucult  büyük
'' Peki dedi

Bundan takriben 10 yıl önce idi

Besicilik yapıyordum

Birine gübre satmıştım Parayı ödemiyordu Kaç defa kapısına gittim hatırlamıyorum
Yem almam gerekiyor param yok

Son bir defa gideyim dedim gittim.

Yok sana para mara vermiyorum dedi

Eve döndüm

Üç gün sonra kapı sert biçimde çalındı

Açtım

Bizim adam elinde bir demet para bana uzatıyor

Ben paradan değil bileğinden tuttum sıkıca

Hani sen borcunu inkar etmiştin ne olduda getirdin bu parayı kapıma kadar.

Sorma al şunu işim var dediysede bileğini bırakmadım ısrarla sordum

Vallahi üç gündür, orta boylu .esmer şöyle şöyle bir zat rüyama giriyor ve beni rahatsız ediyor

Ödesene borcunu adam yem almış niye ödemiyorsun diye beni korkutuyor

Güzelce tarif ettirdim rüyasındaki zatın şimalini

Baktım üstazı tarif ediyor bıraktım

Şimdilerde gümüşhanevi hz.lerinin bir kitabını okuyordum

Evliyanın makamları bölümünde Kutbul aktap(kutubların kutbu) makamının en bariz belirtisi müridinin ticari işleri ile ilgilenebilme yetkisi olduğunu okuyunca 10 yıl önceki bu anı aklıma geldi.

Koştum üstazın yanına affet beni demek için.

Düşünsene oğlum yanında rahat rahat oturdum havadan sudan konuştum

Bu kadar tercübem var ama makamını bilemedim

Nasılda saklamayı becerdi.

10 yıl önce kutbul aktab ise ya şimdi nicedir evladım''

dedi ve kendini artık tutamadı.

Rahmetli Abdülkerim amcanın herhalde üstazın kendisine tevazu gösterip yıllarca arkadaş gibi davranmasına büyük bir hayranlık ve minnet nişanesiydi
ağlaması ve dizlerini dövmesi.

Cenazesine üstaz da gelmiş bitkin haliyle otura kalka.

''Arslan gibi gitti'' buyurmuş işittiğim kadarıyla. (Allah rahmet etsin )
eski 11.12.2007, 13:04 nesimi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #155
Hademe
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.614




Teşekkür etti: 11.041
Teşekkür aldı: 4.928 konuda 25.050 kere
kucult  büyük
kemalat, hatayı giderme çabası gibi algılanıyor. bu yanlış bir algı!

kemalat, kullukta kamilleşmek demektir.

en iyi kulluğu yapabilme erkine sahip olmak ya da...

şimdi tasası en iyi kulluk olan biri, başkalarının kulluğundaki eksiklik ile keyiflenebilir mi!?

başkalarının hatasını deşmekten lezzet alabilir mi?

hata algısı yaşam çarkının içinde sürekli değişebilir. onun bir an gafleti ona küfür kadar ağır hata olur, benim vakti gelen namazı kılmamam, bir başkası için cumadan cumaya namaz kılarken o cuma namaza gitmemesi! gibi çoğaltılır örnekler...

halbuki kemalat, kulluk sanatıdır.

tanrı hevesciliği değil...

şeyhler de hata yapabilir...

mesela ben kendi mensubiyetimle -iddiam o, ama asla o mensubiyetin bir ferdi gibi hissedemiyorum, yakıştıramıyorum çünkü kendimi oraya- ilgili konuşayım. benim her dediğini yaptığım, hatta 1-10 arası 2'sini bile yaptığım bir önderim yok! yapmıyorum yani. neden? nefsime uyuyorum da ondan!... yapsam, onun gibi bir müslüman olacağım belki; ama işime gelmiyor, kaytarıyorum.

şimdi ben kime ne noksanlık ne kamillik isnadında bulunabilirim? dedikleri doğru, yaşamı ortada, imrenilecek bir yaşam; ama ben yapmıyorum!

biri bana şunları şunları yap, şöyle şöyle 'ol'ursun demiş, ben onları yapmamışım ve 'ol'mamışım... şimdi, benim noksanlığımının ceremesini o mu çekmeli?

bazı insanların hayatı hep gözönünde olur. böyle bir hayat yaşamaya mecbur kalırlar. onların özel hayatı diye bir şeyleri hiç olmaz.

