| | Sayfa 3 Toplam 3 Sayfadan | < | 1 | 2 | 3 | |  |
| | Şeref Üyesi
Üyelik tarihi: 07.12.2007
Mesajlar: 38
Yarışma Puanı: 230 Teşekkür etti: 389
Teşekkür aldı: 38 konuda 217 kere
| ilginize teşekkürler, ben ilk yazıyorum ama sürekli takipteydim 
ayrıca hoşbuldum | 
09.04.2008, 00:42
| |
ecmel isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
| | | Hakkperest
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 5.173
1 Albümü var
Teşekkür etti: 10.845
Teşekkür aldı: 4.411 konuda 20.721 kere
| e işte isabet olmuş yani  Hak-dilaram forum demekki üçe ayrılıyor üyeleri itibarıyla:
okuyanlar
yazanlar
hem yazanlar hem okuyanlar
şimdi siftah mesaj geldi madem, gerisi de gelir inşaAllah  | 
09.04.2008, 00:48
| |
Hak-dilaram isimli üye'ye teşekkür eden 8 üye:
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 28.08.2006
Mesajlar: 260
Yarışma Puanı: 660 Teşekkür etti: 122
Teşekkür aldı: 238 konuda 1.028 kere
| Cemaleddin Arvasi
1960 yılında, Ali Cevad Bey'inkine benzeyen bir hadise de Şıh Abdulhakim el-Arvasi'nin yeğeni Cemaleddin Efendi'ye rastlamıştı. O da, Mescid-i Nebevî'de, acaba kime intisab etsem, diye oturup düşünürken, Şıh Abdulğafur Efendi gelip önüne oturmuş, selam vermiş ve,
"Min eyne ahâna hâzâ: Nereden bu kardeşimiz? diye sormuş.
"Efendim, Türkiye'den geldim..."
"Ravza-i Mutahhara'da fazla dünya kelâmı konuşmayalım. Buyurun eve gidelim. Size bir sütlü çay içireyim. Hem orada sohbet edelim, tanışalım."
Böyle diyen Şıh Abdulğafur Efendi, Cemaleddin Efendi'nin elinden tutup, götürmüşler... Şıh Sâmi Efendi
Şıh Sâmi Efendi, Medine-i Münevvere'ye her gelişinde, Şıh Abdulğafur Efendi, kendilerini davet ederlerdi. Kendisi de Sami Efendi nerede kalıyorsa, her defasında gider ziyaret ederlerdi.
Sami Efendi için:
"Bu muhterem zatlar, bereketli kimselerdir. Bunların dualarıyla, Ümmet-i Muhammed'i, Cenab-ı Hak büyük afetlerden kurtarıyor. Bunlar büyük insanlar, bereketli insanlar, bunların derdi davası, Ümmet-i Muhammed'in imanını kurtarmaktır." derlerdi.
Sami Efendi Hazretleri, hacca geldikleri senelerin birinde, fakirhaneye gelmişlerdi. Şıh Abdulğafur Efendi, o zaman da öyle buyurmuşlardı:
"Bu bereketli kimselerin, evinize misafir olarak gelmelerini nimet ve ganimet bilin. Bunlar Hak Dostlarıdır. Bunların duasını al..."
Allah cümlesinin dualarını kabul eylesin. Feyizlerini bereketlerini üzerimizden eksik etmesin. Allahu Teala, onlara şefaat hakkı versin de, inşaAllah bize şefaat etsinlerç
( amin, amin, amin ) İlim ve Zikir
Şıh Abdulğafur Efendi'nin bir hususiyeti manen dolmuş, taşmış bir insan olmasıyla beraber âlim olması idi. Delhi'nin en büyük âlimlerinden sayılırmış. Senelerce usul, fıkıh, mantık, kelâm okutmuş...
Mânevi tesiri kuvvetliydi. Hastalara, bunalmışlara okurdu ve nefesi tesirliydi.
Teveccühlerinde, dualarında şu hadîs-i şerifi çok zikrederlerdi:
"İnsan bedeninde bir et parçası vardır ki, ona kalb denir. O düzeldi mi, herşey düzelir..."
Kainatta herşeyin başı var. Bedenin de bir başı var. İnsanoğlunun başı, zihni ve vücudu ile bir makinesi var. Bu makinenin, başın, bedenin, bir cevheri, ruhu, melekelerinin, aşk, vecd, şevk, iman, arzu, istek bütün letâifinin merkezi, mihrakı olan bir de kalbi var.
Bütün zikirler, fikirler, kalbin tasfiyesi, saflaşması, tezkiyesi, o lâhûti aynayı berrak tutmak, kirletmemek, silmek, parlatmak, billur gibi saf lekesiz olması içindir.
Nazargâh-ı İlâhî olan o ayna, zikirle parlar, billurlaşır, sâfiyetini, ulviyetini, şaffaflığını devam ettirir.
Zikir hayattır. Hayat zikirdir. Zikir olmazsa hayat, hayat olmazsa zikir olmaz. Kalbin canlı kalması, tezkiye ve tasfiyesi ancak zikirle mümkün olur.
Hazret, zikre çok ehemmiyet verirlerdi.
Şıh Abdulğafur Efendi, vefâtından önce hilâfetini oğlu Şıh Abdulhak'a bırakmıştı. O da senelerce tarikatı devam ettirdi. 1992'de vefat ederken yerine Pakistanlı Abdullah Şah diye bir zatı bıraktı. Bu zat, birkaç sene sonra Pakistan'a gitti. İrşad hizmetine orada devam ediyor.
