11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
11 Cemaziye'l-Evvel 1429
16 Mayıs 2008, Cuma
Ayet
Ey iman edenler!Cuma gunu namaz icin cagrildiginizda her turlu dunyevi alisverisi birakip Allah'i anmaya yani hutbeyi dinleyip namazi kilmaya kosun.Eger bilirseniz bu sizin icin daha hayirlidir.
Cuma-9
hadis
Cuma gününde öyle bir an vardır ki, günah veya akrabalarla ilişkiyi kesme konularında olmamak şartıyla kul Allahü teâlâdan bir şey isterse Allahü teâlâ mutlaka onu verir.
Buhari

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:



...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Anket

hangi mevsimi seviyorsunuz????
ilkbahar: 48,21%
yaz: 16,07%
sonbahar: 25,00%
kış: 10,71%
Katılımcı sayısı: 112. Sizin bu Ankette oy kullanma yetkiniz bulunmuyor

Online Üye

Şuan Forumda: 56 (4 Kayıtlı ve 52 Misafir) bulunmaktadır.

Online  kabiliyet, mutasyon, sevimli22, sonsuzluğa özlem


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye

Üye Albümlerinden

Üye albümlerinden en son eklenen resimler:

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

güzel güne güzel resimlerle
kabiliyet isimli üyenin, güzel güne güzel resimlerle Albümünden

İncİler Maİl Grubu





Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İLİM ve DÜŞÜNCE ÖNDERLERİ » "SEYH MUHAMMED SERIF El-ARABKENDI (RAHIMEHULLAH)"
Cevapla
 
Seçenekler
Tecrübeli Üye
 
Ebu-zer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.09.2007
Nerden: Almanya
Mesajlar: 182


Yarışma Puanı: 360
Teşekkür etti: 876
Teşekkür aldı: 157 konuda 484 kere
Ebu-zer - YAHOO üzeri Mesaj gönder
"SEYH MUHAMMED SERIF El-ARABKENDI (RAHIMEHULLAH)"

SEYH MUHAMMED SERĐF el-ARABKENDÎ (TANRIKULU)’NiN
HAYATI

ARABKENDI2.jpg

Seyh Muhammed, 1911 yılında Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı
Arabkent (Bayındır) köyünde dünyaya geldi.
Babası Arabkent’te medfun bulunan Seyyid Yusuf’dur. O da Seyyit
Muhammed’in oğludur. O da Seyyid Zinnun’un oğludur. O da Seyh
Muhammed’in oğludur. Seyh Muhammed Batman’ın Gercüs ilçesine bağlı
Bağas köyünde medfundur. Kabri günümüzde belli olup halen ziyaret
edilmektedir. Soyu, o yöre halkı arasında meshur “Bubi” ye ulasır. Bubi’nin
seyyid1 olduğu halk arasında yaygın olarak bilinmektedir. Babası, o daha çok
küçük iken vefat etmistir.

Annesi Rabia hatun Diyarbakır’ın Bismil iliçesine bağlı Mirza bey
(Mirzabega) köyünden S. Abdulkadir’in kızıdır. Seyh Abdurrahman’ın
kardesidir. O da meshur ve bilinen bir aileye mensuptur.

YETiSMESI

Küçük yaslarda babasını kaybeden Seyh Muhammed, annesinin
himayesi altında, büyük abisi Hacı Mehdi ile birlikte zor sartlarda büyümüstür.
Annesi, Muhammed’i okutmak için elinden gelen çabayı harcamıstır. Sadece
kendi pak sütüyle büyütmüstür. Çocuğunun dısarıda ve özellikle düğün
yemeği yemesine müsaade etmeyip abdestli iken pisirdiği yemekleri yedirerek
büyütmüstür .
Bu çabalar sonucunda en güzel bir sekilde yetismesinin nasip olması
anlamında “fe enbetehü nebaten hasenen” sırrına mazhar olmustur.


1 Seyyid: Kisinin Peygamber Efendimizin soyundan olduğunu ifade etmek için halk arasında
kullanılan tabirdir.


Çocukluğu ve gençliği ilim tahsil etmekle geçen Seyh Muhammed aynı
zamanda tasavvuf terbiyesi de almıstır.


