Üye Albümlerinden |
Üye albümlerinden en son eklenen resimler:
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
kabiliyet isimli üyenin,
güzel güne güzel resimlerle Albümünden
|
|
|
 |
|
|
Mukallid
Üyelik tarihi: 15.12.2007
Mesajlar: 1.193
Yarışma Puanı: 800
Teşekkür etti: 4.086
Teşekkür aldı: 1.138 konuda 4.964 kere
|
Seyyid Ahmed Arvasi
Asrın Yesevisi
Tarih 31 Aralık 1988’di.. 57 yaşındaydı... Erenköy’deki evinde saat 11.00’de, Noel sarhoşluğu yaşanan günde, Türk gençliğinin kötü gidişinin verdiği üzüntüyle parmaklarını kaldırdı hiddetle tuşlara basmak istedi ama yıllarca çektiği çileler yorgun düşürmüştü asrın Yesevisi’ni. O çok muhabbet duyduğu Peygamber Efendimize kavuşma zamanı gelmişti. Ertesi gün yüzbinlerce seveni Fatih Camii’ni doldurdu, kalabalığı caddeler almadı ve büyük mütefekkir, dualarla Edirnekapı Kabristanına defnedildi.
19 yıl evvel Noel çığlıklarının atıldığı bugün Arvasi Hoca, kaldırır mübarek
parmaklarını ve daha tuşlara dokunamadan yorgun vücudu düşer daktilosunun başına,
Hakka kavuşmak arzusuyla ayrılır aramızdan.
19 yıl önce bugün Hakkın rahmetine uğurladığımız, Türk gençliğini İslam güneşiyle aydınlatan mütefekkir, yazar, şair ve siyasetçi Seyyid Ahmed Arvasi Hoca’yı rahmetle yâd ediyoruz. Gözü kara bir İslam neferi olan Arvasi Hoca, çileler ve engellere rağmen yılmadı; yıllarca Türklüğe ve İslam’a hizmet etti, yüzbinlerce talebe yetiştirdi. Türk milletinin ve İslam âleminin sosyal meselelerini tesbit ederek çözüm yolları gösterdi. Kendi değerlerimizi ve kültürümüzü muhafaza etmenin önemini dile getirdi.
Kalemine kan çeker
Seyyid Ahmed Arvasi Hoca, 1932 yılında emekli bir gümrük memuru olan Abdülhakim Arvasi Bey’in oğlu olarak hayata gözlerini açar. Kuyumcu çıraklığı yaptığı günlerden birinde dükkana gelen bir Allah dostu “Senin işin gönül sarraflığı olmalı” deyince hayatına yeni bir yön verir. Her içi yanan genç gibi şiirden başlar ve uykusuz gecelerin ardından “Sır” adlı manzum kitabını yazar. Bu kitapta tesirli aksiyon şiirlerinin yanı sıra Anadolu kokan mısralar vardır.
Arvasi Hoca, Gazi Üniversitesi’nde okuduğu yıllarda dinine, diline, örfüne savaş açan bir güruh ile karşı karşıya gelir. Tertemiz gençlerin halini görünce kahrolur. Necip Fazıl’ın deyimiyle beyninden kalemine kan çeker ve yazar. Sayfalar, dosyalar dolusu yazar. Aklının kopma noktasına geldiği anlarda İmam-ı Rabbani Hazretlerine sığınır ve kalemini ona bırakır. Onda tasvir edilemeyecek bir Peygamber sevgisi vardır. Söz Efendimizden (Sallallahü aleyhi ve sellem) açıldığında dizlerinde derman gözlerinde fer kalmaz. Mahallenin dilencileri onun bu sevgisini herkesten iyi bilir ve “Resullullah aşkına” deyip elinden bütün parasını alırdı. Merhum vefatına yakın çok zorlanarak ayağa kalkıyor ve yakınlarına “Her gün ölüme yaklaştığımı hissediyorum” diyordu. Yakınları “Biraz dinlenseniz” dediklerinde “Hayır beş dakika bile dinlenecek vaktim yok. Kenara çekilemem. Son nefesime kadar mücadele etmeliyim” diyordu.
Sıkıntılardan tad alırdı
12 Eylülden sonra Arvasi Hoca bir müddet Mamak Cezaevi’nde kaldı. Düşenlerin anlattığına göre orası sıradan bir cezaevi değildi. Bu ayağa kalkılmayan ve ayak uzatılmayan delikte, şartlar çok ağırdı. Ancak Arvasi Hoca sıkıntılardan tad almasını bilir, derdini severdi.