üstaz'ı misal verelim: iki yıl yanında yaşadım. çoğu üç odada geçti onun hayatı. kütüphane, sohbet odası, kendi evi...

yalnız kaldığı an yok! hep birileri yanında... kalbini bilmem; ama gözlerim gördüğünü bilir... benim gözlemlediğim yerden ayrılınca, başkalarının gözlemlediği bir mekanda hep... yani ilahi gözleri kastetmiyorum, bizzat insan gözleri var hep üzerinde...

otururken kalkarken sürekli izleniyor... her hareketi hedefte!... her cümlesi kayda alınıyor...

ben şimdi zorlama 'şeyhim de hata yapabilir' kanaatiyle, ona onda görmediğim bir hatayı nasıl isnad edeyim? diğer gözler beni ayıplamaz mı?

onu televizyonda uygunsuz görüntülere bakarken yakalamış olsam da söylemezsem namerdim! -televizyon izlediğine şahit olmadım ki hiç-

onu, burnunu karıştırırken, ayaklarını selsebil uzatmışken, nahoş bir hareket üzerinde görmüşken, söylemezsem namerdim!

sinemaya gittiğini bile görsem söz veriyorum ilan edeceğim!

onun, sokakta yürürken, başının yerden kalktığını, bir manzarayı seyre daldığını farketmişim de söylemiyorsam namerdim!

ticarette birini aldattığına, yemek yerken oburluğuna, birinin hakkını gasbettiğine, zina ettiğine, içki içtiğine, hırsızlık yaptığına, kitabında yanlış bir kaydı delili ile gösterildiğinde, düzeltmediğine, kaba konuştuğuna, kalp kırdığına şahit olmuşum da söylememişsem namerdim!

ne yapmamız lazım?

onlarda görmediğimiz şeyleri onlara iftira mı edelim, 'şeyhim de hata yapar' sözümüzü delillendirmek için...

bilemedim ki...

ama ben, bu dünyanın gördüğü en alçak nefslerden birine sahibim! bunu rahatlıkla söylerim, çünkü malımı biliyorum!

sınırsızlığımı, heveslerimin çukurluğunu, yaptığımı, yapmaya arzulu olduklarımı...

benim tedaviye ihtiyacım varsa ve tedaviyi de üstelik reddediyorsam, bu, doktora yüklenmesi gereken bir kabahat midir?

bir hatasını yakalarsam, ona bir kulp takma imkanım olursa hiç endişe etmeyin -müslümanların gizliliklerini araştırmayın-hatalarını örtbas edin- peygamber tavsiyelerini hiçe sayacağım, ümmeti haberdar etmek adına, ilk ben bas bas bağıracağım! söz size...

daha ne yapayım!...

ya da o ne yapsın!...

'şeyhim hata yapabilir' sözümü havada bırakmamak için yapıversin mi bir hatacık... ne olacak da... altı üstü benim milyonlarını peşisıra yaptığım hatalardan bir hata...

ne zararı var da...

hadi diyelim ki ben eşşeğim ilim yüklüsünden; ama arkadaş, onun göremedim bendeki vasfını... ilmini yaşayan biri...

ama durun! var bir hatası... hem de çok büyük!

benim gibi bir serseriyi adam yerine koyması...

bu işin başı sonu yaşamak... edeb... teslim... muhabbet... istikamet...

ne faydaki, kişi bilmediğinin münkirliğini yapar...

ben kamil kim gördüm sevgili arkadaşım... görmemişin inkarına dair üzüntümüz, piyasadaki ne idüğü belirsizlerin tarikatı tasavvufu onların şahıslarında temsil edici sıfatla anılmaklıklarına dair meraklarına olan olmaz ki ama böyle beyanımızdır...

yiğit olan, derdi olan, niyeti olan, bir tane arar bulur. ya oturur ağlar bulur, ya da arar bulur; ama illa ki bulur!

demeli samimi insan: bakalım bu adamlar laf mı anlatıyor, salata muhabbeti mi yapıyor, hakikat mi söylüyor der, araştırır ve bulduğuna intisab ile denilenleri yapar... kendi görür, gözüyle görür, yalanımız varsa, iftiramız, bizi işte yazılarımız burada, kıyamette dahi perişan etmek için çalışmazsa hakkım helal değil ona!

biz 10'da 2 ile böyleyiz işte... varsın başkaları denilenleri yapsın da 10'da 10 olsunlar... hallerine hasedimiz olursa, şerefimiz kaybolsun!...

