Bayrak
17 Recep 1429
20 Temmuz 2008, Pazar
17 Recep 1429
20 Temmuz 2008, Pazar
Ayet
Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.
Hucurat-12
hadis
Kim ki yanında Müslüman kardeşinin gıybeti yapıldığı halde, gücü yeterken ona yardım etmezse, Allah onu dünya ve ahirette zelil kılar.
Camiu’s-Sağîr

GİrİŞ Yap

Kullanıcı ismi:
Şifreniz:

Beni hatırla

...........................................
Şifrenizi mi unuttunuz
yoksa hâlâ üye değil misiniz? Hemen Üye Olun

Arama


Gelişmiş arama yap
Hak-dilaram Sözlük

Yürek Yangınları

Online Üye

Şuan Forumda: 19 (1 Kayıtlı ve 18 Misafir) bulunmaktadır.

Online  adımmaviş


Admin :: S.Mod :: Mod :: Yazarlar :: İmtiyazlı Üye
eee



Hak-dilaram » DİNİ KONULAR » İLİM ve DÜŞÜNCE ÖNDERLERİ » Ramazanoğlu Mahmud Sami Efendi (k.s.)


Cevapla
 
Seçenekler
Şeref Üyesi
 
aşkınsonhecesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 225


 
Yarışma Puanı: 1390
Teşekkür etti: 481
Teşekkür aldı: 193 konuda 569 kere
aşkınsonhecesi - MSN üzeri Mesaj gönder
Konya’daki bir konferansı sonrası Necip Fazıl:

“Sami Efendiyi tanırım.İki kere elini öpme şerefine erdim. Sami Efendi gökten inen taze yağmur gibidir,idrofilli pamuk gibidir, yaralara konur, tedavi edilir.”

Ali Yakup Cenkçiler Hoca efendi:

“Takva babında bütün evsafıyla selef-i salihinin zahid ve abidlerini andıran bu zatın kemalat-ı maneviyesi hakkında söz söylemek bizim gibi naçiz bir abd-i acizin kârı değildir.”

Mahir İz (v.1974)

“O Hazret-i Sami’dir. Biz devr-i padişahiden beri neler gördük, fakat böylesine tesadüf etmedik.
eski 24.04.2008, 17:20 aşkınsonhecesi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #21
aşkınsonhecesi isimli üye'ye teşekkür eden 4 üye:
Şeref Üyesi
 
aşkınsonhecesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 13.04.2008
Mesajlar: 225


 
Yarışma Puanı: 1390
Teşekkür etti: 481
Teşekkür aldı: 193 konuda 569 kere
aşkınsonhecesi - MSN üzeri Mesaj gönder
çadırın içi vızır vızır sinek kaynıyordu
herkes oturmuş Sami efendiyi bekliyordu
biraz sonra gelmişti
yüzü rahmani sözü rabbani olan büyük zat
ve sohbete başladı
kırkbeş dakika sürdü
sineklerimiz saf saf dizilmişti
çadırın üstünde
ve bütün sesler dinmişti
sonra çıkarken o mübarek zat
peşisıra onlar da çıkıp gittiler

hali terbiye ediyor
terbiyeli olan halleniyor
eski 27.04.2008, 01:12 aşkınsonhecesi isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #22
aşkınsonhecesi isimli üye'ye teşekkür eden 3 üye:
bir garib yolcu....
(Konuyu Başlatan)
 
Gülzar-ı İrfan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.01.2008
Mesajlar: 44


 
Yarışma Puanı: 280
Teşekkür etti: 51
Teşekkür aldı: 42 konuda 232 kere
Ancak Halık teala ve tekaddes hazretleri sevdiği kullarının kalbine mahlükat sevgisi veriyor, hizmet ettirme hususunda da aşkını şevkini artırıyor.
Muhterem Üstaz hazretleri ile Ramazan-ı şerifte Medine-i Münevvere'de bulunmuştuk.
Dört vakti Mescid-i Nebî'de eda ediyor idi.
Akşamları da validemizi yalnız bırakmamak için iftarı Babül Mecid'in karşısındaki kiralanan odalarında açıyorlardı.
Fakir, hiç değilse namaz aralarında istirahat ettiklerini tahmin ediyordum.
Halbuki bu müddet içinde de validemiz hanıma ev işlerinde yardımcı olduklarını ve kendilerine gelen mektupları bizzat cevaplandırmak için uğraştıklarını öğrendim.

