üstaz'ın dilinden seher vakitlerinin kıymetine dair bir hikaye:
Bismillah...
Hazreti Süleyman zamanına ait olarak bunu anlatıyorlar:
Leylek geliyor, Hazreti süleyman'a:
- Bana edebiyatı öğret, diyor. Hazreti süleyman:
-Benim sesim yoktur... Leylek:
-Bülbülü çağırın bana... Hazreti Süleyman bülbülü çağırıyor ve:
-Bülbül, ona edebiyatı öğret, diyor.
Bülbül ile leylek bir araya geliyor. Leylek ikide bir dürtüyor onu:
-Söylesene ne öğreteceksen öğretsene bana! Bülbül:
-Sabret.. Bâd-ı seher yani sabah rüzgarı gelir, güller açar, özünü verir; o koku burnuma geldiği vakitte aşka gelirim, cûşa gelirim. O zaman söylerim, sen de öğrenirsin. Leylek bir daha dürtüyor onu:
-Söylesene, ne öğreteceksen öğretsene!..
Hasılı bülbül, sabaha kadar onu birkaç sefer ihtar ediyor.
Sonra leyleğin uykusu geliyor ve uyuyor. Sabah oluyor, Bâd-ı seher geliyor, gül açılıyor, özü dağılıyor.
Bülbül söylüyor ve susuyor... Ondan sonra bahçıvan geliyor. Kapıyı açarken takırdı yapıyor:
" Takır tak.. takır tak tak..."
Leylek, o zaman gözünü açıyor, uyanıyor:
-Dur bakalım hele, ne diyor?.. dinliyor, dinliyor; o da cûşa geliyor; ondan sonra "lakır lak, lak lak lakır... " öğreniyor.
Güneş doğduktan sonra Hazreti Süleyman'a geliyor ve diyor ki:
-Lak lak lakır lak lak lak... Hazreti Süleyman diyor:
-Bülbülü çağırın! Bülbülü getiriyorlar. Hazreti Süleyman, bülbülün tüylerini yolup, bir iki de tokat attıktan sonra:
-Ben sana bunu mu öğret dedim?!..
Ben ne yapayım, aceleye kapıldı.. Her şeyin bir vakti vardır. Zikir ve aşkın dağılma zamanı, imsakla güneş arasıdır. O zamanı bekle dedim, beklemedi. Birkaç sefer de beni rahatsız etti. Nihayet uyudu, ben söyledim, unuttum onu, aklıma gelmedi; aşk esnasında ondan gafil kaldım.. Uyanınca " lak lak lak " diye, bahçıvanının kapısının açılmasının taklidini yaptı. benim ona öğrettiğim bir şey değildir bu. Beni i'tab etme!.. Hazreti Süleyman da:
-Böylece gecenin evvelinde uyanık olup da sununda uyuyanların hali böyle olur tabiî... Güzel!.. Edebiyatın güzeldir!... Devam et!...
Esasında bu vahye dayalı bir söz değildir, hadis değildir; ama ma'kûl, kibar bir sözdür, hikmet sözüdür....
Bilir misiniz hiç düşündünüz mü yeryüzünde koyun mu fazladır; köpek mi?!!....
Koyun yılda bir veya iki yavru dünyaya getirir; köpekse yılda üç dört batın... ve her batında üç dört yavru...
Koyunun düşmanı nesli babında çoktur, etinden istifade için ha bire kesilip durur; köpeğinse düşmanı yok gibidir, ürer durur bu hızla..
Ama ne garib bir hadisedir ki koyunlar yeryüzünde sürü sürü, çokca; köpeklerse koyunlara nazaran sayı babında bayağı bir az..... neden?!!!!....
Köpekler, tüm gece boyunca bir o yanda bir bu yanda gezer, ürür, koşar, hoplar oynar savaşır durur; tam seherin başladığı, gülün özünün dağıldığı, bâd-ı seherin estiği vakit uykuya dalar... Koyunsa bütün gece boyu istirahat eder ve köpeğin uykuya daldığı o vakitte uyanır; bereketten nasibini alır....
Bereket seher vaktindedir; kim seher vakti ayaktadır; o bereketten nasibini alır.....
__________________ İslam Su İnsan Balık; Suya Gir, Kurtul!
95 in yaz aylarından sıcak ve yorucu bir günün akşam üzeri,bitkin halde işten dönmüş daha eve girmeden telefonum çalmıştı.Telefondaki lokantacı mahmut abi,-hadi çabuk gel mehmet amcagil bekliyor üstaz a gideceğiz.dedi.Hemen geleceğimi yalnız üzerimi değiştirmem gerektiğini ve çok aç olduğumu söyledim.Hemen üzerimi değiştirip yanlarına varınca hadi bin dediler ve yürüdüler.Yolumuz 21 km.Varıncaya kadar karnımın çok aç olduğunu defalarca söyledim.Arabada bulunan herkes toktu.Tok ne anlar açın halinden.Oraya varınca mübarekin mescitte tesbihatle meşgul olduğunu gördük biz namaza durduk hemen.Üstaz biz namazı tamamlayıncaya kadar oturdu.Sonra kalktı bize yöneldi ve yemeğin hazır olup olmadığını arkaya dönüp bir kardeşe sordu.Hazır efendim cevabını alınca.-Bunları götürün yukarı doyuncaya kadar yedirin.Özellikle bu adama çok yedirin