Kadınlar,oğullar,yük yük altın ve gümüş,salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi.Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.
Âl-i İmrân-14
Akrabaların gösterdiği yakınlığa karşılık veren kimse,tam anlamıyla akrabalık haklarını gözetiyor sayılmaz.Akrabalık haklarını tam anlamıyla gözeten kimse;yakınları akrabalık bağlarını ondan kestikleri halde,o onlardan alaka ve yardımını kesmeyen kimsedir.
Muslim
GİrİŞ Yap
Online Üye
Şuan Forumda: 26 (5 Kayıtlı ve 21 Misafir) bulunmaktadır.
Admin ::
S.Mod ::
Mod ::
Yazarlar ::
İmtiyazlı Üye
hastalıklarının şiddetlenmesi ve anormal bir -iyileşememe- moduna girmesi 80 ihtilaline ait bir hadise.
bir göz altı hapis hadisesi var. üstaz da her kanaat lideri gibi içeri alındığı o zamanlardan sonra onlarca değişik hastalıkla uğraşmak zorunda kalan bir alim.
o zamandan bu yana 27 sene geçmiş ve onca sene içinde vucudunda problem olmayan gün neredeyse yok! bunları taşıyabilmek, bunlarla yaşamak, ne ağır bir meseledir, hastalık çekenler bilir.
çoğumuzu yataktan kaldırmayacak hastalıklara rağmen, - vucud savunma mekanizması yok denecek gibi bir durum. - 50 civarı eser vermesi ve halen de eser telifine devam edebilmesi ancak Allah'ın bir lutfu olsa gerek ve Allah, bu lutfa dilediği kulunu mazhar eder.
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
Hocam siz Üstad'ın yanında uzun bir sure kaldınız.Üstad'ın Hazro Mesayıh'ından veya Ulemasından olan zatlar hakkında söylediği birşeyler var mı merak ediyorum?
mesala Fakih Ömer veya Şeyh Hasan Ezraki(Zerraki)
__________________
Gam değildir, gide dünya kala Din.Gam odur ki; kala dünya gide Din.
amin, ecmain. üstaz ile birlikte olduğumuz özel zaman dilimlerinde umumen eser çalışmaları ile ilgiliydik. bahsettiğiniz zatlara dair bir bilgim yok maalesef, konusu geçmiş olsa bile hafızamızın isimler üzerinde kuvveti zayıftır.
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
Sünnet-i Seniyyeyi hayatının her noktasında yaşamayı bir meleke haline getirmiş olan Alim bir muhterem Zatın evladı ile bir mecliste sohbetteydik, bize çocuk eğitimi konusunda çok kıymetli nasihatleri oldu. Ben de hassaten bu konuya çok önem verdiğimden bu nasihatleri sizlerle paylaşmak istedim, aklımda kaldığı kadarıyla aktarıyorum,h ata kusur olursa bu gafildendir...
" Babamız, imkanı oldukça, günaşırı, bize mutlaka hediye getirirdi. Bu bazen oyuncak bazen de çeşit çeşit çikolatalar olurdu, ama mutlaka alırdı, bilhassa cuma günleri bunu aksatmazdı, böylece biz de cumayı heyecanla beklerdik. Cuma günleri sadece bize değil mahallenin çocuklarına da çikolata şeker dağıtırdı. Bunun hikmetlerinden biri, cuma gününün mü'minin bayramı oluşunu bize aşılamak içindi. Her zaman da aldığı hediyeleri vermeye önce kız evladından başlardı.
Bize karşı her zaman çok cömertti, en yeni çıkan oyuncakları alırdı, canımız çeken birşeyden bizi asla mahrum etmezdi ta ki başkasında görüp de içimizde eziklik ya da hased gelişmesini önlemek için. Ama asla israfa da yöneltmezdi.
Bizi ödüllendirmek suretiyle dua ve sureleri ezberlemeye teşvik ederdi,sadece bizi değil, mahalledeki komşu çocuklarını da bu şekilde teşvik ederek her seferinde o zaman için büyük meblağ olan para ödülleriyle mahalle çocuklarının dahi öğrenmesini sağlardı.
Biz bütün kardeşler, daha okula başlamadan annemizden Kur'an okumayı öğrendik.
Abimiz yedi yaşına girdikten sonra asla pijama kıyafetiyle onu görmedik, her zaman edeb içinde yetiştik,edeb kurallarına uyduk.
Asla kırılan cam, ya da eşya için dayak yemedik. Babamız bizi hiç dövmemiştir,ama bir bakışı ile bizi ikaz ederdi, hatamızı anlardık. Ramazan da hepimiz oruç tutardık, babamız iftar zamanı yaklaşınca vakti kolayca geçirelim diye bizi dolaşmaya götürürdü, iftar zamanı olunca annemizin hazırladığı yemekleri afiyetle yerdik.