(MUSA TOPBAŞ HOCAEFENDİ'NİN KALEMİNDEN ÜSTAD)

ALLAHA EMANET OLUN
eski 28.04.2008, 11:10 Gülzar-ı İrfan isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #23
Gülzar-ı İrfan isimli üye'ye teşekkür edenler
bir garib yolcu....
(Konuyu Başlatan)
 
Gülzar-ı İrfan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.01.2008
Mesajlar: 44


 
Yarışma Puanı: 280
Teşekkür etti: 51
Teşekkür aldı: 42 konuda 232 kere
Konyalı Mustafa Doğanay amca anlatmışlardır:

Dergâhta beraber bulunduğumuz zamanlar, onun hayranı olmuştum.
Uyku nedir bilmezdi..
Yapılan yatakların kısmı azamı onun elinden geçerdi.
Uyku nedir bilmediği gibi yorulmak da nedir bilmezdi.
Hep beraber yatılırdı aynı saatte.
O da bizimle yatar, herkes uyuduktan sonra, kalkar, yeniden abdest tazeler,seccadeleri üzerinde sabaha kadar namaz, tesbih, tehlil, zikrullah, tefekkür ile meşgul olurlardı. İmsakdan evvel bahçeden getirmiş olduğu odunlarla kazanı yakar,yıkanmak ihtiyacında olanların yanlarına gider, sıcak su olduğundan haberdar ederdi.
Mülayim, tatlı hattı hareketi ile bütün akranları arasında sevilir ve sayılırdı.

ALLAHA EMANET OLUN
eski 29.04.2008, 11:12 Gülzar-ı İrfan isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #24
Gülzar-ı İrfan isimli üye'ye teşekkür edenler
ADMİN
 
monaroza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 27.08.2006
Mesajlar: 14.039


1 Albümü var
Yarışma Puanı: 490
Teşekkür etti: 24.221
Teşekkür aldı: 10.475 konuda 35.202 kere
SubhanAllah..

Demek ki aşk ve zikir insanı diri tutuyor

Hani hep "Sabaha kadar Kur'an okudu" "Hiç uyumazdı" "Yatsı namazının abdestiyle sabah kılardı" vb. söylemler var ya, güzide büyüklerimiz hakkında, şimdi bizlere hayal gibi, olağanüstülükler gibi gelen..

Demek ki var günümüzde örnekleri

O aşıklara selam olsun

Bin teşekkür, Allah razı olsun
__________________
“Benliğine tapan insanı, bir gece, o farkında olmadan şeytan kendisiyle değiştirecektir!"

Sezai Karakoç


http://yurekyanginlari.blogcu.com/
eski 29.04.2008, 11:18 monaroza isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #25
monaroza isimli üye'ye teşekkür edenler
Şeref Üyesi
 
yolcu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 21.09.2007
Nerden: Ankara
Mesajlar: 68


 
Yarışma Puanı: 330
Teşekkür etti: 327
Teşekkür aldı: 66 konuda 287 kere
Bu konuya temas ettiğiniz için Allah razı olsun. Ben de Mahmud Sami Ramazanoğlu (ks) dan bir yazı gönderiyorum.selamlar...

Bir Bayram sohbeti:

Kıyamet gününde nefisle mücadele yapmak zorunda kalan kimseler de vardır, çünki dünyada bu nefis mücadelesini yapmadıysa, yahut az yaptıysa bunlar, kendi nefisleriyle mücadele ede ede kalkacaklar, yani kendi kendine düşman olacak.