Allah, üstaz ve emsallerinin ömrünü ziyade kılsın, amellerini müjdad, ilimlerini kuvvetli, uhralarını dünyalarını saadetli kılsın. bizi de onlarla birlikte haşretsin. amin
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 15.12.2007, 11:57 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #156
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 12 üye:
Tâlibetu'l-ilm..
 
semire - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.10.2007
Mesajlar: 303




Teşekkür etti: 1.654
Teşekkür aldı: 304 konuda 2.142 kere
kucult  büyük
İSMAİL ÇETİN HOCAEFENDİ İLE TARTIŞILAN KONULAR ÜZERİNE

Allahu Teâla kullarından birden bire ilmi çekip almaz. Fakat âlimlerin ruhunu almakla ilmi kaldırır. Öyle ki, hiçbir âlim bırakmayınca insanlar câhil liderler edinirler. Onlara soru sorulduğunda bilgisizce fetva verirler. Hem kendileri haktan sapar, hem de insanları saptırırlar.”(Suyuti-Camius Sagir)

Bu hadisi şerif günümüzün bir portresini çiziyor gibime geliyor. Ulemamız yemekteki tuz gibi kalınca, ortalık nevzuhur reformculara, prof. unvanlı neo mutezile bayraktarı kimselere kaldı. Durum böyle olunca hem âlim, hem âmil, hem muhlis, hem müşfik, hem halim, hem celadetli alimlerin kıymeti o kadar büyüyor ki..

İşte onlardan biri ile yaptığımız bir mülakatı nazarınıza arz ediyoruz. İsmail Çetin Hocaefendi ilminin şiddet-i zuhurundan tevazu perdesi ile gizlenmiş büyük bir âlimimiz. Kendisini Dilara Yayınlarından çıkan 40’ın üzerindeki eseriyle gıyaben tanıyorduk. Mevla’nın ihsanıyla, Aralık ayında şifai olarak da tanışmak ve görüşmek müyesser oldu.

Kendilerinin sıcaklığını, şefkatini, hele de evlerinde kabul buyurup, baş başa, üç saatlik tashih ve sohbet dakikalarımızı unutamayacağım. Cenab-ı Hak kendilerinden ilelebet razı ve hoşnud olsun. Başta zât-ı âlileri olmak üzere, kıymetli mahdumlarına, Dilara Yayınevi Yetkililerine ve sair ihvana en derin sevgi, saygı ve teşekkürlerimi arz ederim efendim. Salih Okur

Soru: Muhterem hocam, bir namazda hem kazaya, hem sünnete niyet edilebilir mi?

-Buna olur diyemeyiz. Bu konuda Diyanet ile bazı zümreler arasında yıllar süren ihtilaf olmuştur. Fakat şöyle deriz, zayıf bir söze göre olur. Yani, bir kimse “niyet ettim sabah namazını kaza etmeye, şimdiki vaktin sünneti ile birlikte” derse, niyeti kaza için geçerlidir. Nafile sevabını alır mı? İnşallah alır. Vaktin ihyasının sevabını almış olur.

Hanefilerden Şeyh Aliyyül Kâri, Şafiilerden İbn-u Hacer el Heytemi ve daha bir çok ulema ittifakla şöyle demektedirler; “Farza borcu olan bir kimsenin faziletli vakitlerde nafile(müstehab) namazların yerinde kaza namazlarını kılması vaktin faziletini yani sevabını kazandırır. Çünkü maksat, bu vakti namaz ile ihya etmek idi. Kazanın kılınması ile de vakit ihya edilmiş olur.”

En iyisi, kazaları bir an evvel bitirmeye çalışmaktır.

Şöyle bir soru akla gelebilir; “Sünnetimi terk eden şefaatime nail olmaz” hadisi varken sünnet namazlarını terk eden şefaatten mahrum olmaz mı?