ILIM TAHSILI VE HOCALARI

Ilim tahsilini, çok sıkıntılı ve zor sartlar altında, değisik mekanlarda muhtelif zatlardan almıstır.
Ilk tahsiline köyün imamı Molla Said’in yanında Kuran’ı Kerim okuyarak baslamıstır.
Sonraları Seyh Muhammed, komsu köyde bulunan Seyh
Yusuf’un yanında Molla Said’in kardesi Molla Abdüsselam’ın gözetiminde
tahsiline devam etmistir.
Bu iki kardesin yanında, medreselerde okutulan
küçük temel kitapları okumustur.
Bir süre Mardin’in Savur ilçesine bağlı
Ahmedî köyüne gidip Seyh Hamid’in torunlarından Seyh Kemal’da tahsil
görmüstür.
Ilim tahsiline Diyarbakır’ın Çınar ilçesine bağlı Yuvacık köyünde
Molla Tahir el-Yuvacığı’nın yanında devam etmistir.
Belli zaman sonra,çesitli vesilelerle molla Tehir’den çok istifade ettiğini ve onu asıl hocası olarak kabul ettiğini ifade etmistir.
Hocalarından birisi de Nursin’li Seyh Muhammed Diyauddin
(Hazret)’in büyük halifelerinden Seyh Mahmud Tileylunî (Karaköy’lü Seyh
Mahmud) dir.
Onun yanında bir süre ilim tahsil etmistir.
Tahsiline Mardin’in Kızıltepe ilçesine bağlı Avênâ köyünde, onun yanında devam etmistir.
Suriye’nin meshur alimlerinden Seyh Ahmed Haznevi’nin Amud’da
ikamet eden halifesi Molla Abdullatif’in yanında da bir süre tahsil görmüstür.
Orada öğrenimini sürdürürken, gözlerinden ve basından çok rahatsız olmustur.
Bu hastalık neticesinde gözleri okuyamaz hale gelen Seyh Muhammed
memleketine geri dönmek zorunda kalmıstır.
Bu durum on seneden fazla devam etmistir.
Bu sürede ilim tahsilinden uzak kalmıstır.
Bazı ilim dallarında usûlen okunması gereken önemli kitapların bir bölümünü okuyamamıstır.
Aradan geçen bu süreden sonra, birgün misafirliğine gelen bir dervis,
gözleri için bir ilaç verip kullanmasını tavsiye etmistir.
Gece o ilacı kullanınca çok siddetli bir ağrı duyduğunu anlatan Seyh Muhammed, bir ara “gözlerim hiç görmeyecek” hissine vardığını söylemistir. Fakat ortalığın aydınlanmasıyla birlikte gözlerindeki rahatsızlığın iyiye doğru gittiğini fark eden Seyh Muhammed, kullandığı ilacın bir benzerini Mardin’e ısmarlamıstır.
Böylece gözleri eski sağlığına kavusmustur.
Bas ağrısının ise değisik bir hikayesi vardır.
Günün birinde köyüne gelen kervana mensub bir adam, kendi yörelerinde, bu hastalığa “nüzûl” adı verildiğini ve bunu tedavi eden bir hocanın bulunduğunu söylemesi üzerine Seyh Muhammed, etrafındakilerin ısrarı üzerine tedavi olmus ve bas ağrısında farkedilir bir hafifleme hissetmistir.
Harikulade zeka ve hafızası sayesinde ilim tahsiline on sene ara verdiği
halde yarıda bıraktığı öğreniminde herhangi bir eksilme olmamıstır.
Medresede takip edilen metoda göre okuyamadığı kitapların
mukaddimesini veya basından teberrüken bir-iki ders okuyup Seyh Ahmed
Haznevi’nin büyük oğlu Seyh Masum’dan ilim icazeti almıstır.
Fevkalede bir zekaya sahip olmasının diğer bir nisanesi de hocalarının
kendisinden istifade etmis olduklarını çesitli vesilelerle ifade etmeleridir.
Hatta ilmî ıstılahların hocadan alınması gereğinden olmasaydı, hocadan
okumaya ihtiyaç bile hissetmeyecekti.