Daima şefkat ve merhametle bizi terbiye etmiştir, İslama uymayan hususlarda ise asla taviz görmedik. kıyafet konusunda annemiz son derece hassas davranırdı, buna rağmen babamız kız evladını uyaracağı hususlarda direk olarak söylemez, utanıp sıkılırız diye, annemize söyler annemiz bize aktarırdı.
Hava müsait olduğu mevsimlerde sık sık pikniğe açık havaya giderdik, evliyanın türbelerini ziyarete giderdik.
Annemiz bize sık sık evliyanın menkıbelerini anlatır, böylece evliyaya olan muhabbetimizin hürmetimizin gelişmesine ve onların ahlakı ile ahlaklanmamıza vesile olurdu.
Gerek babamız gerek annemiz bilfiil şeriatı yaşayarak bize her zaman lisan-ı hal ile örnek olmuşlardır.
.............. .......................... ...................................
Bu kıymetli nasihatlerden şu an aklıma gelenler bunlar,istifade etmeniz ümidiyle,gönülden selamlar, hürmetler Efendim.
sordum: efendim! zamanımızın insanları Allah gökte şahit! gibi bazı sözler kullanıyor ve biz ikaz ederek 'demeyin böyle, bu söz sıkıntılı bir sözdür, imanınızı tehlikeye atıyorsunuz bu şekilde Allah'a mekan isnadı ile' dediğimizde 'ne diyorsun sen ya! ben turp gibi müslümanım elhamdülillah' diyorlar. ne yapmak lazım böyle durumlarda?
dedi ki:
azizim, bu işler tarhana çorbasına benzemez! çok karıştırmaya gelmez. eğer sen dört dörtlük müslüman aramaya kalkarsan faraza ısparta'da iki, istanbul'da on, antalya'da bir kişi ancak bulursun. müslümanları, menfi ikrarlara zorlamayın. anlatın. sabırlı olun.
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
Ankara'da baran efendi var. üstaz'a bizimle bir kilo kadar lokum hediye göndermişti. ısparta'ya vardığımızda, üstaz'ı sevenleri ile sohbette bulduk. müsaade ile hediyeyi arz ettiğimizde 'dağıtın' dediler. oturduk, sohbetlerini bölmediler, devam ettiler, dinliyoruz. takriben içerde yüz kişi kadar var. yarım saat sonra, biz unuttuk dağıtım işini, arka taraftan bir ses geldi. 'arttı kurban!' oturanlar heyecanlandı, cezbeye tutulanlar oldu. çünkü altı üstü içinde onbeş yirmi kadar lokumun olduğu bir kutu ve yüzden fazla kişi lokumdan almış oluyor, 'arttı' sözü lokum ikram edilenleri ne hale soktu, siz düşünün.
üstaz dedi ki: bu, baran'ın kerametidir!
ankara'dayız. talebelik zamanımız, gider geliriz baran efendi'nin yanına. kendileri kadiri meşayıhındandır. baran efendi'nin küçük bir odun sobası var gündüzleri misafirlerini ağırladığı küçük mekanda. kış zamanları, odayı ısıtmak için sürekli odun atarak ateşi canlı tutuyorlar. dikkatimi çekti: onun 'çavuş' dediği tecrübeli sofileri, sobanın odun atmak için üstte bulunan kapağı kor halinde olmasına rağmen çıplak elleri ile tutuyorlar ve odunu sobaya bırakana kadar, o kor halindeki kapak ellerinde!
'ben de yaparım bunu!' , 'kadiri ya bunlar, onların ateş kerametleri meşhur, bana nazire yapıyorlar, ne var da üstaz da hem nakşi hem kadiri nisbeti var' dedim kendi kendime. serde gençlik var tabi. deliliğin dik alası zamanlarım. fırsat kolladım. tam oduna yöneldiğini gördüğümde birinin atak yaptım ve odunu ondan önce aldım. kor halindeki kapağı tuttum ve kaldırdım! kapak elimde! kapağın tutacağı kıpkızıl kor! parmaklarımda buzdolabının buzluğundaki dolaba yapışmış buza parmaklarınız değdiğinde ne hissediyorsanız o his! kapağı çavuşlara çevirdim ve baran efendi'ye kendimce farkettirmeden, hepsi sakallarını göğüslerine yapıştırdılar tebessüm ettiler. odunu koydum, kapağı kapattım, sohbet devam etti.
bir zaman sonra üstaza anlattım bunu. 'meğer efendim! kapak soğukmuş, aynı buzdolabının buzluğu gibi' deyince ben:
'soğuk muymuş? kim soğutmuş?' dedi ve gülümsedi.
o anki utancımı anlatamam
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!