Deriz ki, bu hadisteki “terk eden” ifadesi “tereke” değil “ragabe” dir. Yani yüz çeviren manasına gelir. Peygamber ashabınca sünnet kelimesi dinin tümü manasına kullanılmaktadır. Yani buradaki ifade “dinimi terk eden” manasına olur.

Aksi takdirde, “şefaatim büyük günah işleyenleredir” hadisine ters düşer. Mesela bu takdirde, “farz namazını terk eden şefaate nail olur da, sünneti terk eden şefaate nail olmaz” demek gerekir ki, bu da akıl işi değildir.

Soru: Kasten terk edilen namazın daha kazası da olmaz diyenler var. Bu konuda ne dersiniz?

-Bu söze katılmıyoruz. İnsan, namazı ya farziyetini inkâr ederek terk eder ki, bu zaten dinden çıkmış olur. Veya gafletinden veya unutarak terk eder. Bu ikinci kısmın her zaman kazası mümkündür.

Kaldı ki, İmam Nevevi, “namazı terk eden Müslüman-açık bir inkarı olmadığı müddetçe- sefih(budala, aklı zayıf) sayılır” demektedir ki, böyle biri tövbe edip, namazlarını kaza edebilir..

Soru: Namazda secdede parmakların kıbleye dönük olmasının hükmü nedir? Haleb-i Sagir’in müellifi parmakların en az üçünün kıbleye yönelik olması gerektiğini söylüyor ve “insanların çoğu bundan gafildir” diyor.

-Secdede parmakların dik durması farzdır. Kıbleyi göstermesi gerektiği konusunda Hanefi mezhebinde “vaciptir” diyen var, “sünnettir” diyen var. Nimet-i İslam müellifi merhum Hacı Zihni Efendi bunu “namazın edepleri” kısmında saymış ve “hiç değilse birkaç parmak kıbleye yönelik olmalıdır” demiştir.

Soru: İmamın hutbede “kâlâllahu teala..” kelimesinden sonra “Euzu billahi mine’ş şeytan’ır racim” demesinin hükmü nedir?

- Terk edilmesi gereken bir yanlıştır. İbn-i Abidin döneminde Hutbe-i Nebatiye adlı bir eserde yanlışlıkla yazılmış. Sonra da, sadece Türkiye’ye mahsus kalmak üzere bu yanlışlık yaygınlaşmıştır.

Bunun sünnet veya müstehab olması şöyle dursun çirkin bir adettir. Çünkü bunu diyen bir hatip şöyle demiş oluyor; “Allahu Teala buyurdu ki; Şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım.”

Korkunç bir hatadır. Bu hatadan dönülmesi gerekir.

Soru: Seferilik meselesinde, Elmalılı Hamdi Efendi’nin görüşüne uyarak vasıtayı esas alanlar var. Bu konuda ne dersiniz?

-Seferde mesafe söz konusudur. Vasıtayla kısa zamanda gitmek, uzun zamanda gitmek söz konusu değildir. Biz kitaplarımızdan bunu anlıyoruz.

Soru: Banka kredisi kullanmak, bununla ev almak caiz mi?

-Caiz değildir. Çok mecbur olursa bankadan ihtiyacı kadar kredi almak caiz olur. Çok mecbur olmasının da şartı, çalışamayacak ve dilenemeyecek durumda olmaktır. Bu durumda da ancak ihtiyacı kadar alabilir. Ama ev almak için bankadan kredi almak caiz değildir.

Soru: Ömer Nasuhi Efendi, Türkiye’deki arazinin miri arazisi olup, bu arazinin ürününden öşür veya diğer bir nam altında zekât verilmesi gerekmediğini söylüyor.

-Ömer Nasuhi Efendi büyük bir âlimimizdir. Ancak bu konudaki görüşüne katılmıyoruz. Öşür, zekâtla eş anlamlıdır. Onda bir nispetinde verilen zekât demektir. Türkiye’de öşür vardır. Kitaplarımızdan bunu anlıyoruz. Sadece Ceyhan, Seyhan, Dicle ve Fırat etrafındaki bazı araziler ihtilaflıdır. Diğer yerlerde arazisi olanlar buradaki ürünün zekâtını vermek mecburiyetindedir.

Soru: Olta ile balık avlamak caiz midir? Bazı kimseler balığın canını acıttığından caiz değil diyorlar.