Senin yüzünden bu hale düştüm diye nefsine çıkışacak. Yasin Suresi 54. Ayetde: "Artık bugün hiçbir kimseye zerre kadar zulüm yapılmaz, yalnız kendi yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz." Yasin Suresi 55. ayetde:

"Halbuki gerçek cennetlik olanlar bugün pek hoş ve rahat bir meşgale içinde zevklenmekdedir. Kendileri ve zevceleri, ağaçların altında ziynetli kürsülere kurulmuşlardır. Onlara cennetde her çeşit meyva ve her istedikleri verilecek, Allah'dan, Meleklerden, Rahîm olan Rab'den Selam da onlaradır. Mücrimlere ise "Ey mücrimler, siz bugün mü'minlerden ayrılın bakalım." denilecektir.

Cenabı Hak NahI Suresi 111.nci Ayetde "Herkesin nefsiyle mücadele ederek geldiği gün, kendi kazandığı amellerle öldüğü gündür, onlara asla zulmedilmez." buyuruyor.

O halde nefisle mücadele dünyada yapılırsa, orada bu hal ile muamele olunacak, burada mücadeleyi yapmaz da Ahirete koyarsa, oradaki mücadelenin ne bir faydası olacak, ne de mazeret olacak. Onun için nefsin ıslahı burada yapılacaktır.

Bu da ancak şerhi sadırla ve daimi zikri, nefse kabul ettirmekle olur.

Yusuf A.S. da nefsin kötülüğünü ve kötülük emrettiğini söylemiştir, ancak Allah'ın yardım ettiği nefis kurtulabilir demiştir. Yusuf Suresi 53 Ayetde "Onun için ben de nefsimi tezkiye etmiyorum, onu kusursuz görmüyorum." demiştir.

Nisa 79. ayette de: "Sana isabet eden, gelen iyilik, Allah'tandır. Kötülük ise nefsindendir. Biz seni insanlara elçi gönderdik. Şahit olarak da Allah yeter." buyurmuş Cenâbı Hak. Kötülükler nefsin kesbindendir.

Taha, 124-126 âyetlerinde "Her kim benim zikrimden yüz çevirirse ona çok zor bir hayat vardır ve biz onu kıyamette kör olarak haşrederiz."

O kimse der ki: "Niçin beni kör olarak hasrettin ya Rabbi, halbuki benim gözüm dünyada vardı ve görürdü." Allah da buyurur ki ona: "Senin cezan böyledir, çünkü sana âyetlerimiz geldi de sen onları unuttun, işte onları unuttuğun gibi bugün de böylece unutuluyorsun." Halbuki Allah unutmaktan münezzehdir, (Elceza i min cinsil amel) ceza amel cinsinden kaidesine göre Allah da unutmuş görünüyor.

Nasıl yaptıysa öyle karşılanıyor. (Temûtûne kema teiyşûn) yaşadığın gibi öleceksin. (Teıyşüne kema temutün) Öldüğün gibi de ahirette kalkacaksın. İşte bunu düşünmeli de nefis mücadelesini, ıslahını burada yapmalı, yukarda söylediğimiz beş şarta riayet ederek mücadele yapmalıdır.

Teslimiyet tam olmalı, teslimiyet noksan olursa, mücadele olmaz, feyiz olmaz, kalbin uyanması, nefsin ıslahı, sadrın şerhi, bedenin zikri hep teslimiyetle olur. Benim bir hemşirem vardı, yürüyemezdi. Adana'da O zaman bulunan bütün doktorlara gittik, dışarda hepsine gösterdik, çare bulamadılar. Bu kendi başımızdan geçti de anlatıyorum. Nihayet bize dediler ki: Toroslarda bir zatın türbesi var. Mersin'den Toroslara çıkınca orada ismini de söylediler, hastayı götürün orada bir gece durdurun. Allah'ın izniyle o zatın dua ve ruhaniyeti şifa vesiylesi olur dediler. Biz artık her türlü tıbbi ümüdimiz kesildikten sonra oraya annemle birlikte hemşiremi sırtımızda götürdük. Geceleyin hemşirem birden bir feryad etti. Annem: Acaba aklına, şuûruna bir şey mi oluyor, korkuyor mu? diye hemen yanına fırladı. Hemşirem hala bağırıyordu. (İyi oldum, iyi oldum, yürüyorum, aman Allahım) diye haykırıyordu. Biz de hayretle yanına vardık. Sabahı beklemeden oradan döndük ve sırtımızda götürdüğümüz hemşirem yürüyerek eve geldi. Fakat burada en mühim tesir teslimiyetin tam oluşundandır. Yoksa başkaları da gitmişler, kimisine faydalı olmuş, kimisine olmamış, mutlaka faydalı olur veya olmaz diye bir şey söylenmez, ama teslimiyetin tam olması halinde mutlaka feyz alınır. Onun için teslimiyete çok dikkat etmeli.