57 yıllık ömrünün bir bölümünde hep konuştu, anlattı ve hitabet sanatını en güzel
şekilde icra etti. Türkiye Gazetesinde “Hasbihal” başlığı ile makaleler yazdı. Yorucu öğretmenlik hizmetleri yanında gençliğin kendi kültür ve medeniyetine sahip çıkması için eserler
ortaya koydu. “Türk-İslâm Ülküsü”, “Kendini Arayan İnsan”, “Doğu Anadolu Gerçeği” , “Hasbihâl” , “Diyalektliğimiz ve Estetiğimiz” isimli eserleri gönlü din ve vatan aşkına yanan gençlerin başucu kaynağı oldu/oluyor.
Konu Dagistan tarafından (31.12.2007 Saat 20:06 ) değiştirilmiştir..
|

31.12.2007, 20:02
|
|
Dagistan isimli üye'ye teşekkür eden 10 üye:
|
|
|
Mukallid
(Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 15.12.2007
Mesajlar: 1.193
Yarışma Puanı: 800
Teşekkür etti: 4.086
Teşekkür aldı: 1.138 konuda 4.964 kere
|
S.Ahmed Arvasi
Ahmed Arvasi, fikir ve gönül adamı olmanın yanı sıra mücahid ve 20. asrın ender yetiştirdiği bir deryadır. Benzetmek gerekirse o bir buzdağıdır. Görünmeyen yönü görünenden çok daha fazladır. Başka ülkelerde olsaydı baştacı edilirdi. Yıllarca çektiği çilelerden, yattığı hapislerden, iftiralardan ve hastalığından asla şikayetçi olmadı. O ve onun gibi Allahü teâlânın nice dostları, kendilerine takdir edilen ömürlerinin her nefesini rıza-i ilahiye kavuşmak için harcadılar. Dünya nimetlerinin geçici, ahiretin ise sonsuz olduğunun sırrına ererek yaşadılar. Kabrin erkek ve kadın herkesin çeyiz sandığı olduğu idrakine vardılar rıza-i ilahiye uygun ameller yaptılar. Mal ve makam peşinde koşmadılar. Ama gök kubbe altında gizlenen değerli kullardan oldular. Oysa zaman seyri içinde nice kişiler unutuldu. Sadece tarih kitaplarında veya magazin sayfalarında kaldılar. Fakat Allahü teâlâ dostları inananların ufkunda bir güneş gibi yükselmektedir. Kaldı ki dünya malı ve şöhret zahmetle elde edilir. Kıskançlıkla saklanır. Ölüm neticesi hasretle terk olunur. Ancak Allah dostları ölümle daha çok yükselirler ve yalnız dünyada kıyamete kadar unutulmadıkları gibi, ahiret âleminin de yıldızlarıdır. İşte S. Ahmed Arvasi de bu yıldızlardan biridir.
O ciltlere sığmaz
Evet Arvasi Hoca’nın düşüncelerini ciltlere sığdırmak mümkün değildir. Ama birkaç satır da olsa onun düşüncelerine kulak verelim: “... İslamiyet, hiçbir din ile kıyaslanmayacak kadar ileri, ilmin verilerine açık, dinamik, birleştirici ve kaynaştırıcı bir sistem getirmektedir. O kapitalizm, sosyalizm, komünizm, faşizm ve nazizm gibi yabancı ideolojilerin saçtığı zehiri bertaraf ederek bir panzehir ve hayat kaynağıdır. Bu noktada belirtelim ki, Türk milletinin ve Türk milliyetçiliğinin âlemşümul davası ve ideolojisi Allah’ın ve Resülünün davasıdır ve bunun adı İslamiyettir...”
Evi adeta bir okul idi. Bir grub ayrılırken hatta ayrılmadan başka bir genç grubu odayı doldururdu. Son derece misafirperver idi. Gençlere şu sözü sık sık tekrar ederdi: “Türk’e düşmanlık İslamiyete düşmanlık ile eşdeğerdir. Anadolu Türk’ü güçsüz olursa bütün İslam ve Türk Dünyası esaret altında olur. Bu iki dünyanın kurtuluşunu Türkiye’nin maddi ve manevi güçlenmesi ile mümkün olacağına yürekten inanıyorum.”