-Hayır, mahzuru yoktur. Olta ile balık avlanabilir. Av olunca hayvanın canının acıması muhakkaktır.

Soru: Tesettür kıyafeti illa çarşaf mı olmalıdır?

-Çarşaf olması şart değildir. Fakat kalın, geniş, uzun olması ve kabarık yerlerini belli etmemesi şartı vardır.

El Ahzab suresindeki(ayet:59) “cilbab” kelimesi “çarşaf, aba, topuklara kadar kapayacak bir tek geniş ve uzun üstlük-bu şartları haiz manto da olabilir- tefsir edilmiştir.

Nur Suresindeki(Ayet:31) “humr” ise yaka paçayı kapayacak başörtüsü olarak tefsir edilmiştir.

Bu takdirde, En Nur suresinde ki örtünme emri evin içinde, El Ahzab ayetindeki örtünme emri ise evin dışındaki örtünme emridir.

Soru: Organ nakli caiz midir?

-Kan ve organ nakli caizdir diyen ulema var. Ben de bunlardanım. Haramdır diyenler de var. Bunların ilmi delilleri yoktur demekle yetineyim.

Yalnız, satmak kesinlikle haramdır.

Evet, güvenilir hazık, muttaki bir Müslüman doktorun ameliyatında, Müslüman bir toplum arasında olursa, masiyet olmazsa, yani fasıka veya kâfire yardım olmazsa, caiz diyenlerdenim. Aksi takdirde, şartlar olmaması sebebiyle caiz değildir diyenlerdenim.

Soru: Ayakkabıyla cenaze namazı kılınamaz deniyor

-Cenaze namazında ayakkabıyı çıkarmaksızın cenaze namazı kılmak bidattır. Zira kullanılan ayakkabı temiz kalmaz. Temiz kalmazsa, cenaze namazında ayakkabıyı giyen hâmildir.(taşıyıcı) Ayakkabıyı çıkarıp üzerine basarsa mahmüldür(taşınılan)

Birinci surette, yani ayakkabıyı giydiği takdirse ayakkabısındaki necaset fazla olması hâlinde namazı bozar. İkincisinde yani ayakkabını üzerine bastığında ise namaz sahihtir.

Zahid-ül Kevseri bu konuda bir eser yazmıştır. Nimet-ül İslam’da da bu mevzuda şöyle yazar: “Kuhistani diyor ki, “Ayakkabılarını necaset üzerine koyarak ve ayaklar da onun içinden çıkmış vaziyette namaz kılınmış olmasında namaz caizdir. Eğer ayakları onun içinde iken kılınmış olursa o takdirde namaz caiz olmaz. Zira necaseti hâmil sayılır.”

Soru: Peygamberimizin ismi geçtiğinde kısaltma olarak (ASM) veya (SAV) doğru olmadığı yazılıyor. Bu konuda görüşünüzü alabilir miyiz?

-Hafız İbn-u Salah “bazı gafil insanlar yazı yazmak esnasında Peygamberin ismini yazarken cimrilik veya tembelliğe kapılarak, avam talebeleri gibi “Sallallahu aleyhi ve selem” yerine “salalem”(Türkçede de SAV veya ASM) yazmaktadırlar. Bu doğru değildir” demektedir.

Türkçemizde de telifçi yazarlar bu gaflet tolusuna yakalanarak kitaplarında (SAV) yazmaktadırlar. Ne tuhaf.

İmam Şarani de diyor ki; “Böyle yazanlar ya cimriliğe kapılmış, mürekkep ve kâğıdını Peygamberinden daha fazla sevmiştir. Ya da tembelliğe yakalanmış, parmaklarının yorulmasından vazgeçmiş, dolayısıyla o Habib-i Azamı sevmemiştir. Ben (Şarani) her gün bin kere “Cezallahu anna Muhammedin ma hüve ehluhu” salâvatını okurum” demektedir.

Soru: Sitemiz ziyaretçilerine tavsiyelerinizi lütfeder misiniz?