Nefisle mücadelede muvaffak olmak için de zikre devam şarttır, teslimiyet şarttır. Nefisle cihad en büyük cihaddır? Çünkü o bitip tükenmiyen ve ardı arkası kesilmiyen ve ölünceye kadar yapılan bir mücadeledir. Her düşmanla mücadelenin bir zamanı vardır, nefisle cihadı her zaman olacaktır. "Ta ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet edecek, nefisle cihatta bulunacaksın." Hicr Suresi, 99

Çünkü nefisle cihad, hem zikirle, hem teslimiyetle, hem ibadetle hem de az yemek ve oruç tutmakla ve saydığımız beş şarta riayetle olacak.

Bütün düşmanlar iyilik edince herhalde dostluğa dönerler, fakat nefis asla dost olmaz, ona ne kadar iyilik edersen et, o yine daha çok azar. Ve azılı düşman olur, onunla cihad ve mücadele de gittikçe zorlaşır.

Bu sebeple nefisle cihad, en büyük harpdir ve bu hepimize farz ayn'dır.Peygamber Efendimizin beyanıyla nefis ile cihad, cihadı ekber'dir.

Nefis ile cihad etmekte mutlaka aşılması gereken mertebeler vardır.Bunları bilmek ve her halde bunlardan kurtulmak lazımdır.

Nefsin en tehlikeli mertebeleri emmare, levvame ve mülhimedir. Emmare'den kurtulmanın yegâne çaresi, Allah'ı çok zikretmektir. Allah zikri ile Allah'ın rahmetine sığınmadıkça nefsin kötülüğünden kurtulmak mümkün değildir. Yusuf (A.S)bile o kadar mücadeleden sonra ben de nefsimi kusursuz göremem, çünkü muhakkak nefis kötülüğü emreder, ancak Rabbimin rahmet ettiği nefis kurtulabilir." demiştir.

Allah'ın rahmet etmesi işte dilin, kalbin ve nefsin ve bedenin Allah zikri ile zikri daimiye ve huzura kavuşabilmesidir.

Bu üç mertebeyi Cenâbı Hak yemin ederek bildiriyor. Bunların tehlikesine çok dikkat edip korunmanızı beyan ediyor.

Emmare Mertebesinde nefis, yaptığı kötülüklerden hiç pişmanlık duymaz, hep kötülüklerden hoşlanır, kendini beğenir, yaptıklarıyla öğünür. Fakat Levvame olan nefis yaptığı kötülükten pişmanlık duyar. Bu hali kıyamet suresi 1-2 ayette: Kıyamet gününe yemini ile "Levvamenin şerrine ve tehlikesine dikkat edin" diyerek beyan buyuruyor.