TASAVVUFI TERBIYESI

Tasavvufî terbiyesini, o yörede meshur olan Seyh Kemal’in yanında
almıstır. Ve seyhin en çok sevdiği üç kisiden biri olmustur.
Bu müddet zarfında seyhinden büyük bir teveccüh görmüstür. Böylece gençliği, ilim ve tasavvufla yoğrulmustur.
Yasıtları, Seyh Muhammed’in bazı geceleri sabahlara kadar zikirle geçirdiğini ifade etmislerdir.
Bundan dolayıdır ki salavat getirirken Peygamber Efendimiz (s.a.v)’i defalarca gördüğünü anlatmıstır.

Seyh Kemal vefat edene kadar onunla birlikte olmus ve kimseye intisap
etmemistir.
Yalnız Seyh Ahmed el-Haznevi’nin meshur teveccühüne mazhar
olduğu, kendisinden rivayet edilmistir.
Ilim tahsili esnasında Seyh Ahmed Haznevi’nin müridleriyle bir süre beraber olmus, fakat ona intisab etmemistir.
Arapkent’te imam iken, oralardan geçen bir kervan kendisine
yanlarında bulunup da okuyamadıkları birkaç risaleden mütesekkil bir kitap
vermislerdi.
Risaleler arasında bulunan Sıbğatullah’ın “el-Mineh” adlı risalesini okuyunca çok etkilenmistir.
Bundan dolayı Naksibendi tarikatının Seyyid Sıbğatullah’tan gelen koluna çok sempati ve istiyak duymustur.
Bundan sonra, kendisine en yakın hissettiği, Naksibendilerden Seyh
Ahmed Haznevi’nin büyük oğlu Seyh Ma’sum’a intisab etmistir.
Seyhine olan bağlılığından dolayı her türlü hizmeti yapmaktan geri durmamıstır. Hatta Seyh Ma’sum’un yanında tasavvufî sülûkuna devam ederken, sıradan bir mürid olmayıp büyük bir alim olmasına rağmen, elleri sisip hiçbir sey tutamayacak hale gelinceye kadar çalısmıstır.
Öyleki Seyh Ma’sum’un Tilmaruf’lu köylüleri, Seyh Muhammed’i tanımadıklarından kendi aralarında “ne güzel hizmetçi” keske Seyh efendi ona ücret verseydi de sürekli hizmet etseydi veya Seyh efendinin darılmayacağını bilsek aramızda onun ücretini karsılayıp burada kalmasını sağlasaydık seklinde fısıldasıyorlardı.

Seyh Muhammed orada geçen bir anısını söyle anlatmaktadır:

“ Birgün cami ve avlusunu temizledikten sonra, avluda beklerken, Seyh Masum’un ‘keske burada birkaç ağaç olsaydı’ sözünü duydum.
Ağaç dikme zamanı olmadığı halde seyhin isaretlerini birer emir olarak telakki ettiğim için, ağaçlardan birkaç dal kesip isaret ettiği yere ektim.
Çevremdeki insanlar benimle alay edip, diktiğim ağaçları söktüler.”

Tasavvufi terbiyesini Seyh Masum’un yanında mükemmel bir sekilde
ve sülûk hususunda güzel örnek olacak sekilde tamamlayıp ondan halifelik
almıstır.

Tarikat hayatı, üstadlarına çok bağlı, sofilerin hurafe ve satahatlarından
uzak bir üslubla devam etmistir.
Naksibendi tarikatının her yönüyle sahânî bir tarikat olduğunu tesbit etmistir.