-Cahil sofi ile kalp hayatı olmayan âlim arasında fark yoktur. İmam Şafii hazretleri şu şiiri sık sık tekrar ederdi:

“Hem Sufi ol hem fakih, olma sakın biri.
Allah’ın hakkına öz nasihatim sana bu.
Şunun kalbi sert, bulmadı takva tatları
Şu da çokça cahil, nasıl yarar sana bu”

Türkiye’de şeyhi, hocayı tanımak meseledir. Sırat-ı Müstakim’de olanları araştırmak, onları bulmak gerekir. Sırat-ı Müstakim’i sadece “dosdoğru yol” olarak açıklamak eksiktir. Fatiha suresi 6. ayet-i kerime’de istediğimiz Sırat-ı Mustakim’i aynı surenin 7. ayeti açıklamaktadır; “kendisine nimet verilenlerin yoluna.”

Bunlar kimlerdir diye bir soru varid olunca da, Nisa(68 ve 69) ayetleri açıklamaktadır: Ve onları mutlaka dosdoğru yola yöneltip-iletirdik. Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar.”

Ayet-i kerime’de bu yolda olanlara “refik” olmak gerektiği hatırlatılıyor. Refik, yani refakatçi olmak. Yani bu gibi kimselerin hizmetinde olmak.

Hülasa, Sırat-i müstakim; ihlâs üzere dini ilimleri erbabından öğrenmek, onlarla beraber olmak, o üstadların hizmetinde bulunmak ve yine öğrendikleri ile ihlâs üzere amel etmektir.

-Hocam, izninizle son olarak tavsiye edebileceğiniz eserlerin ismini almak istiyorum..

-Kelam ve Sıfat ilminde Bediüzzaman çok ileridir. Ehl-i sünnet akaidini öğrenmekte onu ve Ömer Nasuhi Efendi’nin Muvazzah İlm-i Kelam’ını tavsiye ederim.

İlmihalde; Nimet-ül İslam(Sağlam Yayınevi baskısı)

Tefsirde; Vehbi Efendi’nin Hülasat-ül Beyan tefsiri.

Hadiste; Ahmed Davudoğlu’nun Müslim şerhi güzeldir. Haydar Hatipoğlu’nun İbn-ı Mace şerhini de severim.

Tarihte; Ahmed Rasim’in Tarih-i Umumi’si ve Cevdet Paşa’nın tarihi olabilir.

Siyer: Mevlana Şibli ve talebelerinin hazırladığı, Eşref Edip’in Ahmed Genceli’ye tercüme ettirdiği Asr-ı Saadet güzeldir.(Şamil Neşriyat)

Fikirde Necip Fazıl mihenk taşıdır.

-Efendim, böyle bir imkanı bahşettiğiniz için çok teşekkür ederim.


-Ben teşekkür ederim.

cevaplar.org


Konu semire tarafından (15.12.2007 Saat 23:14 ) değiştirilmiştir..
eski 15.12.2007, 22:16 semire isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #157
Tâlibetu'l-ilm..
 
semire - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 16.10.2007
Mesajlar: 303




Teşekkür etti: 1.654
Teşekkür aldı: 304 konuda 2.142 kere
kucult  büyük
Ben teşekkür ederim..

Allah yar ve yardımcınız olsun selametle.......
eski 15.12.2007, 23:08 semire isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #158
semire isimli üye'ye teşekkür eden 11 üye:
Yeni Üye
 
belma - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.12.2007
Mesajlar: 4




Teşekkür etti: 139
Teşekkür aldı: 4 konuda 35 kere
kucult  büyük
Üstad la ilgili bu güzel anıyı bizimle paylaştığın için asıl biz teşekkür ederiz.ALL AH Üstadımın ve evlatlarının ömrünü uzuun bereketli etsin, acil şifalar ,güç kuvvet nesip etsin ,amin..başımızdan eksik etmesin...
eski 15.12.2007, 23:40 belma isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #159
belma isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
Hademe
(Konuyu Başlatan)
 
Hak-dilaram - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.614




Teşekkür etti: 11.041
Teşekkür aldı: 4.928 konuda 25.050 kere
kucult  büyük
bir sohbet esnasında:

bu çocuk deli dedi.

o halde ben de şu andan itibaren namazı terk ediyorum, dedim.

niyeymiş? dedi.

deliden mükellefiyet düşer de ondan dedim.

güldü ve 'bunu idrak edeninden düşmez' dedi.
__________________
İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!

Buraya Baktınız mı? Tıklayın
eski 17.12.2007, 20:20 Hak-dilaram isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #160
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 11 üye:


Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:43 .