Mülhime olan nefis dahi tehlikelidir. Çünkü Cenabı Hak Şems Suresinde hepsini sayarsak dokuz defa yemin ettikten sonra bu Mülhime'nin halini beyan ediyor. Mülhime olan nefis iki yol ortasındadır. Bir tarafta iman, takva; diğer tarafta küfür ve dalâlet. İşte bu iki yolun başındadır. Hangisine gideceğine karar verecek bir haldedir, bu halde çok tehlikede bulunmaktadır. (Beled Suresi 8-9-10-11. Ayetlerde:

"Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Verdik ve bir de ona Hak ve Batıl diye iki yol gösterdik. Fakat o sarp ve çetin işe girişemedi. Yani nefsini Hak tarafına teslim edip de batıldan korunamadı demektir. Nefsini batıldan âzâd edip de Hakka, imana ve takvaya verebilse idi işte o zaman kurtulacaktı. Fakat bunu yapmadan evvel daha tehlike içindeydi. Bu üç mertebe mutlaka tehlikelidir, bunlardan herhalde geçip tehlikeden uzaklaşmalıdır.

Emmare, Levvame ve Mülhime mertebelerinde olan bir nefis hiçbir kıymet kazanamaz. Devamlı kötülük emreder, yapar yaşar doymaz, pişman olmaz, olsada da yine vazgeçmez, Hak ile batıl arasında bocalar durur, fisku fücur ile takva arasında şaşırıp kalır. Bu üç halde de onun hakkında Cenabı Hak şöyle buyurmuştur. İnsan Suresi 1. Ayette: "İnsan hayatı üzerine bir zaman geldiki, o zaman içinde insanda zikre değer hiçbir şey yoktu." İnsan anılmağa değer bir varlık değildi. Ancak insan ne zaman "Allah'a iman ettim ve ona teslim oldum." derse o zaman Allah'ın kulu olduğunu itiraf eder ve Allah'a muhatap olabilecek bir kıymet kazanır. O vakit de Cenabı Hak ona hitap eder: Fecr Suresi 28-29-30.cu Ayetlerde: "Ey mutmainne olan nefis, artık sana hitab ediyorum,dön artık bana, gel benden tarafa, işte şimde ben senden hoşnud ve sen de Beni severek ve hoşnud olarak gel, gir salih kullarmın arasına da giriver onlarla birlikte cennetime hitablarına mazhar, kıymetli ve şerefli bir mertebe kazanır.

İnsan işte bundan sonra mükerremdir. Bu haliyle, bu vasfıyla mükerrem olur. Hucurat Suresi 13. Ayette "Sizin Allah indinde en mükerreminiz takvası en yüce olanınızdır." Sırrına mazhar olur, yoksa koyun gibi yer içer, yatar uyur gezerse, bu insanın hiçbir şeyi anılmağa değmez ve onda asla mükerremlik olmaz.

Bu ilahi hitaba erebilmek ve bu mükerrem vasfı kazanabilmek için çalışmalı, bu dünyada iken nefis mücadelesini ve cihadını yapmalı, bu hepimizin üzerine farzı ayındır.

Cenabı Hak cümlemizi, hitabı izzetiyle ve cenneti cemâliyle müşerref buyursun.

Nefis cihadımızda hepimizi muvaffak buyursun. Amin
eski 29.04.2008, 21:40 yolcu isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #26
yolcu isimli üye'ye teşekkür edenler
bir garib yolcu....
(Konuyu Başlatan)
 
Gülzar-ı İrfan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.01.2008
Mesajlar: 44


 
Yarışma Puanı: 280
Teşekkür etti: 51
Teşekkür aldı: 42 konuda 232 kere
Hacı Râbiâ Annemizin Dilinden MAHMUD SAMİ RAMAZANOĞLU(K.S.)