ILME HIZMETI

Çocukluğu ve gençliğinin büyük bir bölümü ilim tahsili ile geçmistir.
Ilimde, üstün zekası ile emsalleriyle mukayese edilemeyecek bir üstünlük elde
etmistir.
Daha önce belirttiğimiz gibi hastalığından dolayı ilim tahsiline uzun bir müddet ara vermistir.
Tahsil sırasında bile hastalığı dolayısıyla fazla cehd edememesine rağmen emsali az görülür bir ilmi üstünlük elde etmistir.
Arapkent’e döndükten sonra sağlığı elverince ilim tedrisatına tekrar
baslamıstır.
Köy sakinleri su ihtiyaçlarını yağmurdan sonra sarnıçlarda biriken su ile karsılıyorlardı.
Bununla beraber köylüler fakirlik ve yoksulluk içinde idiler.
Bu zor sartlar içersinde elli-altmıs talebeyi sürekli okutmustur.
Köylüler 10’a yakın öğrencinin ihtiyacını karsılarken Seyh Muhammed geri
kalan öğrencilerin tüm ihtiyacını karsılıyordu.
Tüm gelirini talabelere harcıyordu.
Hatta evinde de hiçbir sey kalmayınca köyünde bulunan, her türlü
hizmetini yapan sırdası Hacı Ibrahim’i çağırıp, hiç kimseye anlatmamasını da
tenbih ettikten sonra, çok değerli cübbesini satıp, karsılığında da buğday
almasını istemistir.
Bu sekilde satın alınan buğdayla öğrencilerin eğitimini sürdürmüstür.
Seyh Muhammed’in tedris hayatında buna benzer sayısız
örneklar mevcuttur. Iki hanımı da, öğrencilerin yemeğini ve ekmekleri pisirip
ihtiyaçlarını karsılıyorlardı.
Hatta su sıkıntısından dolayı Arapkent köyünden Mirzabey köyüne gitmek zorunda kalan Seyh Muhammed ve öğrencileri orada da tahsil faaliyetini aksatmadan sürdürmüslerdir.
Bu sekildeki zor sartlar altında birçok büyük alim yetistirmistir.

Bunlardan bazıları sunlardır:

Molla Muhammed Emin Gercüsî,

Molla Nuri Hanikî,

Molla Muhammed Salih el-Ğursî,

Molla Muhammed el-Ğursi,

Molla Hıdır el-Gursî,

Molla Rıdvan,

Molla Nusrettin,

Molla Celal Yıldız (halen Mardin müftüsüdür),

Molla Burhan,

Molla Selahattin,

Molla Hüsnü,

Molla Said,

Molla Serif Eroğlu,

Molla Hasan,

Molla Ramazan,

ve daha nice öğrencileri...

Bu hocaların büyük çoğunluğu Seyh Muhammed’in kendilerine
gösterdiği yolda halen ilim tedrisatına devam etmektedirler.
Seyh Muhammed’in tedris faaliyeti sağlık durumu elverinceye kadar
devam etmistir.

Birçok hastalığa mübtela olunca bedenen yorgun düsmüs ve tedris faaliyetini bırakmak zorunda kalmıstır.


ILMI ÜSTÜNLÜĞÜ

Ilimde büyük bir üstünlük sahibi idi.

Hatta o yörenin alimleri,

“alet ilminin tümü dünyadan kalkmıs olsa Seyh Muhammed onu tekrar icad eder.” demislerdir.

Onun zeki ve basarılı talebeleri diyorlar ki:

“Herhangi bir ders verdiği kitabı ya kitabın müellifi seviyesinde veya daha üstün bir sekilde biliyordu.”

Ders verirken “Ben kâle yekulû” ile uğrasmam.

“Kale yekuluyu” anlatamam diyordu.

Yani onun yanında okuyan talebenin ilmi seviyesinin olması gerekiyordu.
Ibare tercüme etmek yerine nüktelerin ortaya çıkarılması ve kitabın içinde geçen hilafların, alimlerin görüslerinin tahlili, birini tercih diğerini tenkit ederek veya ikisini de reddedip kendi görüsünü ortaya koyarak ders isliyordu.
Derslere hazırlanmadığı halde, çok seviyeli dersler veriyordu.
Eser yazmaya gelince; önceki alimler geleceğe çok seyler bırakmıslardır.
Yalnız “durum ve zaman müsait olmadığından dolayı yazma imkanı bulamadık” diye beyan ediyordu.

Yalnız Keskül’ün “el-kafiye” lafzı üzerindeki leğazını serhetmistir.
Ve onun tarikat terbiyesiyle ilgili bazı sözlerini talebesi Molla Muhammed Salih el-Gursi, es-Sezeratü’l- Muhammediye adı altında toplayıp derlemistir.
Ayrıca Naksibendi tarikatının adabından küçük bir risale ve bazı tavsiyeler ve arapça kasideler yazmıstır.