Hayatının maksadı
Yine kendi kaleminden; “Ben İslam iman ve ahlakına göre yaşamayı en büyük saadet bilen, büyük Türk milletini iki cihanda aziz ve mes’ud görmek isteyen ve böylece İslamı gaye edinen Türk milliyetçiliği şuuruna sahibim. Benim milliyetçilik anlayışımda asla ırkçılığa, bölgeciliğe ve dar kavmiyet şuuruna yer yoktur. İster azınlıklardan gelsin, ister çoğunluktan gelsin, her türlü ırkçılığa karşıyım. Bunun yanında Şanlı Peygamberimizin (Kişi kavmini sevmekle suçlanamaz), (Kavminin efendisi kavmine hizmet edendir), (Vatan sevgisi imandandır) tarzında ortaya koydukları yüce prensiplere bağlıyım. Öte yandan İslamın bütün beşeriyeti tevhid bayrağı altında bütünleştirmeye çalışan bir ilahi sistem olduğunu da asla unutmuyorum...”
Onları çok özlüyoruz
İşte 31 Aralık 1988 Cumartesi günü çalışma masasında, daktilosu başında günlük makalesini yazarken son nefesini veren; S. Ahmed Arvasi yitirilen büyük değerlerden biri idi. Yokluğuna alışmaya çalışıyorduk ki, acılar acıları izledi. S. Ali İhsan Arvas, Prof. Dr. İsmet Miroğlu, S. M. Kasım Arvas, S. İbrahim Arvas, S. M. Emin Garbi Arvas, S. Bedreddin Arvas, Prof. Dr. Orhan Karmış Hoca ve zamanımızın bir danesi rahmetli Hüseyin Hilmi Işık gibi nur nehirleri ve onların yolunda giden daha niceleri, ahiret deryasına kavuştular. Şimdi Cennet’ten bir bahçe olan mübarek kabirlerinde sevdikleri ile birlikteler. “Senede bir gün” de olsa; bu kıymetli insanları hatırlamalı, temiz ruhlarına Kur’an-ı kerim okumalı ve feyizlerinden hissedar olmalıyız.
M.Necati Özfatura
31 Aralık 2004 Türkiye
|

29.01.2008, 22:49
|
|
Dagistan isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
|
|
|
İslamın Kölesi
Üyelik tarihi: 23.12.2007
Mesajlar: 136
Teşekkür etti: 327
Teşekkür aldı: 126 konuda 491 kere
|
İslam''ın ve Türk''ün aşığıydı.Tarih boyunca bütün milletlerin putları, müşahhas tanrıları olmuştur. Halbuki Tanrı mücerrettir. "Tarihte yontulmuş Tanrısı olmayan bir millet vardır, o da Türk Milleti''dir" derdi. Bu çok önemli sosyolojik bir tespittir.
Türk-İslam Sentezi kavramından daha doğru bir kavram olan"Türk İslam Ülküsü" kavramını ilk defa Arvasi kullanmıştır.
Seyyid_Ahmed_Arvasi_2.jpg
Arvasi, taklidi bırakarak keşfetmenin öneminin altını çizerdi. "Mimar Sinan , Itri nasıl orijinal eserler ortaya koymuşsa, bizde onları taklit etmeden kendimize yabancılaşmadan ve kendimizi inkar etmeden orijinal ve dünyayı hayran bırakan orijinal eserler ortaya koyabilir, yeniden dünyaya meydan okuyabiliriz . Bu Türk Medeniyetinin yeniden şahlanışı demektir" derdi:" Bunun için Türk -İslam kültürüne, Türk - İslam Medeniyetine, Türk - İslam Ülküsüne bağlı Türklük şuur ve vakarına, İslam aşk, ahlak ve aksiyonuna sahip Türklüğü bedeni , İslamiyet''i ruhu bilen, milletini teknolojik hamlelerle dünyanın bir numaralı devleti yapmak özlemi ile çırpınan dünya Türklüğünün, İslam dünyasının ve bütün mazlum milletlerin ümidi olmaya namzet bir gençlik yetiştirmekten başka çaremiz yoktur"
|

30.01.2008, 13:39
|
|
korgun isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
|
|
 |
Yetkileriniz
|
Es ist Ihnen nicht erlaubt, neue Themen zu verfassen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, auf Beiträge zu antworten.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Anhänge hochzuladen.
Es ist Ihnen nicht erlaubt, Ihre Beiträge zu bearbeiten.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
|