Mahmud Sâmi Efendi'nin her hâli ölçülü idi. Hâli, yaşayışı, ibâdeti..Mübarek tenleri latif ve zarifti. İnsanlara yük olmayı sevmez; başkalarının yükünü taşımaya çalışırdı. Kendisi için özel bir şey talep etmezlerdi. Çok sıcaklarda dahî soğuk bir şey istemezler, ikrâm edildiğinde de ihtiyaç kadarını içer, fazlasına tamah göstermezlerdi. Yemekleri de çok cüz'î idi. Ömrünce doyasıya yememiş, kanasıya içmemişler. Yemek yerken sırtlarını bir yere dayamazlardı, taâma hürmetsizlik olur diye�
Genellikle sükûtu tercih ederler ve hep huzur hâlini muhafaza ederlerdi. Tefekkürleri bol, istirahatleri azdı. İşyerine giderken vapurun zemin katına oturup sükutla "Şimdi de makinenin zikrini dinleyelim." buyururlardı.
"Eyyâm-ı biyz"orucunu tutmaya itina gösterirlerdi. Bu oruca devam eden kimselerin her ay üç gün oruç tutmaları sebebiyle bütün yıl boyunca oruç tutmuş gibi sevab alacaklarını söylerlerdi.
Aile hayatları nezâket ve edeb üzerine tesis edilmişti. Rahatsız olduğu zamanlardan biriydi. Uzanmış yatarlerken müsaade alıp içeriye girdiğimde doğrularak beni karşıladılar. Güleryüzle selâm verdiler. Hâlimi hatırımı sordular. Halbuki konuşmaya ve kıpırdamaya bile tâkatleri yoktu.
Kendileri çok hassastılar. Bizi incitmemeye çok dikkat ederlerdi. Bir defasında helva yapmıştım. Ama nasıl olduysa biraz altı yanmıştı. Tabağa koyup takdim ettiğimde, yediler ve tebessümle:
"-Kazandibi gibi olmuş, çok güzel�" diyerek hem teselli ettiler, hem de sevindirdiler.
Rahatsızlık zamanında muâyene için bir doktor çağırılmıştı. Daha sonra uzun süre gelip giden doktor, bir gün ayrılırken, bize:
"-Tedaviye gelmiştim tedavi oldum." demişti. Gerçekten Mahmud Sâmi Efendi'nin ahlâkı, biraz tanıma fırsatı bulan bahtiyar insanları bile derinden etkilemekteydi.

ALLAHA EMANET OLUN
eski 03.05.2008, 07:01 Gülzar-ı İrfan isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #27
Gülzar-ı İrfan isimli üye'ye teşekkür edenler
bir garib yolcu....
(Konuyu Başlatan)
 
Gülzar-ı İrfan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: 28.01.2008
Mesajlar: 44


 
Yarışma Puanı: 280
Teşekkür etti: 51
Teşekkür aldı: 42 konuda 232 kere
Kul hakkına çok itina gösterirlerdi. Yazıhânede çalışırken, birisine not yazacaklarında dükkan sahibinin kağıtlarından kullanmaz; cebinde taşıdıkları kağıda yazarlardı.
Mahmud Sâmi Efendi, kendi evinde de olsa, kapalı bir kapıyı çalmadan içeriye girmezdi. Eve bir misafir çağırmayı düşündüklerinde, muhakkak önceden haber verir ve istişâre ederlerdi.
Meclislerinde bulunanlar niyet ve nasiplerine göre istifade ederlerdi. Kalb mevzû üzerinde çok dururlardı. Yaşadıklarını anlatırlar; kısa, öz ve lüzumu kadar konuşurlardı. Sohbetleri ya âyet-i kerîme, ya da hadîs-i şerîflerden ibâretti. İstifâde edilmek üzere, Peygamber Efendimizin, ashâb-ı kirâmın hallerini anlatırlar; bazen de peygamberlerin hayatından misaller verirlerdi.
Kısacası hayatları edeb, edeb, yine edebden ibaretti. Allah Rasûlü'nün hayatını örnek almaya çalışır ve bütün söz ve davranışlarını istikâmet üzere yaşamaya itina gösterirlerdi. Güzel yaşadılar, güzel örnek oldular. Allah onların bu ibret dolu yaşayışlarından ve istikâmet üzre hayatlarından bizlere de hisseler nasib etsin. Âmin.


ALLAHA EMANET OLUN
eski 03.05.2008, 07:02 Gülzar-ı İrfan isimli Üyemiz şuan sistemimize bağlı değildir. (Offline)  
Alıntı ile Cevapla   #28
Gülzar-ı İrfan isimli üye'ye teşekkür eden 2 üye:
Cevapla



Yer imleri
Seçenekler




Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:09 .