VERA VE TAKVASI

Takvası ve Allah’tan korkması tarif edilemeyecek sekildedir.
Öyleki bazı zamanlarda yemek yeme istahı olmuyor, uykusuz kalıyordu.
Hatta bazı sohbetlerinde “bizim sevgi, sevgi değildir, bizim korkumuz da korku değildir diyordu.
Çünkü seven sevilenle bulusunca yemeği ve uykuyu unutur.
Allah’tan korkan kisinin de uykusu ve istahı kaçar diyordu.
Bir gün Bismil’de bir müridin evinde büyük bir kalabalık ile irsad için
misafir iken onu talebesi ve halifesi Molla Abdulhalim el-Hêsterekî dısarda
bir arkadasına seyda niçin milleti rahatsız ediyor diye söyler.
Içerde bulunan seyda dısarı çıktığında onu çağırıp Abdulhalim diye seslenmistir. Eskiden beri kalbimden, Allah için olmayan hiçbir hatıra geçmemistir.
Çok hastalıklı olduğundan dolayı bedeni çok zayıf olmasıyla beraber hiçbir zaman camide cemaatla namaz kılmayı terketmemistir.
Camiye giderken bir iki nefes alarak istirahat edip öyle giriyordu.
Aynı sekilde teheccüt namazlarını da terk etmiyordu.
Bir defasında hastalık çok ağır basmıs olup kalkmamayı kalbin
geçirmisti.
Nefsine hitap ederek köyü düsman basarsa ne kadar düsmandan kaçacaksın, yarım saat kaçmayı içinden geçirmisti.
Madem öyleyse niçin Allah’ın hoslanmadığı seylerden yarım saat kaçmayıp Allah’ın rızasına kosmayalım, demistir.
Seyh Ma’sum Nursinî:
“Kime bakarsan onların kalbinde mal-mülk düsüncesi olduğunu görüyorum.
Seyh Muhammed’e baktığımda ise Allah’tan baska kalbinde hiçbir sey yoktur, demistir.
Bazen zikrin etkisinden ve Allah korkusundan dolayı yanıyordu.
Küçük hanımı diyordu ki elbisesini yıkadığında kalbinin üstüne gelen bölümü yanıktı.
Ona elbisene ne yaptın dediğimde, “bana karısma sen anlamazsın” diyordu.


FERASET VE HIKMETI

Derin bir feraset ve hikmet sahibiydi.
Müridlerine baktığında muvazzaf oldukları, evradları yapıp yapmadıklarını veya gevsek davrandıklarını simalarından anlıyordu.
Bu durumları onların yakın arkadaslarına anlatarak dolaylı olarak ikaz ediyordu. Seyh Ma’sum, Nursin’i ziyarete giderken hazır bulunan cemaata;
“kalblerinizi kontrol edin. Seyh Muhammed gelmistir. O kalblerin casusudur” diye uyarıyordu.
Onun hikmetli sözlerini öğrenmek isteyen varsa Sezeratı Muhammediye adlı risalesini okuyabilirler.
Risalesinden birkaç örnek vermekle yeteneceğiz.

“Haram yeme ve kötü insanlarla oturup kalkma, kalbi ifsat eden
seylerin basında gelir."

“Fitne ve insanlar arasındaki geçimsizliğin nedeni kibir ve dünya
sevgisidir.”

“Insanların irsadına kendini adayan, sürekli kendini kusurlu gördüğü
halde irsad esnasında kendi kusurlarını görmeyen kimsedir.”