............... sayfa 71 -72 bitti | 
09.04.2008, 08:53
| |
ashqi isimli üye'ye teşekkür eden 9 üye:
| | | Yeni Üye
Üyelik tarihi: 14.03.2008
Mesajlar: 13
Teşekkür etti: 14
Teşekkür aldı: 10 konuda 21 kere
| Allah razı olsun kardeşim... | 
09.04.2008, 09:20
| |
ercome isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
| | | Tecrübeli Üye (Konuyu Başlatan)
Üyelik tarihi: 28.08.2006
Mesajlar: 260
Yarışma Puanı: 660 Teşekkür etti: 122
Teşekkür aldı: 238 konuda 1.028 kere
| aslında şimdi nakledeceğim yazıyı Üstaz İsmail bin Mahfuz rahimehullah'tan hatıraların aktarıldığı kısıma ekleyecektim, ama konu ile alakasına binaen buraya yazıyorum. KUTB-US-SÂLİKÎN VE ĞAVS-UL-VÂSİLÎN ABDULĞAFUR ABBÂSÎ'NİN, MUHTASARUN FÎ EZKÂR-İT-TARÎKAT-İN-NAKŞİBENDİYYET-İL-MÜCEDDİDİYYE RİSALESİNİN TERCÜMESİ
1974'de bana bu mubarek risâleyle amel etme izni verilmişti ve neşri emredilmişti. 1976'da ise Şeyh Abdulğafur Abbâsî'nin oğlu Şeyh Abdulhak, Fakîr'e babasının halifeleri Allâme Şeyh Abdurrahîm Pakistâni ve oğlu Şeyh Abdurrahmanve hatta Isparta'dan aklımda kaldığına göre Hacı Sıtkı Büyükaşıcı, Kemal Gençtürk ve başka Ispartalılar ve Medîne'de birtakım müridlerinin şahidliğiyle tarîkat-ı aliyye'nin neşrini emretmişti. 1989'da vefâtından dört sene önce bir ay yanında kaldığımdan sonra da, Nakşibendî ve Kâdirî tarikatinden halîfelik emrini verdi.
O zamanda ağladım; dedim ki: "İlk şeyhimin oğlu merhum Şeyh Muhammed Râşid, halîfesi Molla Abdussamed ve Molla Ali, Kayınbabam Şeyh Masum, dayım Şeyh Yahya gibi zevâtların hayatında tarikatı vermekten korkuyorum."
Üçü birlikte şunu dediler: "Korkma. İmam Rabbânî'nin ve Şeyh Abdulğafur Abbâsi'nin âlî tarikatleri senin vâsıtanla Türkiye'ye neşredilecektir; Ali Cevat Efendi'nin yerindesin. Bizler arkanda gizleniriz, halkı yanına getiririz, sen de Allah'ın Rasûlü'nün ümmetine hizmet edersin." Şeyh Abdulhak'ın daha başka çok feyzyab sözleri de vardı. 1978'de risâlenin yaptığım tercümesini 6.7.1994 tarihi itibariyle tekrar tashih ederek gözden geçirdim.
Allah Teâla'ya hamd ve senâlar olsun. Çünkü O, âlemin Yaratıcı'sı ve Terbiye Edici'sidir. Enbiya ve rusulden en eşref olan Efendimiz Hazreti Muhammed'e, âl ve ashabının üzerine salât ve selâm olsun. Cümle-i ümmetin üzerine de olsun.
Bundan sonra malum olsun ki bu acele olarak zihnime gelen muhtasar bir risâledir. Bu risâle "Tarîkat-i Nakşiyye-i Müceddidiyye-i Âliyye"nin virdler ve vazifeler beyânı hakkındadır. Biz bunları söyleyeceğiz. Ve Billâh-it-Tevfîk.
Bil ki, insan on latîfeden terkiblenmiştir. On latîfelerden beşi, âlem-i emrden ( Hâlık Teâlâ'nın "Kün" emriyle husul bulmuş ) dir.
Emr âleminden olan latîfeler şunlardır: Kalb, ruh, sır, hafâ ve ehfâ'dır. Bunlar nurâni cevherlerdir. Maddeden mücerred makamlarının aslı Arş'ın fevkindedir. Fakat Allah Teâlâ kâmil kudretiyle onları, insanın cisminde belirli mahallere irtibatlı kılmıştır.
İşte biz bunların herbirisini kısaca izah edeceğiz. Mü'minin İstikâmeti Velînin Kerâmetidir - Dilâra Yayınları - Sayfa 192 ( ilk olarak Efendimiz Sallallahu aleyhi ve Sellemin ruhları ve ruhaniyetlerine, saniyen Efendimiz Aleyhisselatu vesselam ile zamanımız arasında gelmiş bütün Ehlullah'ın ruhlarına ve ruhaniyetlerine, Şeyh Abdulğafur el-Abbasi, Şeyh Abdulhak ve Üstaz İsmail bin Mahfuz Hazeratının ruhları ve ruhaniyetlerine üç ihlas bir fatiha gönderirseniz bizi memnun edersiniz ) selametle kalın efendim...... | 
09.04.2008, 09:30
| |
ashqi isimli üye'ye teşekkür eden 7 üye:
| | | adıdeğmez....
Üyelik tarihi: 16.08.2007
Mesajlar: 1.696
Teşekkür etti: 11.078
Teşekkür aldı: 1.592 konuda 5.659 kere
| Allah râzı olsun.. yazdıklarının her harfine bin sevap versin Rabbim.
çok teşekkür..  | 
09.04.2008, 10:47
| |
hafsa isimli üye'ye teşekkür eden 5 üye:
| |  | | Sayfa 3 Toplam 3 Sayfadan | < | 1 | 2 | 3 | | Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:51 .
Powered by: vBulletin Version 3.7.2 (Türkçe) Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0 RC5 Bazaar Desings |