IRSAD HAYATI

Sağlık durumu tedrisata müsaade etmeyince tedrisatı bırakıp irsada
baslamıstır.
Halk tarafından büyük bir teveccüh gördü.
Özellikle o yörede bulunan hocaların çoğu müridi olmustur.
Müridlerinin çoğu alim olduğundan dolayı bidat ve hurafelerden tarikatı muhafaza etmislerdir.
Bu sebepten çoğu insanların kalbini feth etmistir.
Seyh Muhammed büyük bir kabul görmüstü.
Bu kabülü yaptırdığı bir cami insaatı sırasında müsahade edilmistir.
Batman’da bir cami yapmaya tesebbüs etti.
Cami için hiç kimseden yardım taleb etmedi.
Ve yardım taleb edilmesini yasakladı.
Buna rağmen bu büyük insaat külliyesiyle beraber ilk kazmayı vurup tavana ulasana kadar, halk, zengin-fakir demeden cami insaatında çalısıp ve yardımda yarısarak 17 günde tavana kadar tamamlandı.
Bu insaat bu duruma gelene kadar, sadece 8 yevmiyelik isçi parası verilmistir. Bu vesileyle tarihi bir olay gerçeklesmistir.
Diğer bir örnek ise Bismil-Arabkent arasını bağlayan yolun 6-7 km’lik
bölümün kazma, kürekle, onun talimatıyla 4 günde halk tarafından sose yol
tamamlanmıstır.
Bu ve benzeri hizmetlerin yanında yörede kan davalarının ve arazi
anlasmazlıklarının bir çoğunun barısını sağlamıstır.
Yörede barısmayan nice aileleri barıstırmıstır.
Ve bu durum vefatına kadar devam etmistir.


VEFATI

Hastalığından dolayı tedavi için Ankara’ya gitmisti.
Fakat Ibn Sina hastanesinde Çarsamba günü 1 Nisan 1987’de Hakk’ın rahmetine kavustu..
Cenazesi Ankara’dan Arapkent’e getirildi ve on binlerce kisiden olusan bir
kalabalık tarafından defnedildi.
O gün, cenaze hava limanından alınana kadar Diyarbakır’da trafik durmustu. Yası 76’ idi.
Ama onu görenler hastalığından dolayı 80’den fazla sanıyorlardı.
Iki evli ve her iki hanımının da çocukları olmamıstı.
Birisi dayısının kızı, Seyh Abdurrahman Mirzabek’nin kızıdı,
diğeri de Mir Osman Arabkendi’nin kızıdır.
Kendi dedelerinden Seyhlik yapanı isitilmemistir.
Ancak Seyh Muhammed’i Bagasî’nin türbesi ziyaret edilmektedir.
Ancak seyhlik yapıp yapmadığı hususunda kesin bir bilgi yoktur.

HALIFELERI

12 Halifesi vardır.

1-Yeğeni Said Muhammed Naci, halen Arap kent köyünde ikamet etmektedir.

2-Molla Muhamed Emin’i Gercüsi, halen Batman’da ikamet etmektedir. Bir
süre tedrisatla uğrastıktan sonra sartların müsait olmamasından dolayı tedrisata
ara vermistir.

3-Molla Bekir el-Hasbinasî, Halen Gaziantep’de ikamet etmektedir. Đrsad
faaliyetleri devam etmektedir.

4-Molla Abdulhalim el-Hesterikî, halen Batman’a bağlı Ancülin köyünde
ikamet etmektedir.

5-Molla Nasruddin, halen Van’da ikamet edip hizmet ve irsatla mesguldur.

6-Molla Resat, halen Batman’da ikamet etmektedir.

7-Molla Muhammed su anda Mardin’in Kızıltepe ilçesinde ikamet etmektedir.
Ilmi hizmet ve tedrisatla mesguldur.

8-Molla Muhammed Salih el-Ğursi, halen Konya’da ikamet etmektedir.
Bugüne kadar birçok öğrenci yetistiren hoca efendi, halen çok sayıda
öğrenciye islami ilimlerde ders vermektedir.
Birçok eseri yayımlanan değerli hocanın, çesitli konularda te’lif ve tahkik çalısmaları devam etmektedir.
Yayınlanmıs bazı eserleri:
1) Faslu’l-Hitab, arapça kaleme alınan bu eser “Sahabe Dönemi” adı altında türkçeye çevrilmistir.

2)el-Icabe

3)es-Sünnetü’n-Nebeviyye hücciyeten ve tedvinen

4)el-Hasiye ala Nuhbeti’l-Fiker

5)Menhecü’l-Kasıd, bu eseri de Nebevi sünnet adıyla tercüme edilmistir

6)el-Fikrü’l-Islami inda’l-Imam Veliyullah ed-Dehlevi, bu eser Imam Dehlevi’nin
Yenilikçi Düsüncesi adı altında tercüme edilmistir.

9-Molla Ahmed Halilî, halen Diyarbakır’ın Çınar ilçesinin Ömera köyünde
imam olarak görevini sürdürmektedir.

10-Molla Sabri, Batman’ın Kozluk ilçesinde ikamet etmektedir. Yakın zaman
kadar tedrisatla mesgul idi. Hastalığı nedeniyle bırakmak zorunda kaldı. Su an
yatalak haldedir.

11-Molla Rıdvan, halen Mardin’in Kızıltepe ilçesinin Selağ köyünde ilim
tedrisatıyla mesguldür.

12-Molla Ibrahim Kerhi, Dıyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Üçtepe köyünde
ikamet etmektedir.

Alim ve muttaki olan bu insanlardan Allah razı olsun. Allah’u Teala
hepsine sağlıklı ve bereketli bir hayat ve uzun ömürler versin.


KERAMETLERINDEN BIR ÖRNEK

Seyh Muhammed, kasım aylarının soğuk günlerinden birinde, hac
yolculuğu sırasında, Kızıltepe’de halifesi Molla Salih’in babası Molla Ahmed
el-Ğursi’nin evine misafir olmustu.
Evi o sıralarda satın aldığından, sobayı henüz kuramayan Molla Ahmed, Seyh Efendi evine misafir olduktan sonra sobayı kurar.
Seyh Muhammed misafir kaldığı müddet içerinde soba gayet
güzel bir sekilde tutusur ve yanar.
Seyh Efendi ayrıldıktan sonra ortalığı duman kaplar soba yanmaz.
Hayrete düsen Molla Ahmed, oğlu Besir’e dama çıkıp bacaya bakmasını ister. Dama çıkan Besir, henüz yeni olan evin baca
deliğinin açılmadığını görünce hayret içersinde durumu babasına anlatır.
Baba, çocuklar ve misafirler olaya bizzat tanık olmak için dama çıktıklarında aynı manzarayla karsılasırlar ve tamamen kapalı olan bacayı açarlar.
Molla Ahmed sobanın, Seyh Muhammed’in himmetiyle yandığını anlar ve bunu defalarca anlatır.
Molla Salih Efendi, bizzat kendisinin dama çıkıp baca deliğinin üzerinde bir karıs toprak bulunduğunu ve toprağın altında ayrıca teneke ile kapatıldığına bizzat sahit olduğunu ifade etmistir.


SEFKAT VE CÖMERTLIĞI

Insanlara, hatta hayvanlara karsı son derece sefkatli idi.
Yanına gelen misafirlerin durumunu sorar, fakir bildiği insanlara
imkanları ölçüsünde yardım ederdi.
Gelen-giden misafirleri için bizzat minübüs soförleri ile pazarlık yapardı.
Fazla ücret aldıklarında, onu tekrar alıp memnun olmadığını ifade ediyordu. Fakirlerin ve özellikle öğrencilerin yol parasını kendisi veriyordu.
Gelecek misafirlerini çok kıt imkanlarına rağmen en güzel sekilde ağırlamaya gayret sarf ediyordu.
Hayvanların yem ve barınma durumlarını takib ediyordu.
Hatta hayvanların su ihtiyacı için kendisi kazma ve kürekle küçük göletler yapıyor ve hayvanların su içmesini sağlıyordu.
Kendi ifadesiyle;

“kurtulusu hiçbir amelimde görmüyorum”,

“arkadaslarıma yaptığım hizmetleri hiçbir minnetini kalbimde geçirmiyorum”,

“keske onlar lehimize ve aleyhimize olmasalar bize yeterli olur” diyordu.
Ve sunu ekliyordu:

“Ancak evlatlarına sefkatli davranıp tehlikelerden koruyan bir
anne gibi, sefkatimiz ve onlara samimi nasihatımız hariç.
Biz, bunların kurtulusumuza sebeb olacağını düsünüyor ve arkadaslara bununla minnetediyoruz. Hatta onların aleyhlerine delil olacağından korkuyoruz”.

Konu Ebu-zer tarafından (14.02.2008 Saat 01:44 ) değiştirilmiştir..
eski 02.12.2007, 17:29 Ebu-zer isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla   #1
Ebu-zer isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
Cevapla

Yer imleri

Seçenekler

Yetkileriniz
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.

BB-Code ist Açık.
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı



Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:03 .